İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/383 E. 2024/407 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2019/383
Karar No
2024/407
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2019/383 Esas KARAR NO: 2024/407 DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 05/07/2019 KARAR TARİHİ: 22/05/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : İDDİA, SAVUNMA, DOSYA KAPSAMI:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı arasında 1991 yılından itibaren steril olan ve olmayan ameliyat eldiveninin satış, pazarlama, dağıtımına ilişkin yetkili satıcılık ilişkisi başladığını, müvekkilinin 2004 yılından itibaren tek yetkili satıcı konumuna geldiğini, bu kapsamda müvekkilinin davalı tarafından üretilen ve ithal edilen ürünlerin --------- bölgesinde ağırlıkla kamu üniversite hastaneleri ile müvekkiline ait alt bayileri aracılığıyla pazarlandığını, zaman içerisinde davalıya ait birçok ürünün müvekkili tarafından pazarlanmaya başlandığını, yeni ürünler eklendikçe mevcut bayiliğin yapıldığı ürün pazarlamalarının haksız rekabet yaratılmaması adına sonlandırıldığını, sırf bu hususun dahi müvekkilinin davalının tek yetkili hususunu gösterdiğini, müvekkilinin geliştirdiği ve kattığı müşteri ağı sayesinde davalının ticari şartları ağırlaştırmasına rağmen 2004-2005-2006 yıllarında cironun 1.000.000 TL ile 1.500.000 TL arasında iken 2016-2017 yıllarında cironun yaklaşık 25.000.000-26.000.000 TL seviyesine yükseldiğini, müvekkili şirketin davalıya her yıl ciro üzerinden belli oranlarda ciro prim, bu tutarlarda da her yıl yükselme yaşandığını, bu sayede müvekkilinin davalının -------- en büyük ve en yüksek ciroya ulaşan tek yetkili satıcısı haline geldiğini, davalının tek satıcıya tekel hakkı sağlama yükümlülüğüne aykırı davranarak müvekkilin yarattığı müşteri ağından doğrudan faydalanmaya çalıştığını, bölgede farklı bayiler atadığını, bölge ihlali yaparak bölge dahilinde doğrudan veya dolaylı olarak müvekkili şirket ürün grubunun alındığını, davalının böylece müvekkili şirketin oluşturduğu alt bayi ağını portföyüne ekleyerek bu satış ağından yararlandığını, davalının bunu kurgudan ibaret olan ---------- denilen satış tahsilat sisteminin müvekkil tarafından kabul edilmemesine bağladığını, anılan nedenlerle davalıdan şimdilik 10.000 TL portföy tazminatı talep edildiğini, anlaşma ilişkisinin sona ermesi nedeniyle müvekkilinin uzun yıllar boyunca yoğun çabaları sonucu yarattığı müşteri çevresinden yararlanamadığını, bu nedenle şimdilik 10.000 TL tutarlı kar mahrumiyetinin 19.02.2019 sözleşme fesih tarihinden itibaren davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkil müşterilerinden birisi olduğunu, müvekkilin herhangi bir bayi ağı kurmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin herhangi bir taahhüt yada sınırlama ve yetkilendirme içermediğini, davacıya verilmiş bir bölge bulunmadığını, müvekkilin 2017 yılının ikinci yarısında ---------- sistemine geçtini, diğer tüm müşterilerin bu sistemi kabul ettiğini fakat davacının yeni sistem nedeniyle ürün almayı reddettiğini, davacının diğer bayilik ilişkilerini iptal ettiğini ispatlaması gerektiğini, davacının diğer bayilik ilişkilerini iptal ettiğini ispatlaması durumunda dahi bunu müvekkil ile aralarında olmayan tek yetkili satıcılık ilişkisine dayandıramayacağını, davacının müvekkiline ait ürünleri satmasının kendi tercihi olduğunu, bu durumun tek yetkili satıcılık ile bağdaştırılamayacağını, davacının artan talebiyle alış satış ilişkisi ile cironun yükseldiğini, bu durumun sebebinin ise müvekkiline ait markanın tercih edilmesinden kaynaklandığını, bu durum nedeniyle de hiçbir firmayla tek yetkili satıcılık sözleşmesi imzalanmadığını, davacıya tekel hakkı veren, münhasırlık içeren rekabet yasağı getiren bir sözleşmenin bulunmadığını, davacının satış ilişkisini sonlandırması sonrasında davacıya ürün satışının doğal olarak yapılmadığını, bu nedenle davacı müşterilerinin müvekkile başvurduğunu ve ilgili müşterilere pasif satış yapıldığını, bu durumdan doğan kusurun müvekkile atfedilemeyeceğini, zira davacının müvekkilden ürünün kendi tercisi olduğunu, davacı ile müvekkil arasında bir bayilik ilişkisi olduğu düşünülse dahi bu ilişkinin tek yetkili satıcılık değil, seçici dağıtım sistemi olarak değerlendirilmesi gerektiğini, iddia edildiği gibi yeni bayi atamasının yapılmadığını, buna karşın ---------- bölgesinde doğrudan yada başka bayiler aracılığıyla satış yapılmasının fesih sebebi sayılamayacağını, davacının ileri sürdüğü vakıların 2017 yılına ait olduğunu fakat davacının ilişkiyi devam ettirdiğini, bu hususun taraflar arasında ilişkide çekilmezlik unsurunun bulunmadığını gösterdiğini, davacının acente sıfatına haiz olmaması nedeniyle portföy tazminatı talep edemeyeceğini, esasen davacının halen müvekkile ait ürünleri satın alma hakkında ödeme koşullarını yerine getirmek kaydıyla sahip olduğunu, davacının bahsettiği portföyden dilediği gibi yararlanma hakkın sahip olması nedeniyle de portföy tazminatı istenemeyeceğini, müvekkilin 70 yıldır piyasada olduğunu, davacı ile birlikte piyasaya girilmediğini ve davacının kullanılarak portföy oluşturulmadığını, davacının kar kaybı yaşandığı yönündeki iddianın, asılsız olduğunu, bu nedenle iddia konusu kar kaybının müvekkilden talep edilemeyeceğini savunarak açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir. İNCELEME ve GEREKÇE :Dava; hukuki niteliği itibariyle sözleşmeden kaynaklanan tazminat isteminden ibarettir. Uyuşmazlık; taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık ilişkisi olup olmadığı, davalı şirketin sözleşme maddelerini ihlal etmesi nedeniyle sözleşmenin davacı tarafından haklı sebeple fesih edilip edilmediği, davacının kar mahrumiyeti ve denkleştirme tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı hususlarında toplanmaktadır.Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmış, davacı ve davalı tanıkları dinlenmiş, bilirkişi heyetinden rapor aldırılmak suretiyle sonuca gidilmiştir. Uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak mali müşavir, biyomedikal uzmanı ve sözleşme hesap uzmanından alınan heyet raporunda özetle; Davacının 2007-2008-2009-2010-2011-2012-2013-2014, 2015-2016-2017-2018-2019-2020 ve 2021 yıllarına ait yevmiye kebir defterleri ---------- onaylı e-beratları ile envanter defteri noter açılış tasdiklerinin yasal süreleri içerisinde alındığı, davalının ticari defterlerine ait noter açılış kapanış tasdikleri ile ---------- onaylı e-beratların yasal süreleri içerisinde alındığı, davacı ve davalı şirketin ticari defterlerinin HMK. 222. maddesi uyarınca delil kabiliyetine haiz olduğu, davacının ticari defterlerine göre 05.07.2019 dava tarihi itibariyle davalının 10.668,35 TL alacaklı göründüğü, davalının ticari defterlerine göre 05.07.2019 dava tarihi itibariyle davacının 47.651,35 TL alacaklı göründüğü, tek yetkili satıcılık ilişkisi iddiası yönünden yapılan incelemede, davalının ----------- bölgesinde 01.01.2009 tarihinden 19.02.2019 tarihine kadar olan süreçte davacı dışında başka satıcılarının da bulunduğu, davacının tek yetkili satıcı olmadığı, ancak anılan tarihler arasında tüm müşteriler içinde en yüksek satış hacmini 94531,32'lik dilime karşılık 36.294.920,47 TL tutarlı davacıya gerçekleştirdiği, yapılan sektörel araştırma sonucu taraflar arasında ----------- Ürün Takip Sisteminde kayıtlı bir bayiliğin görülmediği, dosya kapsamından taraflar arasında 1991 yılında “sözlü olarak” akdedilen sözleşmeyle, “davacının davalının ürünlerini satın alıp müşterilere satmasını” konu edinen bir akdi ilişkinin kurulduğu, davacının 2004 yılından itibaren kendisine (davacıya) --------- Bölgesi'nde “----------” verildiğini, dolayısıyla 2004 yılından itibaren taraflar arasındaki sözleşmenin “Tek Satıcılık Sözleşmesi” olarak değiştirildiğini iddia etmekteyse de; davacı tarafından ileri sürülen delillerin tek satıcılık ilişkisini ispata yeterli olmadığı, yapılan mali inceleme de 2004 yılından itibaren davacıya ---------- Bölgesi'nde tekel hakkı verilmemiş olduğunu gösterdiği, taraflar arasındaki sözleşmede 2004 yılından itibaren davacıya “tekel hakkı” verilmiş ve dolayısıyla 2004 yılından itibaren taraflar arasındaki sözleşmenin “tek satıcılık sözleşmesi” olarak değiştirilmiş olduğunun kabul edilemeyeceği, zira bu hususun dava dosyası içeriğinden anlaşılmadığı, 2004 yılından itibaren davacıya tekel hakkı verilmiş olduğu anlaşılmadığından; 2004 yılından itibaren davalının bizzat kendisinin “nihai müşterilere” veya “satıcılara (nihai müşterilere mal satan toptancılara vb.) yapmış olduğu satışların taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından ihlalini (tekel hakkının ihlalini) oluşturmadığı; dolayısıyla da davacının, bu gerekçeyle (sebeple) sözleşmeyi haklı sebeple feshetme hakkına sahip olmadığı, 2017 yılı başlarına kadarki süreçte, akdi ilişkide, “davacının satın aldığı malların bedellerinin teminat verilmesine gerek olmaksızın çekle ödenmesine dayalı bir tahsilat sisteminin” uygulandığı; 2017 yılı başlarına gelindiğinde ise, davalının, bu sistemin uygulanmasının kendisi açısından ekonomik bir takım riskleri (zarar doğurma ihtimali) bulunduğu gerekçesiyle bu sistemi uygulamaktan karar verdiği, 1991 yılında “sözlü olarak” ve de “belirsiz süreli olarak” akdedilen bir sözleşmeyle başlamış olan ve de 2017 yılı başlarına kadar (yaklaşık 16 yıl) devam etmiş olan bir akdi ilişkide, 2017 yılı başlarında davalının böyle bir karar almasının doğal olduğu, hukuka ve taraflar arasındaki akdi ilişkiye aykırı hiçbir yönü bulunmadığı, aksi halde davalının “ekonomik özgürlüğünün” ve “ekonomik kişilik hakkının” hukuka tamamen aykırı şekilde kısıtlanması anlamına geleceği, davalının davacı ile arasında çok uzun zamandır devam eden akdi ilişki ile yeni tahsilat sistemini uygulama kararını almasının ve bu kararı uygulamaya sokmasının, davacı bakımından, sözleşmeyi haklı sebeple feshetme gerekçesi oluşturmayacağı, tam tersine davalı için akdi ilişkiyi haklı sebeple feshetme gerekçesi oluşturacağı (zira akdi ilişkiye çekilmez hale getireceği) tespit ve rapor edilmiştir. Taraf vekillerinin rapora itirazları üzerine bilirkişilikten men edilen mali müşavir yerine farklı bir bilirkişi seçilmek suretiyle hazırlanan 18.07.2023 tarihli ek raporda özetle; Rapor içeriği incelendiğinde sonucu etki eden mali bir adi hata olmadığı, davacı itirazları doğrultusunda yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde kök rapordaki kanaatlerinin aynen geçerli olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Yargıtay kararlarında "Tek satıcılık sözleşmesi yapımcı ile tek satıcı arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir sözleşmedir ki bununla yapımcı, mamullerinin tamamını ya da bir kısmını belirli bir coğrafi bölgede inhisar sahibi olarak satmak üzere sadece tek satıcıya göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu malları kendi adına ve kendi hesabına satarak malların sürümünü arttırmak için faaliyette bulunmak yükümlülüğünü üstlenir" şeklinde tanımlanmıştır. Tek satıcılık sözleşmesi bayilik sözleşmesinin özel bir alt türü olup, tek satıcının belli bir bölgeyi kapsayan münhasır satış hakkına sahip olmasıdır. Dosya kapsamı delillerle birlikte değerlendirildiğinde; Davalı ile davacı arasında 1991 yılında beri devam eden sözlü ve belirsiz süreli akdi ilişkiye istinaden davacının, davalının ürettiği ürünleri satın alıp nihai müşterilere sattığı, işbu akdi ilişkinin davacı tarafından 19.02.2019 tarihinde feshedilmesine kadar devam ettiği, bilirkişi heyetince düzenlenen raporda, taraflar arasında davacıya tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkisi bulunmadığı, davacının TTK 122 maddesine dayalı olarak denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği, davacı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshi gerçekleşmediğinden davacının kar mahrumiyeti tazminatı talep edemeyeceği yönünde görüş bildirilmiştir. Teknik ve mali inceleme sonucu hazırlanan rapor ile davalının 2009-2019 yılları arasında davacı dışında başkaca satıcılarının da bulunduğu, davacının tek yetkili satıcı olmadığı, satış hacmi olarak en yüksek paya sahip olan satıcısı olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin davacıya tek satıcılık hakkı vermediği, tekel hakkı tanımadığı sonucuna ulaşılmış olup, davacının denkleştirme tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.Davacının kar mahrumiyeti talepleri yönünden; taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi bulunmadığından, davalının 2004 yılından itibaren bizzat kendisinin nihai müşterilere veya satıcılara yapmış olduğu satışların taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından tekel hakkının ihlali nedenini oluşturmayacağından davacı sözleşmeyi haklı sebeple feshetme hakkına sahip değildir. 2017 yılından itibaren davalının, davacıya yapılan satışlardan kaynaklanan satım bedellerinin tahsilinde “---------- sistemini uygulamaya başlamaya” ve “davacının çekle mal satın alması halinde teminat mektubu vermesini şart koşmaya” karar vermesinin ve davacının bu şekilde ödeme yapmayı kabul etmemesi nedeniyle davacıya mal vermekten kaçınmasının taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından da ihlalini oluşturmamakla birlikte bu durum davacının sözleşmeyi feshetmesine haklı bir sebep teşkil etmemektedir. Dolayısıyla davacının davalıya keşide ettiği 19.02.2019 tarihli ihtarnamesi ile taraflar arasındaki akdi ilişkiyi haksız olarak sonlandırması nedeniyle davacının bu sözleşme yönünden zarar talebinde bulunamayacağı sonuç ve kanaatine varılarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE 2-Alınması gerekli 427,60-TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 341,55-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 86,05-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 5-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine, 6-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı vekili için takdir olunan 17.900,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-7155 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 13.fıkrası ve yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına, Dair, tarafların yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 345. maddesi uyarınca 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer eş değer Mahkemesine verilecek usulüne uygun istinaf dilekçesi ile ---------- Bölge Adliye Mahkemesi İstinaf Yasa Yoluna başvurabileceği belirtilerek verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/05/2024

Atıf: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2019/383, K. 2024/407, T. 22.05.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-8-asliye-ticaret-mahkemesi-2019-383-e-2024-407-k-b18c14b90dbd