İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/654 E. 2024/652 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2018/654
Karar No
2024/652
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/654 Esas KARAR NO : 2024/652 DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 29/12/2017 KARAR TARİHİ : 24/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı- karşı davalı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirketin henüz kuruluş aşamasında 17/03/2003 tarihinden itibaren davalı şirkette çalışmaya başladığını ve davalı şirketin kuruluş ana sözleşmesi ile şirket müdürü olarak atandığını, müvekkili ile davalı şirket arasında imzalanan iş sözleşmesinin "Faaliyet ve Görevler" başlıklı 1. maddesinde müvekkilinin şirket işlerini iş sözleşmesi dışında ortaklar kurulu kararları ve diğer mevzuat düzenlemeleri gereği yöneteceğinin açıkça düzenlendiğini, bu düzenleme çerçevesinde müvekkilinin yetkilerinin zaman içinde ortaklar kurulu kararı ile genişletimiş olduğunu, buna göre; şirket meşgalesi ile her hususta kendisine ve dava dışı...'e münferit imza yetkisi verildiğini, daha sonra 25/02/2013 tarihli ortaklar kurulu kararı ile dava dışı...'in müdürlük görevinden azledildiğini, davacının davalı işverenin kuruluşundan itibaren iş sözleşmesinin haksız feshedildiği 20.02.2017 tarihine kadar şirket müdürü olarak çalıştığını ve ortaklar kurulu kararları ile şirketi her türlü işlemde münferit imzasıyla temsil etmeye yetkili kılındığını, müvekkilinin, davalı şirkette kuruluş aşamasından itibaren çalışmış olduğu 14 senelik bu uzun süreç boyunca hiçbir uyarı, kınama veya benzeri olumsuz bir geri dönüş almadığını ve tüm birikimini, emeğini ve mesaisini davalı şirkete adadığını, davalı şirkette geçirmiş olduğu 14 senelik dönemde davalı işverenlikte sergilemiş olduğu istikrarlı çalışma süreci ve giderek genişleyen sorumluluk alanları ile çok büyük satışlara imza attığını, ödüller aldığını, müvekkilinin ise müdürlük görevinin devamına ve davalı şirket ile ilgili merciler ve üçüncü kişiler nezdinde sınırsız bir şekilde şirket kaşesi veya şirket ünvanı altında atacağı münferit imzası ile temsil ve ilzam etmesine karar verildiğini, davalı şirketin kuruluşundan bu yana 14 yıl boyunca başarılı bir şekilde temsil etmesine rağmen kendisine tebliğ edilen 20/02/2017 tarihli fesih bildirimi ile "şirket yönetiminin daha önceden vermiş olduğu bir yetki bulunmamasına rağmen değerli bir kağıdı iade ederek sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve bu davranışın hem işvereni hem de şirket ortağı dava dışı ... Almanya şirketini önemli ölçüde zarara uğratması" nedeniyle feshedildiğini, müvekkilinin, şirket müdürü olarak davalı işverende çalıştığı süre boyunca üstün performansı ile her sene üst puanlarla prim aldığını ve örnek gösterildiğini, ancak müvekkiline 2016 yılı için hak kazandığı 12 aylık primi ile iş sözleşmesinin haksız olarak sona erdirildiği 20.02.2017 tarihine kadar 2017 yılında hak kazandığı primlerin ödenmediğini, alacaklarını alması için davalı tarafa ihtarname gönderdiğini, davalı işverence keşide edilen ihtarname ile taleplerinin reddedildiğini beyanlarla müvekkilinin kıdem tazminatı olarak 5.000-TL, ihbar tazminatı olarak 1.500.-TL, 67 günlük yıllık ücretli izin alacağı olarak 1.500.-TL, 2016 yılına ait 12 aylık ve 20.02.2017 tarihinden itibaren 2017 yılına ait prim alacağı olarak 1.500.-TL, rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca 20.02.2017 tarihinden itibaren çalışmadığı süreler için hesaplanacak tazminat olarak 1.500.-TL olmak üzere toplam 11.000.-TL tutarındaki alacağının davalı işverenden tahsiline hükmedilecek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve 67 günlük yıllık ücretli izin alacakları yönünden fesih tarihinden itibaren; prim alacakları ile rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca 20.02.2017 tarihinden itibaren müvekkilinin çalışmadığı süreler için hesaplanacak tazminata doğduğu tarihten itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili vermiş olduğu cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; Davacının işçi olmayıp müvekkili şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili, tescilli limited şirket müdürü konumunda olduğunu, TTK md. 623 vd. uyarınca şirketin organı olarak görev yaptığını, şirketin kuruluşundan (23.07.2003) itibaren ortak ve müdür sıfatını haiz olup, 2013 yılında hissesini devretmekle beraber müdürlük görevini devam ettirdiğini, davacının şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili müdür olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmayıp dava dilekçesinde de şirketin bir organı ve tacir olduğunun kabul edildiğini, davacının münferit imza yetkisinin vurgulanarak sınırsız şekilde şirketi temsil ettiğinin belirtildiğini, limited şirket müdürlerinde, şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil etmeleri sebebiyle, işçiye özgü şahsi bağımlılık unsurunun söz konusu olmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında kalmadığından, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca İş Mahkemelerinin görevsiz olduğunu, davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemelerinde olduğunu, davacının, şirketin kuruluşundan müdürlükten azline kadar tacir sıfatıyla şirketi en üst düzeyde temsil ettiğini ve aynı zamanda yönettiğini, öte yandan dava konusu feshin haklılığı ve davacının buna bağımlı olan taleplerinin de aynı şekilde tamamıyla ticaret hukuku kapsamında olduğunu, davaya Alman Hukukunun uygulanması gerektiğini, feshin haklı sebebe dayandığını, davacınn ...’nin 10.565.500,00 Euro tutarında bir teminatını, borçludan hiçbir karşı güvence veya taahhüt almadan borçluya teslim ettiğini, üstelik kıymetli evrakı teslim ederken müşterinin el yazısı ile ‘...firmasına bir borcum kalmamıştır.’ yazmasına dahi göz yumduğunu, davacının eyleminin aynı zamanda suç teşkil ettiğini, haklı fesih sebebiyle kıdem ve ihbar tazminatının gündeme gelemeyeceğini, müvekkilinden prim alacağının talep edilemeyeceğini, rekabet yasağı sözleşmesinden feragat edildiğini, yıllık izin ücreti talebinin sözleşmeye ve gerçeğe aykırı olduğunu, davanın usûlden reddinin gerektiğini, feshin haklı nedene dayandığını, müvekkilinin kıymetli evrakın müşteriye iadesi sonrasında aradaki güvenin esaslı biçimde sarsılması sebebiyle davacı ile olan ilişkisini sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceğini, haklı fesih sebebiyle, kıdem ve ihbar tazminatı hakkı doğmadığını, prim alacağı talebinin gerçeğe aykırı olduğunu, tüm beyanları ve delilleri reddedilecek olması halinde takas/mahsup def’ileri hususunda inceleme yapılmasını talep ettiklerini, davacı-karşı davalının 10.565.500,00 Euro (Onmilyonbeşyüzatmışbeşbinbeşyüz) bedelli bonoyu müşteriye iade etmesi sonucunda, müvekkili müşteriden tahsil edemediği alacakları bakımından kambiyo senetlerine mahsus ihtiyati haciz ve takip imkânlarından mahrum kaldığını, üstelik müşterisi ile olan uyuşmazlığın uluslararası tahkim nezdinde görüldüğü göz önüne alındığında burada mali olarak büyük bir hak kaybı yaşandığını, her şeyden önce müvekkili davacı-karşı davalının davranışı sebebiyle 10.565.500,00 Euro’luk bonodan mahrum kaldığını, öte yandan senedin müşteri üzerinde yaratacağı baskının ortadan kalkması sebebiyle sözleşme kapsamındaki tüm alacaklarının karşı davalı tarafından güvencesiz bırakıldığını, buradaki zararların kesin ve tam miktarının bilirkişi incelemesi ile birlikte ortaya çıkacağını, diğer yandan müşterinin bononun üzerine ...firmasına herhangi bir borcum kalmamıştır yazmasına rıza gösterilmesinin ise onmilyonlarca euroluk sözleşme bedellerinin ve maliyetlerin riske edilmesi anlamına geldiğini, Avrupa’nın alanında önde gelen üreticilerinden olan ...’nin adının, markasının bizzat Türkiye’deki şirket müdürünce, müşterilere, potansiyel müşterilere ve piyasadaki aktörlere karşı aleyhte beyanlarla lekelenmesinin büyük zararlara yol açtığını, bu konuda bazı duyumlar alınmakta olup, yetkili merciilerde her türlü dava ve takip haklarını saklı tuttuklarını, Yargıtay içtihatlarının da benzer durumlarda tüzel kişiler bakımından manevi tazminatın uygulanması gerektiği yönünde olduğunu, karşı dava kapsamında müvekkilinin uğradığı zarararların ancak alanında uzman bilirkişilerce kesin olarak saptanabileceğinden, maddi ve manevi tazminat taleplerine dayanan karşı davalarının HMK’nin 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak kabulünü talep ve dava ettiklerini, esasa geçilecek olması halinde, feshin haklı sebebe dayanması göz önüne alınarak; kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ,haksız prim ücreti talebinin, geçerliliği bulunmayan rekabet yasağına ilişkin talebin, sözleşme aykırı yıllık izin talebinin reddine, aksi halde takas/mahsup def’ilerinin nazara alınmasına, haksız ve gerçeğe aykırı davadaki tüm taleplerin reddine, karşı davalarının kabulü ile, fazlaya ilişkin her türlü dava ve takip hakları saklı kalmak kaydıyla, tahkikat ile belirli hale gelecek bedele yükseltilmek üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 1.000,00 TL manevi zarar olmak üzere şimdilik toplam 2.000,00 TL’nin davacıdan tahsiline, asıl dava ve karşı davadaki tüm vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı- karşı davalı vekilince karşı davaya cevap dilekçesi ile; Davanın, iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın usule ve kanuna aykırı şekilde feshedilen müvekkilinin, kıdem ve ihbar tazminatı, prim alacakları, yıllık izin ücreti alacağı ile rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında ödenmesi gereken tazminat alacağının tahsili talebi ile açılmış alacak davası olduğunu,müdür olan müvekkili ile davalı şirket arasında akdedilen sözleşme uyarınca müvekkilinin her ay belli bir ücret karşılığı işlerin görülmesiyle yükümlü olduğu ve davalı şirkete bağımlı olarak çalıştığı dolayısıyla taraflar arasında bir iş ilişkisi bulunduğu sabit olduğundan huzurdaki uyuşmazlığa bakmakta İş Mahkemeleri'nin görevli olup davalı şirketin yerinde olmayan iddialarının reddinin gerektiğini, iş sözleşmesinin haksız nedenle feshedilmesi nedeniyle işçi alacaklarının tazmini talebiyle açılmış huzurdaki davanın, her iki tarafın Türkiye’de mukim olduğu, müvekkilinin Türk vatandaşı, davalının Türkiye Kanunlarına göre kurulmuş bir Türk şirketi olduğu, iş sözleşmesinin Türkiye’de akdedildiği ve uygulandığı dikkate alındığında, Türk Hukukunun uygulanması gerektiğine dair tereddüt bulunmadığını,müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı şirket tarafından haklı neden olmaksızın usule ve kanuna aykırı olarak feshedildiği, dolayısıyla müvekkilinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığının açık olduğunu, müvekkilinin iş sözleşmesi ile kararlaştırılan şekilde 2016 yılında hak kazandığı prim alacakları ile iş sözleşmesinin haksız olarak sona erdirildiği 20.02.2017 tarihine kadar 2017 yılında hak kazandığı prim alacaklarının davalı işverence müvekkiline ödenmesi gerektiğini, her ne kadar davalı şirketin müvekkilinin kullanılmamış yıllık izinlerinin bulunmadığını iddia etmekte ise de bu durumu kanıtlar herhangi bir delil sunamadığını, ayrıca davalı şirketin lehe yorumlanabilecek durumlarda Alman Hukukuna, aksi hallerde ise Türk Hukukuna atıf yapmasının, iş sözleşmesindeki hukuk seçiminin iyi niyetle yapılmadığını kanıtladığını, müvekkilininin iş sözleşmesinin davalı işverence haksız olarak feshedildiğinden, davalı işverenin Rekabet Sözleşmesi ile bağlı olmadığı yönündeki iddialarına itibar edilemeyecek olup, Rekabet Sözleşmesi uyarınca müvekkilinin çalışmadığı süreler yönünden hak ettiği tazminat tutarının davalı işveren tarafından müvekkiline ödenmesi gerektiğini, gerek davacı şirketin gerekse ...Almanya’nın müşterilerini bulup onlarla irtibata geçen ve müşterilerle her konuda muhatap olanın müvekkili olduğunu, dolayısıyla ...Almanya’nın müşteri ile akdettiği sözleşme kapsamında taraflar arasındaki tüm iletişimi kuran, gerekli işlemleri 3 yıl boyunca yapanın müvekkili olduğunu, gerek davacı şirketin gerekse ...Almanya’nın müşterilerini bulup onlarla irtibata geçen ve müşterilerle her konuda muhatap olanın müvekkili olduğunu, ticari ilişkinin karşı tarafının müşteri ile ...Almanya arasında...Hattın satın alınmasına ilişkin yapılan sözleşmede, sözleşme bedelinin 12,520.000 Euro olduğu, bunun %15’inin peşin olarak ödeneceği, bakiye kısım için Almanya’da kurulu... Bankasından kredi alınarak ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını, buna göre müşterinin bahis konusu sözleşme bedelinin %15’ini peşin olarak ödemiş, bakiye tutar olan 10.642.000 Euro tutara ilişkin banka ile kredi sözleşmesi akdederek banka tarafından ödeme yapılana kadar teminat için düzenlediği 10.565.500 Euro bedelli bonoyu ...Almanya adına müvekkiline teslim ettiğini, iddia edilenin aksine bu işlemden dolayı davacı şirketin bir zararının mevcut olmadığını, hiçbir surette kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için zararın mevcut olduğu kabul edilse dahi, iadesi fesih işlemine konu edilen teminat bonosunun karşı davacının tarafı olduğu ticari bir ilişki kapsamında değil, dava dışı ...Almanya’nın tarafı olduğu ticari ilişki kapsamında düzenlendiğini, tüm bunlarla birlikte, davacı şirketin iddia ettiği şekilde teminat senedine dayanarak tahsil edemediği alacakları için kambiyo senetlerine mahsus ihtiyati haciz ve takip yollarına başvurmasının da mümkün olmadığını, huzurdaki davayı belirsiz alacak davası olarak açmasında hukuki yararı bulunmadığını ve belirsiz alacak davasının düzenlenme yeri bulduğu HMK‘nun yürürlük tarihinden sonra verilen Yargıtay Kararları da dikkate alınarak, davanın süre verilmeksizin reddi gerektiğini beyanlarla davalının göreve ilişkin itirazlarının reddine, davadaki tüm taleplerinin kabulü ile müvekkilinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı, prim alacakları, rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca hak kazandığı tazminat alacağının davalı işverenden tahsiline, hükmedilecek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve 67 günlük yıllık ücretli izin alacakları yönünden fesih tarihinden itibaren; prim alacakları ile rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca hesaplanacak tazminata doğduğu tarihten itibaren faiz uygulanmasına, karşı dava bakımından işveren şirketin müvekkile yönelik davasının; öncelikle hukuki yararı olmamasına rağmen belirsiz alacak davası olarak açılması nedeniyle süre verilmeksizin reddine, ayrıca oluştuğu iddia edilen zarara ilişkin ispata yarar herhangi bir delil sunulmadığı gibi açıklama da yapılmadığından hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine olayda, müvekkilin herhangi bir sorumluluğu ve tazmin yükümlülüğü bulunmadığından davanın esastan dahi reddine, asıl davanın ve karşı davadaki yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı/karşı davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dosya kapsamındaki dava dilekçesi ve ekleri, alınan bilirkişi kök ve ek raporu ile tüm dosya kapsamı deliller hep birlikte incelenmiştir. İstanbul ... İş Mahkemesi'nin 15/05/2018 tarih ... Esas, ...Karar sayılı kararı ile "Dava dosyasında; Davacı-Karşı Davalının Davalı-Karşı Davacı şirketin müdürü olduğu, ilgili içtihatlar gereğince taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi olmadığı tespit edilmekle Asıl Dava ve Karşı Dava açısından mahkememizin görevsizliğine..." gerekçeleriyle görevsizlik kararı verildiği, davacı - karşı davalı vekilince işbu kararın İstinaf edilmesi üzerine, dosyanın İstinaf incelemesine gönderildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. HD ' nin 2018/2968 Esas, 2018/1399 karar sayılı ilamı ile İstinaf başvurusunun reddine karar verildiği ve dosyanın kesinleşerek mahkememize tevzii edilmiş olduğu anlaşılarak yargılamaya devam olunmuştur. ... Bankası Balmumcu Şubesi'ne yazılan müzekkereye cevap verilerek; davacının banka hesabının açılış tarihinden günümüze kadarki ödemeleri gösterir hesap ekstreleri kayıtlarının gönderildiği görülmüştür. ... Sosyal Güvenlik Kurumu'na müzekkere yazılarak ... T.C. kimlik numaralı Davacı ...'in tüm hizmet sürelerini ve çalışmalarını gösterir sigortalı hizmet döküm cetvelinin gönderilmesi istenilmiş, cevabi yazı dosya arasına alınmıştır. 03/11/2022 tarihli celsede dinlenen davacı-karşı davalı tanığı ... beyanında;" ...Holdingin yan kuruluşu olan ... makinada davacı ... ile yaklaşık 17 yıl birlikte çalıştık, sonra yine davacı ile birlikte 2003 yılında ...makinaya birlikte geçtik ve birlikte kurduk, ben davacının asistanı olarak çalıştım, 2016 yılı sonunda emekli oldum ve ayrıldım, davacı, davalı firmada özveri ile çalıştı aynı şekilde ...firması ile sıkı ilişkileri vardı, davaya konu senet olayından dolayı davacı bunalımdan dolayı kalp krizi bile geçirdi. ... firmasını makine almaya ikna eden davacıdır, Ben 2016 yılında emekliye ayrıldığım için senedin teslimi olayına ilişkin bilgim yoktur..." şeklinde, 15/02/2023 tarihli celsede dinlenen davacı-karşı davalı tanığı ... beyanında; " Ben ... isimli şirketin sahibiyim, davacı, davalı şirketin şirket müdürüydü, benim işletmemi dolum makine bandı sistemi ihtiyacı olmuştu, benimde bir arkadaşım davalı şirketin müdürü olan ... ile tanıştırdı, ... bu üretim bandına ilişkin makineleri Alman menşeli şirketten alabileceğimizi söyledi, biz ... ile birlikte Almanya'ya gidip gerekli sözleşmeleri yaptık, düzenledik, makineler ... firma tarafından Türkiye'ye işletmeye getirildi, ancak tam anlamıyla kurulum gerçekleşmedi, makineler ayıplıydı, çalışmıyordu, biz bu kurumunda bandı için bir Alman bankasından kredi kullanmıştık, biz makineleri kabul ettiğimizde yani kabul tutanağı düzenlendiğinde Alman...şirket kredi miktarını alabilecekti, makineler işletmeye getirildikten sonra biz ilk kabul tutanağını imzaladık, ...firması ilk kabul tutağı doğrultusunda bir kısım alacağını bankadan aldı, son büyük makinenin alacağı kalmıştı, makineler ayıplı olduğu için biz son büyük makine için kabul tutanağı vermemiştik, buna karşılık ben Alman firması adına bir senet düzenledim, ancak senedi ...'e teslim ettim, ben makinelerin çalışmaması nedeniyle ...'in yanına gittim, ...'e makinelerin halen çalışmadığını söyledim, o da makineleri çalışır vaziyete getirilebileceğini ancak bana İngilizce yazılı kağıdı bana imzalamamı istedi, davacı bu bana imzalatılan kağıdın Alman firmanın işe devam etmesi ve ayıpların gidermesi için gerekli bir prosedür olduğunu söyledi, bende içeriğini anlamadan imzaladım, kabul tutanağı olduğunu sonrada öğrendim, kabul tutanağı imzaladığını öğrendikten sonra kandırıldığımı anladıktan sonra ...'in yanına gittim ve kendisinden senedi istedim, ... muhasebecisine talimat verdi ve senet geri bana verildi, bu makine kurulumuna ilişkin olarak ... firmasının herhangi bir alacağı kalmamıştır, tamamını aldılar, ben söz konusu makineleri Alman firmasından satın aldım, davalı şirket Alman firmasının Türkiye temsilcisidir, ... de şirketin genel müdürüydü, Ben senedi ... den geri aldığımda herhangi bir tahkime başvuru bulunmamaktaydı, yaklaşık 6 ay sonra da biz tahkime başvurduk, biz tahkime başvurduğumuzda haklı konumdaydı ancak yukarıda belirttiğim süreçte ... tarafından oyalandığımız için talebimiz zaman aşımına uğradı belirtilerek reddedildi, tahkim sürecinden sonra Alman firması tarafından şirkete haciz işlemi uygulanmıştır, ... bana senedi vermek zorundaydı bana senedi verdiği içinde davalı şirket ...'i şirket müdürlüğü görevine son verdi..." şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Yurtdışı İstinabe ile dinlenen davalı - karşı davacı ... hakkında düzenlenen tutanak ile; "İstinabe talebinde davacının şirket içerisindeki konumuna, yetkilerine ve sorumluluklarına ilişkin 1 numaralı soruyla ilgili olarak ...'in ...GmbH unvanlı şirketin Türkiye'deki ülke şirketin müdürü olduğunu söyleyebilirim. Yani, ...GmbH veya benzeri şekilde kısalttığımız bir Türk şirket vardı. Şimdi bir anda tam adını net bir şekilde söyleyemem. Bu şirket kesinlikle ... GmbH'nin yüzde yüz bağlı şirketiydi ve ... de orada müdürdü. Müdür olarak esas itibariyle şirket adına hareket etmek üzere kapsamlı sorumluluklara ve yetkilere sahipti. Elbette ana şirkete karşı bildiğimiz müdürlük yükümlülüklerine tabiydi. ... Türkiye'nin faaliyet alanları ve iş akışlarına ve... Türkiye ile ... arasındaki iliskiye ilişkin 2 numaralı soruyla ilgili olarak ...Türkiye derken yukarıda bahsettiğim ... GmbH, yani onun Türkiye'deki ülke şirketini kastettiğimi söyleyebilirim. Yani Türkiye'deki bu bağlı şirketin ana şirket bakımından amacı bu şirketle Türkiye'de ana şirket tarafından üretilmiş olan makine ve tesislerin Türkiye'de satışı ve buna mukabil olarak da bu tesisler için servis hizmetlerinin verilmesinden ibaretti. Bağlı şirket yani makine ve tesislerin satışıyla ve bunlara ilişkin servis hizmetlerinin verilmesiyle iştigal edecekti. İstinabe talebindeki 3 numaralı soruya, yani davacının ...bünyesinde kime rapor verdiği, iletişiminin nasıl olduğu ve işlerin nasıl yürüdüğü sorusuna İlişkin olarak şunları söyleyebilirim: Davacı, Almanya'da Türkiye bölgesi satış müdürüne rapor veriyordu. Bu da ...'di. Şöyle ki; hemen hemen her gün davacı ve ...arasında temas gerçekleşiyordu. ... ise daha sonra yönetim kurulunun satıştan sorumlu üyesine ve hatta içlerinde benim de bulunduğum şirket yöneticilerine rapor veriyordu. Müşteri ...Gıda A. Ş. tarafından... Türkiye'ye kesilmiş bulunan ve davacının Müşteriye iade etmiş olduğu 10.565.500,00 avroluk senedin iadesi ve bu bakımdan ...şirketinin gördüğü Zarara ilişkin 4 numaralı soruyla İlgili olarak tanık şu beyanda bulunmuştur: Şöyle oldu; senedin iade edilmesi ...'in iş sözleşmesinin ihbarsız feshinin asli nedeni oldu. Yani, ...'in iş ilişkisi bu senet iade edilmiş olduğu gerekçesi en başta belirleyici olmak üzere ihbarsız feshedildi. Bu senet davacı tarafından iade edildi. Arka planını şu şekilde izah edebilirim: ...şirketi ...'den iki büyük tesis satın aldı. Bunlar, içecek dolumunda kullanılan tesislerdi. Bunlar büyük endüstriyel tesislerdi ve işin toplam hacmi 25 milyon avroydu. İlk tesisin parasını ... tamamen ödedi; fakat ikinci tesisi ödemedi. İkinci tesisle ilgili bu alacağın teminatı olarak biraz önce bahsettiğim senet tanzim edildi ve bize verildi. Biz derken burada, senedin teslim edildiği...'i kastediyorum. Ben bu senedi muhafaza etmesi gereken ...'le de görüştüm. Bu konuyla ilgili olarak e-postalar da gönderdim ki bunları mahkemeye verebilirim. Tanık bu konu ile ilgili olarak dosyaya çok sayıda kâğıt vermiş olup bunlar tutanağa eklenmiştir. Şöyle oldu; ikinci tesisin çalışıp çalışmaması konusunda ...şirketiyle aramızda bir ihtilaf çıktı. Benim görüşüme göre bu ayıp itirazları sonuçta bahaneydi, çünkü ...şirketinin belli ki bu büyük tesis için pazarı yoktu ve buna mukabil olarak da ödeme yapmamak için bir mazeret aramıştı. Nihayetinde de buradan bizimle ...şirketi arasında bir hukuki ihtilaf çıktı. 2017 senesi başıydı. Sonuç olarak bu gibi konularda normalde olduğu gibi tahkim davası görüldü. 2017 senesi başında bu tahkim davası henüz açılmamıştı, fakat sene sonuna gelindiğinde artık açılmıştı. O zaman itibariyle durum bizim bakımımızdan gene de temelde uygundu, çünkü senet elimizdeydi ve buna mukabil olarak da senedi bozdurmak suretiyle alacağımızın tamamını tahsil edebilirdik. Senet, ...'nin ...'dan olan alacağının tamamını kapatacaktı; yeni bu durumda alacağın tamamı tahsil edilmiş olacaktı. Bu nedenle eğer bana ...'in davranışının sebep olduğu zararı soracak olursanız size dolaysız zararın senet tutarı kadar olduğunu söyleyebilirim. ...'in davranışını şu şekilde tarif edebiilir: Kendisi senedi bize danışmadan ...şirketinin bir temsilcisine verdi. ... bize karşı, ...şirketinden birisinin kendisini tehdit ettiği ve bu nedenle de senedi verdiği iddiasında bulundu. Bu izahı ben sonuçta İnandırıcı bulmuyorum. Bunu daha fazla açıklayamıyorum da. Şöyle ki; benim izlenimim, ...'in bu siparişin işlemleri ...şirketiyle yürütülürken deyim yerindeyse taraf değiştirmiş olduğu yönündedir. Söz konusu siparişin Türkiye'deki bağlı şirketimizin almış olduğu açık ara en büyük sipariş olduğu da düşünüldüğünde benim görüşüme göre ...şirketiyle gitgide yakınlaştı. Şu da var ki, bu olaydan ötürü ...'in iş sözleşmesini Ocak / Şubat 2017'de süresiz feshettik ve kendisi de ana rakiplerimizden birine geçti. ...daha sonra bahsi geçen tahkim davasında ... şirketinin neredeyse tanığı haline geldi. Yani, ... zamanlar ...'ın tanığı olarak iddia edilen ayıp hakkında ifade verdi. ..., başına geldiğini iddia ettiği olayla ilgili olarak en spesifik şekilde bana ... şirketinin sahibi olan aileden birisinin kendisini tehdit ettiğini söyledi. Tam olarak tehdit edildiğini ise daha açık söylemedi. Ben de bunu, sadece sözlü olarak tehdit şeklinde anladım. Yani özetle bir kere daha söylemem gerekirse, ...'in ... şirketiyle olan yakınlığı nedeniyle ve ona iyi bir şey yapmak amacıyla senedi iade ettiğini ve böylelikle ...'ye karşı şirket müdürlüğü yükümlülüklerini apaçık bir şekilde ihlal etmiş olduğunu ve böylelikle de ...'yi senet tutarı kadar zarara sokmuş olduğunu varsayıyorum. Ayrıntılı olarak somutlaştırmadığı tehdit bakımından da beni kandırdığına inanıyorum. İstinabe talebindeki davacının müşteri ... Gıda A. Ş. ile ortaya çıkan sorunlar bakımından nasıl davrandığına ve nasıl bir konum aldığına ilişkin 5 numaralı soruyla ilgili olarak bir tanık olarak yukarıda söylediklerime atıfta bulunmak isterim. ...benim görüşüme göre ...dan yana tavır almıştır ve hiçbir gereklilik yokken senedi iade etmiş ve böylelikle ciddi bir zarara yol açmıştır. Davacının ...'nin çıkarlarına aykırı davranışlarını nasıl açıkladığıma, bu bakımdan somut olarak ne yapmış olduğu, güven ilişkisini neyin zedelediğine ilişkin 6 numaralı delil sorusuna ilişkin olarak şunları söyleyebilirim: Bu bakımdan da biraz önce kayıt altına alınmış olanlara atıfta bulunmak isterim. ...'in, güven ilişkisini zedelemekle kalmayıp yerle bir ettiği temel davranışı biraz önce bahsetmiş olduğum nedenlerden ve arka plan gerçeklerinden ötürü senedin iadesi olmuştur. Davacının iş sözleşmesinin neden olağanüstü fesihle feshedilmiş olduğu ve bunun somut gerekçelerinin ne olduğuna ilişkin 7 numaralı soruyla ilgili olarak bir tank olarak öncelikle yine daha önce söylediklerime atıfta bulunmak isterim, Bir kez daha eklemeliyim ki, senetle gerçekleşen olaydan önce de bizim tarafımızda...'in davranışlarından bir memnuniyetsizlik bulunmaktaydı. Bu memnuniyetsizlik ... projesinin işlemleri çerçevesinde zaman içerisinde gelişti. Gitgide daha fazla, ...'in bizim çıkarlarımızdansa daha ziyade ...'ın çıkarlarını temsil ettiği izlenimini edindik. Fakat bu gene de örneğin bir ihtarname çekmek gibi bir tasarrufa veya iş hukukundan kaynaklanan adımların atılmasına neden olmadı. Sadece basit bir memnuniyetsizlik söz konusuydu. Senetle ilgili o olay meydana geldiğinde, yani ... makul bir neden olmaksızın senedi iade ettiğinde ve böylelikle de teminatı elimizden aldığında bu "bardağı taşıran son damla" oldu ve biz de, benim görüşüme göre haklı olarak, iş sözleşmesini feshettik. Bu davranışını düşündüğümüzde işbirliğimizin devamı için bir güven temeli kalmamıştı..." denildiği anlaşılmıştır. Yurtdışı İstinabe ile dinlenen davalı - karşı davacı ... hakkında düzenlenen tutanak ile; "Dortmund'da yerleşik ... unvanlı şirkette çalışıyorum. İçecek sanayisi için dolum ve ambalajlama tesisleri üretiyoruz. Şirket, tüm dünyada faaliyet gösteriyor. Davalı, Türkiye'deki şubedir ve ... unvanlı şirketin %100 bağlı şirketidir. Ben şahsen Afrika ve Orta Doğu bölgelerinden de sorumluyum. Görevim icabı Türkiye'deki şirketi temsil ediyorum ve şirketin tescil ve ilan edilmiş direktörüyüm. Davacı ..., Türkiye'deki ...Makine Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin müdürüydü. Görevi sebebiyle bana rapor vermek zorundaydı. Benim bildiğim kadarıyla ... maaşının ödenmesi istemiyle ...'ye karşı dava açtı.Yöneltilen sorular hakkında: Davacı ..., Türkiye'deki ...'nin müdürü olarak bu alt şirketin usulüne uygun olarak yönetilmesinden sorumluydu. Yeni makinelerin satışı, servis ve yedek parça satışı sorumluluğu bu görevine dahildi. Benim bildiğim kadarıyla o zaman şirketin yaklaşık 20 çalışanı vardı. Davacı, 2003 senesinden bu yana ...için çalışıyor. Alman hukukuna göre hazırlanmış bir iş sözleşmesi mevcut. ...Türkiye, daha önce de dediğim gibi, %100 bağlı şirket. ...GmbH'ye karşı hak ve yükümlülükler içtüzükte belirlenmiştir. Bu içtüzüğün Türkiye'deki avukatta da olduğunu varsayıyorum. Davacı, ...... Almanya adına yeni makinelerin sorumlu satıcısı olarak faaliyet göstermekteydi. Davacı, özellikle de ...Türkiye bünyesinde ortak temsilcisi olarak görev yapmam sebebiyle bana rapor vermekle yükümlüydü. Düzenli, zaman zaman da her gün, iletişimimiz vardı. Davacı, Almanya'daki ...GmbH için gerçekleştirilen yeni işlerde çalıştığından en azından bu konuda da talimat almaktaydı. İlk sorunlar aşağı yukarı 2015 senesinden bu yana mevcut. 2013 senesinde Adana/Türkiye'de büyük bir proje vardı. ... Gıda için her biri yaklaşık 13 milyon avroluk 2 adet dolum hattı söz konusuydu. İlk hat için ... bankasından finansman sağlanmıştı. 2. hat ile ilgili olarak ise ... Gıda şirketinin sorunları vardı. Bu hattın satış fiyatının 9685'i için finansman sağlanamamıştı. Bu nedenle sipariş sahibi 10,5655 milyon avroluk bir senet düzenledi. Bu senet ...GmbH için davacı ... tarafından teslim alındı. Senedi onun güvenli bir şekilde saklaması gerekiyordu. Bu senet satıcı olarak ... Almanya için 2. dolum hattının ödenmesinin tek teminatıydı. Hattın projesi daha uzun sürdü. 2014 senesinde teslimatı yapıldı ve işletmeye alındı. Çok sayıda eğitime rağmen ... Gıda şirketi işletmeyi sorunsuz yürütmeyi başaramadı. Müşteri, sonunda senedi geri istedi. Davacı ..., 15/02/2017 tarihinde senedi hiç danışmadan, onay veya talimat almadan ... Gıda şirketine iade etti. Sonrasında müşteriyle ben kendim bir çözüm bulmaya çalıştım. 2018 senesinde ... Gıda tarafından İsviçre'de bir tahkim davası açıldı ve bu dava Nisan 2020'de ...GmbH Almanya'nın tam başarısıyla sonuçlandı. ... Gıda şirketi işletmenin bazı kısımlarını bu arada bir yatırımcıya sattı. Bu yatırımcı, ödenmemiş satış bedelini sonraki seneler içinde ...GmbH Almanya'ya ödemekle yükümlüdür. Zarar hakkında, tesisin şimdiye kadar ödenmemiş olduğunu söyleyebilirim. Alacaklarımızın tutarı aşağı yukarı 11 milyon avro. Hakkımızda, davacının işten ayrıldıktan sonra ... Gıda şirketinin tanığı olarak gözüktüğü bir dava açıldı. Bu vesileyle Türkiye ve bütün Orta Doğu'da işlerimiz büyük bir imaj kaybı yaşadı. Tesisle ilgili sorunlarda davacı ... elbette sipariş sahibinin ilk muhatabıydı. ...'ların Almanya'daki ...GmbH ile doğrudan temasları da vardı. Nihayetinde kendisi satıcı olarak bizim müşterilerle aramızda aracı durumundaydı. Ayrıca davacının Bay ... ile normal iş ilişkisinin ötesine geçen kişisel bir ilişkisinin olduğu ortaya çıktı. Daha önce de dediğim gibi, senet hiç kimseye danışılmadan ve onay alınmadan iade edildi. Almanya'daki ...satıcı iken bu teminat davacı tarafından serbest bırakılmamalıydı.Davacı ... işten ayrıldıktan sonra en büyük rakibimizde çabucak iş buldu. Sonrasında da iş sözleşmesinde mevcut olan gi: yükümlülüğünü ihlal etti. Yeni işvereninin antetli kağıtlarıyla tahkim davası çerçevesinde ... Gıda şirketi için tanık bulmaya çalıştı. Son olarak da gizlilik yükümlülüğü uyarınca iş sözleşmesi sona erdikten sonra da gizli kalmış olan gizli belgeleri tahkim davasına ... şirketi için getirdi. İş sözleşmesi 20/02/2017 tarihinde senedin haksız iadesi nedeniyle feshedildi. İş sözleşmesi Alman hukuku uyarınca feshedildi, çünkü bu sözleşme Alman hukukuna göre de hazırlanmıştı. Fesih ihbarnamesi davacı ...'e şahsen bir görevli tarafından teslim edildi." şeklinde ifade alındığı görülmüştür. 16/03/2023 tarihli celsede dosyanın Dava, cevap, karşı dava, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. HD 'nin 2018/2968 esas, 2018/1399 karar sayılı ilamı ve dosya kapsamı tüm deliller birlikte incelenip değerlendirilerek taraflarca talep olunabilecek tazminat yahut alacak miktarı ile niteliği hususlarında rapor aldırılmasına karar verilmiş, bilirkişiler Prof. Dr ..., ...tarafından düzenlenen heyet raporunda neticeten; "1. Davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin BAM kararında belirtildiği şekilde işçi-iş- veren ilişkisi olmadığı ve olaya İş Kanunu'nun değil TTK hükümlerinin ve taraflar arasındaki sözleşmenin uygulanacağı, buna göre davacının kural olarak iş mevzuatından kaynaklı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti gibi işçilik haklarını talep edemeyeceği, buna karşılık, aradaki sözleşme davalı şirket tarafından haklı sebeple feshedilmiş olsa dahi davacının çalıştığı dönem için sözleşmeden kaynaklı mali haklarını talep edebileceği, bu kapsamda yukarıda hesaplanan ve aşağıda prim ve rekabet yasağı tazminatı olarak hesaplanan kalemleri talep edebileceği, Davacının İş Kanunu'ndan kaynaklı ihbar tazminatı talep edemeyeceği, ancak şirketle arasındaki sözleşmeden kaynaklı 6 aylık feshi ihbar süresi sebebiyle ihbar tazminatı talep etmesinin mümkün olacağı, ancak taraflar arasındaki sözleşmede 6 aylık fesih önelinin olağan fesih ihtimali için düzenlendiği, Mahkemece davalı şirketin sözleşmeyi ihbarsız/derhal feshetmesinin haklı sebeplere dayandığının değerlendirilmesi halinde davacının ihbar tazminatı da talep edemeyeceği, bununla birlikte Mahkemenin farkhı kanaatte olması ihtimali için ihbar tazminatı da hesaplandığı, Davacının ihbar tazminatına hak kazandığının kabulü durumunda net ihbar tazminatı tutarının 146.995,02-TL olarak hesaplandığı, Davacının prim alacağına hak kazandığının kabulü durumunda net prim tutarının 47.652,17-TL olarak hesaplandığı, Davacının rekabet yasağı sözleşmesine dayalı tazminat alacağına hak kazandığının kabulü durumunda net rekabet yasağı tazminat tutarının 19.292,00-TL olarak hesaplandığı, Karşı davada, teminat amaçlı alınan bononun davacı müdür tarafından iade edilmesi yönünden, açık bonodaki düzenleme tarihi ve vade kısımlarının eksik olmasının bononun geçerliliği yönünden sorun oluşturmayacağı, ancak İchtar kısmında yer alan ibarenin bir şirketin ticaret unvanı olup olmadığının dosya kapsamındaki bilgi/belgelerle anlaşılamadığı, ayrıca bononun borçlusu şirket ile davalı şirket arasındaki sözleşmeler ile bu ihtilafların nasıl sonuçlandığı belli olmadığından, bu ihtilafların devam ettiği süreçte bononun davacı tarafından iade edilmesi sebebiyle davalı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı, uğradıysa miktarı konusunda bir inceleme ve hesaplama yapılamadığı, Karşı dava kapsamında maddi tazminat hesabına ilişkin veri bulunmadığından detaylı inceleme yapılamadığı, Mahkemece davacı/karşı davalının iade ettiği bono tutarından sorumlu olduğunun kabulü ihtimalinde dava tarihi itibariyle TL karşılığının 47.886.997,15-TL olduğu, Karşı dava kapsamında manevi tazminat talebi hususunda son takdir ve değerlendirmenin Sayın Mahkeme'ye ait olduğu..." yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Bilirkişi heyeti raporu taraf vekillerine tebliğ edilmiştir. Taraf vekillerince bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçeleri ibraz edilmiştir. 15/02/2024 tarihli celsede, davalı - karşı davacı vekiline davacının Şubat 2017 bordrosunu, İsviçre'deki tahkim yargılamasına ilişkin karar evrakını ve davalı - karşı davacı şirketin genel kurul toplantı tutanaklarını sunmak üzere 3 haftalık kesin süre verildiği, verilen kesin süre içerisinde davalı karşı davalı vekilince belgelerin ibraz edilerek beyanda bulunulduğu ve dosyanın ek rapor tanzimi için yeniden bilirkişi heyetinet tevdii edilerek, düzenlenen ek raporda sonuç olarak; "Davacı ve davalı tarafın kök bilirkişi raporuna yönelik itiraz ve beyanları, sunulan belgeler çerçevesinde yukarıda cevaplandırılmış olup, kök rapordaki tespit ve hesaplamalarımızda bir değişiklik olmadığını..." ifadeleriyle ek rapor tanzim edildiği görülmüştür. Bilirkişi heyeti ek raporu taraf vekillerine tebliğ edilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama, taraf iddia ve savunmaları, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı deliller birlikte incelenmiştir. Ana davadaki talep; limited şirket müdürü olan davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı, prim alacağı, rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca tazminat alacaklarının tahsiline ilişkindir. Karşı davadaki talep; limited şirket müdürü olan davacı ile olan sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiği iddiasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat tahsiline ilişkindir. Davacı- karşı davalı vekili dava dilekçesi ile; davalı şirketin henüz kuruluş aşamasında 17/03/2003 tarihinden itibaren davalı şirkette çalışmaya başladığını ve davalı şirketin kuruluş ana sözleşmesi ile şirket müdürü olarak atandığını, şirket meşgalesi ile igili her hususta kendisine ve dava dışı ...'e münferit imza yetkisi verildiğini, daha sonra 25/02/2013 tarihli ortaklar kurulu kararı ile dava dışı ...'in müdürlük görevinden azledildiğini, davalı işverenin kuruluşundan itibaren iş sözleşmesinin haksız feshedildiği 20.02.2017 tarihine kadar şirket müdürü olarak çalıştığını ve ortaklar kurulu kararları ile şirketi her türlü işlemde münferit imzasıyla temsil etmeye yetkili kılındığını, davalı tarafından müvekkilinin üstün başarısı nedeniyle müdürlük görevinin devamına ve davalı şirket ile ilgili merciler ve üçüncü kişiler nezdinde sınırsız bir şekilde şirket kaşesi veya şirket ünvanı altında atacağı münferit imzası ile temsil ve ilzam etmesine karar verildiğini, ancak kendisine tebliğ edilen 20/02/2017 tarihli fesih bildirimi ile "şirket yönetiminin daha önceden vermiş olduğu bir yetki bulunmamasına rağmen değerli bir kağıdı iade ederek sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve bu davranışın hem işvereni hem de şirket ortağı dava dışı ... Almanya şirketini önemli ölçüde zarara uğratması" gerekçeleriyle iş sözleşmesinin feshedildiğini ifade ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı, prim alacağı, rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca tazminat alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı- karşı davacı ise karşı dava dilekçesi ile; feshin haklı sebebe dayandığını, davacınn ...’nin 10.565.500,00 Euro tutarında bir teminatını, borçludan hiçbir karşı güvence veya taahhüt almadan borçluya teslim ettiğini, üstelik kıymetli evrakı teslim ederken müşterinin el yazısı ile ‘...firmasına bir borcum kalmamıştır.’ yazmasına dahi göz yumduğunu, müvekkilinin kıymetli evrakın müşteriye iadesi sonrasında aradaki güvenin esaslı biçimde sarsılması sebebiyle davacı ile olan ilişkisini sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceğini, davacı-karşı davalının 10.565.500,00 Euro bedelli bonoyu müşteriye iade etmesi sonucunda, müvekkilinin müşteriden tahsil edemediği alacakları bakımından kambiyo senetlerine mahsus ihtiyati haciz ve takip imkânlarından mahrum kaldığını, üstelik müşterisi ile olan uyuşmazlığın uluslararası tahkim nezdinde görüldüğü göz önüne alındığında burada mali olarak büyük bir hak kaybı yaşandığını, markasının bizzat Türkiye’deki şirket müdürünce, müşterilere, potansiyel müşterilere ve piyasadaki aktörlere karşı aleyhte beyanlarla lekelenmesinin büyük zararlara yol açtığını ifade ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı - karşı davacı vekili, uyuşmazlığa Alman Hukukunun uygulanması gerektiğini ifade etmiştir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk ile Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisine dair düzenlemeler içermektedir. Kanun'un 2/1 maddesine göre, hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular. Hâkim, yetkili yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir. İkinci Bölüm- Kanunlar İhtilafı Kuralları başlığı altında yer alan 24. madde ise, sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukuka dair düzenlemeler yer almaktadır. Sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur. Dava konusu somut olayda, davalı şirketin kuruluş sözleşmesinde %99 pay sahibi olan hakim/ana şirketin ...olduğu, dolayısıyla uyuşmazlıkta yabancılık unsuru bulunduğu anlaşılmakta ise de; davalı- karşı davacının Türk Kanunlarına göre kurulan, Türkiye'de faaliyet gösteren Limited Şirket olduğu, zararlandırıcı işlemin Türkiye'de gerçekleştiği, davacı- karşı davalı müdürün de Türkiye'de faaliyet gösterdiği, bu haliyle baskın hukukun Türk Hukuku olduğu anlaşılmakla uyuşmazlığa Türk Hukukunun uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Dava konusu somut olayda; davacı- karşı davalı vekili; davacının davalı şirketin kuruluş aşamasında 17.03.2003 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, kuruluş ana sözleşmesiyle Şirket Müdürü olarak atandığını, davacının iş sözleşmesinin feshedildiği 20.02.2017 tarihine kadar çalıştığını iddia etmiştir. Davalı vekili, davacının hizmet sözleşmesine ilişkin beyanda bulunmamıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. HD’sinin kararında davacının işçi statüsünde olmadığı tespit edilmiştir. Davacının hizmet döküm cetveli incelendiğinde, davacının 23.07.2003 tarihinde zorunlu sigortalı olarak gözüktüğü, 01.09.2013 tarihinden itibaren davalı şirketin 1078638 sicil numaralı işyerinde giriş işleminin yapıldığı, 20.02.2017 tarihi itibariyle de işten çıkış işleminin yapıldığı anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan taraflar arasında akdedilmiş 17.08.2005 tarihli sözleşmede davacının 17.03.2003 tarihinden itibaren çalıştığı bilgisi bulunmaktadır. Dosyada 20.02.2017 tarihli fesih bildirimi bulunmaktadır. Bu durumda davacının hizmet süresi dosyada mübrez belgeler uyarınca 17.03.2003-20.02.2017 tarihi aralığındadır. Sözleşmenin haklı nedenle feshedilip feshedilmediği açısından yapılan değerlendirmede; davalı/karşı davacı vekili, davacı/karşı davalının 10.565.500.000 Euro'luk bonoyu müşteriye iade etmesi sonucunda zarar doğduğunu, ihtiyati haciz ve kambiyo senetlerine özgü takip imkanlarından mahrum kaldığını, uyuşmazlığın uluslararası tahkimde görüldüğünü, müşteri üzerinde baskı imkanının ortadan kalktığını, alacakların güvencesiz bırakıldığını iddia etmiştir. Davacı/karşı davalı vekili, senedin iadesinin davalı/karşı davacıya zarar vermediğini, senedin teminat için düzenlendiğini ve ...Almanya adına davacı/karşı davalıya teslim edildiğini, borcun ödenmesi sonrasında senedin iade edildiğini, gerekli bilgilendirmelerin yapıldığını, geçici koruma yollarına başvuru için senedin bulunmasının zorunlu olmadığını, davalı/karşı davacının iddia ettiği zararlara ilişkin delil sunmadığını savunmuştur. Davacı/karşı davalının senedi iade ettiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı/karşı davacı senedin davacı tarafından onay alınmadan iade edildiğini, bu durumun şirketi zarara uğrattığını iddia etmektedir. Davacı/karşı davalı ile davalı/karşı davacı arasında imzalanan hizmet sözleşmesinin 2. Maddesinde davacı/karşı davalının temsil yetkisi düzenlenmiştir. Sözleşmenin 2/h bendinde senede dayalı borçlara girmek konusunda yetki verilmiş olmakla birlikte senedin iadesi gibi hususlarda temsil yetkisi kısmında düzenleme yer almamaktadır. Öte yandan Türk Ticaret Kanunu m. 625 müdürlerin yetkilerine ilişkin düzenleme içermektedir. Buna göre müdürler kanunun ve şirket sözleşmesinin genel kurula bırakmadığı bütün konularda görevli ve yetkilidir. Türk Ticaret Kanunu m. 626 uyarınca müdürlerin özen yükümü bulunmakta olup müdürler görevleri esnasında gerekli özeni göstermek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralları çerçevesinde gözetmekle yükümlüdür. Davalı şirket sözleşmesinin Temsil başlıklı maddesinde (m.9/m) “...miktarı 10.000 euro veya TL karşılığını aşmayan her türlü işlemleri yapmaya şirket müdürü olarak seçilen ... ve ... münferiden şirket kaşesi altında vazedecekleri imzaları ile şirketi temsil ve ilzam edeceklerdir” denilmiştir. Bu hüküm ile müdürlere 10.000 Euro'yu aşmayan konularda münferit imza ile işlem yapma yetkisi verilmiştir. Davacı müdürün, senet borçlusu şirketle şirket arasındaki ihtilaflar devam etmekteyken, genel kurulun onayını almadan bu miktarı aşan bedelli bir teminat senedini iade ettiği, böylece şirket sözleşmesi ile verilen münferit işlem yapma yetkisini aştığı kanaatine varılmıştır. Somut olayda dava dışı ... Gıda için 2013 yılında 2 dolum hattı kurulumu için sözleşme imzalandığı, dolum hatlarının bir tanesine ilişkin ödemelerin tamamlandığı, ikinci hat yönünden borcun %85'inin ödenmediği, buna ilişkin senet düzenlendiği, ancak senedin davacı/karşı davalı tarafından iade edilmesi sonucunda tahsilatın yapılamadığı tartışması bulunmaktadır. Davalı şirketin müdürü olarak görev yapan davacının, henüz senet borçlusu şirket ile ihtilaflar devam ederken teminat olarak alınan yüksek bedelli bir senedi genel kuruldan onay almadan iade etmesi gerek TTK 626 çerçevesinde görevini tüm özeni göstererek ve şirketin menfaatlerini gözeterek yapma gerekse TBK.m.506/2 gereğince vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütme yükümlülüğü ile bağdaşmadığı açıktır. Zira davacı söz konusu senedi bilerek iade ettiğine göre, yetki sınırlarını aşarak gerek müdürün özen ve bağlılık yükümüne gerekse vekilin sadakat ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranmıştır. Davacı vekilinin itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü, senedin lehtarı, düzenleme tarihi gibi bazı unsurları taşımadığına ve senedin esasen davacı şirkete ait olmayıp başka bir grup şirketine ait olduğuna, senedin bazı unsurlarının eksik olduğuna dair savunmaları yerinde değildir. Zira bono emre yazılı senet olup ciro yoluyla devredilebildiği gibi eksik unsurların varlığı halinde karine, senedin eksik senet değil açık senet olduğu ve hamil tarafından aradaki anlaşmaya uygun şekilde tamamlanabileceği yönündedir. Atıf sebebiyle (TTK.m.778/2-f) bonoya da uygulanan TTK.m.680'e göre “Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, iyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun”. Somut davada, senetteki eksik unsurların, senet takibe konulmadan önce aradaki anlaşmaya göre tamamlanması mümkündür. Bu haliyle davalı- karşı davacı tarafça sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği kanaatine varılmıştır. Davacı - karşı davalı tarafın talepleri açısından yapılan değerlendirmede; Davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi ' nin 2018/2968 esas, 2018/1399 Karar sayılı kararında belirtildiği şekilde işçi-işveren ilişkisi olmadığı ve olaya İş Kanunu'nun değil TTK hükümlerinin ve taraflar arasındaki sözleşmenin uygulanacağı, buna göre davacının kural olarak iş mevzuatından kaynaklı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti gibi işçilik haklarını talep edemeyeceği, buna karşılık, sözleşme davalı şirket tarafından haklı sebeple feshedilmiş olsa dahi davacının çalıştığı dönem için sözleşmeden kaynaklı mali haklarını talep edebileceği kanaatine varılmıştır. Davacı- karşı davalı vekilinin kıdem tazminatı talebi açısından yapılan değerlendirmede; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. HD'sinin verdiği kararda davacının işçi statüsünde olmadığı tespit edilmiştir. Kıdem tazminatı işçiler yönünden feshe bağlı bir işçilik alacağı niteliğindedir. Davacının işçi statüsünde olmadığı tespit edildiğinden davacı kıdem tazminatına hak kazanamaycaktır. Davacı- karşı davalı vekilinin ihbar tazminatı talebi açısından yapılan değerlendirmede; davacı vekili, davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini beyanla ihbar tazminatı talep etmiştir. Davalı vekili, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, davacının davalı şirketi zarara uğrattığını, ihbar tazminatı talep edemeyeceğini savunmuştur. Davacının işçi statüsünde olmadığı Bölge Adliye Mahkemesi'nin kesin kararı ile belirlenmiş olduğundan davacının İş Kanunu kapsamında olmaması gerekçesiyle ihbar tazminatı söz konusu olmayacaktır. Öte yandan taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 11'inci maddesinde taraflar arasındaki sözleşmenin belli bir süreye tabi olmadığı, sözleşmenin taraflarca 6 aylık ihbar süresine bağlı kalınarak feshedilebileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla taraflar arasında bir iş ilişkisi bulunmamakla birlikte sözleşmenin feshi için ihbar süresi belirlenmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen 6 aylık fesih öneli olağan fesih yönünden uygulanacak bir hükümdür. Ancak davalı - karşı davacı sözleşmeyi haklı sebeple sebeple feshettiğinden 6 aylık fesih öneli de uygunlanmayacaktır. Davacı- karşı davalı vekilinin prim talebi açısından yapılan değerlendirmede; Davacı vekili davacının iş sözleşmesinin maaşlar başlıklı 3'üncü maddesinde her mali yılın başında kar payı ödemesi kararlaştırıldığını, işten ayrılma yılı içinde de oransal hesaplanacağının belirtildiğini, davacının üstün performansı ile her yılı prim aldığını, 2016 yılı ve 2017 yılının 20.02.2017 tarihine kadar olan primlerinin ödenmediğini iddia etmektedir. Davacının işçi statüsünde değildir. Davacı, davalı limited şirketin müdürü olarak çalışmıştır. Bu durumda limited şirket müdürlerinin mali hakları yönünden inceleme yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte davacının talebi kar payı ödemesi yönünden incelenecektir. Taraflar arasındaki sözleşmede kar payı düzenlemesi mevcuttur. Türk Ticaret Kanunu'nda müdürlerin mali haklarına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Öte yandan kanunda müdürlerin mali haklarına ilişkin dolaylı bazı düzenlemeler söz konusudur. Türk Ticaret Kanunu m.611'de haksız alınan karın iadesi düzenlenmiştir. Buradan müdürlere kar payı verilebileceği anlaşılmaktadır. Doktrinde, limited şirket hükümlerinde açık bir atıf yapılmasa da anonim şirket yönetim kurulunun mali haklarını düzenleyen hükümlerin (özellikle TTK.m.394) kıyas yoluyla limited şirket müdürlerine de uygulanacağı görüşü çoğunlukla benimsenmektedir. Türk Ticaret Kanunu madde 612 müdürlerin ücretlerinin belirlenmesini genel kurulun devredilemez yetkileri içinde saymıştır. Bu durumda yasa uyarınca müdürlerle yapılacak hizmet sözleşmeleri kapsamında ücret ve kar payı dağıtılmasına karar verilmesi mümkündür. Yöneticilere kardan pay (kazanç payı) verilebilmesi için, esasen esas sözleşmede bu yönde hüküm bulunmalıdır. Esas sözleşmede yöneticilere kazanç yapı ödeneceğine, ödenecek kazanç payının üst ve alt limitlerine dair ilke niteliğinde bir hüküm içermek kaydıyla, kazanç payının ilgili yıldaki oranı ve ödeme zamanı gibi hususlara genel kurul da karar verebilir. Somut olayda, davalı şirketin kuruluş ana sözleşmesinin Temsil başlıklı maddesinde (m.9/g) davacıya kazanç payı ödenmesinin esas sözleşmesel dayanağıdır. Diğer yandan, davacının sözleşmesinde davacıya ücret olarak kar payı ödeneceği düzenlendiğinden, davacıya şirketin karına göre yapılacak ödemenin niteliğinin kazanç payı değil ek ücret, prim veya ikramiye niteliğinde olduğu söylenebilir. Yapılacak ödemenin brüt 15.000 Euro şeklinde belirlenmesi, işten ayrılma halinde son yılda çalışılan süreye göre oransal ödeme yapılacak olması da söz konusu ödemenin niteliğinin kazanç payı olmadığına işaret etmektedir. Davacıya sözleşmeden sonra prim/kar payı adı altında değişken ödemeler yapıldığına ve ilgili yılların faaliyet raporları ve bilançoları genel kurullarda onaylandığına göre davacıya bu kalemden yapılan ödemelerin şirket genel kurulunun bilgisi ve onayı dahilinde olduğu yani benimsendiği kabul edilerek, davacının sözleşmeden kaynaklanan bu ödemeyi çalıştığı dönem için talep edebileceği kanaatine varılmıştır. Davacı ile davalı şirket arasında imzalanan sözleşmenin 3'üncü maddesinde; davacıya maaşın yanında değişken bir ücret olarak kar payı ödeneceği düzenlenmiştir. Her mali yılın başında ...'nin kar payı elde etmek için gerekli koşulları tespit edeceği, kar payı tutarının 2005 mali yılından itibaren brüt 15.000 Euro olduğu, bu tutarın normal kar payı olduğu, işten ayrılmanın gerçekleştirildiği yıl içindeki kar payının oransal olarak düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Banka kayıtları incelendiğinde davacıya 2004-2015 dönemlerine ilişkin ikramiye/prim ödemeleri yapıldığı görülmüştür. Yapılan ödemeler farklı tutarlardadır. İlgili mali yılın prim/kar payı alacağının takip eden yıl yapıldığı, ödemelerin Nisan ayından başladığı, bazı yıllara ilişkin parçalı ödemeler yapıldığı görülmüştür. Banka kayıtlarında 2013 yılına ilişkin ödemeye rastlanmamıştır. Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinde her mali yılı başında ...'nın kar payı elde etmek için gerekli koşulları tespit edeceği belirlenmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmede normal katkı payı olarak belirlenen brüt 15.000 Euro üzerinden yapılan hesaplamaya mahkememizce aynen itibar olunmuş ve taleple bağlı kalınarak Ana davada davacının davasının yalnızca prim alacağı yönünden kabulü ile, 1.500,00.-TL prim alacağının sözleşmenin feshine ilişkin 20/07/2017 tarihli bildirimden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı-karşı davacıdan alınarak davacı- karşı davalıya verilmesine dair karar verilmiştir. Davacı- karşı davalı vekilinin yıllık izin ücreti talebi açısından yapılan değerlendirmede; Taraflar arasında imzalanmış sözleşmenin 6. maddesinde izin konusunda düzenleme bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme; davacının izin hakkının Türkiye'de yürürlükte olan yasalara göre düzenlendiği şeklindedir. Buna göre izin konusunda Türkiye'de yürürlükte bulunan yasaların uygulanacağı taraflar arasında anlaşma konusudur. Bunun yanında taraflar kullanılmayan iznin mali yönden karşılanması yönünde talep hakkı bulunmadığını düzenlemiş olmakla bu yöndeki talebin de reddine karar vermek gerekmiştir. Rekabet yasağına ilişkin tazminat talebi açısından yapılan değerlendirmede; Davacı vekili, iş sözleşmesine ek olarak rekabet sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca iş sözleşmesi sona erdikten sonra 2 yıl boyunca davacıya aylık olarak maaşının yarısına karşılık gelen tazminat kararlaştırıldığını, davacıya bu ödemelerin yapılmadığını iddia etmiştir. Davalı vekili, rekabet yasağı sözleşmesinin 4. Maddesinde haklı fesih halinde sözleşmeyi geçersiz kılma hakkı bulunduğunu, davacıya rekabet sözleşmesiyle bağlı bulunmadığının yazı ile bildirildiğini, davacının bu sözleşme kapsamında hak talep edemeyeceğini savunmuştur. Dosyada taraflar arasında imzalanmış rekabet yasağı sözleşmesi bulunmaktadır. Sözleşmenin 1. maddesi uyarınca işe alım sözleşmesinin sona ermesi itibariyle 2 yıl süreyle rekabet yasağı düzenlenmiştir. Sözleşmenin 2. maddesinde rekabet yasağının devamı süresinde her ayın son günü davacıya son aldığı ücretin %50'sine karşılık gelen bir tazminat ödeneceği düzenlenmiştir. Sözleşmenin 4'üncü maddesinde ise taraflardan birisinin sözleşmeyi haklı nedenle feshetmesi halinde fesih tarihinden itibaren 1 ay içinde diğer tarafa bildirim yapmak koşuluyla rekabet hükümlerinin geçersiz sayılacağı düzenlenmiştir. Davalı tarafça yazılı bildirim 22.02.2017 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Davacının sözleşmesi 20.02.2017 tarihinde feshedilmiştir. SGK kayıtları incelendiğin de davacının 10.04.2017 tarihinde dava dışı ...Ltd. Şti ile ...A.Ş'de işe giriş işlemi yapıldığı anlaşılmaktadır. ... Makine' nin ... İstanbul Ticaret Odası'nda; “Gıda, içecek ve tütün sanayisinde kullanılan makineler ile parçalarının toptan ticareti (şişe vb. kapları temizleme ve doldurma makineleri, süt ürünleri makineleri, içecek ve tütün işleme makineleri, tarımsal ürün kurutucuları vb” olarak gözükmektedir. Davalı şirketin ...kodu ise; “Gıda, içecek ve tütün sanayisinde kullanılan makineler ile parçalarının toptan ticareti (şişe vb. kapları temizleme ve doldurma makineleri, süt ürünleri makineleri, içecek ve tütün işleme makineleri, tarımsal ürün kurutucuları vb.)Gıda, içecek ve tütün işleme için sanayi makinelerinin ve ekipmanlarının kurulum hizmetleri” olarak gözükmektedir. Davalı tanıkları da davacının fesih sonrasında rakip firmada çalışmaya başladığını beyan etmiştir. Bu durumda davacı taraf rekabet sözleşmesi ile bağlı bulunulmadığına dair bildirim sonrasında aynı alanda faaliyet gösteren bir işyerine girmiş gözükmektedir. Feshin haklılığı da göz önüne alınarak bu yöndeki talebin de reddine karar vermek gerekmiştir. Karşı davadaki maddi manevi tazminat talepleri açısından yapılan değerlendirmede; Dosyaya dava dışı ...A.Ş. ile ...GMBH arasındaki tahkim kararı ve Türkçe tercümesi sunulmuştur. Kararın incelenmesinde; davacının ...A.Ş. olduğu, davalının ise ...Almanya olduğu, tahkim konusunun ise taraflar arasındaki 13 Eylül 2013, 12 Kasım 2013, 15 Ocak 2015, 15 Ocak 2015, 21 Nisan 2015 tarihlerinde imzalanan sözleşmeler gereğince Döner Hat, Liner Hatlar, Etiketleme Makinesi, Hızlı Pastorizasyon Üniteleri ve Droppler tedarikine dair sözleşmelerden kaynaklanan teslim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine ve hangi tarafın borçlu olduğuna dair uyuşmazlıklar olduğu görülmüştür. Tahkim yargılaması sonunda, davacının makine teslimlerinin esas itibariyle ifa edildiği sonucuna varılarak dava dışı ...'ın davalı ...'a yargılama giderleri hariç 9.825.000,00 Euro ödemesine karar verilmiştir. Bu sonuçtan, huzurdaki davada davalı şirketin (veya dahil olduğu grubun) dava dışı ... Gıda Tarım ve Hayv. A.Ş.' den tahsilat yapması gerektiği, daha önce veya bu aşamada dava konusu teminat senedine ihtiyaç duyulabileceği söylenebilir. Ancak borca teminat olarak bono, alacağın tahsilini kolaylaştırma amacı taşıyan güvenceyi ifade etmek üzere kullanılan bir araçtır. Her türlü hak ve alacaklar üzerinde rehin kurulması, kefalet, banka teminat mektubu gibi enstrümanlar da teminat niteliği taşıyan enstrümanlardır. Davacı- karşı davalı limited şirket müdürünün, dava dışı firmadan olan alacağın teminatını oluşturan bonoyu iade etmesi şirketin haklı menfaatlerini gözetme, sadakat ve özenle şirket işlerini yürütme yükümlülükleri ile bağdaşmadığı açıktır. Davacı müdürün, bu durumunun borca aykırı nitelik taşıdığı ve sorumluluğunu gerektirdiği de açıktır. Ancak davalı- karşı davacının bu ihlaller sebebiyle doğrudan bir zarara uğrayabilmesi için ise sağlanmayan teminat sebebiyle asıl alacağını tahsil imkânını kaybetmiş olması gerekir. Oysa belirtilen teminat sağlama borcunun ihlâlinin, asıl alacağın ödenmemesi veya miktarının azalmasına yol açılması yahut tahsilinin imkânsız hâle getirilmesi şeklinde bir malvarlığı azalmasına sebebiyet verdiğine işaret eden bir veriye dava dosyası içerisinde rastlanmamıştır. Tahkim yargılaması da davalı - karşı davacı lehine sonuçlanmıştır. Bu halde uğranılan zararın ve zarar miktarının ispatı da davalı- karşı davacıda olduğuna göre, miktarı ispatlanamayan maddi manevi tazminat talepleri yönünden karşı davanın reddine karar vermek gerekmiştir. TBK m. 99 borç ödemesinin yabancı para ile kararlaştırıldığı olasılıkta alacaklıya talep konusunda seçimlik hak tanımıştır. Söz konusu hak yenilik doğurucu hak niteliğindedir. Yenilik doğuran haklar kullanılmasıyla tükenmektedir. Yenilik doğuran hakların kullanılmasından sonra kullanım geri alınamamaktadır. Davacı taraf dava dilekçesinde taleplerini Türk Lirası üzerinden sunmuştur. Buna göre değerlendirmeler Türk Lirası esas alınarak gerçekleştirilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden; 1-Ana davada davacının davasının yalnızca prim alacağı yönünden kabulü ile, 1.500,00.-TL prim alacağının sözleşmenin feshine ilişkin 20/07/2017 tarihli bildirimden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı-karşı davacıdan alınarak davacı- karşı davalıya verilmesine, davacı karşı davalının diğer taleplerinin reddine, 2- Karşı davanın reddine, Ana dava açısından; 1-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60.-TL karar ve ilam harcının, peşin harç olarak yatırılan 187,86‬-TL'nin mahsup edilerek eksik kalan 239,74‬.-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 2-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 1.500,00.-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Davacı tarafından yapılan; 31,40.-TL Başvurma Harcı, 187,86-TL Peşin Harç, 4,60-TL vekalet harcı, 11.000,00-TL bilirkişi masrafı ve 907,00.-TL posta masrafı olmak üzere toplam 12.130,86.-TL yargılama giderinin red ve kabul oranına göre taktiren 1.654,20.-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye gider avansının davacı üzerinde bırakılmasına, 4- Kısmi red nedeniyle davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği hesap ve takdir olunan 1.500,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 4-Karar kesinleştiğinde yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının yatıranlara iadesine, Karşı dava açısından; 1-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60.-TL karar ve ilam harcının, peşin harç olarak yatırılan 77,52-TL'nin mahsup edilerek eksik kalan 350,08‬.-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 2-Davacı- karşı davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 1.000,00.-TL (Maddi tazminat Yönünden) vekalet ücretinin davalı- karşı davacıdan tahsili ile davacı- karşı davalıya verilmesine, 3 Davacı- karşı davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 1.000,00.-TL (Manevi tazminat Yönünden) vekalet ücretinin davalı- karşı davacıdan tahsili ile davacı karşı davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından bu dava sebebiyle yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, (Davacı-karşı davalı vekili E-duruşma sistemi ile katılmakla) kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/10/2024 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/654, K. 2024/652, T. 24.10.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-19-asliye-ticaret-mahkemesi-2018-654-e-2024-652-k-5f3810031671