İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/449 E. 2025/88 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/449
- Karar No
- 2025/88
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/449 Esas KARAR NO : 2025/88 DAVA : KAYIT VE KABUL DAVA TARİHİ : 09/07/2014 KARAR TARİHİ : 05/02/2025 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 23/02/2021 tarih ve 2020/1300 Esas 2021/348 Karar sayılı ilamı ile görevli mahkeme olarak mahkememize gönderilen Kayıt ve Kabul davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı dava dilekçesinde özetle; davalının, ...'ye devredilen ... tarafından kullandırılan ve 04/04/2001 itibariyle 9.704,73 TL olan kredi borcunun borçlusu olduğunu, borçlu hakkında ... 5.İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, tüm borca, faize ve yetkiye itiraz edildiğini, davacının ...'nin halefi ve iştiraki olduğunu, alacağın tüm imtiyazları ile birlikte temlik alan davacıya geçtiğini, zamanaşımı süresinin fon alacaklarında 20 yıl olduğunu, 5411 sayılı Bankacılık kanunu kapsamında harç muafiyetinden yararlandığını, davalı itirazının iyi niyet kaideleri ile bağdaşmadığını, bu nedenle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yetki yönünden ... icra ve mahkemelerinin yetkili olduğunu beyan edilerek itirazın iptaline, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, masraf ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Cevap:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; itirazın iptali davasının bir yıllık sürede açılmamış olması halinde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, ... - ... Şubesi ile ... Tic. Ltd. Şti. arasında akdedilen ve ... tarafından kefil sıfatıyla imzalanmış olan 14/02/2000 tarihli GKS'de kefalet limitinin yazılı olmadığını, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu ve kredi borcundan dolayı sorumluluğunun bulunmadığını, takip konusu yapılan alacakla ilgili olarak ... 6. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasından, asıl kredi borçlusunun, üçüncü kişi ... A.Ş. nezdindeki hak ve alacaklarının haczedildiğini ve adı geçen üçüncü kişi tarafından da toplamda 9.754,00 TL ödendiğini ve bu nedenle de davanın reddinin gerektiğini, talebe konu alacağın varlığı kabul edilse dahi, bu alacak, 5020 sayılı kanunun ek 3 ve 5411 sayılı kanun kapsamında fon yada hazine alacağı niteliğinde olmadığını, bu nedenle 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu ve sürenin dolduğunu ileri sürülerek davanın bir yıllık sürede açılmamış olması halinde davanın reddine, açılmış ise, zamanaşımı sebebi ve haksız ve mesnetsiz olmakla reddine, yargılama giderlerinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; ... 5.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas (eski ... Esas) sayılı icra dosyası, 14/02/2020 tarihli genel kredi sözleşmesi, kredi ekstresi, tahsilatlar, faiz oranları tablosu, ... 9. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesi, ... 6. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası, mirasçılık belgesi, ...6. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... E. ... K. sayılı kararı, ... 21. Sulh Hukuk Mahkemesinin ...sayılı tereke dosyası celp edilmiş incelenmiştir. Dosya, Emekli İcra İflas Müdürü bilirkişi ... ile Emekli Banka Müdürü bilirkişi ...'ten oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından dosyaya sunulan 27/10/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle ve sonuç olarak; "... 1-Dava dışı ... Aş. ile dava dışı asıl borçlu ...Şti. arasında imzalanan 14.02.2000 tarih ve 10.000,00-TL( 6 sıfır atılmış yeni TL) tutarlı genel kredi sözleşmesine istinaden, dava dışı asıl borçluya ... nolu ... Kredi Kullandırıldığı; 2-....'ye 07.01.1999 tarihinde devrolunan ... Aş,ye ait alacak tutarının davacı ... Aş.'ye ( Eski unvan:... Aş) ....ve adı geçen varlık yönetim şirketi arasında imzalanan 10.03.2006 tarihli kredi alacağı temlik sözleşmesi ile devir ve temlik edildiği; 3-... 21.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 30.01.2020 tarih ... Tereke,... sayılı ilamı ile davalı ...'na ait terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesine karar verildiği, 4-Davacı vekili tarafından düzenlenen 28.01.2022 tarihli dilekçe ile ... 21.Sulh Hukuk Mahkemesi'ne tereke masasına 72.286,38-TL. tutarlı alacak kaydı talepli başvuruda bulunulduğu ve Tereke Tasfiye Memuru tarafından talep edilen 72.286,38-TL'lik alacak tutarının ihtilaflı olarak kabul edilerek 3.sıraya kaydının yapıldığı; 5-Terekenin iflas hükümlerine göre açıldığı 30.01.2020 tarihi itibariyle yapılan hesaplama sonucunda, davacının iflas masasına kaydını talep edebileceği alacak tutarının 92.861,09-TL. olduğu; 20.574,74-TL eksiği ile tereke masasına 72.286,38-TL. alacak kaydı yaptırıldığı; 6-Sayın Yargı Makamınca, terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinde tasfiyenin açılma anının karar tarihi değil murisin ölüm tarihi olduğunun kabulü halinde ise davacının murisin ölüm tarihi itibariyle tereke masasına yaptırabileceği alacak miktarının 86.094,71-TL. olduğu; 13.808,33-TL. eksiği ile 72.286,38- TL. alacak talebinde bulunulduğu teknik görüş ve kanaatimizi ..." şeklinde mütalaada bulunulmuştur. Dava, kayıt kabul istemine ilişkindir. İşbu dava ilk olarak (itirazın iptali talebi ile) 09/07/2014 tarihinde ... E. numarası ile mahkememize açılmıştır. Davalı ... yargılama sırasında 22/02/2015 tarihinde vefat etmiştir. Davalı mirasçı olarak geriye ...ve ...'nı bırakmıştır. Mirasçılar ...ve ... ... 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... E. ... K. sayılı ilamı ile mirası hükmen reddetmiştir. Bu suretle, Mahkememizce ... E. ... K. sayılı karar ile terekenin iflas hükümlerine tasfiyesine yönelik Sulh Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verilmiştir. Dosya, ... 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin ...E. numarasını almıştır. ... 9. Sulh Hukuk Mahkemesi ...E. ... K. sayılı karar ile davalının vefatı sonrasında mirasçılar mirası hükmen reddettiklerinden terekenin tasfiyesi noktasında ahkamı şahsiye davalarına bakmakla görevli sulh hukuk mahkmesine görevsizlik kararı vermiş, dosya, ... 18. Sulh Hukuk Mahkemesinin... E. numarasını almıştır. ... 18. Sulh Hukuk Mahkemesi ... E. ... K. sayılı kararı ile müteveffanın yerleşim yeri uyarınca yetkisizlik kararı vermiştir. Yetkisizlik kararı ile dosya,... 21. Sulh Hukuk Mahkemesinin... E. numarasını almıştır. Bu mahkeme öncelikle terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesine karar vermiş ve tasfiye memuru olarak Av. ...'ı görevlendirmiştir. Akabinde mahkeme, itirazın iptali davası açısından bir karar verilmediğinden tefrik işlemi yapmış, tefrik sonucu .. E. sayılı dosyada itirazın iptali davasının kayıt kabul davasına dönüştüğü belirtilerek Mahkememize karşı görevsizlik kararı vermiştir. Dosya merci tayinine gitmiştir. İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesi ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile, davalı ...'nın dava tarihinden sonra vefat etmiş olması, mirasçıların tamamının mirası reddetmesi, davalı terekesinin iflas hükümlerine göre tasfiyesine gidilmesi sebebiyle itirazın iptali davasının kayıt kabul davasına niteliğine dönüştüğü vurgulanarak ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi/ Mahkememizin görevli olduğuna karar verilmiştir. Merci tayinin sonrasında dosya Mahkememizde ... E. numarasını almıştır. ... 5. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı icra dosyasında takip alacaklısının (devir ve birleşme öncesi) ... A.Ş., takip borçlularının dava dışı...Ltd. Şti ve davalı ... olduğu, takip alacaklısının 5.612,41 TL asıl alacak ve 43.778,18 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 49.390,59 TL üzerinden ilamsız icra takibinde bulunduğu görülmüştür. ... A.Ş. ile dava dışı asıl borçlu ...Ltd. Şti arasında 14/02/2000 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalanmış, davalı ...müteselsil kefil sıfatıyla kefil olmuştur. ... A.Ş. kredi hesabını ... 9. Noterliğinin ... tarih ve ... yn. ihtarmnamesi ile kat etmiştir. Kat ihtarnamesi bizzat davalı ... 13/04/2001 tarihinde tebliğ edilmiştir. 2004 s. İİK 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davalarında hak düşürücü süre 1 yıl olup, anılan Yasa hükmü uyarınca süre itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren başlamaktadır. Her ne kadar dava kayıt kabul davasına dönüşmüş ise de; itirazın iptali davası olarak açılan ilk aşamada dahi icra dosyasında davalı borçlunun itirazı davacı alacaklıya tebliğ edilmediğinden hak düşürücüsü geçmemiştir. 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesiyle, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıl olmuştur. 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanunun 141. maddesinde de Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu hükme bağlanmıştır. 5411 sayılı Kanunun geçici 16. maddesinde ise 141. maddede öngörülen 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olduğu belirtilmiştir. Bu durumda 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile bu tarihte on yılını doldurmamış tüm fon alacaklarının zamanaşımı süresi 20 yıla uzamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 gün ... E. ... K. sayılı ilamı ile Bankacılık Kanunu'nun 141.madde hükmü iptal edilmemiş, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun geçici 16. maddesine ilişkin esas incelemenin "zamanaşımı" sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına ve bu maddede yer alan "zamanaşımı" sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir ( Aynı yönde bakınız. Yargıtay 19 HD. ... E.... K). Davaya ve takibe konu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacı (devirden önce ... A.Ş.), 04/04/2001 tarihli ihtarnameyi göndererek hesap kat ihtarında bulunmuş, alacak bu tarih itibariyle muaccel olmuştur. Yukarıda açıklanan zamanaşımı süreleri ve tarihler dikkate alındığında, davaya konu alacağın 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesinin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinde on yıllık zamanaşımı süresini doldurmadığı ve bu nedenle zamanaşımı süresinin 20 yıla uzadığı anlaşılmaktadır. Eldeki davanın 09/07/2014 tarihinde açıldığı gözetilerek, dava tarihi itibariyle zaman aşımı süresinin dolmadığı anlaşılmış, davalının zaman aşımı itirazlarının reddine karar verilmiştir. Bu aşamada belirtmek gerekir ki, davalı alacağın fon alacağı olmadığını ve zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu savunmuştur. Ancak, ... A.Ş.'nin 09/07/2001 tarihinde fona (...'ye) devredilen bankalardan olduğu, dolayısıyla alacağın fon alacağına dönüştüğü, davacı ...Şirketinin fon alacağını temlik aldığı hususunda duraksama yoktur. Bu itibarla, davalının savunmaları isabetli değildir. Somut olayda, fon alacağı bakımından zaman aşımı süresi 20 yıl olup, dava tarihi itibariyle zaman aşımı süresi dolmamıştır. Davaya konu kredinin kullandırılma tarihi, hesap kat ihtarı ve buna göre alacağın muaccel hale gelmesi, 818 Sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Ancak 01.07.2012 tarihinde 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Bu durumda somut olayda borcun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır. Türk Borçlar Kanununun 598/3. maddesinde ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'' denilmiştir. Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davalı ...'nın müteselsil kefili olduğu sözleşmenin tarihi 14/02/2000 tarihi olup. Türk Borçlar Kanunun 598/3. maddesi uyarınca, sözleşmelerin kurulduğu tarihten 10 yılın geçmesiyle kefaletin sona ereceği kabul edilmelidir. Nitekim anılan madde de açıkça sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalkacağı ifade edilmiştir. Buna göre 14/02/2010 tarihi itibariyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığının kabul edilmesi gerekir. 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6101 sayılı Kanunun 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' denilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda kefalet için herhangi bir sürenin öngörülmediği, ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanununda azami 10 yıllık sürenin getirildiği ve bu düzenlemenin 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ifade edildiği şekilde ''ilk defa öngörülen'' süre niteliğinde olduğu ve kefaletin 10 yıllık sürenin sonunda kendiliğinden kalkacağı 598/3. maddesinde açıkça ifade edilmiş olduğundan bu sürenin zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim öngörülen 10 yıllık süre dolduğunda, kefalet ortadan kalkacaktır. Başka bir deyişle 10 yıllık sürenin dolmasının neticesinde kefalet geçersiz hale gelmektedir. Yasada geçersiz hale geldiği belirtildiğinden bu hususun mahkemece resen dikkate alınması gerekmektedir. Aşağıda yer verilen görüşler dikkate alındığında kefalete ilişkin 10 yıllık sürenin zamanaşımı süresi olmadığı yönünde doktrinde de görüş birliğinin olduğu görülmektedir. 1-''... 10 yılın geçmesiyle borç kendiliğinden kalkar, kefalet için getirilen yasal en yüksek süreye ilişkin düzenleme başka hiçbir hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Amaç, kefili belli bir süre geçtikten sonra kefillik bağından kurtarmaktır..'' (Nihat Yavuz, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 3085) ; 2- ''...10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için kesilme ve durma söz konusu olmaz. 10 yıllık sürenin tamamlanması ile birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği ortadan kalkar) kefalet süresinin dolduğu yargıç tarafından görevinden ötürü gözönünde tutulur.'' (Prof. Dr. Cevdet Yavuz, Borçlar Hukuku, Sayfa 1472) 3-''.. Yeni borçlar kanununda sona ermeyle ilgili emredici hükümler varsa bunlar -sözleşmede örneğin feragat ile ilgili hüküm olsa da olmasa da- 01.07.2012 tarihinden sonraki sona ermelerde uygulanacaktır. (kefalet sözleşmesinde) 10 yıllık süre daha önce sona ermiş ise yürürlük yasasının 5. maddesi gözönünde tutulacaktır. Gerçek kişilerin verdiği kefaleti sona erdiren 10 yılın hakdüşürücü süre olarak kabul edilip edilmemesi, 5. maddenin uygulanması bakımından farklı sonuçlar verecektir... Hakdüşürücü süre olarak kabul edilirse 01.07.2012 tarihinden önce 10 yılı dolduran kefaletlerde alacaklı 5. maddenin tanıdığı 1 yıllık ek süreden yararlanacak ve 01.07.2013 tarihine kadar kefili dava edebilecektir'' (Prof. Dr. Sezayi Reisoğlu-TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun Bankacılık İşlemleri Açısından Değerlendirilmesi-İstanbul 15.06.2012-Türkiye Bankalar Birliği Yayını) 4-''...Kefilin sorumlu tutulabileceği 10 yıllık süre kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlar... 10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığına göre kesilme ve durma da söz konusu olmaz.'' (Doç. Dr. Burak Özen, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 578 vd.) 5-''.. 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5/2. maddesine göre TBK ile hakdüşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, haksahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 1 yıllık ek süreden yararlanır... Aynı kanunun 6. maddesine göre, bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir... bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde 01.07.2012den önce kurulmuş bulunan gerçek kişilerin kefil olduğu kefalet sözleşmeleri derhal 10 yıllık süreye tabi olur... Bu tarihten önce 10 yıllık süre dolmuşsa .... alacaklı 01.07.2013 tarihine kadar kefili takip edebilecektir. Bu tarihte ise kefalet sözleşmesi hükümden düşer..'' (Y. Doç. Dr. Serkan Ayan, Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu). Bu itibarla, sözleşme tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu 14/02/2010 tarihidir. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu anlaşılmaktadır. 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, kanunun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık ek sürenin tanındığı ve bu sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolacağı, ancak somut olayda ek süre dolmadan davaya esas icra takibinin 24/06/2013 tarihinde başlatıldığı anlaşılmakla, davalı kefil yönünden somut olayda hak düşürücü sürenin dahi geçmediği anlaşılmıştır. (Aynı yönde gerekçe ve detaylı bilgi için bakınız. İSTANBUL BAM 12 HD. ....E.... K.) Davalı... cevap dilekçesinde genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olduğunu, ancak kefalet limitinin sözleşmede yazılmadığını ileri sürmüş, kefaletin geçersiz olduğunu savunmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesi 14/02/2000 tarihinde imzalanmıştır. Genel kredi sözleşmesinin akdedildiği tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 583/1. maddesinin somut olayda uygulanma kabiliyeti yoktur. Zira, bir sözleşmenin geçerlilik koşullarının, hüküm ve sonuçlarının o sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine göre tayin edilir. 818 sayılı Borçlar Kanununda, kefalet tarihi, miktarı ve müteselsil kefil ibarelerinin, kefilin el yazısı ile yazılma şartı bulunmamaktadır. Öte yandan; davalı kefil ...için kefalet miktarının yazılı olmadığı belirtilmiş ise de; 14/02/2000 tarihli Genel Kredi Sözleşmelerinin ilk sayfasında kredi limitinin açıkça yazıldığı ve belirlendiği, bu durumda kredi limiti çerçevesinde davalı kefilin sorumlu olacağı nazara alındığında kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu anlaşılmıştır. ( Aynı yönde yerleşik uygulamadan misaller için bakınız. Yargıtay 19 HD. ...E. ...K. ; Yargıtay 19 HD. ...E. ...K.). Hasılı, eldeki dava dosyası bakımından kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının bulunduğu, davalının kefalet sözleşmesi uyarınca davacıya karşı hukuken sorumlu olduğu sonucuna varılmış, davalının kefalet sözleşmesinin geçersizliği yönündeki savunmalarına itibar edilmemiştir. Yargılama safahatı, zamanaşımı, hak düşürücü süre ve kefalet sözleşmesinin geçerliliğine yönelik gerekçeler tamamlandıktan sonra, davanın esasının incelenmesine geçilmiştir. Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; fona devredilen devir öncesi ... A.Ş. ... Şubesi ile davalı asıl borçlu ... Ltd. Şti. arasında 14/02/2000 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalı ...'nın işbu genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil sıfatıyla kefil olduğu, genel kredi sözleşmesi kapsamında dava dışı asıl borçlu ...Ltd. Şti.'ye krediler kullandırıldığı, ancak dava dışı asıl borçlunun genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacaklarını sözleşmede kararlaştırılan şekilde fona devredilen bankaya ödeyemediği, bu durum üzerine fona devredilen ... A.Ş.'nin ... 9. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile hesabın kat edildiği ve kat tarihi itibariyle bankaya olan kredi borcunun en geç 09/04/2001 tarihine kadar bankaya ödenmesini dava dışı asıl borçlu ile davalı kefil ...'ndan talep ettiği, hesap kat ihtarnamesinin davalı kefile usulüne uygun olarak 13/04/2001 tarihinde tebliğ edildiği, ancak kat ihtarnamesinde tanınan atıfet sürelerine rağmen borcun ödenmediği, bu sırada ...' ye devredilen fon alacağının alacağın temliki sözleşmesi uyarınca ... A.Ş.' ye temlik edildiği, alacağı temlik alan ... A.Ş.'nin dava dışı asıl borçlu ile davalı müteselsil kefil hakkında ... 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlattığı, ancak davalının borca itirazı üzerine takibin durduğu, davacının duran takibe devam edilmesi ve kredi alacağının tahsiline yönelik itirazın iptali davasını açtığı, ancak yargılama sırasında davalının ölümü ve ysal mirasçıların mirası hükmen reddetmeleri sebebiyle terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesine karar verildiğinden dava kayıt kabul davasına dönüşmüştür. Bu aşamada belirtmek gerekir ki, dava açıldıktan sonra ... A.Ş. birleşme yoluyla ...A.Ş. olmuştur. Dolayısıyla, davacı ... A.Ş.'nin dava ehliyeti ve dava takip yetkisi noktasında usuli bir noksanlık bulunmamaktadır. Bilindiği üzere, genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların hesabın kat edildiği tarih itibariyle muaccel hale gelecekleri, muacceliyet için kat ihtarının tebliğine gerek olmadığı, kat ihtarının tebliğinin ancak muhatap borçlu ya da kefil için takip öncesi temerrüt durumunu etkilediği, öte yandan genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil sıfatıyla kefil olan davalının asıl borçlu gibi kredi borcundan kefalet ettikleri tutar kadar hukuken sorumlu bulunduğu, asıl borçlunun genel kredi sözleşmesindeki kredi borçlarını geri ödeyememesi halinde, alacaklının müteselsil kefili takip ve dava edebileceği konusunda duraksama yoktur. Dava kayıt kabul davasına dönüşmüş, davacı vekili davalı borçlunun 22/02/2015 ölüm tarihi itibariyle masaya kaydı gereken alacak tutarının 72.286,38 TL olduğunu, bu tutarın masaya kaydını talep etmiştir. Tereke Memurluğu 72.286,38 TL alacağı İHTİLAFLI olarak masaya kabul etmiştir. Bilindiği üzere, iflas masası tarafından alacağın nizalı ya da ihtilaflı olarak masaya kaydedilmesi uyuşmazlığı sona erdirmez. Bu halde, Mahkemece yargılamaya devam edilerek esas hakkında karar verilmesi zorunludur (ANKARA BAM 23. HD. ... E. ... K.). Nitekim, davacının, ihtilaflı olarak kaydedilen bu alacağının, normal alacak olarak masaya kaydını istemekte hukuki yararı mevcuttur (YARGITAY 23. HD.... E.... K.; İSTANBUL BAM 45. HD. ... E. ... K.) Davacı yargılama sonunda mahkemenin verdiği karar ile iflas idaresine / tereke memurluğuna başvurarak alacağını ihtilafsız / nizasız şekilde masaya kaydını talep etme imkanına sahip olacaktır. Bu çerçevede, tereke memurluğunca alacağın ihtilaflı şekilde masaya yazılması nizayı sonuçlandırmadığından mahkememizce yargılamaya devam olunmuştur. Uyuşmazlığın temeli, kayıt kabul davasına dönüşen eldeki davada tereke tasfiye memurluğuna / tereke dosyasına davalının ölüm tarihi itibariyle masaya kaydı gereken alacağın tutarı noktasındadır. Meselenin halli, özel ve teknik bilgi ile nitelikli hesaplama gerektirdiğinden bankacılık ile emekli iflas müdüründen oluşan bilirkişi kurulu vasıtasıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi kurulu 27/10/2024 tarihli ek raporunda; murisin / davalının ölüm tarihi itibariyle tereke dosyasına ve masaya kaydedilebilecek alacak tutarının 86.094,71 TL olduğunu hesaplamış, ancak davacı vekili tarafından tereke dosyasına 72.286,38 TL alacağın kaydedilmesi talep edildiğinden taleple bağlılık ilkesi uyarınca netice olarak masaya kaydedilecek alacak tutarının 72.286,38 TL olduğunu belirtmişlerdir. Bilirkişi kurulu tarafından sunulan 27/10/2024 tarihli ek rapor ayrıntılı, gerekçeli, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle uyumlu olup, tarafların ve Mahkemenin denetimine elverişli olduğu, davalı kefile hesap kat ihtarnamesinin tebliği ile takip öncesinde temerrüt tarihlerinin isabetli olarak tayin edildiği, temerrüt faizi oranının taraflar arasındaki sözleşmeye göre belirlenerek ayrıca ... 6. İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasında yapılan kısmi tahsilatlar nazara alınarak doğru hesaplamalar yapıldığı, açıklamaların bilimsel yönden isabetli tespit ve değerlendirmeler içerdiği, terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinde neden murisin ölüm tarihinin esas alınması gerektiğinin yasal gerekçelerle ve YİBK kararı ile gerekçeli şekilde detaylandırıldığı, nihayetinde alacak hesabında maddi hata da bulunmaması karşısında 27/10/2024 tarihli bilirkişi ek raporuna itibar edilmiş, mahkememizce rapor içeriği de denetlenerek hükme esas alınmıştır. Davalı tereke memurluğu tarafından bilirkişi raporuna karşı itirazda bulunulmamıştır. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde masaya kaydedilecek alacak miktarı ile ilgili terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinde sulh hukuk mahkemesince verilen tasfiye karar tarihinin esas alınması gerektiğini belirtmiş ise de; bilirkişi ek raporuna isabetli olarak açıklandığı üzere terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinin bir iflas sebebi olmadığı, ayrıca miras bırakan hakkında müflis sıfatına ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı açıktır. Öte yandan ; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 12/02/1941 tarih ve ...E.... s. kararı uyarınca terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinde murisin ölüm tarihi itibariyle faizin kesileceği kabul edilmiştir. O halde, masaya kaydedilecek alacak miktarının YİBK kararı ve açıklanan nedenlerle murisin ölüm tarihi esas alınarak hesaplanması gerekli ve isabetlidir (Murisin ölüm tarihine kadar hesaplama yapılması noktasında başka bir karar için bakınız. İSTANBUL BAM 12. HD.... E. ... K.). Kaldı ki, davacı vekili alacak kayıt talebine esas 28/01/2022 tarihli başvuru dilekçesinde murisin ölüm tarihi itibariyle alacak miktarını hesaplamış, yine murisin ölüm tarihi itibariyle alacaklarının terekeye kaydını talep etmiştir. Bilindiği üzere, taleple bağlılık esastır ve mahkememizde taleple bağlıdır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin bilirkişi ek raporuna yönelik itirazlarına itibar edilmemiştir. Bu çerçevede, mahkememizce hükme esas alınan 27/10/2024 tarihli bilirkişi kurulu ek raporu doğrultusunda; murisin ölüm tarihi itibariyle davacının tereke masasına kaydını talep edebileceği alacak tutarının 86.094,71 TL olduğu, ancak davacının bu tutardan daha az miktarda olmak üzere 72.286,38 TL alacak için kayıt talebinde bulunduğu, taleple bağlılık ilkesi uyarınca neticeten davacının tereke masasına kaydını talep edebileceği alacak miktarının 72.286,38 TL olduğu, davacının bu alacağının yukarıda belirtildiği üzere nizasız / ihtilafsız olarak tereke masasına kaydını talep edebileceğinden davacının davasının kabulü ile 72.286,38 TL'nin davacı alacağı olarak ...21. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin... sayılı tereke tasfiye dosyasına kayıt ve kabulüne karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere); Davanın KABULÜ ile; 1-72.286,38 TL'nin davacı alacağı olarak ... 21. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... sayılı tereke tasfiye dosyasına KAYIT VE KABULÜNE, 2-Kayıt kabul davaları maktu karar ve ilam harcına tabi olduğundan alınması gereken 615,40 TL maktu karar ve ilam harcının davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan 747,80 TL posta masrafı ve 9.500,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 10.247,80 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 4-Davacı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-HMK'nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa veya vekiline İADESİNE, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tereke tasfiye memurunun yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 05/02/2025 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır