İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/797 E. 2024/830 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/797
- Karar No
- 2024/830
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/797 Esas KARAR NO : 2024/830 DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/12/2023 KARAR TARİHİ : 27/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında corona virüse karşı etkili antivirüs dezenfektan el temizleme ürünü alım satımı konusunda anlaşma yapıldığını, ürün bedellerini peşin ödenmesini talep eden davalıya müvekkili tarafından 30.03.2020 tarihinde 50.000 Euro, 02.04.2020 tarihinde 100.138 Euro ve 14.04.2020 tarihinde 95.028 Euro olmak üzere toplam 245.166 Euro tutarında peşin ödeme yapıldığını, davalının ürün bedellerini aldığı halde ürünleri müvekkiline teslim etmediğini, bu sebeple davalıdan ödenen bedellerin iadesinin talep edildiğini, davalı tarafından müvekkiline 08.06.2020 tarihinde müvekkile 99.551 Euro tutarında ödeme yapıldığını, davalının aradan geçen süre boyunca müvekkilini oyaladığını ve ticari satımdan kaynaklanan ve iade etmesi gereken tutarı iade etmediğini, müvekkilinin davalıdan halen 145.615Euro alacağının bulunduğunu, arabuluculuk görüşmelerinden herhangi bir sonuç alınamadığını belirterek, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500 Euro alacağın fiili ödeme tarihindeki karşılığının davalıya ödendiği tarihten itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve müvekkiline ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Cevap: Davalı tarafa dava dilekçesi usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen davalı süresi içinde cevap dilekçesi sunmamıştır. Davalı vekili 03/05/2024 tarihli beyan dilekçesinde; müvekkili firmanın başta kolonya ve temizlik jeli olmak üzere alkol bazlı steril ürünlerin üretimi alanında faaliyette bulunduğunu, davacının müvekkil şirket ile iletişime geçerek, hali hazırda temsil ettikleri ... şirketi adına müvekkil şirketten kolonya ve el temizlik jeli almak istediğini beyan ettiğini ve taraflar arasında 30.03.2020 tarihinde sözleşme akdedildiğini, ilgili sözleşmeye göre sipariş konusu malların ödemesinin davacı şirket tarafından yapılacağının, ürünlerin ... isimli firmaya tesliminin, ... de belirlenmiş olan ... teslim şekline göre müvekkili tarafından yapılmasının kararlaştırıldığını, bu kapsamda müvekkil şirketin önce 03.04.2020 tarihinde ''arındırıcı jel'' siparişine ilişkin olarak gümrük beyannamesi hazırlandığını ve ilgili ürünlerin ... isimli şirkete teslim edildiğini, daha sonra yine ilgili firmanın talebi doğrultusunda 14.03.2020 tarihinde ''kolonya'' siparişine ilişkin ürünler ... firmasına teslim edildiğini ve müvekkili firmanın üzerine düşen sorumluğunu yerine getirdiğini ve ürünleri hazır ederek alıcının teslim almasını sağladığını, davacı tarafın müvekkili şirket yetkilileri ile iletişime geçerek, kolonya siparişini iade etmek istediğini belirttiğini, müvekkili şirket yetkililerin inisiyatif kullanarak ve tüm zarara katlanarak ilgili siparişi geri aldığını ve 99.551 Euro bedeli davalı şirkete iade ettiğini, davalı tarafın ilgili ticaretin üzerinden önemli bir süre geçtikten ve koronavirüs salgını etkisini kaybettikten sonra bu sefer ilk gönderilen temizlik jellerini iade etmek istediğini, müvekkil şirketin bu talebi kabul etmemesi üzerine sanki ortada hiçbir ticari ilişki yokmuş gibi kötü niyetli olarak huzurdaki davayı açtığını, ürünlerin davacı tarafa satış sözleşmesinde yer aldığı şekilde teslim edildiğini ve müvekkilinin sorumluluğunun da sona erdiğini, davacı tarafın kötü niyetli olarak sebepsiz zenginleşme gayesi ile müvekkilden haksız bir kazanç elde etme çabası içerisine girdiğini, ticari defterler incelendiğinde taraflar arasındaki ticari ilişkinin karşılıklı olarak kapandığının görüleceğini belirterek, açıklanan ve mahkemece re’ sen dikkate alınacak tüm nedenlerle, davacının kötü niyetli iddialarıyla ikame ettiği işbu davanın ve taleplerinin usul ve esastan reddine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; Ticaret sicil kayıtları, taraflar arasında imzalanan 30/03/2020 tarihli sözleşme, banka ödeme kayıtları, arındırıcı jel ve kolonya satıtına ait gümrük beyannameleri, dekont suretleri, mail yazışmaları, ticari defter ve belgeler celp edilmiş incelenmiştir. Dosya, SMMM - Hesap Uzmanı bilirkişi ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 17/05/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle ve sonuç olarak;"... Davacının davaya konu ettiği 145.615 Euro alacağın fiili olarak, davalıdan olan bir alacak olmadığı, grup şirketi olduğu sözleşme metninde yer alan ...’tan olan bir alacak olduğu, davacı nezdindeki davalıya ait hesabın 145.615 Euro borç bakiyesinin, grup şirketi olan ... hesabına virman edilerek kapatılmasının doğru ve gerekli olduğu ve davacının davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığı kanaatine varılmıştır ..." şeklinde tespit edilmiştir. Dava, satım sözleşmesi uyarınca satın alınan ürünlerin teslim edilmediği vakıası/iddiası kapsamında satım parasının iadesi için açılan alacağın tahsili istemine ilişkindir Davacı, dezenfektan el temizleme ürünü alım - satımı konusunda davalı ile anlaşmaya varıldığını, ürün bedellerinin peşin olarak ödendiğini, ancak davalının ürünleri teslim etmediğini ileri sürmüş, bu suretle ürünlerin teslim edilmemesi vakıasına dayalı olarak yapılan ödemenin iadesini talep etmiştir. Davalı süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmadığından davacı tarafından ileri sürülen vakıayı inkar eden konumundadır (HMK 128). Uyuşmazlığın temeli, satım sözleşmesine konu malların teslim edilip edilmediği, bu çerçevede davacının iadesini talep edebileceği semenin / satım parasının miktarı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, ticari satım sözleşmelerinde, satıma konu malların teslim edildiğini ispat külfeti satıcıya / davalıya; malların bedelinin ödendiğini ispat külfeti ise alıcıya / davacıya aittir. Hemen belirtmek gerekir ki, dava dilekçesi ekinde sunulan dekont suretlerinden 30/03/2020, 02/04/2020 ve 14/04/2020 tarihinde olmak üzere davacının satın alınan mallar sebebiyle davalıya toplam 245.166 Euro ödeme yaptığı, buna karşılık davalının 08/06/2020 tarihinde davacı tarafa 99.551 Euro iade ödemesinde bulunduğu sabittir. Hasılı, davacı tarafından satın alınan malların bedelinin ödendiği noktasında çekişme yoktur. Davacı, bakiye 145.615 Euro alacağın (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500 Euro'sunun) malların teslim edilmemesi sebebiyle iadesini talep etmektedir. Davalı cevap dilekçesi sunmadığından yasal olarak davacının ileri sürdüğü vakıayı inkar eden konumunda olduğu, somut olayda davacı tarafından ürünlerin teslim edilmediği ileri sürüldüğünden - davalının değinilen bu inkar neticesinde "ürünlerin davacıya teslim edildiğini" ispatlaması gerekmektedir Davalının 6100 s. HMK 128. maddesi hükmü uyarınca inkar çerçevesinde savunma yapması, delil ikamesi ve bu yönde ispat faaliyetinde bulunması mümkündür. Nitekim, inkâr çerçevesinde yapılan savunmalar, savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağına tâbi değildir. Davalı vekili 03/05/2024 tarihli beyan dilekçesi ve ekinde inkar edilen savunma çerçevesinde beyanda bulunmuş ve delillerini ikame etmiştir. İbraz edilen deliller uyarınca, taraflar arasında dezenfektan el temizleme ürünü satımı konusunda 30/03/2020 tarihli satış sözleşmesinin imzalandığı, tarafların sözleşmede alıcı ve satıcı olarak belirtildiği, satışı yapılan ürünlerin davacının talebi doğrultusunda yurt dışındaki dava dışı şirkete ... teslim şekilde teslim edilmesinin kararlaştırıldığı, satış bedelinin de 150.138 Euro olduğu görülmüştür. Öte yandan, gümrük beyannameleri uyarınca davalı satıcı tarafından satıma konu ürünlerin tamamının yurt dışındaki dava dışı şirkete teslim edildiği anlaşılmıştır / ispatlanmıştır. Böylelikle davalı tarafından, inkar edilen savunma çerçevesinde satıma konu ürünlerin tamamının teslim edildiği ispatlanmış olup, davacının iadesini talep edebileceği satım parası olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu aşamada vurgulamak gerekir ki, taraflar arasında dezenfektan el temizleme ürünü dışında kolonya satımına yönelik akdi ilişkinin daha bulunduğu, ibraz edilen 30/03/2020 tarihli sözleşmenin yalnızca dezenfektan el temizleme ürünü alım - satımına ilişkin olmakla birlikte tarafların beyanlarından ve esasen yapılan ödemelerden kolonya satımına yönelik akdi ilişkinin sabit olduğu, nitekim davacının dezenfektan el temizleme ürünü için 150.138 Euro ve kolonya için 95.028 Euro olmak üzere davalıya toplam 245.166 Euro ödediğinin banka dekontları ile sabit olduğu, davacının kolonya siparişini iptal etmek istemesi taraflar arasında kolonya satımına yönelik ayrıca bir yazılı sözleşmesinin bulunmaması, davalının kolonya ürünlerini satışı iptal ederek bir başkasına satması sebebiyle davacının sipariş iptal talebini kabul ederek 99.551 Euro bedeli davacıya iade ettiği, bu hususun da banka dekontları ile sabit olduğu dosya kapsamında anlaşılmaktadır. Davacı kolonya siparişinin iptal edilmesi ve paranın iadesi sonrasında, bu sefer dezenfektan el temizleme ürünü siparişini de iptal etmek istemiş, ancak davalı taraflar arasında dezenfektan el temizleme ürünü satımı konusunda 30/03/2020 tarihli yazılı satış sözleşmesi bulunduğundan bu sözleşmedeki hükümler sebebiyle sipariş iptal talebini kabul etmemiş ve malları teslim etmiş olması sebebiyle sorumluluğunun sona erdiğini beyan etmiştir. Taraflar arasında akdedilen dezenfektan el temizleme ürünü satımı konusunda 30/03/2020 tarihli satış sözleşmesinin 3.3.maddesinde sözleşme konusu ürünlerin nakliye için yüklenmesi ve Türk gümrüğünden çıkması sonrasında artık yapılan ödemenin davalı/ satıcıdan geri talep talep edilemeyeceği, bu husustaki tüm riskin ve sorumluluğun davacı / alıcıda olduğu kararlaştırılmıştır. Somut olayda, satıma konu ürünlerin gümrük beyannameleri uyarınca işlemlerinin yapıldığı ve yurt dışındaki şirkete teslim edildiği sabittir. Hasılı, anılan sözleşme maddesi uyarınca da, davacının iadesini talep edebileceği bir satım parası bulunmamaktadır. Bu noktada davacı vekili 08/05/2024 tarihli dilekçesi ile sözleşmedeki bu maddenin sonuçlarından ve sorumluluktan kurtulmak adına sözleşme altındaki imzanın davacı şirkete ait olmadığını ileri sürmüştür. Öncelikle belirtmek gerekir ki, taraflar arasında satım sözleşmesine yönelik akdi ilişkinin varlığı noktasında taraflar arasında ihtilaf yoktur. Davacı vekili dava dilekçesinde "davacı ile davalı arasında corona virüse karşı etkili antivirüs dezenfektan el temizleme ürünü alım satımı konusunda anlaşmıştır" şeklindeki anlatımı ile bizatihi kendisi akdi ilişkiye yönelik beyanda bulunmuş, davalı tarafından ibraz edilen beyan dilekçesi ile ayrıca akdi ilişkinin varlığı sübuta ermiş ve dezenfektan el temizleme ürünü satımı konusunda 30/03/2020 tarihli sözleşme sunulmuştur. Hasılı, sözleşme altındaki imzanın inkar edilmesi suretiyle davacı vekili tarafından akdi ilişkinin inkar edilmesi, öncelikle dosya kapsamı ve sunulan delillerle (banka dekontları vs..) örtüşmediği gibi, çelişkili davranma yasağını da ihlal eder mahiyettedir. Öte yandan, davacının yazılı sözleşme uyarınca dezenfektan el temizleme ürünü satımı karşılığında sözleşmede kararlaştırılan şekilde ve yazılı sözleşmeye uygun olarak 30/03/2020 tarihinde 50.000 Euro ve 02/04/2020 tarihinde 100.138 Euro olmak üzere toplam 150.138 Euro ödemesi dahi, salt ödeme yapılan tarihler ve ödeme miktarı itibariyle esasen yazılı sözleşmedeki koşul ve şartlara davacının bilerek uyduğunu / uygulandığını zaten ispatlamaktadır. Kaldı ki, davacı vekili olarak davayı açan ve yargılamayı sürdüren vekil ...olup, dosyaya sunulan 30/03/2020 tarihli satım sözleşmesi aynı vekil ... tarafından müvekkili - davacı şirket adına 02/04/2020 tarihli mailde "mutabık kalınan son hali ektedir" açıklaması ile 30/03/2020 tarihli sözleşme mail yazışması ekinde bizzat davalıya gönderilmiştir. Açıklanan tüm bu nedenlerle birlikte, davacı vekilinin 08/05/2024 tarihli dilekçesi ile sözleşmedeki maddenin sonuçlarından ve sorumluluktan kurtulmak adına sözleşme altındaki imzanın bu suretle akdi ilişkinin inkar edilmesi, 4721 s. TMK 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına dahi aykırılık teşkil etmekte ve hakkın kötüye kullanılması mahiyetindedir. Diğer taraftan, mahkememizce ticari defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi tarafından sunulan 17/05/2024 tarihli raporda vurgulandığı üzere davacının ticari defter ve belgelerinde davalıdan 145.615 Euro alacaklı olduğu, davalının ticari defter ve belgelerinde ise hesap bakiyesinin "0" yani davacıya herhangi bir borcunun olmadığı, tarafların hesap bakiyeleri arasındaki farkın dava konusu alacak olduğu, davalı satıcı tarafından tüm ürünlerin gümrük beyannamesinin tanzim edildiği ve yurt dışı ihraç işlemlerinin tamamlanarak yurt dışındaki dava dışı şirkete tesliminin sağlandığı bu nedenle 30/03/2020 tarihli sözleşmenin 3.1.maddesi uyarınca ... teslim anlaşması ile davalının ürünlerin teslimini yerine getirdiği, bu çerçevede davacının davalıdan herhangi bir alacağının olmadığı bildirilmiş, mahkememizce sunulan bilimsel mütalaaya iştirak edilmiştir. Bilimsel mütalaaya ilave olarak 30/03/2020 tarihli sözleşmenin 3.1.maddesi uyarınca davalının teslim borcunun sona ermesi, davalının ürünlerin tamamını teslim etmesi, sözleşmenin 3.3.maddesi uyarınca davacının satım parasını davalıdan geri talep edemeyeceğine yönelik sözleşme hükmü ve ahde vefa ilkesi uyarınca davacının iadesini talep edebileceği satım parası bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı 07/06/2024 tarihli itiraz dilekçesi sunmuş, bu dilekçe içeriğinde dava dilekçesinde olmayan ve tahkikat aşamasında ilk kez ileri sürülen ürünlerin ayıplı olduğu vakıasına dayanmıştır. Ayrıca, ürünlerin ayıplı olduğu vakıasına ilişkin olarak bahsi geçen dilekçe ekinde bir kısım yeni deliller dosyaya ibraz edilmiş ve ayıplı ürünlere yönelik kimyager / farmakolog bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmiştir. Hatırlatmak gerekir ki, davacı dava dilekçesinde dezenfektan el temizleme ürünü alım - satımı konusunda davalı ile anlaşmaya varıldığını, ürün bedellerinin peşin olarak ödendiğini, ancak davalının ürünleri teslim etmediğini ileri sürmüş, bu suretle ürünlerin teslim edilmemesi vakıasına dayalı olarak yapılan ödemenin iadesini talep etmiştir. Dava basit yargılama usulüne tabidir. Nitekim, Mahkememizin 07/12/2023 tarihli Tensip Zaptının (2) numaralı maddesinde bu husus tutanağa yazılmış ve taraflara tensip zaptı tebliğ edilerek bildirilmiştir. Basit yargılama usulünde, taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek zorundadır (HMK 318) ve taraflar cevaba cevap ile ikinci cevap dilekçesi veremezler (HMK 317/3). Ayrıca, basit yargılama usulünde iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla başlamaktadır (HMK 319). Bu bağlamda, davacı vekili her ne kadar bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi adı altında 07/06/2024 tarihli dilekçe sunmuş ve işbu dilekçede ürünlerin ayıplı olduğu vakıası ile birikte dilekçe ekinde ürünlerin tahlil sonuç raporu ve bir kısım mail yazışmalarına ait kayıtları ayıp noktasında dosyaya delil olarak ibraz etmiş ise de; davacı bakımından iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağının dava açılması ile birlikte başladığı, bu çerçevede 07/06/2024 tarihli dilekçede yer alan ürünlerin ayıplı olduğu vakıasının / iddiasıın iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı kapsamında Mahkememizce dikkate alınmadığı, kaldı ki davalı vekilinin iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesine açıkça muvafakatlerinin olmadığı, öte yandan özellikle delillerin ikamesi bakımından davacının dava dilekçesi ile birlikte elinde bulunan tüm delillerini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, buna rağmen bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi adı altında sunulan mail kayıtlarının davacının elinde olan delilerden olduğu halde süresinden sonra ikame edildiği, yukarıda değinilen Yasa hükmü karşısında nazara alınmasının mümkün olmadığı, davalının açıkça muvafakatinin dahi bulunmadığı gözetilerek yazışmalar da mahkememizce açıklanan nedenlerle delil olarak kabul edilmemiş /değerlendirilmemiştir. Mali bilirkişinin 17/05/2024 tarihli raporunun muhasebesel yönden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu, esasen davacı vekili tarafından mali incelemelere yönelik herhangi bir itirazda bulunulmadığı, mahkememizce ön inceleme tutanağında belirtilen uyuşmazlık konusu "peşin ödeme yapılmasına rağmen malların teslim edilmemesi" vakıası hakkında inceleme yapıldığı, bu çerçevede sözleşme altındaki imzanın inkar edilmesi bu suretle taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı, öte yandan dava dışı şirkete teslim edilen mallar bakımından ileri sürülen ayıp iddiasının ve kimyager /farmakolog bilirkişiler vasıtasıyla inceleme yapılması talebinin dava dilekçesinde mallara ilişkin ayıp iddiası ileri sürülmediğinden ve davalı tarafça açıkça muvafakat edilmediğinden bilirkişi raporu sunulduktan sonra tahkikat aşamasında ilk kez ileri sürülen ayıp iddiasının iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı kapsamında olduğu, bu suretle akdi ilişkinin varlığı ile iddianın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki değerlendirmelerin ise bir bütün halinde yargısal yorum ve takdir gerektiren hususlar ve hukuki meseleler olduğundan yukarıda ayrıntılı olarak yapılan inceleme ve açıklanan gerekçe ile davacı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının ve rapor alınması yönündeki taleplerinin de reddine karar verilmiştir. Bu çerçevede, taraflar arasındaki satım sözleşmesi uyarınca satın alınan tüm ürünlerin davalı satıcı tarafından sözleşmede kararlaştırılan şekilde yurt dışındaki dava dışı şirkete teslim edilerek edimin ifa edildiği, satın alınan ürünlerin tamamının teslim edilmesi sebebiyle davalının satım sözleşmesinden kaynaklanan borcunu ifa ettiği / yerine getirdiği, bu bağlamda davacının satım parası olarak iadesini talep edebileceği bir miktar bulunmadığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere); 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından başlangıçta peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile eksik kalan bakiye 157,75 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde BIRAKILMASINA. 4-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (15.679,70 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2. maddesi uyarınca hükmedilecek vekalet ücretinin reddedilen dava miktarını geçmemek koşulu ile belirlenen 15.679,70 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.560,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 6-HMK 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde re'sen ilgili tarafa veya vekillerine İADESİNE, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 27/11/2024 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır