İlk Derece Mahkemesi · İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/548 E. 2024/552 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2020/548
Karar No
2024/552
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/548 KARAR NO : 2024/552 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 01/10/2020 KARAR TARİHİ : 18/07/2024 Yukarıda tarafları yazılı davanın mahkememizde yapılan yargılaması sonunda dava dosyası ve ekleri incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı yan arasında, davacı şirketin maliki olduğu ... adresine kain ve tapunun ... ili, ... İlçesi ... pafta , ... ada, ... parselinde kayıtlı bulunan toplam 460,66 m2 alanlı ana taşınmazda, 11,12,13,14,15,16,17,18,19,20,21,22,23,24,25,26,27,28,2 9,30,31,32,33,34,35,36,37,38,39,40,41,42,43,44,45,46,47,48,49,50 ve 51 nolu bağımsız bölümlerin (toplam 41 adet) tamamının toplam 2.380.000,00.-TL bedel ile borçlu/davalı şirkete satılması hususunda 28.03.2020 tarihli bir “Taşınmaz Alım Satım Ön sözleşmesi” imzalandığını, ön sözleşme hükümlerine uygun olarak, tüm taşınmazların tapularının 22/04/2020 tarihinde davacı şirket tarafından davalı şirket adına devir ve tescil edildiğini ve davacı şirketin sözleşme ile kararlaştırılan edimini yerine getirdiğini, davalı yanın tapu devir tarihine kadar sözleşme gereği ödemekle yükümlü olduğu vergiler ile alım satım bedelini 2.274.200,00 TL'lik kısmını, kısmen borçlu şirket sahibi ... hesabından, kısmen alıcı şirket hesabından banka kanalı veya sözleşme gereği makbuz mukabilinde olmak üzere davacı şirkete ödediğini, tüm tapuların davacı şirket tarafından borcu şirket adına devir ve tescil edilmesine rağmen davalı yanın sözleşme ile kararlaştırılan 2.380.000,00 TL alım satım bedelinin 105.800,00 TL'sini tapu işlemlerinden hemen sonra ödeyeceğim diyerek tapu devir ve tescil anına kadar davacı şirkete ödemediğini, bunun üzerine İzmir ... Noterliğinin 03/07/2020 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile davalı şirkete ihtar yapıldığı fakat herhangi bir ödeme yapılmadığını, bu sefer de İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile 7 örnek ödeme emrini havi icrai takibata başlanıldı ise de davalı şirketin yapmış olduğu itiraz neticesinde takibin durdurulduğunu işbu nedenlerle davanın kabulüne, davalı yanın İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline ve icra takibinin devamına, asıl alacak meblağı üzerinden hesaplanacak %20 oranında inkar tazminatının davalı yandan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan davayı kabul etmediklerini, çünkü somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişkide yapılan sözleşmeye göre belirtilen ödeme miktarının tamamlandığını, davalı şirketin davacı şirkete ödemek zorunda olduğu herhangi bir borcunun kalmadığını, davalı şirket tarafından davacı şirkete ödenecek herhangi bir borç kalmadığından takibe itiraz edildiğini ve arabuluculuk görüşmelerinden de sonuç alınamaması gerçekleştiğini işbu nedenle davacının haksız ve kötü niyetli takibine yönelik açtığı itirazın iptali davasının reddine, davacının %20'den aşağı olmayacak miktarda kötüniyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. KANITLAR: -İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Genel Soruşturma Bürosuna ve Savcılığı yazılan bütün yazılara cevap verilmiştir. - Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına yazılan yazıya cevap verilmiştir. - Salihli Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğüne yazılan yazıya cevap verilmiştir. - İzmir ... İcra Dairesine yazılan yazıya cevap verilmiştir. GEREKÇE : Dava, taşınmaz alım-satım ön satım sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasıdır. Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır. Öncelikle taraflar arasında hukuki ilişki olup olmadığı, varsa hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeble de davacı ve davalının ileri sürmüş olduğu iddialar, vakıalar ve bunları ispat edip etmedikleri ve ispat yükünün kimde olduğu hususuna değinmekte yarar vardır. HMK 190. maddesi ""İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " hükmü mevcuttur. İleri sürülen bir önermenin doğruluğu hususunda kanaat oluşturmak için bir nedenselliğin ortaya konulması olarak tanımlanabilen ispat, yargılama hukuku açısından dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. İspatın konusu olan vakıalar, hukuk açısından doğrudan önem taşıyan veya dolaylı olarak önem taşıyan vakıalar olarak ayrılabilir. Hukuk açısından doğrudan önem taşıyan olaylar; hukuken hakların ve hukuksal ilişkilerin doğumu, değişmesi, işlemez duruma gelmesi, doğumunun engellenmesi veya doğduktan sonra düşmesine yol açan olaylardır. Hukuk açısından dolayısıyla önem taşıyan ve “emareler (belirtiler) ” olarak da tanımlanan olaylar ise; hak ve hukuksal ilişkilerde yukarıda belirtilen durumların meydana gelmiş olduğu, kendilerinden olağan yaşam deneyimleri kuralları uyarınca anlaşılabilen, bir başka deyişle bir eylemsel karine bağının kurulmasına olanak veren olaylardır. Emareler, ancak hâkimin delilleri serbestçe değerlendirme (takdir) serbestisinin bulunduğu (HMK madde 198), bu serbestinin özel kurallar ile sınırlanmamış olduğu (HMK madde 200 ve 201 gibi) durumlarda ispat konusu olabilir.( Bilge Umar; (1980), İspat Yükü, (2. Baskı), Büyükçekmece, Kazancı Matbaacılık Sanayi. sf. 19.) İspatın, doğrudan delil göstererek ispat ve dolaylı ispat olarak ayrıma tabi tutulup, dolaylı ispatın emareler ile ispat olarak değerlendirildiği, bu kapsamda emareyi bir delil vasıtası olarak değil, ispata yardımcı, kanuni maddi unsura uymayan yabancı vakıalar olarak nitelendirildiği de görülmektedir.( M. Kamil Yıldırım; (1990), Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret. sf. 120, 121.) İspat yükü belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden hâkimin aleyhte bir kararıyla karşılaşma tehlikesidir. Bu tanımda asıl davayı kaybetmek tehlikesinden değil, hâkimin aleyhte bir kararı ile karşılaşma tehlikesinden bahsedilmesi dikkate değerdir. Zira yalnızca davanın asıl konusu bakımından değil, aynı zamanda bir ön sorun veya bir ara sorun hakkında da iki tarafın birbirine zıt olarak ileri sürdükleri olayların hiçbirinin ispat edilememesi olasılığı vardır. Bu durunda hâkimin yapacağı iş söz konusu sorun bakımından ispat yükünü taşıyan tarafın, o sorunda ileri sürdüğü istemi reddetmek olacaktır.(Umar; İspat Yükü, sf. 3) İspat yükü taraflar için bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilâkis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; meselâ, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir.(Kuru; Arslan; Yılmaz; sf. 370.) Davaya konu edilen taşınmaz alım-satım ön sözleşmesi nedeniyle verilen tediye makbuzundaki imzanın davacıya ait olmadığına ilişkin iddia nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyası bu dosya için bekletici mesele yapılmıştır. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyası ile bu davaya konu edilen tediye makbuzu hakkında şikayette bulunduğu, dosyanın yapılan incelemesinde; Davacı ... Toprak ve Madencilik San. Ve Tic. Şirketi tarafından Davalı ... Özel Eğitim Taş. Ve Gıda San. Ltd. Şti aleyhine açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçu nedeniyle şikayette bulunulduğu, bu davaya konu tediye makbuzu üzerindeki imzanın sahte olduğuna ilişkin iddia hakkında "...belge üzerindeki atılan imzanın gerçek olması şarttır. Açığa imzanın kötüye kullanması suçunun ispati için "yazılı delil" gereklidir. Tanık delili bu suçun ispatı için tek başına yeterli olmayacaktır. Dosyanın kapsamından müştekinin boş açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçunun yazılı delille ispatının zorunlu olduğu, cevaz verdiği ayrık durumlar dışında tanıkla ispatın olanaklı olmadığı, somut olayda tediye makbuzunun aralarındaki imzanın müştekiye ait olduğu, müştekinin imzaladığı tediye makbuzunun aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak şüpheli tarafından doldurulduğuna dair herhangi bir yazılı belge ibraz edilemediği anlaşılmakla şüpheli hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına" gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği verilen kararın 20/02/2024 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir. 2004 sayılı İİK'nun 67/2. Fıkrasına göre ;bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK 13/12/1967 Tarih, 9/1344- 615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerekir. Davacı tarafından davalıya verilen tediye makbuzu üzerindeki imzanın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyası ile yaptırılan imza incelemesinde davacıya ait olduğu tespit edildiğinden davacı tarafın imzasının kendisine ait olduğunu bildiği ve tediye makbuzunun taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu ispat edemediği hususu da dikkate alındığında davacının kötüniyetli ve haksız olduğu kanaatiyle 67/2 maddesi uyarınca kötüniyet tazminatına hükmedilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacının haksız ve kötüniyetli olması nedeniyle alacağın %20'si oranında kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu ret harcından davacı tarafından peşin yatırılan 1.282,84 TL harcın mahsubu ile bakiye 855,24‬ TL harcın davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT. hükümlerine göre 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine, 6-Dava şartı arabuluculuk ücreti olan ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-13 maddesi uyarınca tarafların anlaşamamaları nedeniyle Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL'nin davada haksız çıkan davacı taraftan alınarak HAZİNE'YE GELİR KAYDINA, 7-Taraflarca yatırılan kullanılmayan gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı kararın taraflara tebliğinden itibaren 6100 sayılı yasanın 345. Maddesi uyarınca 2 haftalık kesin süresi içerisinde Bölge İstinaf Mahkemesine başvuru yolunun açık olduğu açıkça okunup usulünce anlatıldı. 18/07/2024 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim... ¸e-imzalıdır

Atıf: İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/548, K. 2024/552, T. 18.07.2024, www.arakarar.com/karar/izmir-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2020-548-e-2024-552-k-da133510382b