İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/555 E. 2024/740 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/555
- Karar No
- 2024/740
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/555 Esas KARAR NO : 2024/740 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/04/2024 KARAR TARİHİ : 12/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin Mahkememize sunmuş olduğu 04/04/2024 tarihli dava dilekçesini özetle; Müvekkilinin işletmekte otoyoldan davalıya ait ... plakalı ticari araç ile ihlalli geçişler yaptığını, geçiş ücretinin süresi içerisinde ödenmemesi üzerine davalı aleyhine .... İcra Müdürlüğünün 2023/... E. sayılı dosyası ile geçiş ücretinin süresi içinde ödemediğinden 4 katı tutarındaki gecikme cezası alacağı ile birlikte takip başlattığını, davalının borca itiraz ettiğini, itirazın iptalini, takip konusu alacağın % 20 'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalıya usulüne uygun dava dilekçesi tebliğe çıkarılmış, davalı davaya cevap vermeyerek HMK 128 uyarınca tüm iddiaları inkar etmiş sayılmıştır. Davacı vekilinin Yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde özetle; Mahkememizin gerekçeli kararında dayanmış olduğu mahkeme kararlarının işbu davası açısından emsal teşkil etmediğini, zira dosyaya daha önce de sunmuş oldukları itirazın iptali davalarında hak düşürücü süreye ilişkin iki adet emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı bulunduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve kararlarının, gerekçeli kararda dayanılan BAM kararlarınından daha üst seviyede bulunmakta olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında açıkça itirazın iptali davasında dava açma süresinin itiraz dilekçesinin davacıya tebliği ile başlayacağına karar verilmişken, BAM kararlarının emsal gösterilerek karar tesis edilmesinin, Hukuk Güvenliği ve Hukuki İstikrar ilkelerine aykırı olduğunu, tarafınca dosyaya sunmuş olduğu iki adet Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarının işbu dosyası bakımından emsal teşkil etmekte olup hem Hukuk Güvenliği İlkesi hem de Hukuki İstikrar İlkelerine riayet edilmeksizin ilk defa böyle bir karar verilmiş olmasının hukuka aykırı nitelikte olduğunu, Anayasa'nın 2.maddesinde belirtilen, Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan Hukuki Güvenlik İlkesi, hukuk kurallarının belirli, istikrarlı ve öngörülebilir olmasının, bireylerin bu kuralların kendilerine uygulanması sırasında idarece gerçekleştirilen tüm işlem ve eylemlerde devlete güven duymaları ve bu güvenin hukuk tarafından korunması olarak tanımlandığını, farklı yargı düzenlerinde yer alan mahkemelerin, aynı yargı düzeni içinde yer alan farklı mahkemelerin ve aynı mahkemenin kararları arasında benzer konularda verilecek kararlar arasında istikrar bulunması gerektiğini, aksi halde Adil Yargılanma Hakkına da müdahale edilmiş olduğunu, zira tarafınca yürütülen üç bini aşkın tamamen davasıyla benzer ve birebir aynı nitelikteki davada, ilk kez arabuluculuk başvurusu yapılmasıyla ödeme emrinin alacaklıya tebliğ edilmiş sayılması gerektiğini kabul eden bir mahkeme kararıyla karşı karşıya olduğunu, bu hususlar nazara alınarak, daha üst bir mahkeme tarafından tesis edilmiş karara riayet edilmeksizin davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesinin mahkemenin kanuna uygun teşekkül etmemesine sebebiyet vermekle birlikte Anayasa'ya, kanunlara, Hukuk Güvenliği ve İstikrar ilkelerine de aykırılık teşkil ettiğini, davasının her halükarda süresinde olduğunu, zira borca itiraz dilekçesinin tarafına tebliğ edilmemiş olduğunu, İİK`nın 67/1 maddesi uyarınca ''itirazın iptali davalarında 1 yıllık hak düşürücü süre itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlar'' denildiğini, İtiraz tebliğ edilmedikçe sürenin başlamadığını, icra dosyasında alacaklının icra işlemleri yapmış olmasının, arabuluculuğa başvurulması vb. gibi durumların itirazın tebliği anlamına gelmeyeceğini, Kanun maddesinin açık ve net olup seçimlik bir hakkı da tanımamakta olduğunu, açık kanun maddesine karşın davasının hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesinin açıkça kanuna aykırı nitelikte olduğunu, Yerel mahkeme, İstinaf ve Yargıtay ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararlarının ittifakla İtirazın İptali davası ikame süresinin, borca itiraz dilekçesinin alacaklıya tebliğiyle başlayacağının açıkça ifade ettiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da görüleceği üzere açık kanun hükmü doğrultusunda itirazın iptali davasında 1 yıllık hak düşürücü sürenin sadece ve sadece borca itiraz dilekçesinin alacaklı tarafa tebliği ile başlayacağının açıkça görüldüğünü, işbu sebeple hatalı karara ilişkin olarak HMK 375/1-a uyarınca mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması sebebiyle yargılamanın iadesi talebinde bulunduklarını, arz ve izah edilen tüm bu sebeplerle, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemesi sebebiyle HMK 375/1-a uyarınca yargılamanın iadesi isteminin kabulüne karar verilmesini, kesinleşmiş mahkeme kararının kaldırılarak davasının kabulüne karar verilmesini vekaleten arz ve talep etmiştir. Dava, yargılamanın iadesi talebine ilişkindir. Yargılamanın iadesi sebepleri Hukuk Muhakemeleri Kanununda sayılanlara sınırlı olmak üzere ilgili kanun metninde sayılmıştır. Buna göre; HMK MADDE 375- (1) Aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir: a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması. c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması. ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması. d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması. e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması. f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması. g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması. ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması. h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması. ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması. i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. (2) Birinci fıkranın (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır. Delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkûmiyet kararı verilememiş ise ceza mahkemesi kararı aranmaz. Bu takdirde dayanılan yargılamanın iadesi sebebinin, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi gerekir. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; davacı tarafından mahkememizin 09/07/2024 tarih, 2024/244 Esas sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına aykırı olarak verildiğini, bu nedenle mahkemenin hukuka uygun teşekkül etmediğini, anayasaya, kanunlara, hukuk güvenliği ve istikrar ilkelerine aykırı olduğundan yargılamanın iadesine karar verilmesini talep ettiği, mahkememizin kanuna uygun olarak yasal sınırlar çerçevesinde tek hakimli olarak teşekkül ettiği, bu yönde yargılamanın iadesini gerektirir sebebin bulunmadığı, anayasaya, kanunlara, hukuk güvenliği ve istikrar ilkelerine aykırı karar verildiği iddiası yönünden ise HMK 375. Maddesinde bu nedenlerin yargılamanın iadesi sebepleri arasında yer almadığı, somut olayda yargılamanın iadesini gerektirir hukuki sebebin bulunmadığı anlaşıldığından talebin reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Yargılamanın yenilenmesi talebinin HMK 379/1-c maddesi gereği REDDİNE, 2-Kafi miktarda harç alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davacının gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde ... Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı. Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır