İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/434 E. 2023/1013 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/434
- Karar No
- 2023/1013
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO:2021/434 Esas KARAR NO :2023/1013 DAVA:Tazminat DAVA TARİHİ:02/07/2021 KARAR TARİHİ:28/12/2023 Taraflar arasında görülen davanın Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesi ile; müvekkilleri ...'ın, İstanbul Ticaret Odasına ... sicil numarası ile kayıtlı, ... Cad. ... Han No.107 Kat.5 Şişli/İstanbul adresinde mukim dava dışı ... ... Anonim Şirketinde toplamda %24,56 oranında pay sahibi olduklarını, müvekkillerinin ... ailelerine mensup kişiler olduğunu, dava dışı ... A.Ş.nin, müvekkillerinin oluşturduğu üç aile ile davalılar ... ..., ... ..., ... ve ...'ın mensubu olduğu ... Ailesi tarafından kurulan ve endüstri tesisi imalatıyla uğraşan bir şirket olduğunu, söz konusu şirkette doğrudan ve dolaylı olarak bu dört ailenin mensupları ortak olduğunu, dava dışı ... A.Ş.’nin de aralarında bulunduğu toplam 14 şirkette davalıların doğrudan veya dolaylı olarak kontrolü söz konusu olduğunu, davalıların bir süredir tüm diğer ortakları hiçe sayan keyfi davranışlarla şirketleri yönetmekte ve zarara uğratmakta olduğunu, nitekim sorumluluk davasına konu olan dava dışı ... A.Ş.nin, davalıların kusurlu davranışlarıyla dört ailenin doğrudan veya dolaylı olarak ortak oldukları birçok şirketin esas itibariyle davadışı ... A.Ş.’nin finansörü (ödünç vereni) veya kefili sıfatıyla borçlanmasına, mütemadiyen zarar etmesine ve müvekkillerinin pay sahipliği haklarının ağır bir şekilde ihlal edilmesine yol açtığını, davalıların şirkette yönetim kurulu üyeliği görevini bir dönem yürüttüğünü ve/veya halen yürütmekte olan kişiler olduğunu, davalılar aynı zamanda şirkette pay sahibi olduklarını ve ... ailesi mensubu olduklarını, huzurdaki davanın davalıların şirketin yönetim kurulu üyesi sıfatıyla münferiden veya birlikte gerçekleştirdikleri ve şirketi zarara uğratan işlemlerin tespiti ile bu işlemlerden dolayı şirketin uğradığı zararın Türk Ticaret Kanunun 555/1. madde hükmü uyarınca tazminini konu edindiğini, dava konusu dönemde davacı ...'ın da yönetim kurulunda görev aldıklarını, fakat bu kişiler şirketin işleyişi ve stratejik yatırım kararlarının alınması gibi konularda yönetim kurulunun çoğunluğunu oluşturan davalılar tarafından dışlandığını, şirketin yönetiminde gerçek anlamda söz sahibi olamadıklarını, dolayısıyla bu kişilerin huzurdaki davada pay sahibi sıfatıyla davacı olarak yer almakta olduklarını, davalılar ... ..., ... ..., ... ve ... ile bu kişilerin paylarının çoğunluğuna doğrudan sahip oldukları ... ... Sanayii ve Ticaret A.Ş. çoğunluk pay sahipleri konumunda olduklarını, ...'ın ise azınlık pay sahipleri konumda olduklarını, gerçek kişi pay oranlarına bakıldığında müvekkillerinin çoğunluk gibi gözükseler de; davalıların şirkette %71.74 pay oranına sahip olan ... A.Ş.'de çoğunluğuna sahip oldukları için ... A.Ş.'nin kontrolünü de ellerinde bulundurmakta olduğunu, dolaylı hissedarlık yapısı incelendiğinde, müvekkilleri yine çoğunluktaymış gibi gözükseler de (yaklaşık %54'e karşılık %46); davalıların ... A.Ş.'de sahip olduğu çoğunluk kaynaklı oy hakkı şirketin davalıların kontrolünde olmasını sağlamakta olduğunu, müvekkilleri ve davalılar arasında süregelen bu köklü güven ilişkisinin, son yıllarda davalıların Grup Şirketlerini tek başına idare etme gayeleri doğrultusunda hakimiyetlerini hukuka aykırı kullanmaları nedeniyle ciddi şekilde zedelendiğini, Grup Şirketleri arasında yer alan ve davalıların eylemlerinden en çok zarar gören şirket konumunda olan ... A.Ş.'nin yönetim kurulunda yer alan/almış olan davalıların verdikleri bu zararı tazmin etmeleri gerektiğini ve talep edildiğini, davalıların kendi tasarrufları doğrultusunda başlattıkları ... inşaat projesi ile ilgili, sınırlı bilgiye dayanan tahminlerine göre, şirkete yaklaşık 40 milyon ABD tutarında zarar verdiğini, fakat bu zarar şirket bilançolarında alacak olarak gösterilmek suretiyle gizlendiğini, bu zararın sorumlusunun, müvekkillerin tüm itirazlarına rağmen ve gerekli risk analizlerini yapmaksızın projeye girmekte ısrarcı olan davalılar olduğunu, davalıların ... projesine başlarken "tüm kâr ve zararın ... ailesine" ait olacağını taahhüt etmişken, başından sonuna kadar kendi yürüttükleri projenin başarısız sonuçlanacağını anlayınca; hem de aradan 5 yıl geçtikten sonra 2020 yılında, zararı şirkete ve dolaylı olarak pay sahibi konumundaki müvekkillerine yüklemeye çalışmakta olduklarını, şirketin ciddi bir zarara uğramasına yol açan ... projesinin, en başından beri davalıların yönetim ve kontrolünde yürütüldüğünü, davalıların her ne kadar taahhütlerini inkar etseler ve zararın şirkete ait olduğunu ileri sürseler de, bu zararı şirkete kendi kusurlu eylemleriyle verdiklerini ve bunu tazmin etmekle yükümlü olduklarını, davalıların ... projesinin zararını karşılamak uğruna şirketi diğer grup şirketlerine karşı yüklü miktarda borçlandırdığını, öyle ki; yukarıda grup şirketleri arasında yer alan ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... A.Ş. nin bankalardan kredi kullandığını ve bu kredilerden elde ettiği tutarları şirkete verdiğini, davalıların bu borçlanmalardan ve buna bağlı faiz yükünden kaynaklı zararı şirkete tazmin etmeleri gerektiğini, davalıların yine kendi tasarrufları ile ... şirketinin grup şirketleri arasında yer alan bir şirkete, o şirketin borca batık durumda olduğunu ve borcu ödeyemeyeceğini bildiği halde, yaklaşık 11 milyon TL borç vermesine yol açtığını, bu eylemin açıkça özen yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ve davalıların bu eylemleri nedeniyle şirkete verdikleri zararı tazmin etmekle yükümlü olduklarını belirterek, davalıların kanuna ve esas sözleşmeye aykırı eylemleri ile şirketin (... A.Ş.'nin) uğradığı zarardan şimdilik 501.000 TL zararın ticari avans faizi ile birlikte TTK.nın 555. maddesi uyarınca şirkete tazmin edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili Mahkememize verdiği cevap dilekçesi ile; dava dilekçesindeki iddiaların baştan sona gerçek dışı beyanlar olduğunu, davacılar tarafından bu iddiaların somutlaştırma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, davacıların hangi hukuki sebebe dayanarak hangi davalıdan ne talep ettiklerinin anlaşılamadığını, davacıların hangi davalının hangi kusurlu eylem ve işlemleriyle şirkete ne kapsamda bir zarar verdiğini açıkça belirtmesi gerektiğini, davacıların somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmediğine dair beyan ve buna ilişkin hukuki sonuçlar saklı kalmak kaydı ile, davacılarca şayet iki ve daha fazla yıldan önce cerayen etmiş işlem ve eylemlere dayanılarak tazminat talep edilmekte ise; bunlar hakkında zamanaşımı gerçekleştiğini, bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, müvekkili ...'ın, 08/12/2020 tarihinden önce şirketin yönetim kurulu üyesi olmadığından davalı sıfatının olmadığını, bu nedenle müvekkili ... hakkında davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davalıların 08/12/2020 tarihli genel kurul toplantısında hariç olmak üzere, evvelki tüm genel kurul toplantılarında ibra edildiklerini, ibra edilen davalılara karşı açılan sorumluluk davasının reddedilmesi gerektiğini, davalıların şirkette doğrudan veya dolaylı olarak kontrollerinin olduğu iddiasının yanlış olduğunu, şirkette %54 oranında pay sahibi olduğunu ifade eden davacıların birkaç üst sayfada tam aksini iddia etmelerinin abesle iştigal olduğunu, kaldı ki; davacıların isimlerini zikrettiği şirketler içerisinde yalnızca ...'in ...'in ve ... A.Ş.'nin hakim şirketinin ... ... San. ve Tic. A.Ş. olduğunu, geri kalan tüm şirketlerin ... ... A.Ş.'nin hakimiyetinde olmayan şirketler olduğunu, ... Ambalaj'ın, ...A.Ş.'nin bağlı şirketi olduğunu, ... A.Ş. ve Anık'ın ise ... Tatil Köyü A.Ş.'nin bağlı şirketleri konumunda olduklarını, görüleceği üzere ortada bütünsel bir şirketler topluluğu oluşturan herhangi bir yapı bulunmadığını, ... A.Ş.'nin de aralarında bulunduğu ismi geçen diğer şirketlerin tamamının bağımsız şirket olduğunu, davacıların huzurdaki davada ...'in zarara uğradığını değil, ... nedeniyle ve ... lehine olmak üzere başkaca şirketlerin zarara uğratıldığını iddia ettiklerini, davacıların ...'in zarar ettiğini değil tam aksine başkaca şirketler aleyhine ...'e fayda sağlandığını beyan ettiklerini, ekte sunulan gelir tablosundan açıkça görüleceği üzere bilançoda herhangi bir zarar bulunmadığını, şirketin mütemadiyen zarar ettiğine ilişkin beyanın tümüyle gerçek dışı olduğunu, kaldı ki şirketin mütemadiyen zarar ettiğini iddia eden davacılardan ...'ın 2003 yılından 2020 yılına dek yönetim kurulu üyeliği yaptıklarını ve diğer davacıları YK'da temsil ettiklerini, ...'ın imza yetkilerini sıkça kullandıklarını, şirketin Kırgızistan'da yürütülen bir inşaat projesi ile ilgili bir alacağını ...'in bizzat takip ettiğini, davacıların dillerine doladıkları ... Projesi için çekilen krediler ile akreditif ve teminat mektubu gibi diğer gayri nakdi kredi işlemlerine dair belgelerin bizzat ... tarafından imzalandığını, tüm bu bilgiler ışığında ...'ın şirketin işleyişi ve stratejik yatırım kararlarının alınması gibi konularda dışlandığının iddia edilemeyeceğini, ilgili kişilerin şirketin iradesinin oluşumuna bizzat ve aktif olarak katıldıklarını, sundukları tüm ticaret sicil kayıtları ve şirket evraklarının bu iddianın yalan olduğunu ispatladığını, dava dilekçesinin 6. sayfasında davalıların ... nezdinde doğrudan ve dolaylı olarak sahip oldukları payların toplamından hareketle azınlık statüsünde olduklarını, kendilerinin ise çoğunluk statüsünde olduklarını tespit ettiklerini, bununla beraber dilekçenin takip eden sayfasında azınlık olarak suni bir şekilde gruplandırdıkları bazı pay sahiplerinin hakimiyetini kötüye kullandığını iddia ettiklerini, açılan davanın ...'in bazı yönetim kurulu üyeleri aleyhine açılan sorumluluk davası olduğunu, grup şirketlerinin zarara sürüklenmesi şeklindeki beyanın huzurdaki dava ile ilgisinin olmadığını, ayrıca müvekkillerinin şirketin YK'na seçilmelerinin ilgili genel kurul toplantılarında oybirliği ile alınan kararlara dayandığını, ... projesinin şirket gündemine ilk kez 2014 yılında getirildiğinin yalan beyan olduğunu, 2013 yılında genel kurula sunulan faaliyet raporunda “2013 yılı içerisinde ...'de konut, üniversite projelerine - ilişkin hazırlıklarımız ve çalışmalarımız yapılmış olup 2014 yılında tekliflerinin verilip ihale sonucunun alınması beklenmektedir.” ifadesinin açıkça yer aldığını, bu faaliyet raporunu davacılardan ...'ın bizzat imzaladıklarını, söz konusu faaliyet raporunun da 31.03.2013 tarihli genel kurulda okunduğunu ve faaliyet raporuna karşı davacılar tarafından hiçbir itiraz yada olumsuz beyanda bulunulmadığını, ... tarafından imzalanan faaliyet raporunun, aynı yılın genel kurulunda okunup müzakere edildiğinde tüm davacıların ... Projesinin en başından itibaren projenin detaylarına hakim olduklarının görüleceğini, ... Taahhüt A.Ş. unvanlı şirketin ... projesinin alınması ve asli yüklenici olması amacıyla kurulmadığını, ... Taah. A.Ş.'nin başkaca projelere ... ailesi mensuplarının katılma olasılıkları değerlendirilerek kurulduğunu, daha sonra ortaklar tarafından tüm projelere hep beraber, müştereken devam edilme kararı alındığı için bu yeni kurulan şirketin de atıl hale geldiğini, paylarının, davacıların da dahil olduğu tüm pay sahiplerine paylaştırıldığını, davacıların da ... Taah. A.Ş.'nin pay sahipleri olduklarını, müşterek devam etme kararını gösteren en önemli delilin ise, ...'ın ...'de şirket kurulması için lazım olan vekaletnameyi bizzat imzalaması olduğunu, nitekim bu yeni şirketin (... Taah. A.Ş.) hali hazırda ... Ambalaj A.Ş. unvanını taşıdığını ve 2017'den bu yana davacıların da pay sahibi oldukları ...San. ve Tic. A.Ş.'nin %100 iştiraki konumunda bulunduğunu, ... ... Değ. A.Ş.'nin (Eski ... Taah. A.Ş.) paylarının ...A.Ş. tarafından satın alınması yönündeki yönetim kurulu kararına ise davacılardan ...'n da imza attığını, görüleceği üzere davacıların beyanlarının tam aksine bir amaç ile atıl hale getirilen söz konusu şirketin yine davacıların bilgisi, iradesi ve somut onayı dahilinde bir diğer şirketin iştiraki haline geldiğini, davacıların ikrar ettikleri üzere şirketi ortak akılla ve müştereken yönettiklerini, kuruluşundan bu yana yönetim kurulunda temsil edildiklerini, görev yapan tüm yönetim kurulu üyelerini oybirliği ile ibra ettiklerini, ayrıca 06.09.2015 tarihli rapor sonrasında 10.08.2020 tarihine kadar herhangi bir faaliyet raporu gönderilmediği ifadesinin de doğru olmadığını, 2013, 2014 ve 2015 yılları faaliyet raporlarına ek olarak 2018, 2017 ve 2016 yıllarının faaliyet raporlarında da ...'deki projenin detaylarına yer verildiğini, iş tutarları ve hakedişlerin detaylı şekilde pay sahipleri ile paylaşıldığını, 2018 yılı faaliyet raporunda yeni iş alındığına ilişkin detaylı bilgilerin de var olduğunu, üstelik bu faaliyet raporlarında davacılardan ...'ın da imzalarının bulunduğunu, davacıların 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında bizzat imzaladıkları faaliyet raporlarını yokmuş gibi göstererek mahkemeyi yanıltmaya çalıştıklarını, ... Projesinin 2014 senesinden beri devam ettiğini, davacıların bu süre boyunca yapılan tüm genel kurul toplantılarında finansal tabloları tasdik ettiğini ve YK üyelerini ibra ettiklerini, ...'in bir Anonim şirket olduğunu, pay sahipliğinden doğan hakların paya bağlı olması nedeniyle, kar ve zararın bazı pay sahiplerine özgülenmesinin hukuken olanaklı olmadığını, anonim ortaklığın tüm borçlarından kendi malvarlığı ile sorumlu bir tüzel kişi olduğunu, kar ve zararın tüzel kişiye ait olduğunu, ... Projesinin davalı müvekkillerinin kendi hatalı kararları olmadığını, ...'de şirket kurma ve proje almak için verilen vekaleti ... ile beraber bizzat davacılardan olup davacıların yönetim kurulundaki temsilcisi ...'ın imzaladığını, yine ... Projesi için çekilen krediler ile akreditif ve teminat mektubu gibi diğer bankacılık işlemlerine dair belgelerin bizzat ... tarafından imzalandığını, bu kapsamda ... projesinin her şirkette olduğu gibi şahısların değil şirketin işi olduğunun tartışmasız olduğunu, ayrıca davacıların sınırlı bilgi ifadesini kullanmalarının ise açtıkları belirsiz. alacak davasını temellendirmeye yönelik kasten yanıltıcı ve taktiksel bir ifade olduğunu, yapılan haftalık ve aylık bilgilendirmelerde her zaman ... hakkında da bilgi verildiğinin görüldüğünü, ayrıca bizzat davacıların çektikleri 15.04.2021 tarihli ihtarnamede bu bilgilendirmelerin yapıldığını zaten kendilerinin ikrar ettiklerini, öte yandan ...'in uğradığı bir zarardan söz edilemeyeceğini, bu tür uluslararası inşaat projelerinde kar ve zararın iş bitirilip ödemeler alındıktan sonra, ayrıca işveren yabancı idareye proje sonrasında yöneltilebilecek tüm hukuki hak talep ve alacakların ileri sürülmesi ve sonuçlandırılması sonucunda hesaplanabileceğini, uluslararası inşaat projelerinin bu şekilde işlediğini, davacılardan ...'in de bizzat Kırgızistan'da gerçekleştirilen proje sebebiyle son derece iyi bildiğini, bu aşamada ...'in herhangi bir zararı bulunmadığını, projenin devam etti şantiyede işlerin sürdüğünü, Zararın ancak proje sonunda elde edilen toplam tutar, proje için yapılan masrafları karşılamazsa ortaya çıkabileceğini, bugün proje tamamlanmadığı için zarardan bahsetmenin mümkün olmadığını, kaldı ki gelir tablosu incelendiğinde zaten şirketin zararının olmadığının görüleceğini, ayrıca bilançolarda alacak olarak gösterilen kalem ile zarar gizlendiğinin iddia edilemeyeceğini, proje sonuçlandırılmadan önce zarar oluşmayacağından ve projenin ancak işlerin tamamlanıp hukuki taleplerin ileri sürülüp sonuçlandırılmasından sonra son bulacağı için davacıların işaret ettikleri meblağın alacak kalemi olarak bilançoya işlenmesinden daha doğal bir şeyin olmadığını, Kaldı ki gizlendiği iddia edilen zarar meblağının Milyon USD olmasının, ancak bilançoda işaret edilen alacak toplamının 224.848.324,97 TL olması karşısında davacıların tutarlı tek bir beyanda bulunmadıklarının açık olduğunu, 09.11.2020 tarihli toplantıda muhteviyatının anlaşılamaması nedeniyle finansal tabloların görüşülmesinin ertelenmesi gerekçeleri arasında gösterilen, şirket bilançosunda diğer alacaklar olarak kaydedilen 224.848.324,97 TL'nin yurt dışı şantiyeler cari hesabı olduğunu, 2019 yıl sonu itibariyle bu tutarın kırılımının ... Şantiyesi için 193.589.128,29 TL, Kırgızistan şantiyesi için 31.259.128,29 TL olduğunu, belirtilen meblağların Türkiye'den yurt dışı şantiyeler için yapılan ödemelerden ve şirket merkezinin yıllık giderlerinden oluştuğunu, belirtilen tutara kredi faizleri ve kur farklarının da dahil olduğunu, bu bilginin zaten davacılara 08.12.2020 tarihli genel kuruldan önce de verildiğini, kaldı ki söz konusu alacak kaleminin, önceki yılların bilançolarında da mevcut olduğunu, davacılarca oybirliği ile onaylanan bu bilançolarda yer alan bu kalemin, şimdi hangi gerekçe ile zarar gizleme mertebesine eriştiğinin anlaşılmasının mümkün olmadığını, ... projesi için gerekli analizlerin yapılmadığı iddiasının tamamen asılsız olduğunu, gerekli olan tüm fizibilite ve risk analizlerinin gerçekleştirilmesinden sonra ... Projesine yönelik karar verildiğinin delilleriyle sabit olduğunu, ortada bir zarar bulunmadığı ve huzurdaki davanın sadece bezdirme ve taktik amaçlı açıldığını, Projenin zarar doğurduğu düşüncesi mevcut ise davacıların tüm yönetim kurullarında temsil edilmelerine rağmen kötü gidişe seyirci kalan davalılara neden yıllarca göz yumduklarının anlaşılamadığını, dava dışı diğer şirketlerin bankalardan aldıkları kredilerin belgelerinde de davacıların imzalarının bulunduğunu, üstelik söz konusu şirketlerce yapılan bilgilendirmelerde bu kredilere ve ...'in mali durumuna ilişkin bilgilere her daim yer verildiğini, ... projesinin hiçbir şekilde ... A.Ş.'nin yatırımlarını engellemediğini, ... projesinin hiçbir şekilde ... A.Ş.'nin yatırımlarını engellemediğini, ... A.Ş.'nin ... projesi süresine tekabül eden yıllarda 5.871.094,00 USD tutarında yatırım yaptığını, hatta ... A.Ş.'nin bu süreçte Silivri'de yeni bir fabrika satın aldığını, dava dilekçesinde anılan ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin grup şirketleri olarak anıldığının görüldüğünü, söz konusu şirketlerin ... A.Ş. ile aynı şirket topluluğuna dahil olmadığını, davacıların ...'in bankadan kredi almak yerine ilişkili taraflara borçlanmasının nasıl ve hangi sebeple hukuka aykırı ve zarar doğuran bir işlem oluşturduğunu tek bir cümleyle dahi açıklayamadığını, ayrıca davalıların hem borcu alan şirkette, hem de borcu veren şirketlerde YK üyesi olmaları ve bizzat bu borçları alan ve veren tarafta yer almaları karşısında böyle yersiz ve mesnetsiz bir iddiada bulunduğunu, Davalıların kusurlu işlem ve eylemlerinden söz edilemeyeceğini, şirketin uğradığı bir zararın söz konusu olmadığını, gelir tablosunun zarar olmadığını açıkça gösterdiğini, kaldı ki ... Projesi özelinde proje henüz sonuçlanmadan zaten herhangi bir zararın ortaya çıkmasının da mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat davasıdır. Dava dışı ... ... A.Ş.nin ticaret sicil dosya sureti ve ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası celp edilmiş, davacı tanıkları dinlenmiş ve bilirkişi raporu alınmıştır. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayılı dosyasının incelenmesinde; davacılar tarafından ... ... A.Ş. aleyhine açılan özel denetçi tayini davasının reddine karar verildiği görülmüştür. Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... Mahkememize sundukları 10/10/2023 tarihli raporlarında; yurtdışı inşaat işi tamamlanana kadar Türkiye’de yapılan giderlerin 236 numaralı hesapta izlenmesinin olağan bir uygulama olduğunu, giderin gizlenmesi ya da benzer bir durum olarak değerlendirilmediğini, şirketin ... projesinin tamamlanmadığının anlaşıldığını, Söz konusu proje tamamlanana kadar, projenin kar ya da zarar ettiğinin tespiti ve ... A.Ş.’nin Gelir Tablosuna ve tabiiki nihai olarak da bilançosuna kar mı zarar mı geleceği hususunun belirlenmesinin mümkün görünmediğini, Özellikle, uzun süreli, işvereni devlet olan inşaat işlerinde, Kovid-19, yasal kısıtlamalar, fiili imkansızlıklar, savaş veya halk hareketleri gibi, durumların doğması halinde, yüklenicinin işverenden süre uzatımı, ek işlerin bedelleri gibi taleplerde bulunmasının doğal olduğunu, bu türden taleplerin akıbetinin sözleşmeye ve iş sürecine etkileri belirlenmedikçe projenin karla mı yoksa zararla mı sonuçlandığının anlaşılabilmesinin de mümkün olmadığını, yine benzer bir gerekçe de yapılan işin işvereni ile hukuki anlaşmazlıkların doğması halidir ki, bu durumda da dava bitimi ve dava sonucu veriler kararlar ile hukuki sonuçları işin mali durumunu, kar yada zarar doğmasını etkileyen hususlar olup dosyada bu hususlar hakkında belge ve bilgiye rastlanmadığını, sayılan nedenlerle eldeki veriler ile iddia konusu olan ... projesinden kaynaklanan bir zarar ya da kar tespiti yapılamadığını, davacıların özü itibariyle; davalıların ... A.Ş.’nin ...’deki inşaat projesine girmesine yol açtıklarını, kendilerinin muhalefetine rağmen davalıların yeterli fizibilite ve analiz yapılmaksızın bu projeye girmek istediklerini, bu nedenle davalıların projenin tüm kâr ve zararının kendilerine ait olacağını taahhüt ettiklerini, proje nedeniyle ... A.Ş.’nin zarar gördüğünü, bankalar ile davacılar ve davalıların pay sahibi oldukları grup şirketlerinden borç almak zorunda kaldığını ve faiz yükü altına girdiğini, davalıların söz konusu taahhütleri ve kötü yönetimleri nedeniyle şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlü olduklarını ileri sürdüklerini, davalıların ise özü itibariyle; ... projesine davacılarla alınan ortaklaşa karar doğrultusunda gerekli fizibilite ve araştırma yapılarak girildiğini, nitekim projenin başlangıcından itibaren 2020 yılının Aralık ayına kadar tüm faaliyet raporlarında proje ile ilgili gelişmelere yer verildiğini ve davacıların yönetim kurulundaki temsilcilerinin de faaliyet raporlarını imzaladıklarını, yönetim kurulu üyelerinin 2020 yılının Aralık ayındaki genel kurul toplantısına kadar tüm genel kurul toplantılarında oybirliği ile ibra edildiğini, ... A.Ş.’nin ... projesi nedeniyle herhangi bir zarara uğramadığını, zira projenin bitmediğini ve işverenden olan tüm alacakların henüz tahsil edilmediğini, davacıların davadaki temel sorumluluk savının davalılar tarafından davacılara ... projesinin kar ve zararının kendilerine ait olduğu yönünde taahhütte bulunulduğu iddiası üzerine kurulduğunu, ... A.Ş.’nin bir anonim şirket olduğunu ve kar-zararın belirli pay sahiplerine ait olmasının hukuken mümkün olmadığını, böyle bir taahhüdün de kendilerince davacılara verilmediğini, böyle bir sözleşmenin senetle ispat edilmesi gerektiğini ve davacılarca böyle bir taahhüdün ispat edilemediğini savunduklarını, davacıların iddiasının esasen, anonim ortaklığın tüzel kişiliği dışında, bir borçlar hukuku taahhüdü olarak ... projesinin kar ve zararının davalılarca üstlenilmesi olduğu ve projenin zarar ettiğinden bahisle bu taahhüde aykırılık kapsamında tazminat talep edildiği, TTK md. 553 vd.’na dayanan “yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davasında” hukuka aykırılık unsuru “kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yönetim kurulu üyelerince ihlali” olduğunu, şirket tüzel kişiliği haricinde bir borçlar hukuku taahhüdüne aykırılık, yönetim kurulu üyelerinin organ sıfatıyla sorumluluğuna sebebiyet vermeyeceğini, olsa olsa ve şartları oluşmuşsa, bu taahhüdü veren kişilerin Türk Borçlar Kanunu’nun borca aykırılık düzenlemeleri dairesinde sorumluluğunu gerektirebileceğini, dosya kapsamında davalıların bu türden bir borçlar hukuku taahhüdünde bulunduklarına dair herhangi bir yazılı delile rastlanmadığını, davacıların iddialarının ispata muhtaç kaldığı sonucuna varıldığını, bundan başka, dosyada yapılan incelemede, davacıların 9.11.2020 tarihli genel kurul toplantısı öncesi bilgi alma talebi ile keşide etmiş oldukları 15.04.2021 tarihli ihtarname içeriğinden, davacılarca kendilerinin yönetim kurulunda uzun yıllardır temsil edildiklerini ve şirketin davalılarla birlikte yönetildiğini ifade edildiğinin anlaşıldığını, ilk defa 2013 faaliyet yılı faaliyet raporunda hazırlıklarının yapıldığı belirtilen, tüm pay sahiplerinin vakıf oldukları anlaşılan ... projesi ile ilgili olarak bilgi sahibi olmama hususu hayatın olağan akışına uygun düşmediğini, TTK md. 553 vd. hükümleri uyarınca tazmin edilmesi gereken zarar, yönetim kurulu üyelerinin kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal etmelerinden kaynaklanan zarar olduğunu, bu bakımdan, şirketin faaliyetleri esnasında uğradığı her türlü zararın tazmininin yönetim kurulu üyelerinden talep edilebilmesi mümkün olmadığını, Tazmin yükümlülüğünün doğabilmesi için, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine göre yönetim kurulu üyelerinin kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal etmeleri sonucunda doğan, söz konusu hukuka aykırı işlem veya eylemlere uygun illiyet (nedensellik) bağı ile bağlanabilen ve şirketin uğradığı bir zarardan söz edilebilmesi gerektiğini, davada davacıların talebinin ileri sürülüş biçimine göre, davacılar şirketin ... projesinde uğradığını ileri sürdükleri zararın tazminini talep ettiklerini ve tazminatın şirkete ödenmesini istediklerini, davacılar projenin zarar ettiğini ve ... A.Ş.’nin bu nedenle bankalara ve grup şirketlerine yüklü miktarda borçlandığını, faiz yükü altına girdiğini ve bu şekilde şirketin zarara uğratıldığını iddia ettiklerini, yapılan mali tespitlere göre, ... A.Ş.’nin ... projesi yıllara sari yurt dışı inşaat işi olduğunu, dosya kapsamından anlaşıldığı üzere proje henüz sonuçlanmadığını, bu nedenle projenin kâr ya da zararla kapanıp kapanmadığının anlaşılabilmesi için işin tamamlanma derecesinin %100’e ulaşması ve yüklenici şirketin işverenden (... devletinden) tahsil edebileceği hiçbir alacağının kalmaması gerektiğini, ancak, bu noktaya gelindiğinde projenin zararla sonuçlanması da tek başına yeterli görülemeyecek, söz konusu zararın yönetim kurulu üyelerinin kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal etmeleri sonucunda doğmuş olmasının aranacağını, dosya içeriği nazara alındığında, ... projesinin zamanında bitmemesinin ve bitmemesi herhangi bir zarara yol açtıysa bu zararın, davalıların işlem veya eylemlerinden kaynaklandığına dair herhangi bir delile rastlanmadığını, ayrıca şirketlerin faaliyeti esnasında ihtiyaç duydukları tutarları bankalardan kredi kullanarak ya da ilişkili taraf veya grup şirketlerinden borç alarak elde etmeleri ticari hayatın olağan ticari işlemlerinden olduğunu, dosya kapsamından ilişkili taraflardan şirketçe alınan borçların, doğal olarak söz konusu ilişkili tarafların mali tablolarına da yansıdığı, borçların kime ve hangi tutarda verildiğinin pay sahiplerine açıklanan bilgilerden olduğu ve davacıların söz konusu ilişkili taraf şirketlerin yönetim kurullarında da temsil edildiklerinin anlaşıldığını, buna göre dosya kapsamındaki belgeler ışığında TTK md. 553 kapsamında şirketin uğradığı zararın tazminini gerektiren bir kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüğün ihlalinden ve ayrıca şirketin zararından söz edilemeyeceğinden, sorumluluğun şartlarının doğmadığı sonucuna takdir münhasıran Mahkemeye ait olmak üzere varıldığını, gerek genel kurul, gerekse ilişkili şirket-... ilişkileri çerçevesinde gerçekleşmesi doğal olan bilgi akışı kapsamında, ... projesinin durumundan haberdar olmamalarının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, nitekim Şirketin dış kaynak kullanımı, bu kapsamda bankalardan ya da ilişkili taraflardan kredi alması, yönetim kurulu üyeleri bakımından kanunun yüklediği görevlerin kusurlarından kaynaklı ihlali olarak değerlendirilmediğini, bununla birlikte, hem banka kredilerinin, hem de ilişkili taraflardan alınan borçların bilançoda yer almasının şirketin genel kurulunun bilgisi dahilinde bulunduğu ve TTK md. 424 uyarınca ibra varsayımı ve TTK md. 558/2 dairesinde ibranın kapsamında olduğu, söz konu borçlanmaların 2019 yılından önce başladığı ve son bu yılda yapılan genel kurul toplantısında alınan ibra kararının kapsamında olduğu değerlendirildiğini, sonuç itibariyle; şirketin mali tablolarında bir zarar tespit edilemediğini, davacıların TTK md. 553 vd. hükümlerine dayanan dolayısıyla zararın tazmini talepli davada sorumluluk şartlarının oluşmadığını zira, kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlali, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı koşullarının oluşmadığını belirtmişlerdir. Mahkememizce olaya ve dosyaya uygun, ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi raporuna itibar edilmiştir. Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; Davacılar pay sahibi oldukları dava dışı ... ... A.Ş.nin yöneticisi olan davalıların eylemleri nedeniyle şirketi zarara uğradıklarını belirterek, TTK.nın 553 ve devamı maddeleri kapsamında tazminat talebinde bulunmuşlardır. Davacılar, davalıların şirketin ...’deki inşaat projesine girmesine yol açtıklarını, kendilerinin muhalefetine rağmen davalıların yeterli fizibilite ve analiz yapılmaksızın bu projeye girmek istediklerini, bu nedenle davalıların projenin tüm kar ve zararının kendilerine ait olacağını taahhüt ettiklerini, proje nedeniyle şirketin zarar gördüğünü, bankalar ile davacılar ve davalıların pay sahibi oldukları grup şirketlerinden borç almak zorunda kaldığını ve faiz yükü altına girdiğini, davalıların söz konusu taahhütleri ve kötü yönetimleri nedeniyle şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlü olduklarını ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuşlardır. Kurucuların, Yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu başlığını taşıyan TTK.nın 553. maddesinde; " (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz." hükmünün yer aldığı, TTK.nın 555. Maddesinde; " (1) Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler." hükmünün bulunduğu anlaşılmıştır. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarından tazminat borcunun doğabilmesi için hukuka aykırı davranış neticesinde bir zararın ortaya çıkmış olması gerekir. Zira sorumluluk hukukunun amacı gerçekleşen zararın tazminidir. Yönetim kurulu üyesinin sorumluluğunun doğabilmesi için de, o üyenin hukuka aykırı fiilleri neticesinde bir zararın ortaya çıkmış olması şarttır. Zararın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu çerçevesinde önem arz eden türleri şirketler hukuku bağlamında doğrudan zarar, dolaylı zarar ve şirketin zararıdır. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın ispatlanması gerekir. Zararın sadece varlığının değil, miktarının da rakamsal olarak belirlenmesi gerekir. Zararı ispat yükümlülüğü genel hükümlere istinaden zarar görendedir Zararın ispatı bakımından, tazminat davası açan kimse kural olarak hem zararı, hem de zararın miktarını ispat ile yükümlüdür. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açabilmek için, kanundan veya şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerin ihlalinin yanı sıra, zarar, kusur ve uygun illiyet bağı ve diğer sorumluluk koşullarının da mevcut olması gerekmektedir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu yalnızca kanuna aykırılıktan değil sözleşmeye aykırılıktan da kaynaklanabilir. Yönetim kurulu üyelerinin tazmin yükümlülüğünün doğabilmesi için, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine göre yönetim kurulu üyelerinin kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal etmeleri sonucunda doğan, söz konusu hukuka aykırı işlem veya eylemlere uygun illiyet bağı ile bağlanabilen ve şirketin uğradığı bir zarardan söz edilebilmesi gerektir. Davacıların şirketin ... projesinde zarar ettiğini ve şirketin bu nedenle bankalara ve grup şirketlerine yüklü miktarda borçlandığını, faiz yükü altına girdiğini ve bu şekilde şirketin zarara uğratıldığını iddia ettikleri, ancak bilirkişilerce yapılan mali tespitlere göre, şirketin ... projesinin yıllara sari yurt dışı inşaat işi olduğu ve projenin henüz sonuçlanmadığı, bu nedenle projenin kar ya da zararla kapanıp kapanmadığının henüz belli olmadığı, ayrıca ... projesinin zararla sonuçlanması halinde dahi, bu zararın davalıların işlem veya eylemlerinden kaynaklandığına dair herhangi bir delil sunulmadığı, şirketlerin faaliyetleri esnasında ihtiyaç duydukları tutarları bankalardan kredi kullanarak ya da ilişkili taraf veya grup şirketlerinden borç alarak elde etmelerinin ticari hayatın olağan işlemlerinden olduğu, sonuç itibariyle; kanun veya esas sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün ihlali ve şirketin uğradığı bir zarar bulunmadığından, yöneticilerin sorumluluğunun şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Şirketin ... projesinin henüz sonuçlanmadığı anlaşıldığından davalıların zamanaşımı itirazlarının yerinde olmadığı ve dava tarihi itibariyle davalı ...'ın yönetim kurulu üyesi olması ve projenin devam etmesi nedeniyle bu davalının husumet itirazının yerinde olmadığı Mahkememizce kabul edilmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken 269,85 TL harcın peşin alınan 8.555,83 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 8.285,98 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4. maddesi gereğince hesaplanan 17.900 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacıların yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına, 5-Davalıların yaptığı 28 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13.maddesi ve Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi gereğince Adalet Bakanlığı Bütçesinden Arabulucuya ödenen 1.440 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan tahsiliyle hazineye irat kaydına, 7-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize sunulacak veya gönderilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/12/2023 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır