İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/50 E. 2025/464 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/50
- Karar No
- 2025/464
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2025/50 Esas KARAR NO :2025/464 DAVA:Tazminat (Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ:20/01/2025 KARAR TARİHİ:18/06/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşinin vefat ettiği 29.10.2013 tarihli kaza üzerine destekten yoksun kalma tazminatını tazmin etmek amacıyla 21.10.2014 tarihli dilekçe ile .... Asliye Ticaret Mahkemesinde tazminat davası açtıklarını, davanın kabulüne ve 188.330,89 TL'nin dava tarihi olan 22.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsiline karar verildiğini, tam 10 sene sonra verilen karar nedeniyle alacağın tamamen erimiş olduğunu, karşı tarafın kusurlu bir şekilde hareket ederek müvekkilinin alacağına geç kavuşmasına neden olduğunu, alacağına geç kavuşan müvekkilinin yüksek enflasyon karşısında alacağının ciddi anlamda eridiğini ve yargılamanın uzun sürmesinden dolayı karşı tarafın menfaat elde etmiş olduğunu ve müvekkilinin uhdesinde oluşan munzam zararın giderilmesi gerektiğini beyanla 1.000,00 TL'lik munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili ise; davanın kesin hüküm nedeniyle usul yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, kesinleşen dava yargılaması sonucu müvekkili tarafından icra dosyasına yapılan ödemeler ile icra dosyasının infazen kapatılmış olduğunu, müvekkilinin başkaca bir sorumluluğunun kalmadığını, davanın geç sonuçlanmasında müvekkili sigorta şirketinin bir eyleminin tespit edilemediğini, yalnızca savunma hakkını kullanmış olduklarını, hakkın kötüye kullanılmasını gösterir bir durumun da söz konusu olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. GEREKÇE: Dava; aşkın zararın tazmini istemine ilişkindir. Aşkın zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Aşkın zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın zararın talep edilebilmesi için; borçlunun para borcunda kusuru ile temerrüde düşmesi, alacaklının temerrüt nedeniyle ve temerrüt faizi ile karşılanamayan zararının oluşması ve aşkın zarar ile temerrüt arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Aşkın zarar alacaklısının tazminat talebinde bulunabilmesi için, öncelikle kaynağı ne olursa olsun bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararının varlığını kanıtlaması gerekir. Aşkın zarara uğradığını iddia eden davacının bu iddiasını somut delillerle kanıtlaması gerekir. Salt enflasyon veya döviz kurunun aleyhe değişmesi gibi hususlar aşkın zararın varlığını ispat için yeterli değildir. Bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp salt aynı ekonomik göstergelere dayanılarak, tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla olduğunun iddia edilmesi ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular, geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Bu açıklamalardan sonra tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davanın aşkın zarar istemine ilişkin olduğu, aşkın zarar iddiasında bulunan davacının bu iddiasını açık ve somut delillerle kanıtlaması gerektiği; salt enflasyon, yüksek faiz veya döviz kurundaki dalgalanmaların aşkın zarara vücut vermeyeceği, davacının ise somut bir iddiaya dayanmayıp, ülkenin genel ekonomik yapısına tutunduğu, kaldı ki destekten yoksun kalma tazminatı davalarında tazminatın hüküm tarihine en yakın verilere göre belirlendiği, hal böyle olunca aşkın zararın varlığının kanıtlanamadığı anlaşılmakla, davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 E - 2022/401 K sayılı kararı ). HÜKÜM: Gerekçede açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Peşin harç, alınması gerekli harcı karşıladığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.800,00 TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak Maliyeye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı taraf vekille temsil olunduğundan, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 6-Taraflarca yatırılan gider avansından geriye kalanın karar kesinleştikten sonra ilgilisine iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.18/06/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır