İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/123 E. 2026/328 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2026/123
- Karar No
- 2026/328
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/123 Esas KARAR NO : 2026/328
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/02/2026 KARAR TARİHİ : 07/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/04/2026 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı yan arasında ticari bir ilişki mevcut olup davalı tarafın, müvekkili şirketten mal alımında bulunmuş olduğunu, taraflar arasındaki bu ticari ilişki kapsamında, davalı yanın cari hesaptan kaynaklanan bakiye borcu bulunduğunu, 27.05.2024 tarihli cari hesap bakiyesine göre davalının müvekkili şirkete 36.779,62 TL (faiz ve masraf hariç) borcu bulunduğunu, borç muaccel hale gelmesine rağmen davalı tarafça ödenmemiş olduğunu, ödenmeyen cari hesap alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine Bakırköy ...... İcra Dairesi’nin ..... E. sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmış, ödeme emri davalıya 05.12.2025 tarihinde tebliğ edilmiş, borçlunun, 7 günlük yasal süre içinde takibe itiraz etmiş ancak davalı borçlunun kötü niyetle borca, faize ve fer’ilerine itiraz ederek takibi durdurmuş olduğunu, davalının itirazlarının haksız, yersiz ve yalnızca zaman kazanmaya yönelik olduğunu, dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulmuş olduğunu, yapılan görüşmeler neticesinde taraflar arasında anlaşma sağlanamamış; bu hususta 16.01.2026 tarihli “Anlaşamama Son Tutanağı” düzenlenmiş olduğunu, bu nedenle işbu davayı açma zorunluluğu doğmuş olduğunu, davalı/borçlu, müvekkili şirkete olan borcunu inkar etmişse de, müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları, cari hesap ekstreleri ve faturaları incelendiğinde alacağın varlığı ve miktarının açıkça ortaya çıkacak olduğunu, davalının itirazının, borcu ödememek ve sürüncemede bırakmak amaçlı olduğunu, alacağın likit (belirlenebilir) nitelikte olup, cari hesap kayıtları ile sabit olduğunu davalı borçlunun, Bakırköy ..... İcra Dairesi’nin ..... E. sayılı dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde müvekkili şirketten takibe konu ürünleri teslim aldığını açıkça beyan ve kabul etmiş olduğunu, davalının, malın teslimini ikrar etmesine rağmen borca itiraz etmesinin çelişkili olduğunu, ürünleri teslim aldığı sabit olan davalının itirazının, borcu ödememek ve takibi sürüncemede bırakmak amaçlı olduğunu, alacağın likit (belirlenebilir) nitelikte olup, cari hesap kayıtları ve davalının icra dosyasındaki ikrarı ile sabit olduğunu beyanla; davanın kabulüne, davalının Bakırköy ..... İcra Dairesi’nin .... E. sayılı dosyasına yaptığı haksız itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalıya usulüne uygun tebligat yapıldığı, ancak davaya cevap verilmediği görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, alım satıma dayalı ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı tarafın gerçek kişi olması ve dosyada mevcut müzekkere cevapları nedeniyle öncelikle dava şartları yönünden görev hususunun irdelenmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinde; “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre görev hususunun belirlenmesinde bu konuda ayrı bir düzenleme bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulması gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olması gerekir. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanununun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 154 vd. maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanununun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Yine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. T.T.K.'nun 14.maddesine göre “bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Yasa'nın 17.maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'unun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nun 1463.maddesinde de, önce 17.maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17.maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan, iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Dosyada mevcut Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere; davalı gerçek kişinin ikinci sınıf tüccar olduğu, işletme hesabı esasına göre ticari kazanca tabi olduğu , mükellefin V.U.K. 177. maddesinde belirtilen nakit limitleri aşmadığı, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yazılan müzekkere cevabından anlaşılacağı üzere; davacının gerçek kişi ve ticari işletme kaydının bulunmadığı görülmektedir. Yukarıda da ayrıntılarına yer verildiği üzere bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması gerekmektedir. Dosya mevcut vergi dairesine kayıtlarına göre tarafların yukarıda açıklanan nedenlerle işletme esasına göre defter tuttuğu, Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinde yer alan hadleri aşmadığından ve gerçek kişi tacir kaydı bulunmadığından tacir olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre dava konusu uyuşmazlık mutlak veya nisbi ticari dava niteliğinde olmadığından, uyuşmazlık Mahkememizin görev alanına girmemektedir. Uyuşmazlığın ticari dava olmaması nedeniyle genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi bu davanın yargılamasını yapmakta görevli olduğundan, HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Mahkememizin görevli olmaması nedeniyle, HMK'nın 114/.1.(c).b,115. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan reddine, mahkememizin görevsizliğine, 2-01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nın 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğine, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 3-6100 sayılı HMK'nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceğine; şayet görevsizlik kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine mahkememizin dosya üzerinden bu durumu tespiti ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceğine, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 07/04/2026
Katip ...... Hakim ......