İlk Derece Mahkemesi · Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/1114 E. 2025/337 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1114
- Karar No
- 2025/337
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : *** KARAR NO : *** HAKİM : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : ... - ... ... VEKİLLERİ : Av. ... - [16559-55881-79384] UETS Av. ... - [16919-19482-15079] UETS DAVALI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... - [16427-24579-01815] UETS DAVA : Menfi Tespit ( Kambiyo Senedinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : *** KARAR TARİHİ : *** KARAR YAZIM TARİHİ : *** Mahkememize açılan Menfi Tespit davasının yapılan yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; " Müvekkilin alacaklı tarafından, Kayseri Genel İcra Müdürlüğünde ... esas numaralı dosya kapsamında 25.294,65-TL değerinde icra takibinde bulunduğunu, ödeme emrinin tebliğ edildiğini, davalı tarafından 06/08/2018 düzenleme tarihli, 25/06/2019 vade tarihli, 3.000,00-TL bedelli bono, 06/08/2018 tarihli, 25/07/2019 vade tarihli, 3.000,00-TL bedelli bono, 05/12/2018 düzenleme tarihli, 25/10/2019 vade tarihli, 3.500,00-TL bedelli bono, 05/12/2018 düzenleme tarihli, 25/11/2019 vade tarihli, 3.500,00-TL bedelli bono ve 04/04/2018 düzenleme tarihli 25/11/2019 vade tarihli bonolara dayanarak icra takibi başlatıldığını, ancak müvekkilim söz konusu borcun tamamını ifa ettiğini, bu ödemelere ilişkin banka dekontları ve makbuzların bulunduğunu, bu ödemelerin ifa edildiğine dair tanıklarımızda bulunduğunu, müvekkilin davalıya maddi anlamda herhangi bir borcu kalmamakla birlikte takibin dayanağı da ifa edildiğini, takip başlangıcı olan tarihden önce müvekkilim tarafından, davalıya borç ifa edilmesine rağmen başlatılan takip haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilin telafisi imkansız maddi ve manevi zararlara uğrayacağı oldukça açık olduğundan davaya konu icra takibi neticesinde müvekkilin uğrayacağı muhtemel zararların engellenmesi için ihtiyaten durdurma kararı verilmesini ve menfi tespit davamızın kabulü ile davalıya borcu olmadığının tespit edilmesini " talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde; " Davacı taraf, Kayseri Genel İcra Dairesi ... E. Sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine ilişkin borcunun olmadığı iddiası ve gerekçesiyle iş bu mahkemenizde görülen menfi tespit davasını açtığını, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu itirazlarını kabul etmediklerini, takibe konu birden fazla kambiyo senet bulunduğunu, takibe konu kambiyo senetler sebepten mücerret olduğunu, takibe konu senetlere ait herhangi bir ödeme yapılmadığını, davacının ödeme iddiasını ispatlaması gerekir, bunun dışında sunulacak olan belge, makbuz ve delilleri kabul etmediklerini, davacının amacı müvekkil şirketin alacağını ödememek ve zarara uğrattığını, haksız olarak talep edilen ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini ve açılan davanın reddine karar verilmesini " talep etmiştir. DELİLLER:Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır. Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının UYAP sistemi üzerinden celp edildiği görüldü. Alacaklısının ..., borçlusunun ... olduğu görülmüştür. Merzifon Vergi Dairesi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacı ...’nın 2019-2022 defter kayıtları celp edilmiştir. Mahkememizin 27/06/2024 tarihli duruşmasında davacı tanıkları ... ve ...dinlenmiştir. Tüm deliller toplandıktan sonra davalı defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişi ...'nin 13/02/2024 tarihli raporunda özetle; Davalının 2018-2019-2020-2021-2022 yıllarına ait yevmiye-kebir-envanter defterlerinin açılış tasdikinin süresinde yapıldığı, kapanış tasdikine yevmiye defterinin süresinde kapanış tasdikinin yapıldığı, defterlerin içerdiği kayıtların birbirini doğruladığı, defterlerin bu haliyle HMK 222/2 ye uygun olduğu tespit edilmiştir. Davalı kayıtlarını esas alacak olur isek; davacının 11.699,16-TL açık hesaptan borçlu olduğu, takibe konu senetler bakımından borçlu olmadığı hesap ve tespit edilmiştir. Sayın Mahkeme davaya konu senetler ile açık hesap bakiyesinin ödenmesi gerektiğini kabul eder ise; davacının takibe konu senetlerin tamamı bakımından 11.699,16-TL borçlu olacağı, açık hesap bakımından borçlu olmayacağı hesap ve tespit edildiğine dair kanaatini bildirir raporunu sunmuştur. Raporun taraflara tebliğ edildiği, rapora karşı davalı vekilinin beyan dilekçesi sunduğu görülmüştür. Davacı defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişi ...'ın 06/09/2024 tarihli raporunda özetle; Davacı tarafından bilirkişi rapor incelemesi için tarafıma sunulan fatura, tahsilat makbuzu, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi Tahsilat / Ödeme Belgesi – Haber Kağıdı, senet ödemelerine ilişkin dekontlar ve iptal edilen senetler banka ve PTT ekstreleri incelendi; 5.1- Davalı ... Giyim San.ve Tic. A.Ş tarafından Davacı ... adına toplam 32.691,60.-TL fatura düzenlendiği faturaların Davacı ...’ ya ait resmi defterlere kayıt edildiği, 5.2- Davacı ... tarafından ..., adına toplam 3.993,50.-TL ödendiği 5.3- Hüseyin İL adına 3.500.00-TL senet ödemesi olmak üzere toplam 9.396,00.-TL ödendiği 5.4- Erol YAĞBASAN adına, 1.000,00.-TL ödendiği 5.5- ... Giyim San.ve Tic. A.Ş banka hesaplarına 5.000,00.-TL ödendiği 5.6- Verilen senetler için toplam 28.500,00.-TL ödendiği 5.7- Toplam 18.000,00.-TL değerinde 7 adet senedin ödeme bilgisinin bulunmadığı Davalı ... Giyim San.ve Tic. A.Ş tarafından Davacı ... adına düzenlenen toplam 32.691,60.-TL fatura karşılığı Davacı ...’ nın ödenen senetler dahil 44.389,50.-TL ödeme yaptığı ...’nın ... Giyim San.ve Tic. A.Ş’ ne düzenlenen fatura tutarından fazla ödeme yaptığı için 11.697,90.-TL alacaklı olduğu kanaatine bildirir raporunu sunmuştur. Raporun taraflara tebliğ edildiği, rapora karşı davalı vekilinin beyan dilekçesi sunduğu görülmüştür. Raporlar arasındaki çelişki nedeniyle yeniden muhasebeci-mali müşavir bilirkişi Prof. Dr. ...'dan rapor alındığı, bilirkişinin 03/02/2025 tarihli raporunda özetle; 1.Davalının ticari defterleri incelendiğinde davacıdan bir alacağı gözükmemektedir. Davacının 2007 yılı yevmiye defterinin kapanış kaydında da davalıyla ilgili herhangi bir borç/alacak yer almamaktadır. Davalının 2018 ve sonraki dönemlere ilişkin ticari defterleri incelendiğinde davacıya 4 adet fatura düzenlediği ve bu faturalar toplamınıti 32.691,60 TL olduğu tespit edilmektedir. Bahse konu faturalar hem davacınih hem de davalının ticari defterlerinde kayıtlıdır. 2.Davalının ticari defterleri incelendiğinde takip konusu bonoların öncelikle davacı hesabına kaydedildiği, daha sonra öde emesi sebebiyle ters kayıtla hesaptan çıkarıldığı tespit edilmektedir. Ayrıca takip konusu bono dışındaki 3 adet bononun da davacıdan giriş yapıldığı ve ödenmemesi seb ebiyle ters kayıtla çıkarıldığı tespit edilmektedir. Raporumuz içinde belirttiğimiz bahse konu 3 adet bono ve davalının takip konusu yaptığı bonoların davalı defterindeki giriş-çıkış yapılmış olması nedeniyle aşağıda hesaplayacağımız alacak /borf tutarına etkisi söz konusu olmayacaktır. 3.Davalının ticari defterlerinden - raporumuz içinde belirttiğimiz üzere- davacıdan 34.500 TL tutarında tahsilat yaptığı tespit edilmektedir. Bu tutar fatura bedelinden mahsup edildiğinde davalının davacıdan alacağı kalmamakta aksine 1.808,40 TL davacıya borcu oluşmaktadır. 4.Davalının ticari defterlerinde her ne kadâr davacıdan 11.699,16 TL alacak gözükmekte ise de bunun sebebi 15.12.2018 tarihinde davalıya 13.507,56 TL tutarında ödeme yapıldığına ilişkin kayıttır. Zira yukarida yaptığımız hesaplamaya göre davalı davacıya 1.808,40 TL borçludur. Ancak davalı taraf ticari defterlerinde davacıya 13.507,56 TL ödeme yapıldığı şeklinde kalıt yaptığı için davacıdan 11.699,16 TL alacak oluşmaktadır. Halbuki davalının davacıya böyle bir ödeme iddiası bulunmamaktadır ve ödeme belgesi de sunulmamıştır. Netice itibariyle mevcut belgeler ve taraflar arasındaki ticari ilişki bir bütün olarak tetkik edildiğinde; davalının davacıya 32.691,60-TL tutarında fatura düzenlediği ve 34.500 TL tahsilat yaptığı, davacının taraflar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan borcu olmadığı, takip konusu bonoların dayanağının da taraflar arasındaki alım satım ilişkisi kapsamında, verildiği hal böyle olunca davacının takip konusu bonolardan borçlu olmadığı değerlendirilmektedir. Rapordan birer suretin taraflara tebliğ edildiği, rapora karşı davalı vekilinin itiraz dilekçesi sunduğu görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Davacı taraf davalının kendisi hakkında Kayseri Genel İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında kendisi hakkında takip yapıldığını, dava dosyasına konu bonoların tamamını ödediğini belirterek menfi tespit dilemiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık noktasının davacının Kayseri Genel İcra dairesinin ... esas sayılı dosyasına konu bonoların bedelini ödeyip ödemediği noktasında toplanmaktadır. Davaya konu Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra takip dosyası üzerinde yapılan incelemede alacaklısının mahkememize ait işbu dosya davacısı, borçlusunun yine mahkememize ait işbu dava davalısı olduğu alacaklı tarafından borçlu aleyhine dayanağı 3 adet bonolardan kaynaklı toplam 25.294,65 TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibin dayanağının ise açık hesap/fatura olduğu, ödeme emrinin itiraz üzerine takibin borca itiraz nedeniyle durduğu ve 1 yıllık yasal hak düşürücü süre içerisinde işbu itirazın iptali davasının açıldığı görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye, bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan bu ilişki "kambiyo ilişkisi" olarak anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu "kambiyo taahhüdü"nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 779/1). 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72. maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1. maddesi, “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Bonolar kural olarak, birer kredi vasıtasıdır. Aksine sözleşme veya âdet bulunmadıkça edimlerin aynı anda ve karşılıklı olarak ifa edilmesine ilişkin genel ilkenin (TBK m.96) bir istisnası olarak, alt hukuki ilişkinin karşı edimini alan borçlu, para borcunu derhal ödemek yerine bir bono düzenleyerek karşı âkide verebilir. Hatta bu ödemeleri taksitler hâlinde ve ardışık vadelerde düzenlediği bonolara bağlayabilir. Böylelikle bono, keşidecisine ödeme konusunda zaman kazandırırken, lehdarına da ciro suretiyle ticari ilişkisini sürdürmek olanağı sağlar. Mahkememiz dosya kapsamında tarafların ticari defterleri incelenmiştir. Prof Dr. ... tarafından sunulan rapor ve diğer raporlar birlikte incelendiğinde; davalının ticari defterlerine göre 01/01/2018 tarihi itibariyle davacıdan bir alacağının gözükmediği, davacının 2017 yılı yevmiye defterinin kapanış kaydında da davacıya herhangi bir borç alacak kaydının yer almadığı tespit edilmiştir. Davalının 2018 ve sonrası dönemlere ilişkin ticari defterleri incelendiğinde davacıya 4 adet fatura düzenlendiğini, bu faturaların toplam bedellerinin 32.691,60-TL olduğu, bahse konu faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının ticari defterlerinde ise dava konusu bonoların öncelikle davacının hesabına kayıt edildiği daha sonra ters kayıtla hesaptan çıkarıldığı tespit edildiğinden söz konusu bonoların cari hesaba ilişkin olarak verildiği anlaşılmıştır. Davalının ticari defterlerinde davacıdan 34.500,00-TL tahsilat yaptığı görülmüştür. Bu tutar fatura bedeline mahsup edildiğinde davalının davacıdan alacağı kalmadığı aksine 1.808,40-TL davalının davacıya borcu oluştuğu tespit edilmiştir. Netice itibariyle söz konusu bonoların ticari defter kayıtları uyarınca açık hesaba ilişkin olarak verildiği, davacının fazla ödemesi bulunduğundan menfi tespit isteminin kabulüne karar verilmiştir. Kötü niyet tazminatı talebine ilişkin değerlendirilmede: İcra İflas Kanunun 72/5.maddesi uyarınca menfi tespit davasında Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararında alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Öğretide ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde, icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu kabul edilmektedir. Anılan yasa hükmünde düzenlenen ve ‘kötü niyet tazminatı’ olarak adlandırılan tazminat, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Açıklanan gerekçeler ışığında, dava yönünden davalı kötü niyetli görülmediğinden ve bu hususun davacı tarafından ispatlanamaması sebebi ile davacı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-Davacının davasının kabulü ile davacının Kayseri Genel İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası kapsamında ve bu dosyaya konu bono ve ferileri sebebiyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, 2-İİK'nun 72/5. Maddesi uyarınca takibin derhal durdurulması amacıyla Kayseri Genel İcra Dairesine müzekkere yazılmasına, 3-Davacının tazminat talebinin koşulları bulunmadığından reddine, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince alınması alınması gerekli 1.727,87-TL karar ve ilam harcından davacı tarafça peşin yatırılan 161,40-TL 'nin mahsubu ile eksik 1.566,47-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin (yargılama giderinin) davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 6-Davacı tarafından yapılan 80,70-TL başvurma harcı, 161,40-TL peşin harç, 296,40-TL tedbir talebi olmak üzere toplam 538,50-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan; bilirkişi, posta, müzekkere, tebligat, elektronik tebligat, kep reddiyat gideri ve istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 8.791,70-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 9-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen kısım üzerinden 25.294,64-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 10-Kararın mahiyeti gereği davalı lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, 11-6100 sayılı HMK'nun 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde yatıran ilgili tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 12-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dava dosyasının tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra istinaf incelemesine gönderilmesine veya mahkememiz arşivine kaldırılmasına, Dair, davacının yüzüne karşı, diğer tarafın yokluğunda, miktar itibarıyla KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 10/04/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır