İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/174 E. 2025/50 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/174
Karar No
2025/50
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/174 KARAR NO : 2025/50 DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/03/2024 KARAR TARİHİ : 26/06/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özete; 06.07.2023 tarihli, Ölümlü/Yaralanmalı Trafik Kazası Tespit Tutanağında, aynı gün saat 23:19 sıralarında,---- otoyolu 24. Km, ---, ilçesinde, bölünmüş asfalt , hız sınırı 130 km/saat, yerleşim yeri dışı, 3 şeritli, aydınlatmanın olmadığı otoyolda, gün durumu gece, açık hava, kuru zeminde, araçlara ait fren izinin olmadığı, sürücü -----plakalı dorse ile ----- Otoyolunda, ----- ili istikametine seyri esnasında, orta şeridi kullanarak sağ şeritte bulunan araçları geçtiği esnada, aracının dorse kısmının sol çeride kısmi olarak taşması ve yine aynı istikamette sol şeritte seyreden sürücüsü -------idaresindeki----- firmasına ait ------plakalı otobüsün sağ ön ve yan kısımları ile------- plakalı dorsenin sol aka köşe kısmına çarpması sonucu iki araçlı, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini bildirdiğinden bahisle toplam 500.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı -------- vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirkete ait araç söz konusu kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirket çalışanı ------bir kusuru bulunmadığını, Müvekkili şirket çalışanı ----- tutulan tutanakta da görüldüğü üzere en sol şeritte seyir halinde ilerlemesi akabinde arkasından gelen otobüsün kendisini sıkıştırması ve arkadan devamlı surette selektör yapması üzerine sağ sinyalini vererek orta şeride geçmek istediğini, orta şeritte önünde ilerleyen başkaca bir aracın varlığı neticesinde otomatik olarak devreye giren fren sensörü nedeniyle kullandığı araç ve buna bağlı römorkun otomatik olarak yavaşladığı anda takip mesafesini korumadan ilerleyen ve müvekkil şirket çalışanı ---- hemen arkasında en sol şeritte bulunan ------ Şirketine ait -------plakalı otobüsün, müvekkili şirkete ait çekiciye bağlı römorkun arka sol kısmından çarptığını, yani müvekkili şirket çalışanı ------ sollama amaçlı olarak en sol şeritte ilerlerken ----- plakalı aracın sollama amacı ile değil en sol şeritte aracını sevk ve idare ettiğini, ------- hakkında ceza yargılamasının devam etmesi sebebi ile ceza dosyasının bekletici mesele yapılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. Davalı -------- vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın manevi tazminat talebinin haksız ve hukuka aykırı nitelikte olduğunu, zira işbu yaşanan kazanın mağdurlarından biri de müvekkili olduğunu, müvekkili henüz daha işe başlangıcının 3. günündeyken iş bu kaza meydana geldiğini, Müvekkilinin kaza tarihinde yolları pek iyi bilmediğinden ötürü bağlı bulunduğu firmanın öndeki aracını takip ederek seyir etmekte olduğunu, müvekkilinin sinyal vererek ve araç trafiğine de uygun bir şekilde şerit değiştirecekken iş bu kazanın meydana geldiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir. Davalı -------vekili cevap dilekçesinde özetle; manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, sigortalısı araç sürücüsünün kusuru oranında müvekkili şirketin sorumlu olduğunu, kusur oranının ------- Adli Tıp Kurumundan aldırılacak rapor ile belirlenebileceğini beyanla davanın reddini talep etmiştir. İNCELEME ve GEREKÇE: Dava hukuki niteliği itibariyle, meydana gelen ölümlü trafik kazası nedeni ile destekten yoksun kalma talebine ilişkin olarak açılan manevi tazminat davasıdır.Mahkemece yapılan yargılama sırasında davacılar vekilince gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Kazanın oluşumunda taraflarının kusur oranlarının ve zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporu ile dava konusu trafik kazasının meydana gelmesinde: ----- plakalı çekici ve buna bağlı ------plakalı yarı römork sürücüsü ------% 75 asli kusurlu olduğu, ------ plakalı otobüs sürücüsü ------ % 25 tali kusurlu olduğu sonuç ve kanaati bildirilmiştir.Mahkememizce Adli Tıp Kurumundan aldırılan rapor ile 1.durumda; kazanın sürücü------ ve yolcu ifadelerine göre (davalı sürücünün idaresindeki araç ile seyir halinde iken otobüsün seyir şeridine girerek aniden fren yapması) gerçekleştiğinin kabulü halinde, Davalı sürücü ----- idaresindeki arkasına yarı römork irtibatlı çekici ile seyir halindeyken gerekli dikkat ve özeni yola vermesi, olay mahalline geldiğinde şerit değiştirme manevrası öncesi gireceği şeritteki trafik akışına dair gerekli-yeterli kontrolleri yapması ve bu şeridin müsait olduğuna emin olduktan sonra manevrasını gerçekleştirmesi gerekirken bahsedilen bu hususlara riayet etmediği, gireceği şeritte seyir halinde olan otobüse rağmen şerit değiştirerek aniden fren yapması sonucu meydana gelen kazada, asli kusurludur. Sürücü ----- idaresindeki otobüs ile seyir halinde iken olay mahalline geldiğinde davalı sürücünün idaresindeki araç ile seyir şeridine girerek ani frenlemesi sonucu meydana gelen olayda, olayın oluş şekli ve mahal özellikleri dikkate alındığında atfı kabil kusuru bulunmamaktadır. 2.durumda; kazanın davalı sürücünün ifadesinde belirttiği şekliyle meydana geldiğinin kabulü halinde, Davalı sürücü ------ idaresindeki arkasına yarı römork irtibatlı çekici ile üç şeritli otoyolun sol şeridi üzerinde seyir halindeyken gerekli dikkat ve özeni yola vermesi, olay mahalline geldiğinde şerit değiştirme manevrası öncesi gireceği şeritteki trafik akışına dair gerekli-yeterli kontrolleri yapması ve bu şeridin müsait olduğuna emin olduktan sonra manevrasını gerçekleştirmesi gerekirken bahsedilen bu hususlara riayet etmediği, sağındaki şeritte seyir halinde olan araca rağmen bu araç ile arasındaki mesafeyi ayarlamaksızın şerit değiştirerek bu araca fazla yaklaştığından idaresindeki aracın otomatik fren sisteminin devreye girmesi akabinde meydana gelen kazada, asli kusurludur. Sürücü ----- idaresindeki otobüs ile üç şeritli otoyolun sol şeridi üzerinde seyir halinde iken yola gereken dikkatini vermesi önünde aynı yöne doğru sol şeritte seyir halinde olan davalı sürücünün idaresindeki çekici ile sağındaki şeride geçişini tamamlamasını bekledikten sonra seyrini görüş alanını da kontrol altında bulundurup müteyakkız bir şekilde sürdürmesi sürdürmesi gerekirken bahsedilen bu hususlara riayet etmediği, önünde sol şeritten sağındaki şeride tamamen geçişini gerçekleştirmeden fren yapan çekicinin arkasına irtibatlı yarı römorka çarpması sonucu meydana gelen olayda, asli kusurludur. olayda; 1.durumun kabulü halinde,Davalı sürücü ----- %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, Sürücü ----- kusursuz olduğu, 2.durumun kabulü halinde, Davalı sürücü---- %50 (yüzde elli) oranında kusurlu olduğu, Sürücü ------%50 (yüzde elli) oranında kusurlu olduğu sonuç ve kanaati bildirilmiştir. 2918 sayılı KTK esas itibariyle karayolunda motorlu araçların işletilmesinin sebep olduğu zararlardan motorlu aracı işleteninin tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluğunu düzenlemektedir. Tehlike esasına dayanan bir kusursuz sorumluluk söz konusu olduğundan, tazminatın belirlenmesinde kusurun ağırlık derecesinin tazminatı etkilemesi söz konusu değildir. Ancak, işletenin ve bağlı olduğu teşebbüs sahibinin munzam (eklenen) kusuru, onun bir mücbir sebebe ya da mağdurun veya üçüncü şahsın ağır kusuruna dayanarak sorumluluktan kurtulmasını engeller. İşletenin fiilinden sorumlu olduğu kişilerin kusuru da aynı etkiyi yapmaktadır (KTK 86/1). Mağdurun kusuru ise, tazminatın indirilmesine imkân verebilir. Bu durum, hâl ve şartlara göre KTK’nın 86. maddesinin 2. fıkrasına göre hâkim tarafından takdir edilecektir. Tazminatın şekli ve kapsamı Borçlar Kanunu hükümlerine göre belirlenecektir ----- Görüldüğü gibi 2918 sayılı KTK, motorlu araç işleteninin sorumluluğunu düzenlerken, kusur ilkesi dolayısıyla kusur sorumluluğundan vazgeçerek, bunun yerine farklı bir sorumluluk ilkesi getirmiştir. Bu ilke esas itibariyle “sebep ilkesi” veya “sebep sorumluluğu” ilkesidir. Gerçekten de kanun koyucu, 85. maddenin 1. fıkrasında kural olarak sebep sorumluluğu ilkesini kabul etmiş, ancak sebep sorumluluğu için de esas itibariyle tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bununla birlikte, Kanun bazı durumlarda tehlike sorumluluğunu tamamlayıcı olarak olağan sebep sorumluluğu ve kusur sorumluluğu ilkelerine de yer vermiştir. Nitekim, KTK’nın 85. maddesinde; zarar aracın işletilmesinden doğmuşsa, tehlike sorumluluğu, işletilme hâlinde olmayan bir aracın sebep olduğu trafik kazasından doğmuşsa yerine göre olağan sebep sorumluluğu veya kusur sorumluluğu, kazadan sonra yapılan yardım faaliyetinden doğmuşsa olağan sebep sorumluluğu kabul edilmiştir (----) 2918 sayılı KTK’nın 85. maddenin 1.fıkrasına göre, işleten ve teşebbüs sahibinin, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararlardan doğan sorumluluğu, kusur sorumluluğu olmadığı gibi, özen sorumluluğu da değildir. Bu itibarla, işletenin veya teşebbüs sahibinin hiçbir kusuru bulunmasa bile, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararları tazmin etmek zorundadırlar. Sorumluluk kusura dayanmadığı için, kendileri veya eylemlerinden sorumlu oldukları kimseler, ayırt etme gücüne sahip olmasalar da işleten ile teşebbüs sahibi, doğan zarardan sorumludur. KTK’nın 85. maddesinin 1.fıkrası, sorumluluğu, aracın işletilmesine dayanan tehlike sorumluluğu olarak düzenlediğinden, işleten veya teşebbüs sahibi kusurlu olsa bile, kusur ilkesine göre değil, tehlike ilkesine göre sorumlu olurlar. Bunun nedeni, böyle bir halde işleten ve teşebbüs sahibinin şahsında birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi veya başka bir deyişle çeşitli sorumluluk normlarının çatışmasıdır. Bu teklik ilkesi, "Özel kanun veya özel kural, genel kanun veya genel kuralın uygulanmasını önler" ilkesine dayanmakta olup, KTK’nın öngördüğü sorumluluk ilkesi, BK’daki kusur sorumluluğu ilkesine oranla özel bir sorumluluk türü olduğundan, tehlike sorumluluğu ile kusur sorumluluğu aynı işletenin veya teşebbüs sahibinin şahsında birleştiğinde, işleten ya da teşebbüs sahibi, tehlike sorumluluğuna tâbi olur. Teklik ilkesi, fiilî bir sorun olmayıp, hukukî bir sorun olduğundann, hâkimin, bunu re'sen gözetmesi gerekmektedir. Bu nedenle, zarar gören, dava ve iddiasını kusur sorumluluğuna dayandırsa bile, hâkim, tazminat talebinin, dosyadan KTK’ya dayandığını gördüğü anda, bu Kanun’un 85. maddesini uygulamak zorundadır ( -----İşletenler arasında zarar paylaştırılırken bazı istisnai hallerde kusur durumu tespit edilemeyebilir. Bu durumda kural olarak işletenler eşit olarak sorumlu tutulurlar. Kanunda her ne kadar kusurlar oranında tazminden söz edilmiş ise de; motorlu araçların tehlikelerinin eşitliği varsayımının saklı tutulduğu unutulmamalıdır. Bir aracın daha fazla işletilme tehlikesi gösterdiğini ve bu durumun kazanın meydana gelmesinde daha büyük rol oynadığını iddia eden işleten bunu somut delillerle kanıtlamalıdır ------ Somut olayda kazanın taraflarının kusur oranlarının belirlenmesi için gerekli araştırmalar yapılıp, kusur raporları alınmış ise de kusur oranları duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilemediğinden kazanın tarafları eşit kusurlu sayılmıştır.2918 sayılı Yasanın 85 ve devam maddeleri gereğince bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir. Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur. Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir ------ 2918 sayılı Kanunun 86. maddesinde ise, bu Kanunun 85.maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiş olup, bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, “işletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur”, aynı Yasa'nın 85/1. maddesinde, “bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yararlanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, araç işletenin bu zarardan sorumlu olacağı”, aynı Yasa'nın 85/son maddesinde ise, “işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur” hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de, “sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” şeklinde ifade edilmiştir.Anılan yasal hükümlerden, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır. Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. İşletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91. maddede düzenlenen sorumluluğu da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Hem işleten hem de sigortacının sorumluluğu, hukuki niteliği itibariyle tehlike sorumluluğuna ilişkindir.6098 sayılı Yasanın 49 ve devam maddeleri gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.Ölüm halinde uğranılan zararlar özellikle cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemiş ise tedavi giderleri ile çalışma gücünün kaybı veya azalmasından doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalanların bu sebeple uğradıkları kayıplardır. Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Öte yandan ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır, Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse uğradığı zararın ödettirilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Borçlar Yasasında sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır, Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, ------- sayılı kararı). Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.03.1978 tarih ve ------ sayılı kararının gerekçesinde de: "Destekten Yoksun Kalma Tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu"hususu vurgulanmış; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.11.2005 gün ve ------. sayılı ilamında da aynı esaslar benimsenmiştir. Önemle vurgulanmalıdır kî, destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur, Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir (HGK.nun 15.05.2011 gün ve------sayılı ilamı). Manevi zararın şahsiyet haklarına vaki tecavüz dolayısı ile bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acı ızdırap ve elem, bir kimsemin hayattan tat almasında yaşama zevkinde bir azalma olarak tarif edildiği, bu tariften anlaşılacağı üzere, manevi tazminata temel olan düşüncenin bozulmuş olan ruhi ve bedeni kusurun kısmen ve imkan nispetinde yeniden elde edilmesini teminine yönelik olduğu, manevi tazminatın kabulundeki gayenin faili cezalandırılmak veya onu muzayaka haline düşürmek olmadığı, mağdurun mal varlığında bir çoğalma husule getirmek veya mağdurun istediği tazmin şekillerini birini kabul etmek sureti ile onun acısını gidermek ve ruhen onu tatmin etmek şeklinde tarif edildiği, hukuka aykırı bir fiilin manevi tazminatı gerektirebilmesi için o fiilin bir şahsın şahsa bağlı haklarını başka bir deyim ile şahsi menfaatlerini ihlal etmesi gerektiği, şahsa bağlı hakkın ise herkese karşı ileri sürülebileyeceği resmi ismi, şeref ve namusu özel hayata mesleki sırra iktisadi şahsiyete yapılan tecavüzlerin de şahsiyet haklarını ihlal eden haraketler olarak kabul edildiği TBK'nun 56 maddesinde de bu gibi şahsi menfaatlerin ağır ihlali halinde kusurunda ağır olması kaydı ile manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.Somut olayda müteveffanın vefatı sebebiyle davacıların duyduğu elem ve keder ile olay tarihi, kazanın oluş şekli, kusur durumu değerlendirilmesinde alınan ATK ve bilirkişi heyet raporunda müteveffanın kusurunun bulunmadığı, davalı asilin en az %50 kusurlu olduğunun sabit olduğu, tarafların dosyaya yansıyan ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak manevi tazminat talebinin davacı ----- lehine 220.000,00 TL, davacı----- lehine 50.000,00 TL, davacı ----- lehine 50.000,00 TL, davacı ---- lehine 50.000,00 TL, ----- lehine 50.000,00 TL ve davacı ------ lehine 50.000,00 TL manevi tazminatın 06/07/2023 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ------ yönünden 05/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu miktar kaza tarihinde geçerli olan poliçe limitleri ile sınırlı olmak kaydı ile davalılardan, müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacıların manevi tazminat davasının kısmen KABULÜ ile davacı ------ lehine 220.000,00 TL, davacı ---- lehine 50.000,00 TL, davacı ----- lehine 50.000,00 TL, davacı ----- lehine 50.000,00 TL, ------ lehine 50.000,00 TL ve davacı ----- lehine 50.000,00 TL manevi tazminatın 06/07/2023 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar----- yönünden 05/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu miktar kaza tarihinde geçerli olan poliçe limitleri ile sınırlı olmak kaydı ile davalılardan, müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine 2-Alınması gerekli karar ve ilam harcı olan 32.105,70 TL'nin dava açılırken davacılar tarafça peşin olarak yatırılan 8.538,75 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 23.566,95 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacılar tarafından yatırılan 427,60 TL başvurma harcı, 8.538,75 TL peşin harç olmak üzere toplam 8.966,35 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, 4-Davacılar tarafından yapılan 721,00-TL yargılama giderinin davada haklı çıktığı %94,00 oranında olmak üzere 677,74 TL sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, bakiye kısmın davacı ----- üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı ---- tarafından yapılan 4.500,00 TL yargılama giderinin haklılık oranı gözetilerek 270,00 TL sinin davacı ---- alınarak davalı----verilmesine, bakiye kısmın davalı ----- üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı ----- tarafından yapılan 4.500,00 TL yargılama giderinin haklılık oranı gözetilerek 270,00 TL sinin davacı ----- alınarak davalı------ verilmesine, bakiye kısmın davalı -----. üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı ------ tarafından yapılan 4.500,00 TL yargılama giderinin haklılık oranı gözetilerek 270,00 TL sinin davacıdan alınarak davalı ------verilmesine, bakiye kısmın davalı ----- üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı ------ kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen kısım için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 35.200,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ------ verilmesine, 9-Davacı ------- kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen kısım için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ------ verilmesine, 10-Davacı ------ kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen kısım için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ----- verilmesine, 11-Davacı ------- kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen kısım için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ----verilmesine, 12-Davacı ------ kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen kısım için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı----- verilmesine, 13-Davacı ------- kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen kısım için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ------- verilmesine, 14-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen kısım için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacı ------ tahsili ile davalılara ödenmesine, 15-Suçüstü ödeneğinden karşılanan 4.000,00 TL arabuluculuk ücretinin haklılık oranı gözetilerek 3.760,00 TL sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen, bakiye 240,00 TL sinin davacı ------ alınarak hazineye gelir kaydına, 18-Kararın kesinleşmesi halinde kullanılmayan gider avansının ilgili tarafa iadesine,Dair davacı vekilinin, davalı ---- vekilinin ve davalı ------ yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.

Atıf: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/174, K. 2025/50, T. 26.06.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-12-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-174-e-2025-50-k-e44ecbea0d80