İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/567 E. 2025/751 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/567
- Karar No
- 2025/751
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/567 Esas KARAR NO : 2025/751 DAVA : Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14/07/2025 KARAR TARİHİ : 22/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: I.İDDİANIN ÖZETİ; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde .... ve ilçelerinde meydana gelen kuvvetli yağış ve sel neticesinde müvekkili ... SİGORTA A.Ş tarafından; ... HASAR DOSYA ve ... nolu kasko sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan ... .... ... , Tic, A.ş.'ne ait ... plakalı araçta ... /... adresinde meydana gelen zarar neticesinde ... tarihinde ... TL, ... tarihinde ... TL sigortalıya ödendiğini, sigortalı lehine ... TL KDV tevkifat ödemesi, ... TL stopaj ödemesi yapıldığını, müvekkili olan sigorta şirketi tarafından toplam ... TL ödeme yapıldığını, tüm Türkiye de ve özellikie ... bölgesinde jeolojik yapı, topoğrafya ve iklimle uyumlu bir kentleşme olmaması ve afet risk yönetimi plan ve stratejisinin oluşturulmaması neticesinden ülkemizde her yıl kuvvetli yağışlardan kaynaklı birçok can ve mal kayıpları meydana geldiğini, Türkiye'deki kent yapılaşması betonlaşma ve asfalt üzerine oluşturulduğunu, yeşil alanlar hızla yapılaşmaya açılerken kent ormanları yok edildiğini, şehirlerin doğal dokusu bozulduğunu, bu kentsel yapılaşmanın kaçınılmaz sonucu olarak yağış ve yüzey suları toprak tarafından emilemediğini, hızla akışa geçerek şehirlerin daha alçak kesimlerinde ve alt geçitlerde sel, taşkınlara ve su baskınlarına neden olduğunu, "..." adı altında derelerin betonlaştırılması, dere yataklarının imara açılarak güvenli olmayan bölgelere konut inşa edilmesi felaketlere neden olduğunu, sigorta sözleşmesinde sigortalının beyanı esas olduğu, sigortalı/sigorta ettiren teminat altına altığı nesneye ilişkin tüm bilgileri doğru olarak vermek; aynı şekilde sözleşmeye aracılık eden kişi de neyi, ne şartlar altında aldığı konusunda dağru ve gerçek bilgileri sigortalıya bildirmek zorunda olduğunu, sigorta ettiren bir nesneyi teminala alırken, mutlaka onun sahibi olması gerekmeyeceğini; üzerinde menfaati bulunması yeterli olduğunu, sigortalının hasar olduğunda zararının karşılanma: bu zararın giderilmesi nakden ödeme şeklinde olabileceği gibi onarımını Üstlerme veya yerine yenisini verme şeklinde de olabileceği, nakden ödeme huricindeki seçenekler sigortalıların ve sigortacının mutabık olması halinde olabileceği, bir hasarın tazmin edilebilmesi için, o hasarın poliçede alınmış ve genel/özel şartlarda belirtilen teminat kapsamına en yakın nedenden ileri gelmesi gerekeceği, sigortalının uğradığı zararda eğer üçüncü kişilerin kusuru varsa. sigorla şirketi sigortalısına zararı ödedikleri sonra kusurlu turaftan kusuru oranında bu hasarı talep Rücu edeceğini, böylelikle sigortalı hem sigorta şirkelinden, hem de kendisine zarar veren kusurlu taraftan tazminat alarak haksız kazanç sağlamamış olacağını, burada sigorla şirketi sigortalısının talep edebileceği tazminatı almak üzere sigortalısının yerine geçerek, onun yetkilerini kendi devraldığından bu prensip "Halefiyet Prensibi” olarak da ifade edildiğini, yaklaşık 15 yıl boyunca sel hasarı / taşkın olayları nedeniyle Türkiye genelindeki pek çok İdare Mahkemelerinde yukarıda belirttikleri kamu kurumları aleyhinde açılmış bulunan Tam Yargı Davalarının hemen hemen hepsinde davalı İdareler; kendi kurumlarının hiçbir hizmet kusurlarının bulunmadığını ve ancak diğer davalı kurumlarda hizmet kusurunun bulunduğunu teknik ayrıntılarıyla helirimekte, ayrıca özellikle yağış miktarının son derece yüksek olduğunu ve bu miktardaki yağış oranının 100 - 500 yılda bir meydana geldiğini, bunun haricinde Kamu yatırımı ile ilave önlemleri alacak yeterli bütçenin bulunmadığını, olayın doğal afet olduğunu ve ortada mücbir sebep bulunduğunu belirterek bütün davalı Kurumlar bu ve benzer gerekçelerle açılan davaların reddini talep ettiklerini, bu nedenlerle fazlaya dair talep hakkı saklı kalmak kaydıyla ...'nin ödeme tarihi olan ... tarihinden itibaren, ... TL'nin ödeme tarihi olan ... tarihinden itibaren, ... TL KDV tevkifat ödemesinin ödeme tarihi olan ... tarihinden itibaren, ... TL STOPAJ ödemesinin ödeme tarihi olan ... tarihinden itibaren olmak üzere toplam ... TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari (avans) faizi ile birlikte davalı kurumlardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. SAVUNMANIN ÖZETİ: ... ... ... Vekilinin cevap dilekçesinde özetle: 2577 Sayılı Yasa kapsamında; dava konusu işlem yönünden idaremiz aleyhine açılan dava süresinde açılmamış olup davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiğini, Konya BİM ... . İdari Dava Dairesinin ... /... E.,.... /... K. Sayılı kararında dava konusu edilen hasarın... plakalı aracın .... /... ... yolu istikametinde ... tarihinde seyir halinde iken yolda biriken suya maruz kalması sonucunda oluştuğu belirtildiğini, ... ili, ... İlçesi, ... ... ... idaremiz sorumluluğunda olan kentsel yol ağı içerisinde bulunmadığını, bahse konu yolun bakım ve onarım sorumluluğu ilçe belediyesi olan ... ... ... ait olduğunu, davacı tarafından ikame edilen iş bu davada İdaremize husumet yönetilmesi kesinlikle mümkün olmadığını, ... Belediye Kanununda yer alan hüküm gereği ... Belediyelerinin sorumlu olduğu yollar tahdidi olarak sayıldığını, ara arterde kalan yollar ilçe Belediyesinin sorumluluğunda olduğunu, tazminata konu olayın gerçekleştiği adres ilçe belediyesinin sorumluluğundaki kentsel yol ağı içerisinde gerçekleştiğini, idare yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi kararı verilmesi gerektiğini, işbu davaya konu edilen olay; .... ve ilçelerinde aşırı yağış neticesinde belirtilen adresin yağmur suyundan zarar görmesi nedeniyle iş bu dava ikame edildiğini, aşırı yağışların neden olduğu taşkın, sel, kırmızı kot uygulaması, asfalt, alt ve üst geçitlerin yapımı, imar planı, dere ve akarsular, inşaat ruhsatı, zemin raporu (özellikle düdenler, zemin suyu ve su geçirgenlik faktörleri), yapılaşma, sokak ve cadde temizliği, ve iklim değişikliği v.b. birçok faktör ile doğrudan ve/veya dolaylı olarak ilintili olduğunu, bu faktörlerden bir veya birkaçında dahi yetkisi olmayan müvekkili olan idarenin doğrudan yağmursuyu ile ilgili sorumluluğu olması fiziken imkansız olduğunu, dava konusu taşınmazın bulunduğu muhitte dere ıslah çalışması ve buna ilişkin tüm işlemler bir şehrin kuruluşundaki en önemli ve en baştan yapılması gereken işlerden olup söz konusu bu tür işlerin müvekkili olan idare ile bir ilgisinin olmadığını, Davacı tarafın dava dilekçesinde bahsettiği üzere; olayın gerçekleştiği ara sokakta bir ... gibi bir çalışmanın bulunması halinde sorumluluğun ... ... .... olacağını, Dava konusu olay mücbir sebep olması nedeniyle idarenin bir sorumluluğu bulunmadığını, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında bireylerin uğradıkları özel nitelikteki zararların, idari faaliyet ile zarar arasında nedensellik bağının bulunması koşuluyla idarece tazmini hukukun genel kurallarından olduğunu, ortada tazmini gereken zararın bulunmaması, zarar gören kişinin kendisinin veya üçüncü kişinin eyleminden doğması, zararın mücbir sebeplerden kaynaklanması, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulamaması, idare hukukuna özgü tazmin nedenlerinin bulunmaması durumlarında idarenin tazmin yükümlülüğü ortadan kalkacağını, idarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için bazı şartların birlikte bulunması gerektiğini, bu şartlardan birinin eksikliği, idarenin sorumluluğunu ortadan kaldıracağını, bu şartlar; idari davranış, zarar, zararla idari davranış arasındaki uygun illiyet bağı ve hizmet kusurunda kusurun varlığı olduğunu, idare için zararı tazmin yükümlülüğü, başka bir nedenin onu geri plana itecek kadar ağır olması halinde ortadan kalkacağını, mücbir sebepte olayın nedeni bilindiği halde önlenmesi olanağı olmadığını, mücbir sebep teşkil eden haller, insanların elindeki araçlarla karşı koyamayacağı ve çoğunlukla da doğadan kaynaklanan olaylar olduğunu, mücbir sebep kavramı nispi özelliğe de sahip olduğunu, bir olay, meydana geldiği yerin, koşulların ve zamanın özelliklerine göre mücbir sebep teşkil eder ya da etmez. Sık sık sel baskını yaşanan bir bölgede başka bir sel baskınını mücbir sebep olarak nitelemek mümkün olmadığını, mücbir sebep aslen göreceli bir kavram olup zaman içerisinde esneyeceğini ve değişeceğini, bu nedenle tazminata konu olayın ... merkezinde meydana geldiği düşünüldüğünde; ... merkezde bu zamana kadar sel baskının olduğu görülmüş bir olay olmadığını, dava konusu olayda, belirtilen adreste meydana gelen hasar ve zararlar mücbir sebep sayılması gerektiğini, yağmur yağışları sonucu meydana geldiğini, kusurdan uzak, önceden bilinemeyen, karşı konulamayan, idarenin faaliyetleri dışında gerçek bir olay olan mücbir sebep, zararı idareye yüklenebilir olmaktan çıkaran, zararla idari faaliyet arasındaki nedensellik bağını ortadan kaldıran etkenlerin başında geldiğini, bu nedenlerle usule ilişkin ve esasa ilişkin itirazımızın dikkate alınarak davanın reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretini karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. ... ... ... Vekilinin cevap dilekçesinde özetle: Dava dilekçesinde açıkça müvekkili olan idarenin hangi eylemi nedeniyle sorumlu tutulduğu açıklanmadığını, ekli belgeler incelendiklerinde; sel baskını nedeniyle meydana geldiği iddia edilen hasardan davalı idarelerin sorumlu olduğu iddia edildiğini, ancak müvekkili olan idarenin neden sorumlu olduğu açıklanmadığını, bu durumda dava konusu talebin “hizmet kusuru” iddiası niteliğinde olduğunu, bu nedenle söz konusu iddiaların idari yargıda görülmesi gerekmekle birlikte idare mahkemesince verilen görevsizlik kararı üzerine iş bu dava açıldığını, müvekkili olan idare kamu kurumu olup tacir sıfatı bulunmadığından iş bu davanın genel yetkili Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, davayı açan taraf sigorta şirketi olup yönelttiği tarafların tacir sıfatı bulunmadığından iş bu davada Ticaret Mahkemeleri görevli olmadığını, iddialara dayanak olarak gösterilen tüm delil ve kayıtlar tek taraflı düzenlenen belgelerden ibaret olup olayın meydana gelmesinde müvekkili olan idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığını, bu nedenle davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, dava konusu zararın sel kaynaklı olduğu iddia edilmekte olup iş bu iddiaların muhatabı ve sorumlusu davalı ... ... ... olduğunu, Dava dilekçesinde belirttiği raporlar ve emsal yenil laların ... ilinde meydana gelen olay ile ilgisi bulunmamakta olup emsal teşkil etmesi mümkün olmadığını, yağış rejimi ve mevcut koşullar tamamen farklı olduğunu, araçtaki zararın ve hasarın ne olduğu açıklanmadığını, bu aşamada araçtaki zararın hangi olaydan kaynaklandığı, kusur durumu vs. ispat edilmediğini, iddia edildiği gibi sel kaynaklı bir hasar mevcut olup olmadığı bile bu aşamada belirsiz olduğunu, ayrıca söz konusu olayın hangi sokakta meydana geldiği de belirtilmediğini, müvekkili olan idarenin yetki alanında olup olmadığı bile bu aşamada belirsiz olduğunu, iş bu hususların ve meydana geldiği iddia edilen zarara sebebiyet verebilecek diğer hususların araştırılması ve davacı tarafça iddianın ispatı gerektiğini, davacının dayanak belgeleri bu hususları ispatlamadığı gibi davacı şirketin tek taraflı beyanlarından ibaret olup ispata muhtaç hususlar olduğunu, Müvekkili olan idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı gibi haksız fiil yönünden de dava şartları oluşmadığını, dava konusu olayda Müvekkili olan idare yönünden “haksız fiil” olarak nitelenebilecek bir eylemden söz edilemeyeceğini husumete ilişkin itirazlarımız da belirttilerini sonuç itibariyle dava konusu olayın ve iddianın vekil eden idare ile bir ilgisi bulunmayıp, her koşulda davacının iddiasını ispatı gerektiğini, yine davacı tarafça hasar bedelinin neye göre belirlenerek hesaplandığı belli olmadığını, dosyaya sunulmuş belge ve kayıt var işe de müvekkili olan idare haberdar olmadığı gibi davacı tarafça dayanak gösterilen delillerin hiçbiri kesin delil niteliğinde olmadığını, bu aşamada davacı tarafça henüz meydana gelen addi hasarın varlığı ve değeri kesin deliller ile ispat edilemediği anlaşılmadığını, açıklanan nedenler gözetildiğinde davanın haksız ve yersiz olduğu açık olduğunu, bu nedenlerle davanın reddi ile vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Dava yasal süresi içerisinde açılmamış olduğunu, zaman aşımı yönünden reddi gerektiğini, müvekkili olan idare aleyhine rücuen tazminat talebiyle açılmış olan işbu davada idari yargı görevli olduğunu, davacı sigorta şirketi, dava dışı sigortalının külli halefi durumunda olduğunu, dava dışı sigortalının hizmet kusuru nedeniyle uğradığı iddia edilen zararların rücuen tazmini için açılmış olan işbu davada idari yargı görevli olduğundan davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkil ... görev ve yetkileri, Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlendiğini, davaya konu zararın meydana gelmesine ilişkin olarak müvekkili olan idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru veya sorumluluk bulunmadığını, dava dilekçesinde bahsedilen zarar ziyanın meydana gelmesinde müvekkili olan idarenin hiçbir ilgisi bulunmadığını, iddia edilen zararın meydana geldiği tarih olan ... tarihinde müvekkili olan idareye ... ilçesinde dere taşkınına ilişkin hiçbir ihbar veya şikayet gelmediğini bahse konu yerde dere taşkını da yaşanmadığını, meydana geldiği iddia edilen zarar dere yatağı taşkını nedeniyle oluşmadığını, şehir içi yağmur drenajı müvekkili olan idarenin sorumluluğunda olmadığını, ... ilçesinde meydana geldiği iddia edilen zararla ilgili tazminat ve rücü taleplerinin sorumluluk sahası sebebi ile ..., ... ... ... ve ... ... yöneltilmesi gerektiğini, imara açılmış olan yerlerde aşırı yağışların neden olduğu (yollar, sokaklar, patika ve yürüyüş yolları, park yerleri ve halkın kullanımına sunulmuş diğer gezi alanları vb. Yerlerde) göllenmenin engellenmesi, yağmur suyunun drenajı, trafik güvenliğinin sağlanması müvekkili olan idarenin sorumluluğunda olmadığını meydana geldiği iddia edilen zarar nedeniyle müvekkili olan idarenin bir sorumluluğu bulunmadığını, dava dilekçesinde emsal olarak sunulmuş olan kararlar, ... Bölgesinde dere yatağında meydana gelen taşkınlara ilişkin olduğunu, davaya konu şehir içi yağmur drenajı nedeniyle ortaya çıkmış olan zararlar nedeniyle açılmış olan işbu dava ile ilgisi bulunmadığını, ... bölgesindeki dere yatağı taşkınına ilişkin kararlar, davaya konu zararın meydana geldiği yer dolayısıyla emsal olabilecek nitelikte olmadığını, bahse konu yerler arasında su kaynağı ( dere yatağı), topografya, nüfus yoğunluğu, yapılaşma karakteristikleri, şehirleşme altyapı hizmetleri, iklimsel ve havza özellikleri yönü ile hiçbir benzerlik bulunamamakta olduğunu, dosyaya sunulmuş olan kararlar da bu nedenle emsal karar niteliğinde olmadığını, aşırı yağışların neden olduğu şehiriçi su baskınlarının engellenmesi ve diğer alt yapı çalışmalarının yapılması ... ... ve ilgili belediyelerin sorumluluğunda olduğunu, bu hususta müvekkili olan idarenin bir sorumluluğu bulunmadığını, mahalle, cadde ve sokakların ulaşım güvenliği ile yağmur suyu drenaj şebekeleri ilgili belediyeler ve ... ...nün sorumluluğunda olduğunu, aşırı yağışlar nedeniyle oto parklarda, iş yerlerinde, cadde ve sokaklarda meydana gelen göllenmeler ve zararlarda, ilgili belediyeler ve ... ... sorumlu olup müvekkil idarenin bu hususlarda bir sorumluluğu bulunmadığını, dava dilekçesinde bahsedilen zarar ziyanın meydana gelmesinde müvekkili olan idarenin hiçbir ilgisi bulunmadığını ... ilçesinde meydana geldiği iddia edilen zararla ilgili tazminat ve rücu taleplerinin sorumluluk sahası sebebi ile ..., ... ... ve ... idaresine yöneltilmesi gerektiğini, Bu nedenle işbu davanın müvekkili olan idare yönünden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacının yağmur suyuna ilişkin benzer nitelikteki cok sayıda davaları idare mahkemesinde açarken eldeki davayı sayın mahkemeniz nezdinde açmış olması müvekkili olan idare tarafından kabul edilemeyeceğini, dava konusu alacağın tamamı hakkında zamanaşımı defii ileri sürerek davanın zamanaşımı nedeniyle de reddine karar verilmesini gerektiğini, müvekkili olan idare içme suyu ve kanalizasyon hizmetlerini ifa ile sorumlu olduğunu, dava konusu zarar ise, dava dilekçesi ve eklerinden anlaşıldığı kadarıyla yağmur suyuna ilişkin olup içme suyu veya kanalizasyon hizmetlerine ilişkin olmadığını, yağmur suyu uzaklaştırılması hizmetleri ise müvekkili olan idarenin görev ve sorumluluğunda olmadığını, meydana gelen yağış nedeniyle illiyet bağının kesildiğini ve bu nedenle sorumluluğun kül halinde müvekkili olan kuruma atfedilmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu hasarın meydana geldiği ilgili belediye tarafından yapılan yol ve kaldırım çalışmaları, etüd planlama ve fizibilitesi yapılmadan yapıldığıni, bundan dolayı kot ve eğim hatasından dolayı lokal su birikmeleri oluşarak kazalara sebebiyet verdiği hususları gözetilerek mahkemece hüküm kurulması gerektiğini, ortada idari bir işlem ya da eylemin bulunması saniyen işlem ve eylem arasında illiyet bağı bulunması yani zararın bu eylemden doğmuş olması ve nihayet uğranıldığı öne sürülen zararın meşru, aktüel ve kesin bir zarar olması gerektiğini, bu nedenlerle dava konusu olaya ilişkin tüm bilgi ve belgelerin müvekkili olan kurumdan ayrıca istenilmesine, araçlarla ilgili ekspertiz raporu ve ilgili belgelerin okunaklı hallerinin, ek savunma hakları saklı kalmak üzere dava dosyasına eklenmesine, yargı yeri yönünden davanın reddine, görevsizlik nedeniyle davanın reddine, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise idarenin herhangi bir fiili ile meydana gelen olay arasında illiyet bağı bulunmadığından davanın reddine, zararın oluşmasında müvekkili olan İdarenin kusuru bulunmadığından davanın esastan reddine, mahkeme harç ve giderleri ile Avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. III. ÇEKİŞMELİ VAKIALAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER Antalya ... İdare Mahkemesi'nin .../... esas .../... karar sayılı ilamı IV.DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE VARILAN SONUÇ: Dava, karayolunda oluşan sel nedeniyle meydana gelen hasar nedeniyle sigortacı tarafından sigortalısına ödenen bedele karşılık zararın tazminine ilişkindir. İşbu dava önce Antalya ... İdare Mahkemesi'nin .../... esas sayılı dosyasında ikame edilmiş, Antalya ... İdare Mahkemesi .../... karar sayılı ilamı ile kaza tarihinin 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin yürürlüğe girdiği ... tarihinden sonra olması ve kazanın karayollarında meydana gelmesi ile adli yargı mercinde görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir. Davalıların yargı yolu ve görev yönünden ayrı ayrı itirazları olmakla, halen yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinde de yargı yolunun caiz olması mahkemelerin görevli olması hususundan önce düzenlenmiş bulunmaktadır. Adli yargıda hukuk mahkemelerinde görülen davalarda hukuk mahkemelerin ilk önce görev (yargı yolu) sorununu inceleyip karara bağlaması gerekir; çünkü yargı yolunun caiz olması dava şartlarındandır. Bir idari dava hukuk mahkemesinde açılırsa, davalı idare yargılama bitinceye kadar yargı yolu (görev) itirazında bulunabilir (HUMK m.7, II). Hukuk mahkemeleri gibi Yargıtay da temyiz incelemesi sırasında hukuk mahkemelerinin görevli olup olmadığını (yargı yolunun caiz olup olmadığını) re’sen incelemekle yükümlüdür (HUMK m.428/2) (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Şerhi, 6. Baskı, Cilt:I, s.724-725). Bu nedenle öncelikle yargı yolu bakımından mahkemenin görevli olup olmadığı hususu değerlendirilmelidir. (Bknz: Yargıtay HGK'nun 2024/4-628 esas 2025/82 karar sayılı ilamı, Yargıtay 14.H.D. 2013/10585 Esas 2013/12786 Karar sayılı ilamı) Nitekim, mahkememizce de öncelikle yargı yolu dava şartı değerlendirilecektir. Uyuşmazlıkta; 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesi'nin 1. fıkrasının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularını inceleyen Anayasa Mahkemesi'nin, 26/12/2013 tarih ve E:2013/68, K:2013/165 sayılı kararı ile; "... Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir..." gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oybirliğiyle reddetmiştir. Dava konusu aracın ... tarihinde yolda seyir halinde iken yağan yağmurların yolda birikmesi nedeniyle yolda su içerisinde kaldığı anlaşılmış olup, dava konusu araçta karşılık zararın tazmini istemiyle açılan 2918 sayılı Kanun'un 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesinin yukarıda alıntılanan kararı kapsamında somut dava değerlendirildiğinde; sigortalının aracının ... tarihinde karayolunda seyir halinde iken aşırı yağıştan dolayı karayolunda oluşan sel sularının tahliyesini gerektiği gibi sağlanamaması nedeniyle meydana gelen hasar nedeniyle sigortacı tarafından sigortalısına ödenen bedele karşılık zararın tazminine ilişkin işbu davanın maddenin yürürlük tarihinden sonra açıldığı hususu gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanun'un, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan kaza nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu, meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ve yargı yolu bakımından dava şartının sağlandığı sonucuna varılmıştır. (Bknz; Uyuşmazlık Mahkemesi 2025/460 Esas 2025/630 Karar, 2025/517 Esas 2025/611 Karar sayılı ilamları) Uyuşmazlık, karayolunda oluşan sel nedeniyle meydana gelen hasar nedeniyle sigortacı tarafından sigortalısına ödenen bedele karşılık zararın halefiyet ilkesi gereği rücuen tahsiline ilişkindir. Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararında bu husus “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur” şeklinde vurgulanmaktadır. Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava halefiyete dayandığından ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigorta şirketi, sigortalının sahip olduğu haktan fazlasına sahip değildir. Dava haksız fiile dayanılarak açılmıştır. Taraflar arasında ticari ilişki veya sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Sigortalı ... tacir olsa da davalılar tacir olmadığından sigortalı araç sahibinin haklarına halef suretiyle açılan iş bu davada Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bu nedenle mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE, 2-Davaya bakmaya Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin GÖREVLİ OLDUĞUNA, 3-6100 sayılı HMK'nın 20. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra iki haftalık süre içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli ANTALYA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, Varsa artan gider avansının dosyasına AKTARILMASINA, İki haftalık süre içinde dosyanın gönderilmesi için talepte bulunulmaması halinde mahkememizce re'sen davanın açılmamış sayılacağına karar verileceğine, 4-6100 sayılı HMK'nın 331. maddesi gereğince harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin görevli mahkemeye gönderilmesi halinde görevli mahkemece değerlendirilmesine; davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde dava açılmamış sayılacağından yargılama giderlerinin mahkememiz dava dosyası üzerinden KARARA BAĞLANMASINA, Dair, Davalı ... .... ... vekili Av.... .... davalı ... ... .... vekili Av. ... ... ... ' nın yüzlerine karşı, davacı ve diğer davalıların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 22/10/2025
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır