İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/662 E. 2025/210 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/662
Karar No
2025/210
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/662 Esas KARAR NO : 2025/210 DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 05/11/2024 KARAR TARİHİ : 12/03/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA VE TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...Tic. Ltd. şirketinin, davalı sigorta şirketinin acenteliğini yapmakta iken 23.12.2013 tarihinde haksız yere acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, söz konusu haksız fesih üzerine, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde ... Esas sayılı dosya ile davalı şirket aleyhine dava açıldığını, söz konusu davanın 26.12.2023 tarihinde verilen ... K sayılı kararla; a- 35.210,35. TL maddi tazminatın 18.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsiline, b-2.000,00. TL manevi tazminatın 18.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsiline, şeklinde olduğunu ve kararın kesinleştiğini, söz konusu tazminatlar için ... 19. İcra Dairesi ... E. sayılı dosyasıyla ; a-37.210,35. TL Asıl alacak olarak ( 116.016,28.TL Takipte Kesinleşen Bedel ) b-58.476,07.TL faiz olmak üzere asıl alacak ve faiz toplamı olarak 141.253,00.TL yasal tahsilatın ( icra harç bedelleri düşülmemiş rakamdır ) 21.06.2024 tarihinde yapıldığını, kesinleşen mahkeme hükmüne göre davalının temerrüt tarihinın 18.01.2014 olduğunu, oysa davalının haksız temerrüdü ve ödemekte direnmesi nedeniyle mahkeme kararının çıkıp kararın kesinleşip tahsilatın yapılabildiği tarihin ise yaklaşık 10 yıl 6 ay sonra 21.06.2024 tarihi olduğunu, Davalıdan icra yoluyla tahsilatın yapıldığı 21.06.2024 tarihinde tümdeğerler onlarca kat yükseldiiğni, en basit örneğinin, temerrüt tarihinde 89,10. TL olan gram altının, tahsilat tarihinde 2.431. TL ye yükselmiş olması olduğunu, dolayısıyla davalının yaptığı ödemeyle ve faizle karşılanmayan önemli derecede aşkın zarar oluştuğunu, 6100 S. HMK’nın Belirsiz Alacak Davası başlıklı 107/1 bendi; “– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde olduğunu, davalı sigorta şirketine başvurularında ve işbu dava dilekçesinde belirttikleri üzere gerçek zararın bilirkişi incelemesi yoluyla hesaplanacağını, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar, döviz, altın, emtia fiyatlardaki yükselmeler ve yüksek enflasyon dikkate alındığında, bu aşamada dava değerinin taraflarınca tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığını, dava değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, bu nedenlerle yukarıda arz ve izah olunduğu veçhiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK 107. Maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak; 50.000,00 TL aşkın (munzam) zararın 25.06.2024 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline, bilirkişi incelemesiyle dava değerinin belirlenmesi sonrasında talep artırımı için süre verilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle müvekkili şirketin davanın uzamasına neden olan hiçbir iş veya işleminin bulunmadığını, müvekkili şirketin acentelik sözleşmesinin feshinde haklı nedene dayandığını somut gerekçeleriyle ortaya koyduğunu ve haliyle savunma yapmadığını, ilk derece mahkemesinin nihayetinde feshin haksız olduğunu tespit ederek bir tazminata hükmettiğini, ilk derece mahkemesinin istinaf kararından sonra vermiş olduğu karara karşı ise yeniden istinaf yoluna başvurulmadığını, mahkemenin 26.12.2023 tarihinde yazmış olduğu yeni kararı sonrası davacı tarafın ilamı, yaklaşık 6 ay sonra 11.06.2024 tarihinde icra takibine konu ettiğini, müvekkili şirketçe istinaf edilmeden kesinleşen karar üzerine icra dosyasına ödeme yapıldığını, uzun süren yargılama sürecinden müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, bu nedenle munzam zararın doğmasında uygun illiyet bağının da davacı tarafça kurulamadığını, davacının davasında haksız olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı - 26.12.2023 tarihli ...K sayılı kararı, ... 19. İcra Dairesi ... E. sayıllı dosyası, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ KABUL VE GEREKÇE: Davacı tarafından açılan dava, aşkın zarar istemine ilişkin tazminat davasıdır. Taraflar arasındaki ihtilaf; Davacının munzam zararı bulunup bulunmadığı hususlarındadır. ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyasının incelenmesinde davalı şirket aleyhine dava açıldığı, söz konusu davanın 26.12.2023 tarihinde verilen... K sayılı kararla; a- 35.210,35. TL maddi tazminatın 18.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsiline, b-2.000,00. TL manevi tazminatın 18.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsiline şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı değerlendirilmekle; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin ... esas,... karar sayılı kararında; "...Munzam zarar alacaklısı; öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını; bu alacağının geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüd faizi ile karşılanmayan zararını ve miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek, zararın ortaya çıkışını belirleyen inandırıcı hükme esas tutulabilecek nitelikte maddi olguları da açıklamakla yükümlüdür. Borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Somut olaya dönülecek olursa, davacı alacaklının açıklamalar kapsamında uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorunluluğu bulunmaktadır. Ne var ki, enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin, temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmemektedir. Burada davacının kanıtlaması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak ödemenin gecikilmesinden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Aslında, davacının bu hususta bir iddiası da bulunmamaktadır. İcra dosyasının incelenmesinde de; davalı borçluların borcu ödememek için hile ve desiseye başvurduğu hususunda bir emareye de rastlanılamamıştır. Diğer yandan, denkleştirici adalet ilkesi haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder ki, eldeki davada uygulama yeri bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir. ..." şeklinde belirtilmiştir. Somut olayda; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "aşkın zarar" başlıklı 122/1. maddesinde; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru olmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekte yükümlüdür." hükmü düzenlenmiştir. Yargıtay içtihatlarına göre, munzam zararın talep edilebilmesi için zararın gerçekleşmiş, ölçülebilir ve somut (gerçek) bir zarar olması gerekmektedir. Davacının ispatlamak zorunda olduğu husus, enflasyon ve yüksek faizler değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı gördüğü zarar olgusudur. Bu bağlamda eldeki dosyada, davacının uğramış olduğu zarara ilişkin iddiasını somutlaştırmadığı anlaşıldığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanununca alınması gerekli 615,40 TL ilam harcının peşin yatırılan 853,88 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılmış olan 238,48 TL harcın davacıya iadesine, 3-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13,14. Maddeleri ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDEDİLMESİNE, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 30.000,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Dair tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı.12/03/2025 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/662, K. 2025/210, T. 12.03.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-662-e-2025-210-k-cef94ab0d0bd