İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/125 E. 2024/877 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/125
- Karar No
- 2024/877
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/125 Esas KARAR NO : 2024/877 DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/06/2017 KARAR TARİHİ : 11/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1989 yılında ... A.Ş. ismiyle kurulan Türkiye’nin en eski ve köklü konteyner forwarding şirketlerinden olduğunu, müvekkil şirketin, 25 yılı aşan sektör deneyimiyle Türkiye ticaretinin global piyasalarda entegre olmasında rol almakta olan ..., ... ve ... bölgesindeki en tanınmış ve güvenilir firmalarından biri olduğunu, müvekkili şirketin %74 sermayesine tekabül eden hisselerinin maliki olan dava dışı hissedar ...Şirketi, ilgili hisseleri 30.12.2011 \ tarihli Hisse Alım Sözleşmesi uyarınca davalı hissedarlar ..., ..., ..., ... ile birlikte dava dışı ...’dan 2011 yılında devir aldığını, davalıların %24’üne tekabül eden sahibi oldukları bakiye hisseleri de satmak istediklerini ...Şirketi’ne bildirdiklerini, müvekkil şirket bünyesinde hisse devir işlemlerinin gerçekleşmesi ve tamamlanması süreci devam ederken; davalılardan müvekkil şirket hissedarı ...’ın kardeşi davalı ...; 26.08.2016 tarihinde müvekkil şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren ... Şirketi’ni kurduğunu, davalıların vakıf oldukları müvekkil sirkete ait müşteri portföyü ve ticari sırlarını kullanarak faaliyetlerine devam ettiklerini, davalılar organize bir şekilde hareket ederek davalı şirket ... A.Ş. üzerinden müvekkil şirketin ticari sırları ve müşteri protföyünü kullanarak haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulunmakta, gerçek dışı ve yanıltıcı beyanlarla rekabette öne geçmeye çalıştıklarını, davacı Müvekkil Şirket’in uzun seneler boyunca çalıştığı müşteriler, davalılardan ..., ..., ..., ...’m Müvekkil Şirket’teki hisselerini satmayı beyan etmelerine ve davalı ...A.Ş.’nin kurulmasına müteakip müvekkil şirketten hizmet alımlarmı durdurduklarını, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemleri sebebiyle müvekkilinin uğradığı manevi zararın tazmini gerektiğini, bu nedenlerle fazlaya dair her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, huzurdaki davanın kabulü ile; öncelikle tedbir kararı verilmek suretiyle haksız rekabetin önlenmesini, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin tespiti ve men-i, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemleri sebebiyle, (halihazırda belirsiz ancak yargılama aşamasında gerekli incelemeler yapıldıktan sonra tespit edilebilecek olan maddi tazminat miktarı açısından) şimdilik 100.000 TL maddi tazminatın haksız rekabet teşkil eden eylemlerin başlangıç tarihinden itibaren (davalıların kurduğu ... A.Ş. şirketinin kuruluş tarihi olan 26.08.2016 tarihinden itibaren) işleyecek en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemleri sebebiyle 100.000 TL manevi tazminatın, haksız rekabet teşkil eden eylemlerin başlangıç tarihinden itibaren (davalıların kurduğu ... A.Ş. şirketinin kuruluş tarihi olan 26.08.2016 tarihinden itibaren) işleyecek ticari işlerde uygulanan en yüksek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tüm yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Cevap: Davalılara dava dilekçesi ve eklerinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Davalılar ..., ..., ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın müvekkilleri ile hisse devir sürecinde olduklarına, bağımsız denetim raporu firmasından rapor alındığına ve hesaplama işlemlerinin yapıldığı süreçte olduklarına ilişkin beyanlarının eksik ve yanıltıcı beyanlar olduğunu, davacı firma ile müvekkilleri arasında hisse alım sözleşmesi bulunmakta olup söz konusu dava dosyasında mübrez sözleşme uyarınca davacı taraf müvekkilleri hisselerini satışa arz ettiği takdirde almayı, müvekkillerinin ise 31.12.2014 tarihinden sonra davacı firma satın almak istediğini bildirdiği takdirde satmayı karşılıklı taahhüt ettiklerini, ancak müvekkillerinin hisselerini satışa arz ettiğini üç defa noter kanalı ile bildirdiği halde davalı tarafından hiçbir suretle bir yanıt gelmemiş veya aksiyon alınamadığını, huzurda ki davanın gerçek dışı kurgudan ibaret olduğunu ve müvekkillerini belirtmiş olduğu hukuki süreçlerde yıpratma ve yıldırma amacı ile ikame edildiğini, davalı tarafın iddiaları gerçeği yansıtmadığını, davacı şirket müşteri kayıplarının ve cirodaki düşüşün müvekkilinin hisselerini satışa arz ettikten sonraki döneme isabet ettiğini, bununda haksız rekabet içeren eylemlerin kanıtı olduğunu beyan etmiş ise de, müşteri kayıpları ve cirodaki düşüş yeni gelen idareciler tarafından müşteri portföyünün korunamadığını ve şirketin iyi idare edilemediğinin kanıtı olduğunu, haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin halen davacı şirketin %24 ortağı ve Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, davacı şirketin ticari faaliyetleri dışında, davacı şirketin faaliyet alanı kapsamına giren başkaca hiçbir ticari faaliyeti bulunmadığını, bu nedenle her hangi bir rakiplik durumu söz konusu olmadığından, yapılan bir rekabetten ve bu rekabetin haksız olduğundan söz etmeye olanak bulunmadığını, davacı şirketin müvekkili tarafından kurulduğunu, 23.11.2016 tarihinde haksız ve hukuka aykırı şekilde Yönetim Kurulu Başkanlığının gasp edilmesine kadar, şirketin Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olduğunu, şirket halen şirkette %74 pay sahibi/hakim ortak ... A.Ş. tarafından atanan Yönetim Kurulu üyeleri tarafından idare edildiğini, yönetim kurulu üyesi olan davalı ... yönetim kurulu toplantılarına çağrılmadığı gibi şirketin iş ve işleyişi ile ilgili hiçbir bilgi de kendisine verilmediğini, açıklanan nedenlerle, davacı şirketle rekabet edecek bir faaliyeti olmayan davalı müvekkilinin davada davalı ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, yasal düzenlemelerle (TTK.m.55) haksız rekabet sayılabilecek eylemler sayıldığını, bu eylemlerden somut olarak müvekkilin hangisini gerçekleştirmiş olduğunun ileri sürüldüğü anlaşılamadığını, bir malın birisi için teminat olarak gösterilmesi, borcuna kefil olunması, parasal destek/kredi sağlanması haksız rekabet olarak nitelendirilemeyeceğini, açılan davanın öncelikle davalının davalı taraf ehliyeti yokluğundan, işin esasına girilmesi halinde ise esastan reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... Şirketi ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkillerden davalı ...’ın hissedarı ve yöneticisi olduğu ... Şirketi faaliyeti dışında, bireysel bir ticari faaliyeti bulunmadığını, bu nedenle, davada taraf olma ehliyeti mevcut olmadığını, TTK.m.54 vd. maddelerinde yapılan düzenlemenin bir sonucu olarak, dürüst ve bozulmamış bir rekabetten söz edilebilmesi için öncelikle bir rekabetin varlığının söz konusu olması gerektiğini, rekabetin var olması için de, davalı müvekkil tarafından bireysel olarak gerçekleştirilen ticari faaliyetin varlığının şart olduğunu, bu nedenlerle yasal düzenlemenin bir sonucu olarak, davalı ...’ın davada, davalı taraf ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle davanın esasına girilmeksizin, bu davalı açısından reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinin içeriği ve genel dizaynından, davanın açılması gerekçesi olarak gösterilen nedenlerin hiç birinin doğrudan müvekkil ... ve yetkilisi olduğu diğer davalı ... Şirketi ile bağlantılı olmadığını, davacı şirketin, davalı müvekkil ...’ın iş akdini haksız feshi sonrasında, müvekkil uzun yıllar çalıştığı ve bildiği iş alanı ile ilgili faaliyette bulunmak amacıyla diğer davalı şirketi kurduğunu, daha önce davacı şirkette çalışan ve gerek iş akdi işveren tarafından fesih edilen ve gerekse kendi isteği ile işten ayrılan kişiler tarafından kurulan benzer nitelikte çok sayıda şirket bulunduğunu, şirketin kurulumu sonrasında, dürüst rekabet ilkelerine uygun olarak ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü ve halen de sürdürmeye devam ettiğini, dava dilekçesi içeriğinde, müvekkil şirkete yönelik iddialar gerçeklerle bağdaşmadığını, piyasa koşullarında yürütülen normal ticari faaliyetlerin, haksız rekabet olarak sunulması durumu söz konusu olduğunu, dava dilekçesinde yazılı olan ve müvekkile atfedilip, müvekkil tarafından da gerçekleştirilen faaliyetlerin hiç birinin haksız rekabet/dürüst rekabet ilkelerine aykırı davranış olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerle, davacının müvekkillerin haksız rekabet teşkil edecek eylemlerinin bulunduğu yönündeki iddiaları haksız, yasal dayanaktan yoksun iddialar olduğunu, bu nedenlerle davalı ... yönünden davada davalı taraf sıfatı yokluğundan, işin esasına girilmeksizin davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine, davanın esasına girilmesi halinde, her iki müvekkil yönünden davanın esastan reddine, müvekkile ait ticari sır niteliğindeki bilgilere davacının ulaşmasının engellenmesi ve bilirkişi raporunda yer almasının önlenmesine yönelik tedbirlerin mahkemece alınmasına, dava ve dava sürecinde aleni hale gelecek bilgi ve sırlar sebebiyle müvekkilin uğrayacağı zararların tazminini isteme hakkının saklı tutulmasına, davanın açılmasının müvekkil yönünden davacının haksız rekabeti niteliğinde olması sebebiyle, davacıya yönelik müvekkilin haksız rekabetin önlenmesi ve haksız rekabet nedenine dayalı maddi ve manevi tazminat istemli dava açması hakkının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Tartışılması, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; Mahkememizce kaldırma ilamı öncesinde; "...Dava, davacı şirkette pay sahibi olan davalıların , davacı şirkete ait ticari sırları kullanarak pay sahibi olmayan gerçek kişi tarafından kurulan anonim şirket üzerinden faaliyet yürüttükleri gerekçesine dayanan haksız rekabetin tespiti, men'i ve haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü için haksız rekabet ile ticari sır kavramlarının ve müşteri portföyünün ticari sır olup olmadığı hususlarının açıklanması gerekmektedir. Türk Ticaret Kanununun (TTK) Dördüncü Faslında düzenlenen "Haksız rekabet", 54.maddesinde "Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. " şeklinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, iktisadi rekabetin varlığı ya da yokluğunda alınacak ölçü, özellikle objektif iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığıdır. Eğer bir olayda, objektif iyiniyet kurallarına aykırılık varsa, burada hakkın kötüye kullanımı söz konusudur. Objektif iyiniyet kurallarını, her olayda geçerli kabul edilebilecek bir ölçü bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla her somut olayda, iyiniyet kurallarına aykırılığın olup olmadığının kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Kanun koyucunun buradaki amacı, ekonomik alanda dürüstlük ilkesini hakim kılarak, bunun ihlal edilmemesini sağlamaktır. Ekonomik ve ticari hayatta herkes, ahlak ve objektif iyiniyet kurallarına uygun bir şekilde hareket ederek, ancak kendi emek ve gayreti ölçüsünde bir kazançla yetinmelidir. Bir tacirin, kendi emek ve gayretine dayanan kazancı, gerek ahlaki gerekse kanuni yönden meşrudur. Fakat, bir kimsenin en ufak bir yorgunluğa ve zahmete girmeden bir başkasının yıllar yılı didinip alın teri ve göz nuru dökmek suretiyle ancak meydana getirdiği ve tamamen kişisel emek ve gayretinin ürünü olan çalışmasına ortak olması hali, hem ahlak kurallarına bir aykırılık oluşturur ve hem de haksız rekabeti meydana getirir. Bu şekildeki bir haksız rekabet, "parazit-tufeyli" rekabet olarak nitelendirilir. Bir başkasının yıllarca çalışmak suretiyle ancak elde edebildiği emek ve şöhretine elatmak suretiyle -deyim yerindeyse- onun sırtından para kazanmak isteyen kimsenin hareketi, kendi emeğine dayanmadığı için, ahlak kurallarına ve kanun hükümlerine göre, haksız rekabettir (Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 3.Baskı, Cilt I, Ankara 1990, Sahife 314-318). Ticari sır kavramı; bir ticari işletme veya şirketin faaliyet alanı ile ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, özellikle rakipleri tarafından öğrenilmesi halinde zarar görme ihtimali bulunan ve üçüncü kişiler ile kamuya açıklanmaması gereken, işletme ve şirketin ekonomik hayattaki başarı ve verimliliği için büyük önemi bulunan iç kuruluş yapısı ve organizasyonu, mali, iktisadî, kredi ve nakit durumu, araştırma ve geliştirme çalışmaları, faaliyet stratejisi, hammadde kaynakları, imalatının teknik özellikleri, fiyatlandırma politikaları, pazarlama taktikleri ve masrafları, pazar payları, toptancı ve perakendeci müşteri potansiyeli ve ağları, izne tabi veya tabi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin veya bu gibi bilgi ve belgeleri ifade etmektedir. Ticari sırrın ulaşılması mümkün olmayan nitelikte bir bilgi olması gerektiği, genel metod veya taslak gibi kolayca hatırlanabilecek bilgilerin ticari sır olarak nitelendirilemeyeceği, ayrıca kişilerin uzun iş yaşantılarında edindikleri bilgi ve tecrübelerin de bu manada sayılamayacağı, diğer taraftan davalı gerçek kişilerin şirkette önemli pozisyonlarda görev almalarının, şirket müşterilerinin bir kısmının farklı şirketlerle çalışmayı tercih etmelerinin veya bazı şirket çalışanlarının işten ayrılıp rakip şirketlerde işe başlamalarının tek başına ticari sırrın ifşası olarak değerlendirilemeyeceğinin kabulü gerekir. Somut olayda, davacı şirketin pay sahiplerinden ...'in dava dışı kızına devrettiği taşınmazın davalı ...Şirketinin kullandığı kredide teminat olarak gösterilmesi, davalı ... Şirketinin davacının müşterileriyle çalışmaya başlaması olgularının tek başına; davalı hisse sahiplerinin , davacı şirket çalışanı ve hisse sahibi olmayan ...'ın kurucusu ve hisse sahibi olduğu ...Şirketinin gerçekte işletenleri olduğu hususunu ispat için yeterli olmadığından sübut bulmayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..." şeklinde karar verilmiş, işbu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 23/12/2021 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı ilamında; "...Uyuşmazlık haksız rekabetin tespiti ve men'i ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekilince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca,istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekilince, davacı şirketin hakim hissedarı olan şirkette pay sahibi olan gerçek kişi davalıların, diğer davalı gerçek kişinin yetkilisi olduğu davalı şirket üzerinden faaliyet yürüterek davacı şirkete karşı haksız rekabette bulunulduğu iddia edilmiştir. Davacı yanca müvekkili şirketin müşterilerinin davalı şirket kurulduktan sonra davalıların gerçek dışı ve yanıltıcı beyanlarıyla haksız rekabette bulunulduğu da ileri sürülmüştür. Bu konuda tanık deliline dayanıldığı gibi, taraf ticari defterlerine de delil olarak dayanıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece davacı yanca ileri sürülen iddialar kapsamında HMK'nın 222 ve TTK'nın 83. maddeleri uyarınca delil olarak dayanılan ticari defter ve kayıtlar incelenmeksizin ve davacı iddiaları kapsamında dayandığı tanık delili toplanıp değerlendirilmeksizn sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklama ışığında, mahkemece davacı tarafa, davalıların davacı şirket ile ilgili olarak yanlış ve yanıltıcı beyanlarda bulunudukları iddiaları kapsamında tanıklarını bildirmesi, bildirildiğinde usule uygun şekilde tanıkların dinlenmesi ve taraf ticari defterleri üzerinde uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle inceleme de yaptırılarak tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle hüküm kurulması gerekmektedir. Davanın esasına etkili deliller toplanıp değerlendirilmeksizin hüküm kurulduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir..." denilerek Mahkememiz kararı kaldırılmış, dosya yukarıda belirtilen esas sırasına kaydedilmiştir. *** BAM istinaf kararı uyarınca bildirilen tanık dinlenmiştir. Davacı Tanığı ... beyanında; "Davacı şirketin halen denetim grup başkanı olarak görev yapıyorum, ortaklığın başından itibaren vardım ve yapılan işlemlerden haberdarım, öncesinde şirketin ... A.Ş. idi, daha sonrasında davalıların hissedarı olduğu ...A.Ş. Şirketten %74 miktarında hisse satın alarak KTT'ye ortak oldu, ilerleyen süreçte şirket hedeflerini tutturdu ve büyümeye başladı, yine yanlış hatırlamıyorsam 2018 yılında şirketin KTT olan ... A.Ş. oldu. 3 yıl boyunca şirket hissedarları arasında sorun yoktu ancak özellikle 2016 yılından sonra bir takım anlaşmazlıklar ortaya çıktı, bu süreçte davalılardan ...'ın kardeşi aynı zamanda ... A.Ş.'nin pazarlama müdürü ... A.Ş.'yi kurdu, bu şirketin kurulmasıyla birlikte kısa süre içerisinde davacı şirketin müşterileri yeni kurulan bu şirket ile iş yapmaya başladı, yine davacı şirkette çalışan ve önemli pozisyonda bulunan 15'e yakın personel davacı şirketten istifa ederek yeni kurulan ... şirketine geçti, bu şirketin kurulmasında davalılardan ...'ın kardeşi ...'ın davacı şirket ile haksız rekabet anlaşmasına bulunmamasının önemli olduğunu düşünüyorum, zira davalılardan ..., ... ve ... ile davacı şirket arasında haksız rekabet yapılmamasına yönelik anlaşma bulunmaktadır, ... kurulduktan sonra ortaklar arsındaki anlaşmazlıkla birlikte davacı şirket müşterilerini kaybetmeye hatta personelini dahi kaybetmeye başladı, yeni kurulan şirket kendisini ...'nin devamı olarak müşterilere anlatıyor ancak anlaşmaları ve sözleşmeyi ... üzerinden gerçekleştiriyordu, bu sebeple davacı şirketin müşteri kaybı oluşmuştur, ben müşterilerden davalıların davacı şirketi açıkça ve alenen kötülediklerini yada yanlış ve yanıltıcı beyanda bulunduklarını duymadım ancak davacı şirketin yönetim kurulu üyesi olan bir kısım şahıslardan davalıların davacı şirketi kötülediğini, bu suretle davacı şirketin müşterilerinin yeni kurulan şirkete yani ... ile anlaşma yaptıklarını söylediler, gelinen süreçte davalılar halen davacı şirketin ortağı ve hissedarıdır, dedi. Mahkememizce görülen lüzum üzerine soruldu : Ben davacı şirkette denetim grup başkanı olarak çalışıyorum doğrudan müşteriler ile bir irtibatım bulunmamaktadır, ancak aylık şirket toplantıları yaptığımızda pazarlama müdürleri müşterilerden davalıları davacı şirketin taşınma işlerinden anlamadığı yönünde beyanda bulunduklarını tarafıma söylüyorlar, benim duyumların davacı şirketteki pazarlama müdürlerinin bu anlatımları yolu iledir, gerçekten davalıların davacı şirketin faaliyetlerine devam etmediği veyahut iflas ettiğine ilişkin yanlış veya yanıltıcı bir beyan verdiklerini doğrudan müşterilerden duymadım dedi." şeklinde beyanda bulunmuştur. BAM istinaf kararı uyarınca bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Dosya, SMMM - Bağımsız Denetçi bilirkişi ..., Haksız Rekabet konusunda uzman bilirkişi ... ve Taşıma Uzmanı sektör bilirkişisi ...'tan oluşan bilirkişi kurula tevdi edilmiş, bilirkişi kurulu tarafından dosyaya sunulan 08/02/2024 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle ve sonuç olarak; "... Nihai takdir ve değerlendirme Sayın Mahkemeye ait olmak üzere; i. Davacı tarafından, davalı gerçek kişilerin davacı şirket nezdindeki portföy bilgisine sahip oldukları ve bu bilgileri davalı şirket faaliyetlerinde kullanıldığını iddia ettiğinin müşahede edildiği; ancak heyetimizce dosya münderecatında yapılan incelemeler neticesinde davalı şirketin 26/08/2016 tarihinde kurulduğu, kuruluşundan bu yana ortak ve yetkilisinin davalı... olduğu belirlenmiş olup dosya kapsamına göre diğer davalıların doğrudan ya da dolaylı olarak davalı şirkete ortak oldukları ya da davalı şirketi yönettiklerine dair herhangi bir tespitin ise yapılamadığı, ii. Öte yandan haksız rekabet hükümlerince korunan menfaatin “dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasına” ilişkin olduğu, dolayısıyla birtakım davalıların davacı şirketteki paylarını devretmelerinin ardından davacıya ait müşterilerin davalıların şahsını nazara alarak herhangi bir baskı altında kalmaksızın kendi hür iradesiyle davacı şirket ile arasındaki sözleşme ilişkisini sona erdirmesi haksız rekabet kapsamında değerlendirilemeyeceği, nitekim dosyaya mübrez belgelerde davalı şirketin bu faaliyetleri sürdürürken davacı şirket müşterilerini davacı şirket ile arasındaki sözleşmeyi ihlal etmesine veya sona erdirmesine yöneltmeye ilişkin herhangi bir fiiline rastlanılamadığı, hâl böyle olunca Muhterem Mahkemece bu durumun davalıların, şirketteki hisselerini devretmelerini müteakip rekabet hakkını objektif iyiniyet kuralları çerçevesinde kullandığı yönünde değerlendirilmesi durumunda somut olayda haksız rekabetin mevcudiyetinden bahsetmenin mümkün olmayacağı, iii. Buna karşın Muhterem Mahkeme tarafından aksi kanaatte olunması; yani davalıların davacı şirket müşterilerinin davacı ile olan sözleşmesini ihlale yönelttiği kanaatinde olunması durumunda ise TTK m. 55/f.1-(b/1) uyarınca haksız rekabetin varlığından söz edilebileceği, Sayın Mahkemece somut olayda TTK m. 55/f.1-(b/1) uyarınca haksız rekabetin mevcut olduğu kanaatinde olunması ihtimaline binaen davacının tazminat talebinin incelenmesi suretiyle devam edilmesi durumunda ise, dosya mevcudu kayıt ve belgeler ile tarafların ticari defter kayıtlarına göre davacının zarar iddiasının ispata muhtaç durumda olduğu, iv. Zira dava dosyası içerisinde yer alan kayıt ve belgelere göre davalı şirketin haksız rekabet teşkil edecek şekilde davacı şirketin müşterilerini aldığı ve davacı şirketin bu nedenle zarara uğradığına dair herhangi bir tespit yapabilmenin mümkün bulunmadığı, v. Davacı şirkete ait bilirkişi incelemesi için şirket vekilinden talep edilen kayıt ve belgeler bilirkişi incelemesine ibraz edilmediğinden dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak davacıya ait kayıt ve belgeler üzerinde inceleme yapmanın da mümkün olmadığı, vi. Davacı tarafından dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan kayıt ve belgelere göre davalı şirket kurulduktan sonra satış gelirlerinin ve karının önemli ölçüde düştüğü anlaşılmakla birlikte bu düşüşün iddia ettiği haksız rekabet teşkil eden eylemlerden kaynaklandığı ve bu sebeple zarara uğradığının ise belirlenemediği, vii. Davacının manevi tazminat talebinin takdirinin ise Muhterem Mahkemeye ait olduğu, sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır ..." Dosya, davacının kök rapora yönelik itirazları sebebiyle itirazların değerlendirilmesi için ek rapor alınmak üzere SMMM - Bağımsız Denetçi bilirkişi ..., Haksız Rekabet konusunda uzman bilirkişi ... ve Taşıma Uzmanı sektör bilirkişisi ...'tan oluşan bilirkişi kurula tevdi edilmiş, bilirkişi kurulu tarafından dosyaya sunulan 16/09/2024 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda özetle ve sonuç olarak; "... Nihai takdir ve değerlendirme Sayın Mahkemeye ait olmak üzere; i. Kök raporda dosya kapsamına göre davalı şirketin tek ortağı ve yetkilisinin davalı ... olduğu, diğer davalıların şirketle ilgisi bulunduğunda dair herhangi bir tespit yapılamadığı belirlenmiş olmakla davacı vekili tarafından dosyaya kök rapordan sonra sunulan sicil kayıtlarına göre kuruluşta tek ortaklı olarak kurulan davalı şirketin ortaklık yapısının dava tarihinden sonra değiştiği ve diğer davalılar ... ve ...’in de dava dışı ... ile birlikte şirkete ortak oldukları belirlendiği ancak bu husussun kök raporda haksız rekabete ilişkin olarak yapılan değerlendirmelerde herhangi bir değişiklik yaratmadığı, ii. Kök rapordan sonra sunulan davacı şirketin kar/zarar tablolarına göre davalı şirketin kurulmuş olduğu 2016 yılında davacı şirketin satışlarında ve karında herhangi bir azalış bulunmadığı gibi aksine arttığı, 2017 yılında ise davacı şirketin satışlarında 28.000.508,82 TL miktarında ve net karında 522.534,69 TL miktarında azalış meydana geldiği ancak şirketin ana faaliyet karında herhangi bir azalış bulunmadığı gibi aksine arttığı, yıllık satış ve kar rakamlarının piyasa koşullarına göre artış ya da azalış göstermesinin mümkün olduğu, davalı şirketin kurulduğu 2016 yılında davacı şirketin satış ve kar rakamlarının azalmadığı aksine arttığı, 2017 yılında ise satış ve kar rakamlarının azalmasına karşın ana faaliyetlerden elde edilen karın arttığı, 2017 yılı satış ve net kar rakamlarında meydana gelen azalışın piyasa koşullarından bağımsız olarak davalı tarafın iddia olunan eylemlerinden kaynaklandığına dair dosyada herhangi bir veri bulunmadığı hususları hep birlikte gözetilerek davacı şirketin kar/zarar tablolarına göre zarar iddiasının ispata muhtaç olduğunun değerlendirildiği, iii. Kök raporda belirtilmiş olmasına rağmen halen dahi davacı tarafça zarar kalemlerinin ve miktarının açıklanmadığı ve bunlara dayanak kayıt ve belgelerinde eklenmesi suretiyle somutlaştırılmadığı görülmekte olup dosya kapsamına göre de zarar iddiasının ispata muhtaç bulunduğu, iv. Davacı vekilince kök rapordan sonra sunulan davalı şirkete ait ticaret sicil kayıtları ve davacı şirkete ait mali tablolar dışında sunulan başkaca yeni herhangi bir kayıt ve belge bulunmadığından kök raporda yapılan tespit ve değerlendirmelerde ve varılan sonuçta herhangi bir değişiklik meydana gelmediği ..." şeklinde tespit edilmiştir. Denetime açık ve gerekçeli bilirkişi kök ve ek raporu taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Dava, haksız rekabetin tespiti ve men'i ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, BAM istinaf kararında belirtilen eksik tahkikat tamamlanmış, davacı tarafından bildirilen tanık Mahkememiz huzurunda dinlenmiş, beyanları alınmıştır. Ayrıca haksız rekabet konusunda uzman akademisyen / öğretim üyesi, taşıma uzmanı (taşımacılık sektör bilirkişisi) ve SMMM - KGK Bağımsız Denetçiden oluşan uzman bilirkişi kurulu vasıtasıyla tarafların ticari defter ve belgeleri ile birlikte tüm dosya kapsamı itibariyle ayrıntılı bilirkişi incelemesi de yaptırılmıştır. Mahkememiz huzurunda beyanları alınan davacı tanığı, ortaklığın başından beri ve halihazırda davacı şirketin denetim grup başkanı olarak görev yaptığını, kendi müşterilerinden davalıların, davacı şirketi açıkça ve alenen kötülediklerini ya da yanlış veya yanıltıcı beyanlarda bulunduklarını duymadığını söylemiştir. Bu itibarla, davacı şirkette pay sahibi olan gerçek kişi davalıların somut olay özelinde haksız rekabet teşkil eden bir eylemleri yoktur. Tanık, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi olan bir kısım şahıslardan davacı şirketin kötülendiği yönünde duyumlar aldığını ifade etmiş ise de; bu şahısların zaten davacı şirketin yönetim kurulu üyesi olmaları itibariyle davacı şirket aleyhinde konuşmalarının mümkün olmadığı, yani tarafsız olamayacakları, objektif - kamu tanıkları olmadığı için yanlı beyanlarına da itibar edilemeyeceği açıktır. Kaldı ki duyum üçüncü kişilerin aktarımına dayandığından tanığın bizzat görüp ve duyduğu bir husus da olmadığından -hasılı görgüye dayalı olmadığından- beyanlara bu yönden de itibar edilemez. Öte yandan, tanık ifadesinin devamında, duyumlarının pazarlama müdürlerinin konuşmalarına dayandığını, gerçekten davalıların davacı şirketin faaliyetlerine devam etmediği veya iflas ettiğine ilişkin yanlış veya yanıltıcı bir beyan verdiklerini doğrudan müşterilerinden duymadığını da söylemiştir. O halde, davacı, şirkette pay sahibi olan gerçek kişi davalıların haksız rekabete yönelik davacı şirket ile ilgili yanlış ve yanıltıcı beyanlarda bulundukları vakıasını tanık delili ile ispat edememiştir. Diğer taraftan, BAM istinaf kararı uyarınca oluşturulan uzman bilirkişi kurulu 08/02/2024 tarihli kök ve 16/09/2024 tarihli ek raporlarında (çok uzun, kapsamlı, nitelikli ve detaylı açıklama yapıldığından mütalaanın hepsinin gerekçeye alınması mümkün olmadığından, kısaca, özet ve sonuç olarak olarak açıklamak gerekir ise) belirtildiği üzere, dosya kapsamına celp edilen tüm gümrük idaresi kayıtları incelendiğinde dava dilekçesi ekinde sunulan davacı şirkete ait müşteri listelerinde yer alan müşterilerin davalı şirket tarafından alındığına yönelik tespit yapılamadığı, ticari defter ve belgelerde davalı şirketin davacı tarafından sunulan müşteri listesindeki bir kısım müşterilere satış yaptığı ancak davalı şirketin bir kısım müşteriler dışında satış yaptığı başkaca çok sayıda müşterilerinin de mevcut olduğu, başka bir anlatımla davalı şirketin portföyünün davacı müşterilerinden ibaret olmadığı, dosya kapsamı itibariyle davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemleri tespit edilememekle birlikte; bunun yanı sıra davacı müşterilerinden bir kısmının davalı pay sahiplerinin şahsını nazara alarak ve kendi hür iradeleri ile davacı şirket ile sözleşme ilişkisini sona erdirmesinin ve davalı şirketle çalışmalarının dahi salt haksız rekabet olarak kabul edilemeyeceği, nitekim davalı şirketin davacının müşterilerini ayartma yahut davacı şirketi kötüleme (faaliyetine son verdiği, iflas ettiği vs.) gibi eylemlerinin olmadığı, ayrıca ticari hayatta piyasa koşullarına göre müşterilerin (kendi menfaatlerini düşünerek) serbestçe hareket edebileceklerinin de açık olduğu, diğer taraftan davacı şirketin 2015 yılı ve davalı şirketin kurulduğu 2016 yılı kayıtları incelendiğinde davacının satışlarında ve kârında herhangi bir azalmanın olmadığı bilakis artış yaşandığı, 2017 yılında davacı şirketin kârının düştüğü görülmekle birlikte ana faaliyetlerden elde edilen kârın yine arttığı, 2017 yılı net kârlarındaki düşüşün piyasa koşullarından bağımsız olarak davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinden kaynaklandığının / bu noktada uygun illiyet bağının bulunduğunun da tespit edilemediği, davacı tarafça yargılama sürecinde zarar iddiasının dahi somutlaştırılamadığı görülmüş, hasılı bilirkişi kök ve ek raporları uyarınca da davacının haksız rekabetin varlığını ispat edemediği sonucuna varılmıştır. Bilirkişi kurulunun BAM istinaf kararında belirtilen hususlar kapsamında ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olan 08/02/2024 tarihli kök ve 16/09/2024 tarihli ek raporlardaki mütalaaya iştirak edilmiş, esasen rapora itibar etmeye engel bir durum yahut rapordan ayrılmayı gerektirir bir neden de bulunmadığından mahkememizce bilirkişi raporlarına itibar edilmiş ve hükme esas alınmıştır. Bu çerçevede, davacı şirketin hakim hissedarı olan şirkette pay sahibi olan gerçek kişi davalıların, diğer davalı gerçek kişinin yetkilisi olduğu davalı şirket üzerinden faaliyet yürüterek davacı şirkete karşı haksız rekabette bulunduğu ve davacı şirketin müşterilerinin davalı şirket kurulduktan sonra davalıların gerçek dışı ve yanıltıcı beyanlarıyla haksız rekabetle davalı şirkete aktarıldığı, hasılı somut olayda haksız rekabetin varlığı davacı tarafça ispatlanamadığından, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere); 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından başlangıçta peşin alınan 3.415,50 TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 2.987,90 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde davacıya İADESİNE, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalılar yargılama sırasında kendilerini bir vekille temsil ettirdiğinden maddi tazminat talebi bakımından reddedilen dava değeri (100.000,00 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. ve 13/1. maddesi uyarınca ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek bir vekalet ücreti verilmesi ve maktudan az olmamak koşulu ile 30.000,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, ancak önceki kararın yalnızca davacı tarafından istinaf edilmesi ve davalıların ise herhangi bir istinaf talebinde bulunmaması nedeniyle davacı lehine vekalet ücreti yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğundan, önceki hükümde karar altına alınan 10.750,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE, 5-Davalılar yargılama sırasında kendilerini bir vekille temsil ettirdiğinden manevi tazminat talebi bakımından reddedilen dava değeri (100.000,00 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2., 10/1,3. ve 13/1. maddesi uyarınca ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek bir vekalet ücreti verilmesi ve manevi tazminatın tümü reddedildiğinden 30.000,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, ancak önceki kararın yalnızca davacı tarafından istinaf edilmesi ve davalıların ise herhangi bir istinaf talebinde bulunmaması nedeniyle davacı lehine vekalet ücreti yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğundan, önceki hükümde karar altına alınan 10.750,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE, 6-HMK' nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan anacak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa veya vekiline İADESİNE, Dair, tüm taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 11/12/2024 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır