İlk Derece Mahkemesi · Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi

Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/918 E. 2026/431 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/918
Karar No
2026/431
Karar Tarihi

T.C. DİYARBAKIR TÜRK MİLLETİ ADINA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : KARAR NO :

HAKİM : KATİP :

DAVACI : VEKİLLERİ :

DAVALI : VEKİLİ :

DAVALI : VEKİLİ :

DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 14/07/2025 KARAR TARİHİ : 17/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil kurumun 233 sayılı KHK uyarınca kurulmuş bir kamu iktisadi teşebbüsü olduğunu, bina ve eklentilerinin güvenliğinin sağlanması ihale yöntemiyle özel güvenlik şirketlerinden satın alındığını, özel güvenlik hizmetinde, ihale edilen her bir yüklenici firma ihale konusu hizmeti yürütmek üzere çalıştıracağı işçileri kendileri belirlemekte olup söz konusu firmalarla yapılan sözleşmeler gereği işe alma ve işten çıkarma yetkileri ile bundan doğacak sorumluluk bu firmalara ait olduğunu, dava dışı .....adlı özel güvenlik işçisinin, müvekkili kurumun özel güvenlik işlerini üstlenen davalılar şirketler bünyesinde .....-.....tarihleri arasında çalışmakta iken, çalışmış olduğu işyerinin tasfiye edilmesinden dolayı en son istihdam eden yüklenici firmaya iadesi yapıldığını ve en son yüklenici firma olan ...... Ltd. Şti ve ...... Şti. İş ortağı tarafından da iş akdinin sonlandığını, dava dışı işçinin işverenler olan .....Ltd. Şti. Ve .....firmaları tarafından iş akdinin sona erdirilmesinden dolayı Diyarbakır .....İş Mahkemesi'nin .....Esas sayılı dosyasıyla açmış olduğu işe iade davasında verilen .....sayılı işe iade kararının Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi .....Hukuk Dairesi'nin .....Esas sayalı dosyasında verilen .....sayılı kararının kesinleştiğini, kesinleşmiş karar neticesinde dava dışı işçi vekilinin kararda hüküm altına alınan boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatının ödenmesi yönündeki ihbarı üzerine .....tarihinde 29.927,82-TL net boşta geçen süre ücreti ile net 33.429,53-TL işe başlatmama tazminatı toplamı olan 58.600,94-TL dava dışı işçi vekile ödendiğini, ayrıca damga vergisi ve vergi gelirlerinin de vergi dairesine ödendiğini, müvekkil kurum tarafından dava dışı işçi vekiline ve ilgili vergi dairelerine .....tarihinde toplam brüt 68.894,40-TL ödeme yapıldığını, yapılmış olan bu ödemelerin rücu için dava açma zaruriyetinin oluştuğunu, dava dışı .....son sözleşmesel çalışma dönemin .....-.....tarihleri arasında davalılar ...... Ltd. Şti&...... tarafından oluşturulan iş ortaklığı bünyesinde müvekkili idare ile ilgili firmalar arasında imzalanan sözlemeye istinaden çalıştığını ve bünyesinde çalıştığı firmalar tarafından kurum güvenlik hizmetini yerine getirmek üzere görevlendirildiğinin tespit edildiğini, müvekkili kurum tarafından kesinleşen işe iade kararına istinaden yapılan ödemeden dava dışı işçiye en son istihdam eden ve geçerli bir sebep olmaksızın iş akdini feshederek işe iadesi davası açılmasına sebebiyet veren davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davaya konu edilen ilgili bedellerin ödenmesine dair arabuluculuğa müracaat edildiğini, davalılar ile anlaşmanın sağlanamadığını izah edilen nedenlerle; kesinleşen işe iade kararında hüküm altına alınan boşta geçen süre ücreti, işe başlatmama tazminatı ile bu alacakların damga vergisi ve gelir vergisinden dolayı dava dışı işçi ve ilgili vergi dairelerine yapılan toplam brüt 68.894,40-TL ödemenin ödeme tarihi olan .....tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı .....Ticaret Limited Şirketi cevap dilekçesinde özetle; Davacı kurum bünyesinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta olan dava dışı işçi .....akdinin sona erdiğini, davacı kurumdan 4857 sayılı İş Kanunu ve 6552 sayılı Kanun kapsamında 68.894,40-TL kıdem tazminatı ödeniğini, dava dışı işçinin, baştan beri davacı kurumun işçisi olup, her ihale döneminde alt yüklenici değişse bile kurumun işçileri değişmediğini, güvenlik personeli olarak görev yapan işçilerin işe alınması, işten çıkarılması, değiştirilmesi, çalışma koşullarına dair karar verilmesi yetkileri idareye ait olduğunu, müvekkili şirketin işçiler üzerinde denetim ve aynı zamanda emir ve talimat verme yükümlülüğü bulunmadığını, dava dışı işçiye ödendiği iddia edilen işçilik alacaklarının ve diğer alacak kalemlerinin ödeme tarihinden itibaren işletilmesi gerektiği yönündeki talebin hukuka aykırı olduğunu, ödeme tarihi ile alacak muaccel hale gelmediğini, faizin, muacceliyet tarihi itibarı ile başlatılması gerektiğnii, davacı kurum ödeme tarihinde, müvekkili şirkete herhangi bir ödeme talebinde bulunmadığını, faizin ödeme tarihinden itibaren yürütülebilmesi için borcun alacaklı tarafından istenebilir duruma gelmesi gerektiğini, davacı kurumca ödendiği iddia edilen borç davacı kurumun ödeme tarihinde doğmamış olup, muacceliyet şartını taşımadığını, muaccel bir borç nedeniyle borçlunun temerrüde düşürülmesi için alacaklının ihtarının şart olduğunu, davacı kurumun alacak iddiasını kabul anlamına gelmemek şartıyla davaya konu olayda ise davacının rücuen talep etmiş olduğu tazminat miktarı açısından müvekkili şirketin temerrüde düştüğünün kabulü için ihtarın zorunlu olduğunu, davacı kurum tarafından eldeki ödeme hususuna ilişkin davadan önce müvekkili şirketlere yapılmış herhangi bir ihtar bulunmadığını, faiz başlangıç tarihine itiraz ettiklerini, müvekkili şirkete gönderilen herhangi bir ihtarname de bulunmadığını, davacı kurumun bir kamu kurumu olduğunu, müvekkili ile davacı taraf arasında bir alt işveren- üst işveren ilişkisi kurulduğunu, bu ilişki kapsamında çalıştırılan personeller kamu bünyesinde istihdam edildiğini, kamu kurum ve kuruluşlarının istihdam ettiği personellerin ihbar ve kıdem tazminatına ilişkin alacaklar ilgili kurumun genel bütçesinden ödeneceğini, alt işverenin değişip değişmediğine bakılmaksızın aralıksız olarak aynı kamu kurum veya kuruluşuna ait alt iş yerinde çalışmış olanların kıdem tazminatının ödenmesini gerektirecek şekilde iş akdinin sona ermiş olması halinde kıdem tazminatı ilgili kamu kurum veya kuruluşu tarafından ödeneceğini, kaldı ki çalışan işçilerin, idarenin işyerinde idarenin belirlediği usul ve esaslara göre aynı zamanda idarenin kontrol ve denetimi altında çalıştıklarını, davacı tarafın ihale şartname ve sözleşme hükümlerine göre işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu olmadığını iddia etse de bu durum gerçeği yansıtmadığını, kanunda açıkça kamu kurumları yönünden bir istisna getirilmemiş olmasından kaynaklı olarak davacının, kanun nezdinde işveren sıfatını taşıdığını, şartname ya da sözleşme ile kanuna aykırı hükümler konamayacağı, konulsa dahi bu hükümlerin kanun hükmü karşısında geçerli olmayacağını, dolayısıyla ihale makamı olması sebebi ile işveren sıfatını taşımayacağı yönündeki iddia tamamen hukuki dayanaktan uzak olduğunu, davacı kurumun bir kamu kuruluşu olmakla birlikte müvekkili şirket ile davacı kurum arasında alt işveren - üst işveren ilişkisi olduğunu, bu sözleşme bağlamında, personel olarak çalıştırılan işçiler kamu bünyesinde istihdam edildiğini, yukarıda bahsetmiş olunan kanun hükmü gereğince kamunun istihdam ettiği personelin ihbar ve kıdem tazminatlarının ilgili kurum tarafından genel bütçeden ödenmesi gerektiğini, yapılan değişiklik ile kamu üst işverenlerinin iş yerlerinde çalışan alt işveren işçilerinin kıdem tazminatı ödemelerinden üst işveren sıfatını taşıyan kamu kurumu sorumlu tutulduğunu, buna göre anılan hüküm doğrultusunda dava dışı işçinin kıdem tazminatından davacı sorumlu olup, ödenen kıdem tazminatının rücuya konu edilmesi mümkün olmadığını, davacının rücu talebini kabul anlamına gelmemekle beraber müvekkili şirkete sorumluluk yüklenilecekse dahi borcun yarısından kurumun sorumlu tutulup kalan bakiyenin davaya müteselsilen katılan davalılardan davalıların çalıştırıldığı ihale dönemleri ve bu dönemdeki esas ücret seviyesi dikkate alınarak ayrıntılı hesaplama yapılarak hükmedilmesi gerektiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşme müvekkili şirketlere işin devamı süresince personelin SGK primleri, vergileri, ücreti, yol, yemek ücreti vs. gibi düzenli ve sürekli verilen haklarının teslimiyle ilgili sorumluluk verildiğini, bu sorumluluğun da eksiksiz olarak yerine getirildiğini, feshe bağlı olan kıdem tazminatı ücretinden müvekkili şirketin bir sorumluluğunun olmadığını, müvekkili şirketin ihale bedeli kapsamında bu bedellerin karşılığını da almadığını,müvekkili şirketlerin karşılığını almadığı bir bedeli davacıya ödemesi, davacının sebepsiz zenginleşmesine, müvekkili şirketlerin ise zarara uğramasına sebebiyet vereceğini, davacı ile imzalanan sözleşme ile müvekkili şirketlere işçilik alacakları ile ilgili bir sorumluluk yükletilemeyeceğini, dava dışı işçinin, asıl işveren olan kurum bünyesinde, kurumun emir ve talimatları doğrultusunda, kurumun inisiyatifinde ve kurumun işyerinde çalıştığını, müvekkili şirketin üstlenmiş olduğu görev sadece diğer davalı olan kuruma işçi temin etmek olup, işe alım ve iş akdinin sona erdirilmesi sürecinde, emir ve talimat verme noktasında sorumluluk ve yetki tamamen kuruma ait olduğunu, müvekkili şirketin davacının işçilik alacakları ile alakalı sorumluluğu bulunmadığını beyan ederek haksız yere açılan davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .....Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı kurumun kamu kurumu olması sebebiyle davada görevli mahkemenin genel mahkemeler olduğunu, davacı kurumun talep ettiği alacak kalemlerinin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın dava dilekçesinde, davalı şirketler işçisi olarak kurumları nezdinde çalışan Akan Güler'in iş sözleşmenin sona ermesinden sonra Diyarbakır .....İş Mahkemesi'nin .....Esasına kayden işe iade davası açıldığını, açılan işe davasının kesinleşmesi neticesinde işçiye işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti ödendiğini, iş sözleşmesini müvekkili işverenliklerin geçerli bir sebep olmaksızın feshettiğini ileri sürmek suretiyle kurumca ödenen söz konusu alacak kalemlerinin davalıların sorumlulukları oranında davalılardan tahsilini talep etmiş olup, söz konusu talebin haksız ve mesnetsiz olduğunu, müvekkili şirket ile davacı kurum arasında imzalanan Güvenlik Hizmet Sözleşmesi uyarınca müvekkili işverenliklerin .....tarihinde işbaşı yaptığını, dava dışı işçinin de önceki alt işverenden devir alınmak suretiyle .....Deposunda .....tarihinde istihdam edilmeye başladığını, Toprak Mahsulleri Ofis Genel Müdürlüğü Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının EK-2'de sunulan yazısı ile, TMO Bağlar Ajans Amirliğine bağlı .....Silolarının .....tarihinde lisanslı depoculuk faaliyeti kapsamında 3. şahıslara kiralandığı, mezkur işyerinde istihdam edilen dört özel güvenlik görevlisinin hizmetine ihtiyaç kalmadığının bildirildiğini, bu nedenle dava dışı işçinin iş akdinin davacı kurumun talebi ve ekli yazısı doğrultusunda feshi zorunluluğunun doğduğunu ve bu kapsamda davacı tarafından tebellüğ olunan fesih bildirim yazısı ile iş akdi .....tarihinde feshedildiğini, dava dışı işçinin iş sözleşmesinin, görev yeri .....Amirliğine bağlı .....Silolarının lisanslı depoculuk faaliyeti kapsamında kiraya verilmek suretiyle işyerinin tasfiyesi kararı alınması üzerine davacı asıl işverenin işletmesel kararı ve talebi neticesinde geçerli nedenle "17" çıkış koduyla "işyerinin kapanması" gerekçesiyle feshedildiğini, davacının tazminatın doğmasına bizzat kendisi sebebiyet verdiğini, dolayısıyla asıl işveren olarak eyleminin sonuçlarına kendisi katlanmakla yükümlü olduğunu, davacının depoların satışına/kiralanmasına bağlı "işyeri kapanması" nedeniyle iş akdinin sonlanmasında müvekkili işverenliğe yüklenebilecek bir kusur bulunmadığını, asıl işverenin kabulü olmadan yüklenicinin işçiyi iadei mümkün olmadığı gözetildiğinde; asıl işveren davacının talebiyle gerçekleştirilen fesih kapsamında işe iade davası neticesinde doğan icra ödemesi nedeniyle yarı yarıya sorumluluğu aşar şekilde tam sorumluluk kabulüyle yapılan hesaplamanın kabulü mümkün olmadığını, idarelerin, kadro dışı personel istihdam edememekte olduklarını, bu sebeple hizmet ihtiyaçlarının bir kısmının, ihale ile hizmet alımı sözleşmesi imzaladıkları şirketler aracılığıyla, kendileri tarafından seçilmiş personellerin işe alımını gerçekleştirebildiklerini, idarelerin bu şekilde işe aldıkları personelleri tamamen kendi emir ve talimatları altında çalıştırmakta olup, ihale sahibi şirketler de kendilerine verilen sözleşme bedeli ile personelin işçilik ücretlerini karşılamadığını, emir ve talimatları veren, çalışma süresine, çalışma yerine karar veren daima kurum olup işçi ile işverenlik ilişkisini esasen idare tarafından kurulduğunu, müvekkili şirketin kurumda çalışan işçiler üzerinden herhangi bir kontrol yetkisi bulunmadığını ve işe alınma ile çıkarılmalarında yetki sahibi olması da söz konusu olmadığını, yüklenici olan müvekkili şirkete ödenmeyen kıdem tazminatı sorumluluğunun davacı idareye ait olması gerektiğini, kaldı ki, 6552 sayılı Yasanın 8.maddesi uyarınca da işçilerin kıdem tazminatının ödenmesinden davacı kurumun tek başına sorumlu olup, söz konusu yasal düzenleme sonrasında dava dışı personele yapılan kıdem tazminatı ödemeleri müvekkili şirketten talep edilemeyeceğini, gerek taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinde ve şartnamede, davacının çalıştırılacak işçilerinin iş akitlerinden doğacak tazminatlarından müvekkili şirketin sorumlu olduğuna ilişkin bir düzenleme yer almadığını, gerekse davacı idarenin çalıştırılacak işçiler ile ilgili işe başlama, çalışma koşulları, denetleme, mali hakların ödenmesi ile ilgili konularda denetim ve kontrolü tamamen elinde bulundurduğu nazara alındığında müvekkili şirketin dava konusu alacak kalemlerinden sorumluluğu bulunduğunun kabul edilemeyeceğini, davanın reddi gerekmesine karşın, aksi kanaatle hareket edilerek müvekkili şirket dönemi için hesaplama yapılacak olması halinde de Kurumun bu dönemden eşit olarak sorumluluğu söz konusu olacak ve yarısından fazlası için rücu talep edemeyeceğini, bu itibarla, alacağa ilişkin müvekkilinin sorumluluğuna, alacağının miktarına ve alacağa işletilen faiz başlangıç tarihine ve faiz türüne itiraz ettikleri, taraflar arasında faiz sözleşme ile belirlenmiş olup "işbu sözleşmenin uygulanması sonucunda İdaremizin işbu sözleşmede taraf olandan alacaklı durumuna geçmesi halinde alacağın doğurduğu tarihten tahsil tarihine kadar %15 üzerinden faiz talep etme hakkı doğacaktır." şeklinde düzenleme olduğunda faize itiraz ettiklerini beyan ederek haksız yere açılan davanın reddi ile birlikte yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Diyarbakır Sgk İl Müdürlüğünden dava dışı .....hizmet dökümleri dosya arasına alınmıştır. Diyarbakır .....İş Mahkemesinin .....esas sayılı dosyası uyap üzerinden celp edilmiştir. İş hukukunda nitelikli hesap uzmanı bilirkişisinden bilirkişi raporu alınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRLMESİ VE GEREKÇE: Dava, hizmet alım sözleşmesi nedeni ile .....tarafından işçiye ödenen işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretinin, yüklenici şirketten rücuen tahsiline ilişkindir. Davalı .....Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde Mahkememizin görevli olmadığını ileri sürmüş ise de 6102 sayılı TTK’nın 16/1. (6762 sayılı TTK’nın 18/1.) maddesi uyarınca, kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar tacir sayılmakta olup; Yargıtay'ın yerleşik kararlarında; 6102 sayılı TTK’nın 16/1. (6762 sayılı TTK’nın 18/1.) maddesi ve 233 sayılı KHK hükümleri nazara alınarak T.M.O. tacir olarak kabul edilmektedir (Bu yönde Yargıtay 5. HD'nin 08/01/2024, E. 2023/9328, K. 2024/10, 02/11/2020, E. 2020/6020, K. 2020/9006; Yargıtay 23. HD'nin, 28/12/2015, E. 2015/1543, K. 2015/8520; 16/12/2015, E. 2015/2944, K. 2015/8193; 25/11/2015, E. 2015/1671, K. 2015/7566; Yargıtay 19. HD'nin, 03/12/2018, E. 2017/485, K. 2018/6258 tarih ve sayılı kararları). Davalıların da tamamı tacir olup, bu durumda tarafların tacir oldukları ve uyuşmazlığın her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgili olması nedeniyle eldeki uyuşmazlığın nispî ticarî dava niteliğine olup, davalıların görev itirazı yerinde görülmemiştir. (Bu yönde Diyarbakır BAM 6 Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 2025/444 Esas 2025/420 Karar sayılı ilamı). Davalı .....Şirketi vekili cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Taraflar arasında hizmet alım sözleşmesi kurulmuş olup, 6098 sayılı TBK.'nun 147.maddesi gereğince zamanaşımı süresi 10 yıldır. Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre zamanaşımı süresi, davacı tarafça dava dışı işçiye ödeme yapıldığı tarihte başlamaktadır. Davacının dava konusu ettiği parayı dava dışı işçiye .....tarihinde ödediği, davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmakla işin esasının incelenmesine geçilmiştir. Dava dışı .....hizmet akdine son verilmesi nedeni ile kesinleşen ilam sonucu davacı kurum tarafından .....tarihinde dava dışı işçi vekiline 29.927,82 TL net boşta geçen süre ücreti ile net 33.429,53 TL işe başlatmama tazminatı olarak toplam 58.600,94 TL ödendiği, vergi dairesine ise damga vergisinin ödendiği, brüt ödeme tutarının 68.894,40 TL olduğu görülmüştür. Taraflar arasında hizmet alım sözleşmesi imzalanmış olup, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. Fıkrasında “Asıl İşveren” ve “Alt İşveren” ilişkisi "..Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile işaldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur...” şeklindeki tanımlanmıştır. 4857 sayılı yasanın 2/6.maddesindeki hüküm, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılan düzenlemede sadece asıl-alt işverenlerin işçilere karşı sorumluluğu düzenlenmiş, burada kanundan kaynaklanan teselsül durumu sözkonusu olup asıl ve alt işverenler dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiş ancak anılan düzenlemede asıl iş veren ve alt işverenin kendi aralarındaki hukuki ilişki düzenlenmemiştir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarında asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide (iç ilişkide) ise, İş Hukuku değil, Borçlar Kanunu ve Sözleşme Hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Alacaklıya karşı müteselsil sorumlular arasında iç ilişki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 167. maddesinde "Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır". şeklinde ifade edilmiş, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. (Bu yönde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 19/12/2017 tarihli 2016/2957 Esas ve 2017/12716 Karar sayılı içtihadı). Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre ihale edilen hizmet alımı kapsamında çalıştırılan işçilerin kıdem tazminatlarının ödenmesi konusunda 11.09.2014 tarihinde 6552 sayılı Torba Yasa ile 4857 sayılı Kanunun “Bazı kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların kıdem tazminatı” başlıklı 112. maddesine eklenen fıkrada, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 62. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında alt işverenler tarafından çalıştırılan işçilerden, iş sözleşmeleri 1475 sayılı İş Kanununun 14. maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona ermiş olanların kıdem tazminatlarının, ilgili kamu kurum veya kuruluşlarınca ödeneceği ve kıdem tazminatı ödemesini gerçekleştiren son kamu kurum veya kuruluşu, ödenen kıdem tazminatı tutarının diğer kamu kurum veya kuruluşlarında geçen hizmet süresine ilişkin kısmını ilgili kamu kurum veya kuruluşundan tahsil edileceği yönünde hüküm getirilmiştir. Daha sonra 7166 sayılı Kanun ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 112. maddesine eklenen 6. fıkrasında “.....4734 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca alt işverenler tarafından çalıştırılan işçilere, .....tarihinden sonra imzalanan ihale sözleşmeleri kapsamında, kamu kurum ve kuruluşlarına ait işyerlerinde .....tarihinden sonra geçen süreye ilişkin olarak kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan kıdem tazminatı ödemeleri için sözleşmesinde kıdem tazminatı ödemesinden ötürü alt işverene rücu edileceğine dair açık bir hükme yer verilmemişse alt işverenlere rücu edilmez".. şeklinde hüküm getirilmiş ve ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu'na eklenen geçici 9. maddenin birinci cümlesini “....Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla kamu kurum veya kuruluşları tarafından alt işverene rücu edilmek üzere yürütülen davalarda, 112 nci maddenin altıncı fıkrası kapsamında rücu edilmeyecek kısmı için ihtilafın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilir, yargılama gideri ve vekâlet ücreti taraflar üzerinde bırakılır..." denmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesinin 2019/42 E 2019/73 K. 19/09/2019 tarihli kararında, 21.02.2019 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu'nun 112. maddesine eklenen 6. fıkrayı ve 4857 sayılı İş Kanunu'na eklenen geçici 9. maddesinin “...Bu itibarla kamuda 11/9/2014 tarihinden sonra imzalanan personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmesine taraf olan alt yüklenicilere karşı sözleşmede açık hüküm bulunması dışında rücu yolunun kapatılması ve bu kapsamdaki derdest davaların sonlandırılmasını öngören itiraz konusu kuralların bu kesimdeki alt işverenler yönünden farklı bir uygulama getirmesinin nesnel ve makul bir temele dayalı olduğu söylenemez. Bu nedenle itiraz konusu kurallarla getirilen farklı düzenleme eşitlik ilkesine aykırıdır...” gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. 4857 sayılı Kanun'un 112'nci maddesinde yapılan değişikliğini aynı Kanunun 2. maddesinde ifade edilen asıl işveren-alt işveren ilişkisini sınırlamadığını, kıdem tazminatından asıl işveren ve alt işverenin birlikte (müteselsil) sorumlu olduğunu ve kamu işverenlerinin alt işverenlere rücu hakkının devam ettiğini kabul edilmekte ve kanundan kaynaklanan her türlü işçilik alacaklarından üst işveren ve yüklenici birlikte sorumlu olduğu, iş sözleşmesinin kıdem tazminatını gerektirecek şekilde sona ermesi halinde işçinin bu tazminata kolay erişebilmesi açısından 4857 Sayılı Kanun'un 112. maddesinde bazı değişikliklere gidilerek hizmet alanın kamu kurumu olması halinde işçiye kolaylık sağlanması amaçlandığı, bu düzenlemenin işveren ile yüklenici arasında mevcut sözleşme hükümlerini ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenleme olmadığı, 6552 Sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 4857 Sayılı Kanun'un 112. maddesinde kamu işverenleri arasındaki rücu işlemi düzenlenmiş olmakla birlikte, kamu asıl işvereninin alt işverenlere rücu işlemine dair herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 112. maddedeki yeni düzenlemenin Kanun'un 2/6.maddesinde düzenlenen alt işveren ve asıl işverenin işçiye karşı birlikte sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, kıdem tazminatının ilgili kamu kurum ve kuruluşunca ödenmiş olması alt işverenlerin bu konudaki sorumluluklarını ortadan kaldırmadığından, hizmet alımı kapsamında çalışan işçilere ödenen tazminat ve alacaklardan ilgili dönemlerde sorumluluğu bulunan alt işverenlere asıl işverenin rücu hakkını ortadan kaldırmadığını bu tür uyuşmazlıkların çözümünde, öncelikle taraflara arsındaki sözleşme hükümlerine ve genel hukuk prensiplerine göre karar verilmesi gerektiği Yargıtay içtihatlarında istikrarlı bir şekilde belirtilmiştir. (Bu yönde Yargıtay 13.H.D. 2016/23239 E,2018/5727 - 22.H.D. 2017/23144 E,2017/5SS1 K - 22. Hukuk Dairesi, 2016/707 E., 2018/24754 K. - 23. Hukuk Dairesi, 2016/4603 E., 2019/394 K - Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2016/15460 E. 2016/19015 K - Yargıtay 13.H.D.24/10/2016 T.2016/7951 E , 2016/19290 K). Buna göre Yargıtay içtihatları uyarınca; alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde sözleşme yapabilecekleri müteselsil borçlular arsında sorumluluğun kime ait olacağına dair sözleşme olmaması halinde uyuşmazlık Borçlar Kanunu hükümlerine göre çözümleneceği Yargıtay .....Hukuk Dairesinin bu yöndeki kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulanmıştır. 04/12/2017 tarihli 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 126. maddesi ile 375 sayılı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu İle Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması, Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı ve Kıdem Aylığı İle Ek Tazminat Ödenmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek madde 21 hükmünde; "Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen işçilere 22/05/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 21 inci maddesi uyarınca yapılan ödemeler rücu edilemez." düzenlemesinin getirildiği, ancak Anayasa Mahkemesinin 17/04/2024 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 27/12/2023 tarih ve 2018/96 Esas, 2023/222 Karar sayılı ile ek madde 21 hükmünün Anayasaya aykırı olması nedeniyle iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarih ve 2018/96 Esas, 2023/222 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; dava konusu kural ile kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen işçilere 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca yapılan ödemelerin rücu edilemeyeceği düzenlenmektedir. Söz konusu ödemenin rücu edilmeyeceği kişiler ise ilgili idare adına hareket eden kişilerdir. Nitekim kuralın gerekçesinde kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların iş sözleşmesinin feshinin mahkeme veya özel hakem tarafından geçersiz sebebe dayandığına hükmedilmesi hâlinde ödenen tazminatın ilgili idaredeki kişilere yükletilemeyeceği belirtilmektedir. Kuralın gerekçesinde tazminat lafzı yer almakla birlikte kuralda böyle bir sınırlamaya yer verilmediğinden 21. madde gereği yapılan tüm ödemelerin ilgili idaredeki kişilere rücu edilememesi sonucu doğmaktadır. Bu sayede feshin geçersizliği durumunda işe iadesine hükmedilen kişinin başlatılmaması durumunda ortaya çıkan tazminat, çalışılmayan süreye ilişkin ücret ve diğer haklar ile bildirim süresine ait ücret ödemeleri ilgili idaredeki kişilere rücu edilemeyecektir. Bu nedenle; 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek madde 21'deki düzenlemenin somut olayda uygulama yeri bulunmamakta olup, davacı asıl işveren tarafından ödenmek zorunda kalınan tazminat, alacak ve fer'ilerinin tamamının alt işverenlerden talep edilmesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamında bulunan SGK kayıtları ve hizmet sözleşmeleri uyarınca dava dışı işçinin davalı şirketlerde çalışırken iş akdinin sonlandırıldığı, iş mahkemesince feshin geçersizliği ile işçinin alt işveren olan davalı şirketlere ait işyerindeki işine iadesine karar verildiği, yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca iş sözleşmesinin feshi üzerine dava dışı işçinin işe başlatılmaması nedeniyle tahakkuk eden ve dava dışı işçiye ödenen işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre alacağı kalemlerinden oluşan işçilik alacakları ile iş mahkemesi ilamındaki vekalet ücreti, yargılama gideri gibi fer'ilerinin tamamından son işveren olarak davalı şirketlerin sorumlu olduğu (bu yönde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi .....Hukuk Dairesi'nin .....Esas .....Karar sayılı ilamı) anlaşılmış, Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre davacının dava dışı işçiye ödeme yaptığı tarih itibari ile alacağı davalılardan rücu etme ve faiz talep etme imkanına sahip olması, tüm tarafların tacir olması nedeni ile davacının avans faizi talep edebileceği nazara alınarak davanın kabulü ile 68.894,40 TL'nin .....tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş ve mahkememizce aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 1-Davanın KABULÜ ile 68.894,40 TL'nin .....tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, 2-Alınması gerekli 4.706,17 TL harçtan davacı tarafça peşin yatırılan 1.176,55 TL'nin mahsubu ile eksik 3.529,62 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.700,00 TL ara buluculuk ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan başvurma harcı 615,40 TL, peşin harç 1.176,55 TL, bilirkişi ücreti 5.000,00 TL, tebligat, posta ve müzekkere gideri 315,00 TL olmak üzere toplam 7.106,95 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, 5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, 6-Gider avansından artan kısmın hüküm kesinleşince Yazı İşleri Müdürü tarafından ilgilisine iadesine, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalılar vekillerinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde HMK'nın 345. maddesi uyarınca, mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.

Katip Hakim

Atıf: Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/918, K. 2026/431, T. 17.04.2026, www.arakarar.com/karar/diyarbakir-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-918-e-2026-431-k-5461149e6847