İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/628 E. 2026/108 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/628
- Karar No
- 2026/108
- Karar Tarihi
T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ... T.C. KONYA TÜRK MİLLETİ ADINA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO:
HAKİM : KATİP :
DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVA : Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : KARAR YAZMA TARİHİ : Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinden özetle ; Müvekkili şirketin toptan ve perakende oyuncak alım satım işi ile iştigal ettiğini, davalının da ulusal bazda alışveriş merkezleri işlettiğini, taraflar arasındaki 2009 yılı için imzalanan satın alma sözleşmesi gereğince satım ilişkisinden kaynaklanan 142.068 TL alacağının bulunduğu Konya .Asliye Ticaret mahkemesi ... E görülen alacak davasında müvekkilin 142.068 TL alacağının varlığının tespit edildiği ve142.068,70TL'nin 09/12/2009 tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, şeklinde hüküm kurulduğu verilen kararın kesinleştiğini, Konya .İcra müdürlüğü ... E sayılı takip dosyasından müvekkilim adına 430.000 TL tahsilat yapıldığı, ancak bu miktarın müvekkilin faiz ile birlikte hesap edilse bile zararını karşılamadığını, paranın bir değer olabilmesi için her şeyden önce kendisinin değişmeyen sabit bir değer olması gerekmediğini, bu nedenle borçlu para borcunu tam ve gereği gibi ifa edilmesinin mümkün olduğunu, bu nedenle para borcunun doğumu ile ifa edildiği ana kadar vaki değişikliklerden etkilenmeden ödenmesi borçlunun sorumluluğunda olduğunu, buna nominal değer ilkesi denildiğini, borcun doğumundan ifa zamanına kadar vaki değişikliklerden doğan zarar yüksek enflasyon yani paranın satın alma gücündeki düşmeden kaynaklandığını, temerrüt faizi yada her ne ad altında olursa olsun uygulanan faiz ise paranın kullanmamasından kaynaklanan zararın tazminini amaçlandığını, ancak kimi durumlarda faizin bu zararı karşılamayamadığını, faiz oranları kimi zaman enflasyon oranlarının altında kalmakta ve paranın satın alma gücündeki düşüşü karşılamadığını, örneğin yasal faizin % 9 olduğu dönemde enflasyonun % 80 olduğu an itibarıyla bu aradaki zarar faiz ile karşılanmayan zarar olarak nitelendirildiğini, somut olayda müvekkilin 01/12/2009 tarihinden bu zamana kadar işleyen faiz miktarı yüksek enflasyon karşısında müvekkilin zararını karşılamadan uzak kalması nedeniyle müvekkilin (BİST 100 endeksi,dolar,avro,altın ,asgari ücret ,taşınmaz değer edenksi mevduat faiz oranları ile birlikte ) değerlendirilmek suretiyle müvekkilin faiz ile karşılanmayan zararın tazmini için mahkemenize dava açma zarureti hasıl olduğunu, bu nedenlerden dolayı Konya .Asliye Ticaret mahkemesinin verdiği kararda hüküm altına alınan alacak kapsamında alacağın faiz ile karşılanmayan zararın İstikbalde bilirkişi incelemesi sonrasında belirlenecek rakama artırılmak üzere şimdilik 100.000 TL davalıdan tahsiline yargılama gider ve ücreti vekaletinde davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinden özetle; Taraflar tacir ve aralarındaki mal alım-satım ilişkisi de ticari iş niteliğinde olduğunu, ihtilaf 2009 yılı için dönem başında taraflarca imzalanan ve 31.12.2009 tarihine kadar geçerli olan yazılı "Satınalma Sözleşmesi"nden kaynaklandığını, sözleşme şartları çerçevesinde davacı satıcı taraf olarak davalı müvekkiline ait marketlerde tüketicilere arz edilen oyuncak ürünleri'nin tedariğini ve bu ticarette hedef olarak belirlenen en az KDV dahil 3.575.000,00TL ciroyu ve %30 karlılığı, bu karlılığın sağlanamaması halinde hizmet bedeli olarak kendisinden faturalandırılarak tahsil edileceğini, satış arttırıcı faaliyetler için 3 aylık mal alım tutarı üzerinden iskonto vermeyi, bu tutarın ay sonu itibariyle kendisinin cari hesabından tahsil edileceğini, kabul ve taahhüt etiğini, bu nedenle, davacının ticari faaliyetinin bulunup bulunmadığı/devam edip etmediği, ticari faaliyeti kapsamında salt dava konusu alacağa geç ulaşmasına bağlı bir kar kaybı ve /veya yüksek faizle finans temininden kaynaklı bir zararının bulunup bulunmadığının tespit edilmesinin gerektiğini, usul ve esas bakımından haksız olan davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin Davacı üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. ÇEKİŞMELİ HUSUSLAR, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Konya .Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamız içerisine alınarak incelenmiştir. Konya .Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamız içerisine alınarak incelenmiştir. Konya .Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamız içerisine alınarak incelenmiştir. Konya .Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamız içerisine alınarak incelenmiştir. Konya .Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamız içerisine alınarak incelenmiştir. Konya .Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyamız içerisine alınarak incelenmiştir. Konya . İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklı ... Ticaret Limited Şirketi'nin borçlu ... Yatırım A.Ş aleyhine Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... (Dosya) esas ve karar sayılı 18/07/2022 karar tarihli ilamına dayanarak 142.068,70 TL asıl alacak, 1.648,27 TL yargılama gideri (İstenen:%9 Yıllık Diğer), TL İlam Vekalet Ücreti (İstenen:%9 Yıllık Diğer) 17.446,53 TL İlam Vekalet Ücreti (İstenen:%9 Yıllık Diğer), 6.213,85 TL Harç (İstenen:%9 Yıllık Diğer), 30,08 TL yargılama gideri işlemiş faizi, 318,34 TL ilam vekalet ücreti işlemiş faizi, 113,38 harç işlemiş faizi ve 345.954,80 TL 09/12/2009 - 30/09/2022 işlemiş faiz olmak üzere toplam 513.793,95 TL üzerinden 14.06.2023 tarihinde icra takibi başlattığı, borçlu vekillerinin takibe konu anaparaya, faize ve tüm ferilerine itirazı üzerine icra takibinin durduğu belirlenmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın munzam zararın tazminine ilişkin olduğu görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (... ; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127). Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (... : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (... s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Dava dilekçesi özünde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. Kaldı ki dava dilekçesi içeriğinde hiçbir şekilde bu yönde bir iddia bulunmamaktadır. Üstelik davanın sonuçlanması davacının kendi kusurundan kaynaklanan sebeplerden de kaynaklanmıştır. Son olarak, bir an için davanın bu haliyle kabulüne karar verileceği düşünüldüğünde eldeki karar bakımından da yine başka bir munzam zarar davasının açılmasının önünde bir engel bulunmayacağı açıktır. Zira davacı somut bir zarara değil birim fiyatlardaki artışa dayanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... E. ... sayılı ve 29/03/2022 tarihli aynı konuda oybirliği ile vermiş olduğu karar ve eldeki dava bakımından emsal niteliktedir. Yine Yargıtay . HD Esas No : ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir. Yine Yargıtay . HD Esas No: ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir. Yine Yargıtay . HDEsas No : ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir. Tüm bu nedenlerle munzam zarar davasının reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davanın REDDİNE, 2-Davalının tazminat talebinin REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL karar ve ilam harcından dava açılırken alınan 1.707,75-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla alınan 975,75- TL harcın istek halinde davacıya İADESİNE, 4-Hazine tarafından karşılanan 4.600,00TL arabuluculuk giderinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yapılan 87,50- TL vekalet harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden dolayı karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-6100 Sayılı HMK'nın 323–333. maddeleri gereğince hükmün verilmesinden kesinleşmesine kadar olan dönemde davacının sorumlu olduğu yargılama giderleri de ödendikten sonra var ise karar kesinleştiğinde; Kullanılamayan ve bakiye kalan gider avansının Hukuk Muhakemeleri Kanunun Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra talep eden tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle, talep eden tarafından hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak İADESİNE, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Konya Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere yapılan yargılama sonunda karar verildi.12/02/2026
Katip Hakim