İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/615 E. 2025/1417 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/615
Karar No
2025/1417
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/615 Esas KARAR NO : 2025/1417

DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 29/03/2024 KARAR TARİHİ : 23/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/01/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirkete ..... no.lu trafik sigortalı davalıya ait ..... plakalı çekici cinsi aracın park halinde bulunan ...... plakalı araca % 100 oranında kusurlu şekilde çarptığını, kaza sonucu davacı şirketin sigortalısının neden olduğu 7.855,27 TL tazminatı zarar görene ödediğini, ödenen tazminatın rücuen tazmini için Küçükçekmece İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı dosyası ile ilamsız takip yapıldığını ancak davalının borca ve ferilerine itiraz ettiğini, itirazın haksız ve dayanaksız olduğunu, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ‘‘Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması Ve Sigortacının Sigortalıya Rücu Hakkı’’ başlığı altında yer alan B-4. maddesi b bendinde; "...Tazminatı gerektiren olay, aracın ilgili mevzuat hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan veya geçerliliğini yitirmiş sürücü sertifikasına sahip ya da ehliyetine geçici/sürekli el konulmuş kimseler tarafından sevk edilmesi veya trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmiş ise,..." şeklindeki hükmü ile sigortalı aracın, geçerli ehliyetnameye sahip olmayan kişiler tarafından sevk edilmesi durumunda, vermiş olduğu zararlar nedeniyle sigorta şirketi tarafından ZMSS kapsamında 3. Kişilere karşı yapılan ödemelerin sigortalıya rücu edilebileceğinin hüküm altına alındığını, kazada sürücü ...... % 100 kusurlu olduğunu ve aracı kullanmaya gereken ehliyete sahip olmadığını, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını belirtmiş ve itirazın iptaline, takibin devamına, davalının en az % 20 icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket aracının kasko ve trafik sigorta poliçelerinin olduğunu, davacının bu borçtan sorumlu olduğunu ve ödemesi gerektiğini, davanın hukuki yarar yokluğundan reddinin gerektiğini, araç hasar bedelinin trafik sigorta poliçesi kapsamında olduğunu, davanın kasko sigorta şirketi olan ..... Sigorta A.Ş.'ye ihbarının gerektiğini, sürücünün ehliyetinin SCR3 olduğunu, SCR4 tipi araçları da kapsadığını, bu nedenle araç sürücüsünün yetersiz ehliyetli olmadığını, davanın reddinin gerektiğini, olayda dava dışı araç sürücüsünün ağır kusurunun olduğunu, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, dava dışı .... plakalı aracın yasak yere park ettiğinden olayda ağır kusurlu olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu, kötü niyet tazminatına mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda Mahkememizin 20/05/2025 tarih, ..... Esas esas ve .... karar sayılı ilamı açılan davanın kabulüne karar verilmiş olup, Mahkememizden verilen işbu hüküm verildiği anda kesin olmakla hüküm 20/05/2025 tarihinde kesinleşmiştir. Davalı vekilinin mahkememize gönderdiği 26/06/2025 havale tarihli dilekçesi ile mahkememize verilen 20/05/2025 Tarih ve .... Esas, .... Karar sayılı kararı ile ilgili yargılamanın yenilenmesini talep ettiğinin anlaşılarak ilgili işlemlere mahkemenin ..... Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur. Davalı vekilinin 26/06/2025 tarihli yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde; .... Sigorta Anonim Şirketi tarafından ..... Gıda ve Ambalaj Sanayi Ticaret A. Ş. aleyhine açılan itirazın iptali istemli 29/03/2024 tarihinde dava ikame edilmiş olduğunu, müvekkili Şirketin aracı ...... 'ın sevk ve idaresindeyken yaşanan trafik kazası nedeniyle ..... no.lu trafik sigortası kapsamında davacı sigorta şirketi tarafından tazminat ödemesi yapılmış olduğunu, bu ödemenin ardından, davacı sigorta şirketi, müvekkili Şirketin aracını kullanan ....'ın ehliyetinin yeterli olmaması iddiasıyla Mahkemece görülmüş olan davayı açmış olduğunu, Mahkemece 20/05/2025 tarihinde davanın kabulüne karar verildiğini, dosyanın esastan incelenerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, sürücü .....’ın, davaya konu aracı kullanmaya yeterli sürücü belgesi bulunduğunu, dava konusu trafik kazasının meydana geldiği tarihte .... plakalı araç müvekkili Şirkete ait olduğunu, aracı sevk ve idare eden .....ın, söz konusu aracı kullanmaya yetkili olduğu ve bu yetkinin geçerli ve kapsamlı sürücü belgesi ile sabit olduğu izahtan vareste olduğunu, davacı tarafın, sürücünün ehliyetinin yetersiz olduğu yönündeki iddiası, dosya kapsamındaki resmi belgeler ve yasal düzenlemeler karşısında dayanaktan yoksun ve gerçek dışı olduğunu, bilirkişi raporuna itiraz dilekçemiz ekinde sunulmuş olan sürücü belgesi incelendiğinde, .....’ın; “A, B, B1, BE, C, C1, C1E, CE, D, D1, D1E, DE, F, M” sınıfı araçları kullanma yetkisine sahip olduğu açıkça görüldüğünü, bu belge, dosyada mübrez olduğunu, içeriği itibarıyla .....’ın davaya konu çekici tipi aracı kullanma yeterliliğini haiz olduğunu tereddütsüz ortaya koyduğunu, somut olayda, .....'ın 76.maddede sayılan sürücü belgelerinin sınıfları BE ve CE sınıfı dahil olmak üzere sayılan tüm ehliyet sınıflarına sahip olduğunu, römork takılmış bu aracı sevk ve idare etmeye açıkça yetkili olduğunu, bu nedenle hem bilirkişi raporu hem de bu hatalı değerlendirmeye dayalı olarak Mahkemece verilen karar, usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, HMK madde 375 gereğince yargılamanın yenilenmesi gerektiğini, her ne kadar Mahkeme şeklen usulüne uygun şekilde teşekkül etmiş görünse de, yargılamanın esasını oluşturan maddi vakıaların değerlendirilmesinde bilirkişi raporundaki açık hataların esas alınarak hüküm kurulmuş olması, kararın dayandığı temel unsurun hukuka aykırı bir değerlendirmeye dayandığını göstermekte olduğunu, bu husus, yalnızca bilirkişi raporunun yetersizliğini değil, aynı zamanda hükmün dayandığı esas vakıanın hatalı değerlendirildiğini ortaya koyduğunu, bu bağlamda, bilirkişi raporundaki açık eksiklik ve hatalar, maddi gerçeğin ortaya çıkmasına engel olduğunu, hükmün dayandığı olguda ciddi bir maddi hata ve hukuki isabetsizlik doğurmuş olduğunu, bu nedenle, adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu, bu nedenle, 6100 sayılı HMK’nın 375. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini, bu nedenle yargılamanın yenilenmesi kararının verilmesini talep ettiklerini, Mahkemenin verdiği kararı ve davacının iddialarını kabul anlamına gelmemekle birlikte karar verilen bedelin müvekkili şirket aracında bulunan imss şirketlerinden tahsil edilmesi gerektiğini, dosyada davacı şirket tarafından talep edilen söz konusu hasar bedelinin işbu davaya konu müvekkili şirket aracında ZMSS poliçesinin bulunması nedeniyle davacı şirket tarafından ödenmesi gerektiğini, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde davacı tarafından talep edilen söz konusu bedellerin ..... şirketlerinden talep edilmesi gerektiğini, bu bağlamda davacı şirket tarafından müvekkili şirket aleyhine işbu davanın açılması usul ve yasaya aykırı olduğunu Mahkemece işbu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/05/2025 tarihli ..... E., ..... K. sayılı kararının yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulünü, dosyanın yeniden incelenerek haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekilinin 22/12/2025 tarihli yargılamanın iadesi dilekçesine karşı cevap dilekçesinde; dava konusu uyuşmazlık sebebiyle müvekkili şirket tarafından yapılan ödemeden davalı sorumlu olduğunu, aksi yöndeki iddia ve savunmaların reddi gerektiğini davalının iddialarının aksine HMK MD.375'te yer alan yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmadığını, yargılamanın yenilenmesi şartları HMK'nın 375. Maddesinde sınırlı sayıda sayılmış olduğunu bu şartlar haricinde herhangi bir sebeple yargılamanın yenilenmesinin talep edilemeyeceği hüküm altına alınmış olduğunu, bu kapsamda, dava konusu vakıada ilgili şartların herhangi birisi gerçekleşmiş olmadığından davalının bu talebinin reddi gerektiğini, davalı her ne kadar "Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olduğunu" iddia etmekte ise de söz konusu iddialar da gerçeği yansıtmadığını, Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül edilmediğinden bahsedilebilmesi için; hakim veya hakimlerin sayısında, görevli ve yetkili olmalarında, atanma ve görevlendirme usullerinde, mahkeme başkanı–üye yapısında bir hata veyahut eksik olması gerektiğini, bunlardan biri eksik ya da hatalıysa, mahkeme hukuka uygun teşekkül etmemiş sayıldığını, bu nedenle yargılamanın yenilenmesi talep edilebilir olduğunu, dava konusu uyuşmazlıkta ise böyle bir bir durum oluşmadığı gibi dosya kapsamında uyuşmazlık konusunda uzman bilirkişiden rapor aldırılmış ve tüm tebligatlar usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, bu nedenle davalı tarafından mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül edilmediğinden bahisle yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte hak kaybına uğramamak adına, HMK md. 377 uyarınca; "Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olduğunun öğrenildiği," tarihten itibaren yargılamanın yenilenmesinin talep edilebileceği düzenlendiğini, davalı tüm yargılama süresi boyunca vekil ile temsil edilmiş olduğunu, yargılamanın hiçbir aşamasında bu yönde bir itirazda bulunulmadığını, bu kapsamda, kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı tarafından süresi içerisinde yenileme talebi olmadığından da talebinin reddi gerektiğini, bilirkişi raporlarına yönelik olarak yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi mümkün olmadığını, dava konusu uyuşmazlık kapsamında, taraflarca öne sürülen deliller toplanmış olduğunu, dava konusu vakıaya yönelik bilirkişi raporu alınmış olduğunu ve tüm bu deliller sayın mahkemece değerlendirilerek hüküm kurulmuş ve karar kesinleştiğini, bu kapsamda, bilirkişi raporunda bir eksiklik veyahut hata olması veyahut hakim tarafından hatalı hukuki değerlendirme yapılması durumunda dahi yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi mümkün olmadığını, aksinin kabulü halinde, kesin hükümlerin hiçbir anlamı kalmayacak olup taraflarca her kesin hüküme karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabileceğini, bu durumun kanun koyucu tarafından istenilmeyeceği izahtan vareste olduğunu, bu nedenle de yargılamanın yenilenmesi şartları HMK md.375 uyarınca sınırlı sayıda sayılmış olup harici herhangi bir nedenle yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi mümkün olmadığını, süresi içerisinde sunulmayan delillerin yargılamanın yenilenmesi aşamasında sunulması mümkün olmadığını, taraflarca getirilme ilkesi uyarınca, Mahkeme tarafların süresi içerisinde getirdiği delilleri serbestçe değerlendirebildiğini, taraflarca süresi içerisinde getirilmeyen delillerin yargılama aşamasında değerlendirilemeyeceği ve hükme esas alınmayacağı izahtan vareste olduğunu, bu kapsamda davalı tarafından kesin hüküm verilmiş olmasına rağmen yeni delil ve belgeler öne sürülerek yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi hukuken mümkün olmamakla birlikte taraflarının da muvafakati bulunmadığını, bu nedenle dahi davalının taleplerinin reddi gerektiğini, tüm bu sebeplerle davalının meydana gelen zarardan sorumlu olduğundan yargılamanın iadesi talebine yönelik yapmış olduğu iddia ve beyanlar haksız olup reddi gerekmektiğini belirterek açıklanan nedenlerle, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakklarının saklı kalmak kaydıyla, davalının yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. HMK'non 375.maddesinde "(1) Aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir: a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması. c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması. ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması. d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması. e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması. f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması. g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması. ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması. h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması. ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması. i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. (2) Birinci fıkranın (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır. Delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkûmiyet kararı verilememiş ise ceza mahkemesi kararı aranmaz. Bu takdirde dayanılan yargılamanın iadesi sebebinin, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi gerekir." hükmünü içermektedir. Talebin ön incelemesi başlıklı HMK'nın 379.maddesinde ise "(1) Yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkeme, tarafları davet edip dinledikten sonra; a) Talebin kanuni süre içinde yapılmış olup olmadığını, b) Yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını, c) İleri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını, kendiliğinden inceler. (2) Bu koşullardan biri eksik ise hâkim davayı esasa girmeden reddeder." hükmüne haizdir. Davalı vekilinin yaptığı yargılamanın iadesi talebinin mahkememizce yapılan ön incelemesinde Mahkememizin 20/05/2025 tarih, ..... Esas esas ve ..... karar sayılı ilamı ile açılan davanın kabulüne karar verilmiş olup, Mahkememizden verilen işbu hüküm verildiği anda kesin olmakla hükmün 20/05/2025 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış, ileri sürülen iade sebebinin "Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması" iddiasına dayandığı görülmüştür. Somut davanın niteliği ve miktarı gereği Ticaret Mahkemelerinde mahkeme heyeti ile görülen davalardan olmadığı, hakim sayısı veya mahkeme başkan ve üyelerinin bulunmasını gerektirecek yasal bir durum söz konusu olmadığı, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmiş olması nedeniyle yargılanmanın yenilenmesi talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla HMK 375.madde de yargılamanın iadesine yol açan sebepler tahdidi olarak sayılmış olup Davacı vekilinin dayandığı gerekçe ve hüküm bu sebeplerden hiçbirine girmemekte ve yargılamanın iadesi için gerekli şartları oluşturmamaktadır. Buna göre mahkememizce talebin yapılan ön incelemesi sonucunda şartları taşımayan yargılamanın iadesi talebinin usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM;Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Yargılanmanın yenilenmesi talebinin usulden REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL karar harcından daha önce Mahkememiz dosyasına yatırılan 427,60-TL peşin harcın indirilmesi ile eksik kalan bakiye 187,8‬-TL karar harcının davalıdan alınması ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinden sonra yapılan işlemlerde yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükteki bulunan AAÜT uyarınca 8.091,57-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalıca verilmesine, 6-Kullanılmayan gider avansının 6100 Sayılı HMK 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yatırana iadesine, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 vd. maddeleri gereğince (5235 sayılı Kanunun 2. maddesi de dikkate alınarak) davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı tarafın ve ihbar olunan vekillerinin yokluklarında gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya başka bir mahkeme aracılığıyla gönderilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı 23/12/2025

Katip ..... ☪ e-imzalıdır. ☪ Hakim..... ☪ e-imzalıdır. ☪

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/615, K. 2025/1417, T. 23.12.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-615-e-2025-1417-k-505181c837fa