İlk Derece Mahkemesi · İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/1022 E. 2024/522 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1022
- Karar No
- 2024/522
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/1022 Esas KARAR NO : 2024/522 DAVA : İtirazın İptali (DASK Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 20/05/2022 KARAR TARİHİ : 18/09/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (DASK Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, İzmir ili, Bayraklı ilçesi, merkez ... parsel sayılı taşınmazda bulunan ... nolu dairelerin maliki olup, her bir dairesi için deprem sigortası yaptırdığını, 30.10.2020 tarihinde İzmir’de meydana gelen büyük depremde davacının dairelerinin zarar gördüğünü, poliçe limit tutarının her bir daire için 149.688-TL olduğunu, 01.11.2020 tarihli ihbar neticesinde DASK ekspertizlerince taşınmazların bulunduğu binanın az hasarlı kabul edilerek müvekkiline 03.12.2020 tarihinde, 11 nolu daire için 12.492,05-TL , 10 nolu daire için 14.213,20-TL, 8 nolu daire için 12.492,05-TL, 7 nolu daire için 12.492,05-TL ödeme yapıldığını, ödemeler esnasında taşınmazın hasar durumunun kesinleşmediğini, Ocak 2021 tarihinde orta hasarlı olarak kesinleştiğini, Bayraklı Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü tarafından gönderilen 21.06.2021 tarihli yazıda, 1 yıl içerisinde 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. Maddesinde belirtildiği gibi güçlendirme ruhsatı alınarak güçlendirilmesinin veya 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu kapsamında yıkılarak yeniden yapılmasının ihtar edildiğini, bakiye ödemenin müvekkilinin hesabına yatırılması konusunda e-mail yolu ile yapılan 09.07.2021 tarihli başvurularına davalı tarafından olumsuz yanıt verildiğini, Bunun üzerine müvekkilinin öncelikle güçlendirme yapmak istediğini, ancak yeterli olmayınca binanın kentsel dönüşüm kapsamında yıkımının gerçekleştirildiğini, bina yıkılmadan önce İzmir... Tüketici Mahkemesi'nin... D.İş. sayılı tespit dosyasında, 130m² bir dairenin yeniden yapım bedelinin arsa payı hariç 416.000-TL olduğu tespit edildiğini, fakat poliçe limitinin 149.688-TL olması nedeniyle limit kapsamında muafiyetler de düşüldükten sonra hasar ödeme tarihinden itibaren işleyen faizlerle birlikte İzmir... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında icra takibine geçtiklerine, davalının itirazı nedeniyle takibin durdurulduğunu, zorunlu arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını, Dask’a ait sitede, Dask'ın ve amacının; yaşanılan binada depremin meydana getirdiği maddi zararları karşılamaya yönelik bir teminat sistemi olduğu, bu sayede yaşamın deprem öncesindeki temel standartlarında devam edebilmesinin amaçlandığı, sigorta ile deprem ve depremden kaynaklanan yangın, infilak, yer kayması ve tsunami risklerine karşı, sigortalı konut sahiplerine maddi güvence sağlandığı, ister oturulamaz durumda ister kısmî hasarlı olsun, bina zararını en hızlı şekilde tazmin ederek, yaşamın normale dönmesine aracılık ettiği şeklinde tanımlamaların yapıldığını, buna göre; Dask'ın depremden önceki ana geri dönebilmek adına, ne yapılması gerekiyorsa, depremin meydana getirdiği maddi zararları karşılamaya yönelik adımları atması ve depremin meydana getirdiği maddi zararları poliçe limiti dahilinde karşılaması gerektiğini, davalı tarafından yapılan hasar ödemesinin değil eski duruma getirmek ancak badana ve temizlik giderini karşılayacak düzeyde olduğunu, üstelik poliçede belirtilen muafiyet bedeli olan %2'nin, ödenen tazminat üzerinden değil poliçe bedeli üzerinden hesaplanarak tazminattan düşürüldüğünü, poliçe limit üzerinden üzerinden %2 muafiyet hesaplanıp sigortalıdan kesildiğini, davalının, sigortalıya her ödedikleri hasar dosyasında kendisine 2.630,88 TL muafiyet bedeli aldığını bildirmiş, itirazın iptali ile takibin devamına, davalının alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, ödemenin zararını karşılamadığına ilişkin davalıya başvuruda bulunmadığını, bu nedenle davacı tarafından davaya konu zarara ilişkin yeniden değerlendirme yapılmasının önüne geçildiğini, bakiye hasar bedeline ilişkin yeniden talepte bulunmaksızın davacı tarafından resen araştırma yapılması ve akabinde ödeme gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, davacının, Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları’nın “Rizikonun Gerçekleşmesi Halinde, Sigorta Ettirenin ya da Sigortalının Yükümlülükleri” başlıklı B.1 maddesindesindeki yükümlülükleri yerine getirmediğini, hükümle birlikte kanunun lafzı ve amacı birlikte değerlendirildiğinde, sonradan ikmali mümkün olmayan bir noksanlığın teşkil ettiğini, ZDS Genel Şartlarında belirtilen yükümlülüklerin dava ikame edilebilmesinin doğrudan bir ön şartı olduğundan yargılama esnasında ikmalinin bahis mevzu olamayacağını, amacın, dava açılmadan uyuşmazlığın çözümlenmesi olup, HMK 115(2) maddesi uygulanmak sureti ile usulüne uygun olmayan davanın yargılama sırasında yeniden rapor aldırılarak ikmalinin mümkün olmadığını, davacının, davadan önce usulüne uygun talepte bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası veya kısmi dava olarak ikame edilmesinin HMK’nın ilgili hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, davalı kurum tarafından, atanan eksperin, davacıya ait konutlarda meydana gelen hasarın tespiti için gerekli incelemeleri yaptığını ve incelemeler sonucunda ekspertiz raporları düzenlediğini, düzenlenen raporlardan sonra, muafiyet bedeli düşülerek 11 nolu daire için 12.492,05-TL, 10 nolu daire için 14.213,20-TL, 8 nolu daire için 12.492,05-TL, 7 nolu daire için 12.492,05-TL ödeme yapıldığını, yasal düzenleme gereği Hazine Müsteşarlığı’na bağlı bağımsız sigorta eksperleri tarafından yapılan hasar tespitinin esas alınması gerektiğini, Danıştay 8. Dairesinin kararı gereği, ekspertiz raporlarının delil niteliği taşıdığını belirleyen yasa kuralı ile sigorta ekspertizlerinin sigortalayan ve sigorta ettirene karşı tarafsız ve bağımsız çalışma ilkeleri gereği tazminat yükümlüğünü doğuran olayların nedenlerini de ortaya koyan raporlarının hukuken geçerli belge niteliği taşıdığının kabulünün zorunlu olduğu, davacının zararının hasar tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuata göre tamamen karşılanmış olması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, davacının talebine ilişkin sigorta kapsamı ve teminat dışı kaldığı hallerin mevcut olup olmadığının araştırılması ve bu hallerin mevcut olması halinde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, sigorta poliçesindeki deprem rizikosunun amacının, deprem nedeniyle oluşan gerçek zararın giderilmesi olup, rizikonun yapının yapım eksikliği nedeniyle mi yoksa deprem nedeniyle mi meydana geldiğinin zararın Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında bulunup bulunmadığının tespitinin zorunlu olduğunu, Yargıtay 17.HD.’nin kararlarında, deprem sigortasının amacının sigortalı işyeri ya da konutta deprem nedeniyle meydana gelen hasar dışında sigortalı binanın eskimesine bağlı olarak güçlendirilmesi ya da yenilenmesi olmadığı, taşınmazda keşif yapılarak hasarın deprem nedeniyle meydana gelip gelmediği konularında bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulması gerektiği ve rizikonun yapının yapım eksikliğinden mi yoksa depremden mi meydana gelip gelmediği, zararın Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması gerektiğinin belirtildiğini, davacının bilirkişi veya uzman raporu sunmaması nedeniyle tazminat hesaplaması yoluna gidilmesi durumunda keşif yapılmasının elzem olduğunu, binanın yıkılmasına karar veren kamu otoritesinin yalnızca yıkıma karar verip, binanın deprem öncesi durumu ile deprem sonrası durumu arasındaki deprem güvenliği farklılıgına ilişkin bir değerlendirmede bulunmadığını, Zorunlu Deprem Sigortası Genel Sartlarının A.3.6 maddesinde, belirli bir deprem hadisesine bağlı olmaksızın binanın kendi kusur ve özellikleri nedeniyle zamanla oluşan zararların teminat dışında kalacağının düzenlendiğini, meydana gelen depremde taşıyıcı kolonlarının hasarlanmadığını ve rizikodan önceki haline onarımla getirilmesinin mümkün olduğunun teknik açıdan belirlenmiş hasarların bulunduğu bir binada, binanın yapısal durumunun da dikkate alınarak yeni mevzuat geregi afet dönüşüm kapsamına alınarak verilmiş yıkım kararı sonucu oluşan zararı ile deprem sonucu doğrudan meydana gelen hasarlar arasında nedensellik ilişkisi olmadığını, davaya konu alacağın likit olmayıp, miktarının tespitinin ancak bilirkişi raporu ile mümkün olması nedeniyle icra inkar tazminatı talep edilemeyeceğini, binanın yapısal sorunları ve mevcut yönetmeliklere uymaması nedeni ile yıkılıp yapılmasının yasal olarak iyileştirme olup, Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında olmadığını, Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları’nın “Tazminatın Ödenmesi” başlıklı B.4 maddesi uyarınca, davaya konu hasar dosyasında eksper raporunun 06.11.2020 tarihinde tanzim edilmiş olup, tespit edilen hasar bedelinin müvekkili kurum tarafından 03.12.2020 tarihinde bankaya aktarıldığını, bu durumda müvekkili kurumun eksper tarafından tespit edilen hasar bedeline ilişkin temerrüde düşmediğinin kabulünün gerektiğini, ayrıca davacı tarafça yapılmış bir başvuru bulunmaması nedeniyle davacının faiz isteme hakkının doğmadığını, müvekkili kurumun, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, tacir niteliği taşımadığı gibi ticari işletme de olmaması nedeniyle ancak yasal faize hükmedilebileceğini, davacının haksız, mesnetsiz, usul ve yasaya aykırı taleplerle icra takibi başlatması nedeniyle kötü niyet tazminatı talep etme koşullarının gerçekleştiğini bildirmiş, davanın usul ve esastan reddine ve davacının alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Dava, 30/10/2020 tarihinde meydana gelen İzmir depreminde davacıya ait dört adet bağımsız bölümünde oluşan hasar nedeniyle DASK poliçesi kapsamında bakiye tazminatın tahsili için davacı tarafça, davalı hakkında yapılan ilamsız icra takibinde davalının, borca ve ferilerine ilişkin itirazının iptali istemine ilişkindir. Davaya konu icra dosyasında davacı taraf, poliçe kapsamında aldığı ödemenin yetersiz olduğu iddiası ile bakiye tazminatın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi yoluyla davalı hakkında icra takibi yapmış, davalı tarafın yasal süre içinde borca ve ferilerine ilişkin sunduğu itirazı nedeniyle icra takibi durdurulmuştur. Dava, İİK'nın 67(1) maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Davalı tarafça cevap dilekçesinde, davacının, davadan önce davalıdan usulüne uygun talepte bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiği iddia edilmiş ise de; davacının, yaptığı başvuru sonucunda, davalı tarafından yapılan ödemenin ardından bakiye alacağı için yeniden başvurulmasının zorunlu olduğu konusunda bir yasal düzenleme ve sözleşme hükmü bulunmadığı dikkate alınarak, davalı tarafın aksi iddiasında haklılık görülmemiştir . Davalı tarafça, davanın belirsiz alacak davası veya kısmi dava olarak ikame edilmesinin HMK hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiği iddia edilmiş ise de; davanın niteliği itibarıyla belirsiz alacak veya kısmi dava olarak açılmadığı, itirazın iptali davalarının icra takibine bağlı olup, dava dilekçesinde itirazın iptalinin ve takibin devamına karar verilmesinin talep edilip, harca esas değer asıl alacak ve işlemiş faizin toplamı olarak dava dilekçesinde gösterilip, bu değer üzerinden peşin nispi harcın yatırıldığı göz önünde tutularak, davalı tarafın, usul, yasa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen iddiasında haklılık görülmemiştir. Dosyada toplanan tüm delil ve belge örnekleri ile tarafların iddia ve savunmalarına göre, dava konusu İzmir ili, Bayraklı ilçesi,... parsel sayılı taşınmazda bulunan... nolu mesken nitelikli bağımsız bölümlerin tapu malikinin davacı olup, davalı tarafça DASK poliçesiyle sigortalandığı, 30.10.2020 tarihinde İzmir’de meydana gelen depremde davacının bağımsız bölümlerinin hasarlandığı, davalının görevlendirdiği ekspertizlerin binayı az hasarlı olarak değerlendirerek yaptıkları hesaplama sonucunda davalı tarafça, davacıya 03.12.2020 tarihinde, 11 nolu daire için 12.492,05 TL, 10 nolu daire için 14.213,20 TL, 8 nolu daire için 12.492,05 TL, 7 nolu daire için 12.492,05 TL ödeme yapıldığı, belediye tarafından yapılan inceleme sonucunda, davacının bağımsız bölümlerinin bulunduğu taşınmazın yıkılarak yeniden yapılmasının ihtar edildiği ve binanın yıkıldığı, İzmir...Tüketici Mahkemesi'nin ... D.İş. sayılı tespit dosyasında, davacının zararının tespitini talep ettiği, düzenlenen bilirkişi raporunda, dava konusu icra takibine konu edilen alacakların davacının zararı olarak hesaplandığı, davacının bu rapordaki hesaplamaları dikkate alarak, bakiye alacağın tahsili için davaya konu icra dosyasında ilamsız icra takibi yaptığı, davalı tarafın itirazı nedeniyle takibin durdurulduğu belirli olduğu gibi taraflar arasında çekişmesizdir. Davacı taraf, davalı tarafça yapılan ödemenin yetersiz olduğu, delil tespiti dosyasında belirlenen ihtarda ödeme yapılması gerektiği iddiasında bulunmasına karşılık davalı taraf, zorunlu deprem sigortası genel sartlarının A.3.6 maddesi uyarınca, belirli bir deprem hadisesine bağlı olmaksızın binanın kendi kusur ve özellikleri nedeniyle zamanla oluşan zararların teminat dışında tutulacağına ilişkin düzenleme nedeniyle rizikonun yapının yapım eksikliği nedeniyle mi yoksa deprem nedeniyle mi meydana geldiğinin, zararın zorunlu deprem sigortası kapsamında bulunup bulunmadığının tespitinin gerektiğini iddia etmiştir. Buna göre uyuşmazlık, davaya konu bağımsız bölümlerin bulunduğu ana yapının, depremden bağımsız olarak kendi yapısal sorunları ve yasal mevzuata aykırı olarak yapılmış olması nedeniyle zarar görüp görmediği ve yıkılmak durumunda kalıp kalmadığı, deprem nedeniyle zarar gördüğünün kabulü halinde davalı tarafça yapılan ödemenin yeterli olup olmadığı noktalarında toplanmıştır. Uyuşmazlığın niteliği ve uyuşmazlık noktaları göz önünde tutularak, uzman bilirkişilerden rapor alınması yoluna gidilmiş, 01/09/2023 tarihli raporda; yapının orta hasarlı olup, kural olarak orta hasarlı binanın güçlendirmesi yapılmadan kullanılmaması gerektiğini, deprem sonrasında bir kısım yapı maliklerince 6306 Sayılı Kanun kapsamında yaptırılan analiz çalışmaları neticesinde yapının riskli çıkarak yıkılmış olmasının yapının kendi zafiyetinden kaynaklanması ve gelecekte olabilecek daha büyük depremlere karşı yeterli dayanıma sahip olmamasına bağlı olarak yapının riskli yapı olarak belirlenmiş olması nedeniyle 30/10/2020 tarihinde meydana gelen deprem sonrası oluşan hasarlar arasında illiyet bağı bulunmadığını, dava konusu bağımsız bölümlerin bulunduğu yapıdaki 5,63 MPa beton dayanımının çok düşük olduğunu ve sadece bu hali ile yapının tabii olduğu yönetmeliğe uygun inşa edilmemiş olduğunu, bu nedenle yapının depremden aldığı hasarlardan ziyade binanın yönetmeliklere uygun olarak inşa edilmemiş olması sonucu kendi yapısal sorunları nedeni ile yıkılmak zorunda kaldığını, yapıdaki güçlendirme maliyetinin dava konusu dört bağımsız bölüm için toplam 271.800,28 TL olarak hesaplandığını, DASK sigorta poliçesindeki deprem rizikosunun amacının, deprem nedeniyle oluşan gerçek zararın giderilmesi olup, teminat kapsamında tutar, binanın yenilenmesi veya güçlendirilmesinin DASK poliçesi teminatı dışında olduğunu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi kararları ve DASK poliçesi genel şartları uyarınca davalı DASK Kurumu tarafından yapılan hasar tazminat ödemelerine ek olarak davacı tarafından talep edilen tam ziya hasar tazminat istemine ilişkin talebin uygun olmadığı bildirilmiş, tarafların itirazlarının değerlendirilmesi ve eksik bırakılan hususların giderilmesi için 15/11/2023 tarihli ek rapor alınmış, bilirkişiler ek raporda; tarafların dile getirdikleri itirazların, kök raporda yaptıkları tespit ve değerlendirmeleri değiştirmeyi gerektirmediğini, kök raporda yaptıkları tespit ve değerlendirmeleri tekrar ettiklerini bildirmişlerdir. Delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler ile mahkememizce alınan 01/09/2023 tarihli rapor ve 15/11/2023 tarihli ek raporda yapılan tespit ve değerlendirmelerin birbiri ile çelişmesi üzerine bu kez bu çelişkiyi gidermek için 30.04.2024 tarihli bilirkişi kurulu raporu alınmış, bilirkişiler raporda; riskli yapı tespiti ile deprem hasarı tespitinin farklı tespitler olduğunu, davaya konu bağımsız bölümlerin bulunduğu yapıdaki ilk tespitte, yapının az hasarlı olduğunun tespit edilmesine rağmen itiraz kapsamında orta hasara dönüştürüldüğünü, her iki tespitin gözlemsel olarak yapılıp, hasar derecesinin neye dayanarak değiştirildiği konusunda bir gerekçe bulunmadığını, dava konusu yapının 1986 yılında 1975 Yönetmeliğine haiz olarak yapıldığının tespitte yer aldığını, deprem hasrına ilişkin ilk tespitte az hasarlı olan yapı, deprem olmasa dahi, binanın yaşı, yıpranması eski yönetmelik şartlarına haiz olması da dikkate alındığında fiili durumda depremin hemen öncesinde dahi yapının kendi kusuru ve özellikleri ile hiç aletsel teknik inceleme yapılmadan dahi riskli yapı olduğunun açık olduğunu, buna göre; binanın yeniden yapım maliyetinin davalıya yükletilmesinin uygun olmadığını, yapının deprem öncesinde 6306 sayılı yasa kapsamında kentsel dönüşüme girmesi gereken ve kendinden yapısal hasarlı ve kusurlu bir yapı olması sebebiyle depremden kaynaklı oluşan hasarın bu minvalde değerlendirilmesi gerektiğini, dava konusu dört daire için yeniden yapım bedelinin her bir daire için 347.717,00 TL olmasına bağlı olarak toplam 1.390.870,00 TL olduğunu bildirmişler, raporun gerekçeli, ayrıntılı, hükme ve denetime elverişli olmadığı ve taraflarca yapılan itirazların değerlendirilmesi gerektiği dikkate alınarak, bilirkişilerden 29.07.2024 tarihli ek rapor alınmış, bilirkişiler ek raporda; yapının deprem anında zaten kendiliğinden riskli yapı olduğunu, deprem anında yapının yaşı, yıpranması, ruhsat aldığı tarihteki taşıyıcı sistemin deprem anında geçerli olan yönetmelikleri sağlamasının teknik olarak mümkün olamadığından afet riski taşıyan riskli yapı grubundayken depremden orta hasar aldığını, aynı görüşün ilk heyet raporunda yer aldığını, ilk heyet raporundaki tespitlerin kök rapora derç edildiğini ancak mahkemece aksi kanaat oluşmasına binaen ikinci altarnetifin yapıldığını, teknik görüşün birinci altarnetifte izah edilen ve kök raporda yer alan tespit ve değerlendirmelerle aynı olduğunu bildirmişlerdir. Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, davacı tarafın iddiaları, davalı tarafın savunmaları, delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporu ile mahkememizce alınan her iki bilirkişi rapor ve ek raporları birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporunda, davaya konu bağımsız bölümlerin bulunduğu yapının 30.10.2020 İzmir depremi sonucunda taşıyıcı elemanlarının gördüğü hasar sebebiyle orta hasar sınıfında olduğu belirtilerek, yeniden yapım bedeli belirlenmiş ve bu rapora dayalı olarak davacı tarafça bakiye bedeli tahsili için davalı hakkında ilamsız icra takibi yapılmış ise de, mahkememizce alınan ilk bilirkişi raporunda, dava konusu bağımsız bölümlerde oluşan hasarın, bağımsız bölümlerin bulunduğu yapının yapım zamanındaki yönetmelik hükümlerine uygun olarak yapılmadığı, yapıdaki 5,63 MPa beton dayanımının çok düşük olduğu, bu nedenle yapının depremden aldığı hasarlardan ziyade binanın yönetmeliklere uygun olarak inşa edilmemiş olması sonucu kendi yapısal sorunları nedeni ile yıkılmak zorunda kaldığı ve hasar ile deprem arasında illiyet bağının bulunmadığının tespit edildiği, her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için alınan ikinci bilirkişi raporu ve ek raporununda da mahkememizce alınan ilk raporda yapılan tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olduğunun bildirilmesi karşısında her iki raporun birbirini doğruladığı, delil tespiti dosyasında alınan raporla mahkememizce alınan rapor arasındaki çelişkinin bu şekilde giderildiği, mahkememizce alınan her iki raporla dava konusu bağımsız bölümlerde oluşan hasarın bağımsız bölümlerin bulunduğu yapıdaki beton dayanımının çok düşük olması, yapıldığı tarihteki yönetmelik hükümlerine uygun bulunmaması nedeniyle zaten yıkıma muhtaç olup, hasarla deprem arasında illiyet bağının bulunmadığı, bu durumun DASK poliçesi teminat kapsamında olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle: 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın peşin olarak yatırılan 7.239,46 TL harçtan indirilmesi ile geriye kalan 6.811,86 TL harcın karar kesinleştiğinde ve isteği halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davalı yararına A.A.Ü.T'nin 13(1) maddesi uyarınca takdir edilen 89.920,40 TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-6325 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi uyarınca 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinden oluşan yargılama giderinin davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafça yatırılan gider avansından harcama yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 7-Taraflarca peşin olarak yatırılan gider avansından artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.18/09/2024
Başkan ... e-imza Üye ... e-imza Üye ... e-imza Katip ... e-imza