İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/319 E. 2022/436 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2017/319
Karar No
2022/436
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARETMAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) ESAS NO : 2017/319 Esas KARAR NO : 2022/436 DAVA : Tanıma ve Tenfiz DAVA TARİHİ : 19/09/2017 KARAR TARİHİ : 29/06/2022 Mahkememizde görülmekte olan Tanıma ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Tic. ve Ltd. Şirketi uhdesinde olan ... Siciline ... sicil numarası ile kayıtlı Türk bandıralı ... adlı kuru gemisinin İtalya sınırları içerisinde ... Limanından bulunmakta iken borçtan dolayı cebri icra yoluyla satışa çıkarıldığını, şirket yetkilisinin öldüğünü ve kalan mirasçılarının mirastan feragat ettiğini, söz konusu kuru yük gemisinin Türkiye'de devam eden icra takiplerinden 9 adet takyidatı bulunduğunu, tüm hukuki prosedürlerin tamamlanması ve ilgili makamlara ihtirazi kayıt, itiraz bildirimi yapılmaması üzerine ... gemisinin ... Mahkemesi Gayrimenkul İcra ... nolu karar ile cebri icra yoluyla satışı gerçekleştirildiğini, ... ünvanlı şirketin gemiyi 171.000 Euro bedelle satın aldığını ve ... gemisinin ismi ... olarak değiştirildiğini, TTK ile Türk Bayraklı geminin cebri icra yoluyla satışı halinde izlenecek prosedürler belirlendiğini, adı geçen geminin hukuki ve idari prosedürleri tamamlandığını, gerekli tüm prosedürün sağlandığı da yine ... Mahkemesince tespit edildiğini, yabancı mahkemelerde hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olduğunu, MÖHUK 50 ve devamı maddeleri uyarınca ... Mahkemesi kararının tenfizi ile tanınmasının yapılmasını talep etmek gerektiğini, bu surette cebri icra yoluyla satışı gerçekleşen ve ardından da sökülmek amacı ile müvekkiline devredilen eski adı ... yeni adı ... olan geminin halen kayıtlı bulunduğu ... Sicilinden silinmesini ve dahi karar doğrultusunda gemi üzerinde bulunan her türlü rehin, haciz, ipotek ve imtiyaz şerhinin yasa gereği satıştan elde edilen gelire aktarılmış olduğu addedilerek takyidatların silinmesini Türk makamları nezdinde gerçekleştirebilmek adına işbu davanın açılması zarureti doğduğunu, müvekkilinin gemiyi 05/08/2013 tarihinde sökülmek amacıyla satın aldığını, İtalya Mahkemesince verilen hükmün tenfiz ve doğrultusunda tanınması bakımından müvekkilinin hukuki yararı bulunduğunu, geminin batma riski değerlendirildiğinde dava yolundan önce Ulaştırma ve Habercilik Bakanlığına bildirilmesi üzerine, İstanbul Liman Başkanlığından gelen cevapta söz konusu geminin sicil dosyası ve yurt dışında satışına dair belgeler incelendiğinde terkin işlemlerinin yapılabilmesi için ... Mahkemesi kararının yetkili bir Türk Mahkemesi tarafından gemi üzerindeki takyidatları da kaldırır şekilde alınacak tenfiz kararı ile yada geminin sicilden terkin edilmesi kararı ile mümkün olabileceği ifadelerinin yer aldığını beyanla İtalya ülkesi ... Mahkemesi 10/12/2012 tarihli kararının Türkiye'de tanınmasının ve tenfizinin yapılmasına, bu doğrultuda idari prosedürün gerçekleştirilmesi bakımından taraflarına yetki verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirkete TK 35.maddesine göre tebligat yapılmış olup, davaya cevap verilmemiştir. 17/02/2021 tarihli bilirkişi raporunda; ... Mahkemesi kararı hakkında, tanıma-tenfiz kararı verilebilmesi için, ... a mahkemesinde görülen davada davalı Türk şirketine tebligat çıkarılıp çıkarılmadığı, bu tebligatın davalı Türk şirketinin tebligat adresine iletilip iletilmediği, tebligat ile ilgili işlemlerin İtalyan hukukuna uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususlarınır davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, davalı Türk şirketinin ...'daki yargılamaya bizzat katılıp katılmadığı veya bir vekil aracılığıyla da temsil olunup olunmadığı ve bu durumun İtalyan hukukundaki usule uygun olup olmadığı hususlarının davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, (a) ve (b) paragraflarında sayıları bu hususlar İtalyan hukukuna uygun cereyan etmiş olsa dahi, davalının savunma hakkına ve adil yargılanma hakkına ve dolayısıyla Türk kamu düzenine aykırı bir durum bulunmadığının sabit olması gerektiği, kararın İtalyanı hukukuna göre kesinleşmiş olduğunun ve icra kabiliyetini hâlen muhafaza ettiğinin davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, davalının ...'daki yargılama sürecine davet edilip edilmediğinin, bizzat veya vekil marifetiyle katılma imkânına sahip olup olmadığının, savunma hakkını kullanma imkân bulup bulmadığının, adil yargılanma hakkına aykırı bir durum bulunup bulunmadığının, Türk kamu düzeninin ihlal edilmiş olup olmadığının saptanması gerektiği, çeşitli web sayfalarında yapılan duyurunun ilgililere yapılan bir bildirim olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, web sitesinde yapılan bir duyurunun, bildirim olarak değil, ancak ilan olarak kabul edilebileceği, ancak TTK m. 1350 anlamında bir ilanın yalnızca tirajı ellibin üzerinde olan ve Türkiye düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biriyle yapılması şartı karşısında bunun TTK m. 1350'ye uygun bir ilan olarak kabulünün de mümkün olmadığı, 1993 Cenevre Sözleşmesi m, 14 uyarınca, m. 3, m. 11 ve m. 12'nin uygulanması amacıyla taraf devletlerin yetkili makamlarının kendi aralarında doğrudan dağruya iletişim kurmaya yetkili olduğu; 1993 Cenevre Sözleşmesi Türkiye bakımından henüz yürürlüğe girmemiş olmakla beraber İtalya ile Türkiye arasında Sözleşme'nin anılan 14.maddesine paralel bir uygulama söz konusu olmuşsa, TTK m. 1350'de aranan koşulun yerine getirilmiş sayılmasının mümkün olabileceği, dosyada mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde TIK m. 1350'ye uygun şekilde bir bildirim yahut ilan yapıldığı ispatlanamadığından, aynı maddenin son cümlesi uyarınca gemi üzerinde Türk Gerni Siciline kayıtlı hakların ve alacakların saklı kalacağı, ancak işbu davanın bir yabancı mahkeme kararının tanınması-tenfizi davası olduğu dikkate alındığında, tanıma-tenfiz kararı verilmesi bakımından engel teşkil etmeyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır. 28/04/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda; MÖHUK m.50 uyarınca kesinleşmeyen bir kararın tenfiz edilmesi mümkün olmadığını, kesinleşmiş bulunan ilamların kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin MÖHUK m.53(1)b hükmü gereğince tenfiz dilekçesine eklenmesi gerektiğini, ancak yabancı karar icra kabiliyetini haiz, kesin bir karar ile aynı hükümde ise kesin hüküm teşkil ettiğinin kabulü gerektiğini, İtalyan hukukuna göre mahkemenin bu kararı ile ihtilafın ortadan kalktığı ve dava konusunun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasının mümkün olmadığının davacı tarafça ispatı halinde diğer tenfiz şartlarının da sağlanmasıyla kararın tenfizinin mümkün olacağı, 24.03.2021 tarihli beyan dilekçesi ekinde dosyaya sunulan Apostille şerhi okunaklı olmayıp içeriği ve hangi belgeyi tasdik ettiği anlaşılmadığını, dava dilekçesi ekinde sunuları Apostille şerhinin de hangi belgeyi tasdik ettiği anlaşılmadığı, yabancı ilamın Türk konsolosluğu onaylı tercümesinin kopya suretinin değil MÖHUK m,53(2)(b) hükmü gereğince aslının dosyaya sunulması gerektiği, 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi m.5 uyarınca Apostille şerhi, belge altındaki imzanın doğruluğunu, belgeyi imzalayan yetkilinin hangi sıfatla imzaladığını ve gerektiğinde belge üzerindeki mühür veya damganın aslı ile aynı olduğunu teyit ettiği ve Apostille şerhinin mahkeme ilâmının kesinleştiğini gösteren bir fonksiyonu bulunmadığı için, kök bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, ... mahkemesi kararının kesinleşmiş olduğunun davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, ... mahkemesi kararının içeriğinden davalı Türk şirketine tebligat yapılıp yapılmadığı, tebligat ile ilgili işlemlerin İtalyan hukukuna uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği anlaşılamadığından, bu hususun davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, davalı tarafa yapılan tebligatın kararın verildiği devletin hukukuna uygun olmaması, mahkemeye davet edilmesinde eksikliklerin bulunması usulü eksiklikler olsa dahi, bu hususların adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının birer unsuru olması dolayısıyla Türk kamu düzenine aykırılık teşkil etmesinin mümkün olduğu, TTK m. 1350'ye uygun bir bildirim yahut ilan yapıldığının hâlihazırda ispatlanamadığı;dolayısıyla kök raporda bu bakımdan varılan sonucun değiştirilmesini gerektiren bir husus tespit edilemediğine dair görüş bildirilmiştir. Dava; ... sicilinde kayıtlı ... isimli geminin İtalya'dan cebri icra yolu ile satışıyla ilgili ... Mahkemesi tarafından verilen satış - devir kararının tanınması ve tenfizi istemine ilişkindir. Yabancı mahkeme kararlarının Türk Mahkemeleri tarafından tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında ki Kanunun 50-59.maddelerinde düzenlenmiştir. Yabancı ülkede verilen bir mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından tenfiz edilebilmesi için, öncelikle ülkemiz ile kararının verildiği ülke arasında bu konuda Adli Yardımlaşma anlaşmasının bulunması gerekmektedir. Dava konusu karar İtalya'da verilmiştir. Adalet Bakanlığı Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 09/09/2021 tarihli cevabi yazısında, İtalya ile Ülkemiz arasında 03/03/1929 tarih ve 1133 sayılı resmi gazetede yayımlanarak, yürürlüğe giren 1926 tarihli "T.C. ile İtalya arasında adli himaye, adli makamların hukuk ve ceza işlerinde karşılıklı müzahereti ve adli kararların tenfizi mukavelesi anlaşmasının olduğu" bildirilmiştir. Söz konusu anlaşmanın 2.kısmındaki 19-23 maddeleri mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi hususunu düzenlenmiş olduğundan, tanıma ve tenfiz konusunda İtalya ile T.C. Arasında sözleşmeden kaynaklanan mütekabiliyetin bulunduğu kabul edilmiştir. Yabancı mahkeme kararının Türkiye'de tenfiz edilebilmesi için kararın aslı ya da yetkili makamlarca tasdik edilmiş suretinin Apostilli örneğinin ve kesinleştiğine dair karar örneğinin MÖHUK m.53/f.1-b hükmü gereğince tenfiz dilekçesi ekinde mahkemeye sunulması gerekmektedir. 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi m.5 uyarınca Apostille şerhi, belge altındaki imzanın doğruluğunu, belgeyi imzalayan yetkilinin hangi sıfatla imzaladığını ve gerektiğinde belge üzerindeki mühür veya damganın aslı ile aynı olduğunu teyit ettiği ve Apostille şerhinin mahkeme ilâmının kesinleştiğini gösteren bir fonksiyonu bulunmadığı için, kök bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, ... mahkemesi kararının kesinleşmiş olduğu davacı tarafça ispatlanmalıdır. Kararın Türk mahkemeleri nezdinde resmi bir belge olduğunun tevsiki açısından, davacı tarafça ya HMK m.224 hükmüne uygun olarak İtalya'daki Türk konsolosluğuna tasdik ettirilmesi ya da 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılmasına ... Sözleşmesi çerçevesinde yetkili İtalyan makamları tarafından apostille şerhi ile tasdik ettirilmesi gerekmektedir. Eldeki dosyada tenfizi istenilen İtalya/... mahkemesinin karar aslı, davacı vekilinin talebi üzerine İstanbul Liman Başkanlığından istenmiş olup, İstanbul Liman Bakanlığının 12.04.2018 tarihli cevabi yazısı ekinde mahkeme kararının aslı dava dosyasına gönderilmiştir. Ancak bu kararın kesinleşmesine dair herhangi bir belge dosyaya sunulamamıştır. MÖHUK 50.Maddesine göre ancak kesinleşen bir kararın tenfizi mümkün olduğu halde, dava konusu yabancı mahkeme kararının kesinleştiğini gösteren, o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile bunların tercümesinin sunulması gerektiği halde hükmün gereği yerine getirilmemiştir. Davacı vekili tarafından sunulan 19.05.2022 tarihli dilekçede dava konusu mahkeme kararının başlı başına ... Adli Satışlar Kurumunca gerçekleştirilen satışın kesinleştiğini gösteren bir belge niteliğinde olduğu bu nedenle ayrıca bir kesinleşme şerhinin aranmayacağı, bu hususun Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı İstanbul Liman Başkanlığının Müsteşarlık bakanlığına hitaben yazdığı yazıda da ifade edildiği belirtilmiş ise de, Liman başkanlığının bahse konu yazısından bu sonucun çıkmadığı açıktır. Dolayısıyla davacı taraf, İtalyan hukukuna göre tenfizi istenilen karar ile birlikte ihtilafın ortadan kalktığını, bu nedenle dava konusunun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasının mümkün olmadığını ispatlayamamıştır. Bu nedenle İtalya/... mahkemesi kararının kesinleştiğini kabul etmek mümkün değildir. Türkiye ile İtalya arasındaki "Adli Himaye, Adli Makamların Hukuk ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Müzahereti ve Adli Kararların Tenfizi Mukavelenamesi"ne göre tanıma-tenfiz kararı verilebilmesi için, Livornoa mahkemesinde görülen davada davalı Türk şirketine tebligat çıkarılıp çıkarılmadığı, bu tebligatın davalı Türk şirketinin tebligat adresine iletilip iletilmediği, tebligat ile ilgili işlemlerin İtalyan hukukuna uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususlarının davacı tarafça ispat edilmesi gerekmektedir. ... mahkemesi kararının içeriğinden davalı Türk şirketine tebligat yapılıp yapılmadığı, tebligat ile ilgili işlemlerin İtalyan hukukuna uygun şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilemediği anlaşılamamış olup davacı taraf, da davalıya tebligat yapıldığını net olarak ortaya koyamamıştır. Davalıya yapılacak tebligatın kararın verildiği devletin hukukuna uygun olmaması ve kararı veren mahkemeye davet edilmesinde eksikliklerin bulunması, usulü bir eksiklik olarak gözükse de bu husus adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilgilidir. Aleyhine tenfiz istenen tarafın yabancı mahkemenin yaptığı yargılamadan usulen haberdar edilmemiş davalının savunma hakkının yanı sıra gemi siciline tedbir ya da haciz şerhi koyduran tarafların haklarını etkileyen bir durum olduğundan, ... mahkemesince davalıya tebligat yapılmamış olması kamu düzenine aykırılık teşkil edecektir. Yabancı mahkeme kararının kamu düzenine aykırılığı ise MÖHUK m. 62/1-b'e göre tenfiz engelidir. İncelenmesi gereken bir başka husus ise, TTK'nın 1350.maddesinde aranan koşulların İtalya'da yapılan satış öncesinde gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir. TTK'nın 1350.maddesinde; "Türk Bayraklı bir geminin yurt dışında cebr-i icra yolu ile satışı halinde, arttırmayı yapan kurum ve ilgililer tarafından bu satıştan 30 yıl önce satışın geminin kayıtlı bulunduğu Türk gemi siciline, geminin sicile kayıtlı malikine, ve gemi siciline tescil edilmiş diğer hakların ve alacakların sahiplerine bildirilmesinin veya gideri ilgililer tarafından karşılanmak suretiyle tirajı 50.000,00 üzerinde olan ve Türkiye düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biri ile ilan edilmesinin zorunlu olduğu, bu bildirim veya ilan yapılmaksızın geminin yurt dışında cebr-i icra yolu ile satışı halinde kaydının silinemeyeceği ve gemi üzerinde Türk gemi siciline kayıtlı hakların ve alacakların saklı kalacağı" düzenlenmiştir. Dava dosyasında anılan hükme uygun olarak, gemi malikine ve gemi sicilinde kayıtlı olan hak ve alacakların sahiplerine yasada öngörüldüğü şekilde bildirim yapıldığı da belgelendirilmemiştir. Kök bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, dosyada mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde TTK m. 1350'ye uygun bir bildirim yahut ilan yapıldığının hâlihazırda ispatlanamadığı; kök rapordan sonra dosyaya sunulan T.C. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı İstanbul Liman Başkanlığı'nın 27.02.2014 tarihli yazısında “geminin terkin işleminin yapılması için uygulanması gereken TTK m. 1350 (c) bendi ile gemiye yurtdışında uygulanan satış prosedürünün birebir uyuşmadığı; satışın Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü vasıtasıyla gemi üzerindeki hak sahiplerinin herhangi bir hak kaybına uğramamalarını teminen üyelerine duyurulması maksadıyla Deniz Ticaret Odalarına bildirildiği; sicilde kayıtlı diğer hak sahipleri için de satış ilanının 04.10.2012 tarihinde Başkanlığın ilan panosuna asıldığı; ancak bunun TTKm.1350/f.1-c bendindeki hükmü kapsayıp kapsamadığı yönündeki tereddüdün tam olarak giderilmediği; giderecek bir uygulama talimatı veya mevzuat da bulunmadığı ciheti ile hukuk müşavirliğinin görüşünün alınmasımın müsteşarlığın tensiplerine sunulduğu” hususunun yer aldığı; yazıda talep edilen uygulama talimatı yahut hukuk müşavirliği görüşü mahkememize gönderilmemiştir. Bu konuda Web sayfalarında yapılan duyuru ise TTK'nın 1350.maddesinde ki bildirim koşulunu karşılar nitelikte değildir. Bu durum gemi üzerine haciz, tedbir koyduran üçüncü şahısların haklarının halel görmesine neden olacağından, TTK m.1350 uyarınca yasal bildirimin yapılmamış olması kamu düzenine aykırılık olarak değerlendirilmiştir. Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle sonuç olarak; İtalya/... mahkemesi tarafından verilen kararın Türkiye'de tenfiz edilebilmesi için 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 50 ve devamı maddelerinde düzenlenen yasal koşulların mevcut olmadığı kanaatine varıldığından, bu kanaat ışığında davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince tayin olunan 80,70 TL karar harcından 31,40 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 49,30 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, 3-Taraflarca yatırılan gider avansı bakiyesinin karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğuında, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (... Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.29/06/2022 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2017/319, K. 2022/436, T. 29.06.2022, www.arakarar.com/karar/istanbul-17-asliye-ticaret-mahkemesi-2017-319-e-2022-436-k-e69271698304