İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/531 E. 2026/165 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/531
- Karar No
- 2026/165
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/531 Esas KARAR NO : 2026/165
DAVA : Ticari Ünvanın Korunması DAVA TARİHİ : 10/07/2025 KARAR TARİHİ : 31/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Ünvanın Korunması davasının yapılan açık yargılamaları sonunda : TALEP: Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Müvekkil şirketlerin, ... A.Ş. ticaret unvanıyla uzun yıllardır kimyasal madde üretimi, satış ve pazarlaması ile iştigal etmekte olan piyasada saygınlığı bulunan bir şirket olduğunu, şirketin ticaret unvanı ... A.Ş olup uzun yıllardır kimyevi madde ticaret siciline tescil edildiğini, Unvanda yer alan "..." adı tamamı ile müvekkil şirkete ait olduğunu, müvekkil şirketin ürettiği mallar hizmet kalitesi yönünden bu ibare ile uzun süredir bilinip arandığını, Davalı şirketin unvanı "..." olup, davalı şirketin kuruluşu 2024 yılı iken davalı şirketin unvanındaki "..." ibaresi müvekkilin 1987 yılından beri kayıtlı ticaret unvanı olup müvekkil şirkete aitmiş gibi iltibas yarattığını, Davalının faaliyete geçirdiği şirket, müvekkil şirketin unvanı olan "..." unvanını kullanmakta olduğunu, faaliyet alanında yıllardır başat firmalardan olan müvekkil, halihazırda ... ibaresi ile tanınmakta olup davalı tarafından bizzat müvekkilin ticari ünvanı kullanılarak müvekkil ile karıştırılmaya müsait bir ticari hayat yaratma gayreti içerisine girildiğini, Başkalarının emek ve masraf yapmak suretiyle elde ettiği haklı şöhreti kullanmak ve bu benzerlikten yararlanmak serbest rekabet ilkelerine aykırı, haksız, zarar verici ve hukuken yasaklanmış bir durum olup, iltibas yaratan "..." ibaresinin, ticaret unvanı ve işletme adı gibi, üstelik "... " olarak kullanılması sanki müvekkil şirketlere aitmiş gibi bir anlam yaratmakta olup haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle ... ticari ünvanının değiştirilmesi gerektiğini, Müvekkil şirket uzun yıllardan beri içinde bulunduğu sektörde üretim ve satış yapmakta olup kendi sektöründe tanınmış bir şirket olduğunu, Bünyesinde 100'den fazla personel çalıştıran, bankalar nezdinde yüksek kredibilitesi bulunan tanınmış ve yerleşik bir tüzel kişilik olduğunu, davalının müvekkil ticari unvanını kullanarak faaliyete başlaması ise bir yılı dahi bulmadığını, Davalı taraf açıkça müvekkil şirkete karşı haksız rekabet içinde bulunduğunu, davalı şirket, müvekkil şirketin kuruluş tarihinden yıllar sonra ticaret ünvanını müvekkil şirketin ticaret unvanını çağrıştıracak nitelikte belirlemiş ve şirket kuruluşunu İstanbul'da yaptığını, Müvekkil şirketin piyasada yaklaşık 40 senedir oluşturduğu güven ve tanınırlıktan yararlanmak için müvekkil şirketin unvanı ile aynı sayılabilecek unvanı kullanarak müvekkile karşı haksız rekabet içine girdiğini, Müvekkilin yıllarca emek harcayarak Türkiye'de tanıttığı bir değeri hiçbir zahmete katlanmaksızın davalının kullanması hak ve hukuka aykırı olduğunu, Davalı tarafın eylemlerinin, müvekkilin emeğinin, fikrinin sonuçlarından, ününden menfaat sağlamaya yönelik olup, bu bağlamda, müvekkilin ticari unvanından faydalanmak ve ticari başarı elde etmek maksadıyla haksız rekabete konu olan davranışlar sergilendiğini ve haksız rekabete yol açtığını belirtmiştir. Davalının fiillerine konu olan haksız rekabetin tespiti ve haksız rekabetin men’ini, Haksız rekabet sonucu ortaya çıkan maddi durumun kaldırılmasını, davalının ticaret unvanının kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, giderleri aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere, kararın gazete ile yayımlanmasını, tecavüzün sonucu olan davalının hizmetine ve üretimine konu ürünlerinin ortadan kaldırılmasını, Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini" talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı tarafa tebligat çıkarıldığı ancak davalının cevap dilekçesi sunmadığı anlaşılmıştır. DELİLLER VE GEREKÇE: Mahkememizde görülmekte olan işbu dava; davacı şirketin ticari ünvanı ile davalı şirketin ticari ünvanının aynı olması sebebiyle haksız rekabetin tespiti ve meni isteminden ibarettir. Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ...E ... K sayılı ve 16/01/2018 tarihli kararında; "Dava, ticaret unvanına tecavüzün önlenmesi ve ticaret unvanının sicilden terkini istemine ilişkindir. Davacının “...Şti.” davalının “... Şti.” ibareli ticaret unvanları olup, tarafların ticaret unvanlarının kök kısımlarında yer alan “...” ve “...” ibareleri benzer olduğu gibi; davacı bilgi iletişim ve medya sektöründe, davalı ise bilgi teknolojileri alanında sistem yazılımı sektöründe faaliyet göstermekte olup, iki şirketin faaliyet alanlarının da benzer olduğu hususları gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde karar verilmiştir. Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ... E ...K sayılı ve 03.06.2008 tarihli kararında; " her iki tarafın unvanların çekirdek unsurunun ‘ertur’ ibaresi olduğu, karışıklığa neden olması ve unvana tecavüz teşkil etmesi karşısında davacının terkin isteme hakkı bulunduğu açıktır. Ancak, davalı ticaret unvanını tescilli olarak kullanmaktadır. Dolayısıyla tescilli ticaret unvanının sicilden terkin edilmeleri anına kadar kullanmalarında her hangi bir usulsüzlük olmadığından bu dönem içinde unvana tecavüzden ve haksız rekabetten bahsedilemez. O halde, davalının usulüne uygun olarak tescilli unvanını kullanması, sicilden terkin edilmediği müddetçe haksız rekabet teşkil etmeyeceğinden " şeklinde karar verilmiştir. Emsal mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin ...E ...K sayılı ilamında özetle; "Somut olayda uyuşmazlık davacı şirketin ticaret unvanına tecavüzün bulunup bulunmadığı ve davalının ünvanında ki ANKA ibaresinin terkini gerekip gerekmediği ,davacının uzun süreli sessiz kalma nedeniyle dava açma hakkı bulunup bulunmadığı noktasındadır. Ticaret unvanının korunması 6102 Sayılı TTK'nın 52 vd maddelerinde düzenlenmiş olup ticaret unvanı, bu hali ile kendine has özel koruma tedbirlerine tabi tutulmuştur. Bu türden açılan davalarda Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması gereğince, terkini talep edilen şirkete ait ticaret unvanının ayrıca ek alıp almadığı, tacirlerin iştigal sahalarının benzer olup olmadığı,unvanların genel görünüm itibari ile benzer olup olmadıkları ve bu benzerliklerin üçüncü kişiler açısından karışıklığa neden olup olmayacağı hususları incelenip değerlendirilmektedir. Öte yandan bir başka tacire ait ticaret unvanının terkinini talep eden tarafın davasını belirli ve makul bir süre içinde açması gerekir. Ticaret unvanları tescil ve ilana tabi bulunduğundan makul sürenin hesabında bunun da nazara alınması icap eder. Makul sürenin geçirilmesi halinde sessiz kalma nedeni ile hak kaybı oluşur. Uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, TTK’da düzenlenmiş değildir. Bu durum Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK’nin 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir. Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Terkin talep eden tarafın, sessiz kalma ve göz yumma kast ve iradesi olmasa dahi geçen süre zarfında ticaret unvanının terkini talep olunan tacirin, yapmış olduğu belirli yatırımlarla müşteri çevresi oluşturması, işletmesini geliştirerek belirli kesimlerce tanınır hale getirmesi de mümkündür. Bu açıdan bakıldığında, davanın ihmal yolu ile de geç açılıp hak kaybına uğranması mümkün hale gelebilecektir.(Yargıtay 11.HD , 03.04.2013 tarih, ... E.,...K. sayılı ilamı) Somut olayda,ticaret siciline davacı şirketin ticaret ünvanı 30.09.2004 tarihinde ,davalı şirketin ise 09.11.2010 tescil edilmiştir. Davacının öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu "Anka" ibaresinin her iki şirketin ünvanının çekirdek unsuru olduğu ,iştigal alanlarının benzer olduğu da anlaşılmaktadır. Ancak davacı ; ilk olarak ticari ünvanında bulunan Anka ibaresinin kaldırılmasını 28.10.2016 tarihli ihtar ile davalıdan talep etmiş 30.01.2017 tarihinde de de elde ki davayı açmıştır. İhtarın davalının ünvanın tescilinden 5 yıl 11 ay sonra davayı da 6 yıl 2 ay geçtikten sonra açmıştır. Davacı her ne kadar 6102 sayılı T.T.K.'nun 52.maddesinde zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin düzenlenmediğini, ticaret unvanı üzerindeki ihlal devam ettiği sürece, dava açma hakkının devam ettiğini ileri sürmüş ise de; aradan geçen zamanda sessiz kalarak kullanıma razı olduğu,2011 yılında ... davalı şirketin varlığından haberdar olduğu sunulan belgelerden anlaşılmakla birlikte ticaret sicili kayıtlarının herkese açık olduğu gözetildiğin de dava açma hakkı olmadığının kabulü gerekmektedir. Öte yandan davalının unvanı tescilli olup, tescilli unvanın sicilden terkin edilmesi anına kadar kullanılmasında usulsüzlük bulunmadığından, bu dönem için unvana tecavüz ve haksız rekabetten bahsedilemez.Bu nedenle davalının tescilli unvanını kullanması nedeniyle terkine kadar haksız rekabetin tespiti ile meni talepleri haklı değil ise de, esasen ticari ünvana tecavüz dışında başkaca bir haksız rekabet eylemi ileri sürülmediğinden ilk derece mahkemesince aynı gerekçeyle haksız rekabetin tesbiti ve meni isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Haksız rekabetin tesbiti ve meni'ne dair fazla istemin reddine ilişkin hükme yönelik davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiş davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. O halde,tüm dosya kapsamı gözetildiğinde, iş bu davanın makul süre içinde açılmadığı anlaşılmakla, davanın reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile ticari ünvanın terkini talebine ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353(1)b-2 m. uyarınca hükmün kaldırılmasına ve davanın tüm talepler yönünden reddine karar verilmiştir." şeklinde karar verilmiştir. Mahkememiz ara kararı gereği alanında uzman bilirkişiden rapor aldırıldığı ve bilirkişinin sunmuş olduğu raporda özetle: "Davacı şirketin “...” ibaresini içeren ticaret unvanını uzun yıllardır. Ve öncelikli olarak kullandığı, Davalı şirketin ise daha sonra tescil edilen ticaret unvanında aynı ibareyi, ayırt edici nitelikte herhangi bir ek unsur oluşturmaksızın kullandığı, Tarafların faaliyet alanlarının aynı veya benzer nitelikte olması nedeniyle, bu kullanımın müşteriler nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali doğurduğu, Bu durumun, TTK m. 54 ve m. 55/1-a-4 kapsamında dürüstlük kuralına aykırı ve haksız rekabet teşkil eden bir ticari uygulama niteliği taşıdığı" şeklinde görüş ve kanaat bildirmiştir. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının “... Limited Şirketi” ticaret unvanıyla 23.12.1986 tarihinde tescil edildiği, daha sonra anonim şirkete dönüştürülerek “... Anonim Şirketi” ticaret unvanını kullanmaya devam ettiği, davalı şirketin ise "..." ticaret unvanıyla 5.8.2024 tarihinde tescil edildiği tespit edilmiştir. Bilirkişi tarafından yapılan incelemelerde tarafların ticaret unvanlarının kök unsurunu oluşturan “...” ibaresinin aynen örtüştüğü, davalının bu ibareyi herhangi bir ayırt edici ek unsur yaratmaksızın ticaret unvanının merkezine yerleştirdiği, ayrıca tarafların kimyevi maddeler ticareti alanında faaliyet göstermeleri nedeniyle aynı veya en azından benzer müşteri çevresine hitap ettikleri, ticaret unvanlarının birlikte değerlendirilmesi hâlinde, özellikle piyasada yer alan ortalama dikkat ve bilgi düzeyine sahip tacirler ve müşteriler nezdinde işletmeler arasında idari, ekonomik veya organizasyonel bir bağlantı bulunduğu izlenimini doğurmaya elverişli olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda davalının ticaret unvanında yer alan “...” ibaresinin, davacının uzun yıllar içerisinde oluşturduğu ticari tanınmışlık ve güven unsurundan yararlanacak şekilde davalı tarafından kullanıldığı kanaati mahkememizde hâsıl olduğundan davalının ticari ünvanında bulunan "..." ibaresinin terkinine ve gideri davalıya ait olmak üzere hükmün ticaret sicil gazetesinden yayınlanmasına karar vermek gerekmiştir. Ayrıca her ne kadar davacı tarafça davalının ticari ünvanında "..." ibaresini kullanmasının haksız rekabet teşkil ettiği ileri sürülmüş ve buna ilişkin taleplerde bulunulmuş olsa da emsal mahiyetteki Yargıtay ve istinaf ilamlarında da belirtildiği üzere davalının "..." ibaresini tescilli ticaret unvanına istinaden kullandığı, tescilli ticaret unvanının sicilden terkin edilmeleri anına kadar kullanmalarında her hangi bir usulsüzlük olmadığından bu dönem içinde unvana tecavüzden ve haksız rekabetten bahsedilemeyeceği de göz önüne alındığında fazlaya ilişkin davacı taleplerinin reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE, 1-"..." ibaresinin davalının ticari ünvanından ve ticaret sicili kayıtlarından terkinine, gideri davalıya ait olmak üzere hükmün ticaret sicil gazetesinde yayınlanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 615,40 TL'nin mahsup edilerek bakiye 116,60 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-6325 Sayılı Yasa'nın 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin m.26 hükmüne göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin toplantıya katılmayan davalı tarafın sorumlu olması kaydı ile tahsili ve Hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL peşin harç, 615,40 TL başvuru harcı gideri toplamı olan 1.230,80 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereği takdir olunan 45.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 677,50 TL tebligat, posta gideri ile 8.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 8.677,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine, Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 31/03/2026
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır