İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/32 E. 2024/563 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2020/32
- Karar No
- 2024/563
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/32 KARAR NO : 2024/563 DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 20/08/2019 KARAR TARİHİ : 02/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin çalışmakta olduğu hastanede prematüre olarak doğan dava dışı ----- ve ----- gelişen prematüre retinopatisi nedeniyle görme kaybı oluştuğunu, hastaların müvekkil doktorun gözetiminde sakat kaldığı gerekçesiyle hastane ve müvekkil aleyhine açılan davada alınan tüm bilirkişi raporları müvekkili aleyhine geldiğinden kendisine tazminat hesaplandığını, taraflarla anlaşılarak toplamda 3.750.000,00 TL hastane tarafından, ödeme yapıldığını yapılan ödeme nedeniyle ------ tarafından müvekkili aleyhine takip başlatıldığı, müvekkilinin davalı ile tanzim ettiği Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile poliçe teminat limiti kadar sigorta himayesi altına aldığını, müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı tazminat sözkonusu poliçe ile teminat altına alındığı ve sigorta şirketinin sorumlu olduğu, poliçede kişi başına limit konulmuş olup sigortanın toplam 800.00,00 TL'den sorumlu olduğunu belirterek şimdilik 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP :Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın görülmesinde, ----- Ticaret Mahkemelerinin yetkili olmadığını, yetkili mahkemenin --- Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan, mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesini esas yönden ise, sorumluluk sigortasının davalınn ----- Hastanesinde gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olduğu, davacının sorumluluğunu gerektiren olayın ise ----- ilinde meydana geldiğini bu nedenle Poliçe Genel Şartları A3 Ç maddesi gereğince zararın sigorta teminatı kapsamında kalmadığı bu nedenle davanın reddi gerektiği, ayrıca davacının müvekkilinden ödeme talep edebilmesi için, zarar görene ödeme yaptığını kanıtlaması gerektiği, ödemeye ilişin dekont ve banka kaydı sunulmadığı, ayrıca sigortanın teminat limiti bellirli iken belirsiz alacak davası açılmayacağı, esas yönünden ise olayın meydana gelmesinde davacının kusurunun bulunmadığı, aynı hastanede çalışan Prof Dr. ---- asıl sorumlu olduğunu, zarar göreninde Prof Dr. -----hastanede görev yapası nedeniyle söz konusu hastanede doğum yaptığı, bu hal karşısında davacının kusurunun bulunmadığını, ayrıca davacı yanın tam maluliyete göre ödeme yaptığını, tam maluliyeti de kabul etmediklerini, belirterek davanın reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, 20/08/2011 tarihinde gerçekleştirilen tıbbi kötü uygulama nedeni ile sakat kalan dava dışı hastalara ödenen tazminat bedelinin davalı sigorta şirketinden rücuen ödenmesine dair tazminat koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. Mahkememizce aktüer bilirkişiden alınan raporda "...20.08.2011 tarihinde meydana gelen olay sonucu cismani olarak zarar gördüğü bildirilen ---- ile ---- cismani zararları sebebiyle davacı ---- tarafından davalı --- Sigorta Şirketi aleyhine olarak açılan rücuan alacağa ilişkin iş bu davada: ---- % 100 maluliyeti ve bakıcı gideri sebebiyle davalı ----- Sigorta eti'nin sorumlu olduğu miktarın 400.000,00 TL. olduğu; ---- % 100 maluliyeti ve bakıcı gideri sebebiyle davalı ----- Şirketi'nin sorumlu olduğu miktarın 400.000,00 TL. olduğu, buna göre, 30.10.1976 Doğumlu TC. No. ----- Dr. ---- numaralı Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mal Sorumluluk Sigorta Poliçesi teminat i kapsamında, davalı ---- Sigorta Şirketi'nin toplam 800.000,00 TL.'den sorumlu olduğu, Sayın Mahkemece ----- müzekkere yazılarak, davacı tarafından açılan iş bu davaya muvafakat edip etmediğinin sorularak sonuca gidilmesi gerektiği, Davaya konu alacağı ödediği bildirilen ------ iş bu davaya muvafakat ettiğinin bildirilmesi durumunda, davalı sigorta kuruluşunun en son 30.10.2018 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması gerektiği..." belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumundan kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi amacıyla alınan raporda "....Doğum sonrası yoğun bakım ünitesindeki yatışı sırasında ROP muayenesi yapılmadığı iddia edilen ---- oğlu, 20/08/2011 doğumlu ----- hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; Bebeğin 20/08/2011 tarihinde 29 gebelik haftası olarak sezaryen ile ikiz eşi olarak doğduğu, doğum sonrası siyanoz gelişmesi ve satürasyonunun düşük seyretmesi üzerine entübe edilerek Curasorf uygulandığı, miadından önce doğum ile-yenidoğanın solunum yetmezliği, prematürite anemisi, yenidoğanın diğer apneleri ve yenidoğanın solunum distres sendromu tanılarıyla yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, 22/08/2011 tarihinde antibiyoterapisine Meronem eklendiği, 24/08/2011 tarihinde kan gazının iyi olması üzerine ekstübe edildiği, ara ara apnelerinin olması üzerine Kafein tedavisi düzenlendiği, genel durumunun düzelmesi üzerine 28/09/2011 tarihinde yatışının 40. gününde önerilerle taburcu edildiği, 04/01/2012 tarihinde ------- Üniversitesi Tıp Fakültesine başvurduğu, muayenesinde; bilateral Evre 5 ROP saptandığı, 24/05/2016 tarihinde aynı hastanede sağ pars plana lensektomi, pars plana vitrektomi, membran peeling sıvı hava değişimi ameliyatı yapıldığı, 23/08/2016 tarihinde aynı hastanede sağ sineşiotomi, parsplana vitrektomi, membran peeling, sıvı hava değişimi ameliyatı yapıldığı anlaşılmakla, ----- Hastanesinde 20/08/2011 tarihinde 29 haftalık olarak doğan ikiz bebek eşinin doğum sonrası siyanoz gelişmesi üzerine entübe edilerek prematürite, yenidoğanın solunum yetmezliği, prematürite anemisi, yenidoğanın diğer apneleri ve yenidoğanın solunum distres sendromu tanılarıyla yoğun bakım ünitesine yatırılarak takip ve tedavi edilmesinin tıbben uygun olduğu, Türkiye Prematür Retinopatisi Rehberine göre; 29. haftada meydana gelen prematür doğumlarda doğum sonrası 4. haftada (28. gün) ROP muayenesinin yapılması gerektiğinin tıbben bilindiği, dava konusu olayda hastanın 40 günlük iken taburcu edildiği ve bu dönem içinde göz muayenesinin yaptırılmadığı dikkate alındığında; zamanında ve uygun ROP muayenesinin yaptırılmasını sağlamayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ----- eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, her ne kadar Mahkemenizce Dr. ----- yönelik de değerlendirme yapılması istense de dosyaya ekli tıbbi belgelerde ilgili hekimin dava konusu kişilerin takip ve tedavisine katıldığına dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, dolayısıyla ilgili hekime yönelik değerlendirme yapılmadığı, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin organizasyon hatasının saptanmadığı, bebekte tespit edilen prematür retinopatisinin zamanında teşhis edilerek tedavisinin başlanması durumunda dahi düzelme görülemeyebileceği birlikte değerlendirildiğinde; ilgili hekimin hatalı eyleminin görme kaybı üzerine etkisinin tıbben bilinemeyeceği oy birliği ile mütalaa olunur..."belirtilmiştir.Davanın özü dava dışı premature doğan çocukların ROP muayenesi gerektiği gibi yapmayan hekimin kusurundan kaynaklı olarak görme engelli olan çocukların ailesi tarafından ---- Asliye Hukuk mahkemesinin ---- Esas ve birleşen ---- esas sayılı dosyası henüz derdest iken mağdurlara ödeme yapan -----şirketinin ödediği bedel nedeni ile davacının davalı tıbbi kötü uygulamaya dair zorunlu mali mesuliyet sigortacısına rucu edip edemeyeceğine ilişkindir. Söz konusu dosya ıslah edildikten sonra heyete tevdi edilmiştir.Davalı taraf tüketici mahkemelerinin görevli olduğunu iddia etmiştir. Somut olaydaki uyuşmazlık hekimin sigortasına rucu davasına ilişkin olup ortada bir tüketici işlemi olmadığından, uyuşmazlık sigorta hukukundan kaynaklandığından mahkememiz görevli olup bu itiraza itibar edilmemiştir.Dava dışı şirketin mağdur ailesine 09.07.2018 tarihinde 2.000.000 TL, 30.09.2018 Tarihinde 500.000 TL ve 30.10.2018 tarihinde 1.250.000 TL olmak üzere toplamda 3.750.000 TL ödeme yaptığı görülmüştür. 20.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda sigortalı iş yeri adresinin ---- olarak belirtildiği, ancak olayın ----- ilinde meydana geldiği bu nedenle davalı sigorta şirketinin sorumlu olmadığı yolunda görüş beyan edilmiş ise de 15.08.203-15.08.2014 başlangıç ve bitiş tarihli ----- numaralı poliçenin 2. Sayfasında A.2 Sigortanın coğrafi sınırı başlıklı maddede " bu sigorta sigortalının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ifa ettiği mesleki faaliyetleri için geçerlidir" hükmü bulunduğundan denetime uygun olmayan bu rapora itibar edilmemiştir. Sağlık hizmetinin sunulmasında önemli bir role sahip olan hekimler, ister kamu hastanelerinde ister özel sağlık kuruluşlarında isterse kendi muayenehanelerinde mesleklerini icra etsinler, tıp kurallarına ve meslek etiği kurallarına uygun davranmak zorundadırlar. Bu itibarla hekimlerin mesleklerini güven içinde icra edebilmeleri için hekimlere yönelik olarak mesleki sorumluluk sigortası, 30.01.2010 tarihli ve ---- sayılı ---- yayımlanan 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelini Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 8. maddesi ile 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’a eklenen “Ek 12. madde” ile zorunlu hale getirilmiş, zorunlu sigortaları yaptırmayanlara, mülki idare amirince idari para cezası verileceği öngörülmüştür. Öte yandan hekimin mesleki sorumluluk sigortası, 26.05.2013 tarihli ve ----- yayımlanan Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve ekindeki Hekim Mesleki Sorumluluk Sigortası Klozu ile 28.08.2012 tarihli ve ----- yayımlanan Tıbbî Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ile düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler ile sigorta ettiren ve sigortacı arasındaki temel ilişki, sözleşmedeki şartlara tabi olmak kaydı ile sigortalının poliçede konusu belirlenen ve mesleki faaliyeti ifa ederken neden olduğu zarar dolayısıyla ödemek zorunda kaldığı veya kalacağı tazminata ilişkin hususlar belirlenmiştir. Tıbbî Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın “Sigortanın Konusu” başlıklı A.1. maddesinde sigorta sözleşmesinin konusu, kapsamı ve süresi ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre; sigorta sözleşmesi ile 1219 sayılı Kanunun “Ek 12. madde”si çerçevesinde serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimler, diş hekimleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemde veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara ilişkin sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerinin yanında bu taleple bağlantılı yargılama giderleri, faiz ve makul giderleri de poliçede belirlenen limitler dâhilinde teminat altına alınmış; ancak on yıllık dönemin başlangıcı 30.07.2009 tarihini geçemeyeceği ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta korumasının olmayacağı belirtilmiştir. Esasen mesleki sorumluluk sigortası; sorumluluk esasına dayanmakta ve bu sorumluluğun temelini ise kişinin icra ettiği meslek ile yüklenmiş olan “özel özen gösterme” yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması veya kişinin mesleki yeterliliği dâhilinde kusurlu, eksik ve yanlış hareket etmesi durumunda üçüncü şahısların maruz kalacağı zarar oluşturmaktadır. Hekimlerin mesleklerini icrası esnasında bir hekimden beklenen özen yükümlülüğünün doğuracağı sonuçlar diğer mesleklere nazaran daha fazladır. Zira hekimler tarafından gerçekleştirilen tıbbî müdahaleler nitelikleri itibariyle yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğünü koruma gibi haklarla yakından ilgilidir.Dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan TBK'nun 62.maddesinde iç rücu ilişkisi düzenlenmiş olup, "Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur." esası kabul edilmiştir.Aynı kanunun 73.maddesinde ise rücu ilişkisindeki zamanaşımı süreleri ve esasları düzenlenmiş olup, buna göre; "Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar." kuralı getirilmiştir.Somut olayda davacının dava dışı çocukların görme engelli olmalarına sebebiyet veren hekim olduğu, mağdur ailesine tazminatın dava dışı ---- tarafından ödendiği, davacı tarafından ne mağdur ailesine ne de dava dışı bu şirkete yapılmış bir ödeme olmadan dava açıldığı görülmüştür.----BAM----- HD. ---- Esas, ---- Sayılı ilamında "...ilk derece mahkemesince.. davacının kendi kusuruna düşen ödemeyi yapmadığı için aracını zmms ile sigorta ettirdiği sigorta şirketinden, yine kendi kusuru üzerinden bir ödemesi de bulunmadığından, diğer sigorta şirketi ile diğer davalılardan talepte bulunma imkanı olmadığı gerekçeleri ile davacının davasının reddine karar vermiştir.... Sonuç olarak, TBK'nun 73/1.maddesi ile KTK'nun 109/4.maddesindeki zamanaşımı düzenlemeleri karşısında, davacının ne eda ne de tespit davası yönünden hukuki yararı bulunmamaktadır. Kaldı ki, TBK'nun 62/2.maddesi gereğince, ödeme yapmadan rücu davası da açılmayacağından davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun görüldüğünden davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir." belirtmiştir. Yargıtay --- HD. ---- Esas, ----- Karar sayılı ilamında "...Her ne kadar temyiz incelemesine konu eldeki dava itirazın iptali davası olarak görülmüş ise de niteliği itibariyle esasen müteselsil borçlular arasındaki rücu davasıdır. Müteselsil borçluluk, birden fazla borçlunun her birinin, alacaklıya borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin edimi yerine getirmesi halinde borcun sona erdiği ve buna bağlı olarak diğer borçluların da borçtan kurtuldukları bir birlikte borçluluk halidir. Alacaklı, müteselsil sorumlulardan her birinden tazminat borcunun tamamını veya bir kısmını ifa etmelerini talep edebilecektir. Bu durumda, alacaklının başvurduğu ve iç ilişkide payına düşenden daha fazla bir miktar için alacaklıyı tatmin eden müteselsil borçlunun bu fazla miktar için diğer borçlulara rücû etme hakkı doğacaktır. Bu açıklamalardan olarak, kendisine başvurulan müteselsil borçlu, alacaklıya, kendi payına düşenden fazla bir ödemeyi yapmadıkça rücu alacağının doğduğundan bahsetmek mümkün değildir.Somut olayda, davacı şirket alacaklı olan kazalıya herhangi bir ödeme yapmadan müteselsil borç ilişkisinden kaynaklanan alacağın rücuen tahsili yoluna başvurduğundan, dava şartı bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur." belirtmiştir.Somut olayda davacı yana dava dışı -----.. Şirketinin kendisine karşı başlattığı icra takip dosyasında ödeme yaptığına dair belgeleri sunmak üzere ---- ve ----- numaralı celselerde kesin süreler verilmiş keza dava dışı şirkete icra takibi dışında harici bir ödeme yaptıysa belgelerini sunmak üzere süre verilmiş davacı yanca herhangi bir delil sunulmamıştır. Davacının olayda çocukların görme engelli olmalarına mesul olan hekim olduğu, iç ilişkide payından fazlasını ödediğine dair bir delil sunamadığı, daha doğrusu hiçbir ödeme yapmadığı, ödemeyi yapan şirketin dava dışı olduğu, her ne kadar bu hastanece aktüer raporundan sonra 30.07.2021 tarihli dilekçesinde davaya muvafakat edilmiş ise de bir alacak üzerindeki hakkın ancak alacağın temliki ile devredilebileceği, bunun da yazılı olması gerektiği, aksi durumda herkesin üçüncü bir kişiye ait hakka ilişkin olarak elinde bir ödeme veya temlik belgesi olmadan dava açabileceği sonucu doğacağı,kaldı ki söz konusu muvafakat hukuki açıdan hükümsüz ise de ayrıca muvafakat beyanını veren kişinin de hastane mesul müdürü olduğu, ödemeyi yapan şirketin ticaret sicil kayıtları nazara alındığında bu kişinin şirket yetkilileri arasında bu kişinin de olmadığı, kısacası davacının iş bu rucu davasında herhangi bir ödeme yapmadan ve ödemeyi yapan şirkete de bir ödeme yapmadan ve alacağı yazılı olarak temlik almadan dava açtığı görülmekle yukarıdaki emsal yüksek mahkeme kararları gereği dava şartı noksanlığı nedeni ile davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın dava şartı yokluğu nedeniyle REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanununa göre alınması gereken 427,60 TL maktu harcın, peşin ve tamamlama harcı ile alınan toplam 13.689,33 TL harç'dan mahsubu ile fazla yatırılan 13.261,73 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan 100,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya ödenmesine, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince bakiye gider avansının talep halinde taraflara iadesine, 7-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA,Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ----- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, taraf vekillerinin yüzüne karşı oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı.