İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/496 E. 2025/856 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/496
- Karar No
- 2025/856
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/496 Esas KARAR NO : 2025/856
DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/05/2025 KARAR TARİHİ : 23/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin alt işveren firma olup, tersane sektöründe faaliyet göstermekte olduğunu, davalı ile müvekkili firma arasında alt işveren-üst işveren ilişkisi tesis edilmiş olup, işbu alt işveren-üst işveren ilişkisine istinaden müvekkili firmanın davalı firma işyeri olan tersanede gemi bakım, onarım, montaj ve benzeri hizmetlerde çalışma gerçekleştirmekte olduğunu, ticari dava şartı kapsamında arabuluculuğa başvuru yapıldığını, ancak taraflar arasında anlaşma sağlanamamış olduğunu, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında mevcut alt işveren-üst işveren ilişkisi kapsamında müvekkili firmanın davalı iş yerinde 2021-2022-2023 yıllarında gerçekleştirmiş olduğu çalışma karşılığında hak etmiş olduğu alacaklarının ödemesinini davalı şirket tarafından müvekkiline eksik yapılmış olduğunu, davalı şirketin hakediş bildirimlerinde, yapılan hizmet bedelinden, herhangi bir sözleşmeye veya hukuki düzenlemeye dayanmayan teminat ve kesinti temizlik adı altında iki ayrı kesinti kalemi bulunduğunu, bu kesintilerin, müvekkili şirketin fiilen yaptığı ve karşılığını hak ettiği hizmet bedelinden keyfi olarak düşülen ve ödenmeyen tutarları oluşturmakta olduğunu, hak edişlerin tespiti ve faturalandırılması sürecinin, davalı şirketin muhasebe birimi tarafından gönderilen e-postalar ile belirlenmiş ve müvekkili şirketin bu bildirimler doğrultusunda hak edişlerini eksik bir şekilde faturalandırmak zorunda kalmış olduğunu, taraflar arasındaki iş akışının faturalandırılmasının esasının, davalı şirket tarafından müvekkiline düzenli olarak gönderilen hakediş bildirimlerinin oluşturmakta olduğunu, bu bildirimler doğrultusunda müvekkilinin, yapmış olduğu hizmetlerin karşılığı olan hakedişlerin; teminat kesinti bedeli, temizlik kesinti bedeli ve idari para cezası kesinti bedellerini düşerek kalan bakiyeyi fatura etmekte ve davalı şirketin de bu faturaları ödeme yükümlülüğünü üstlenmekte olduğunu, ancak müvekkili firmanın davalı ile defalarca görüşmesine rağmen 2021-2022-2023 yıllarında kendisinden kesilen teminat bedellerini ve temizlik kesintisi fark bedellerini iade alamamış olduğunu, müvekkilinin hak edişlerinden kesilen fahiş temizlik kesintisi bedellerinin gerçek değerleri tespit edilerek, müvekkilinden fazla kesilen temizlik kesintisi fark bedellerinin davalı tarafından müvekkiline iade edilmesi gerektiğini, davalı şirketin temizlik kesintisi adı altında yapmış olduğu kesintilerin hukuka uygunluğunun ve orantılı olup olmadığının değerlendirilebilmesi için, öncelikle söz konusu temizlik giderlerinin somut dayanaklarının ortaya konulması gerektiğini, bu kapsamda davalı şirketin temizlik hizmeti kapsamında yaptığı gerçek giderlerin tutarını gösteren faturaların ve diğer belge niteliğindeki kayıtların dosyaya celbine karar verilmesini talep ediyor olduklarını, davalı tarafça söz konusu belgelerin sunulmaması veya temizlik giderlerine ilişkin herhangi bir kayıt ibraz edilmemesi halinde, temizlik gideri adı altında kesilen tutarların makul ve gerçek giderlere uygun olup olmadığının bilirkişi marifetiyle tespit edilerek hesaplanmasını ve temizlik bedeli kesintisinden kaynaklı fiili zararının belirlenmesini, müvekkilinden fazla kesilen temizlik kesinti bedellerinin taraflarına iade edilmesini talep ediyor olduklarını, davalı tarafça müvekkilinin hak edişinden haksız olarak kesilen ve müvekkilinin faturalandırmasına davalı tarafça müsaade edilmeyen teminat bedeli kesintilerinin tespit edilerek hesaplanması ve müvekkiline iade edilmesi gerektiğini, müvekkilinin eksik fatura düzenlemesine davalı taraf sebebiyet vermiş olup, müvekkilinden kesinlen teminat bedellerine ilişkin fatura düzenlenmemiş olmasının alacak iddialarını ortadan kaldırmadığını, davalı ile iş ilişkilerinin olduğu, yaptıkları işlerin neler olduğu ve hangi gemiden ne kadar hak ediş kazanıldığı, kazanılan hak ediş bedellerinden ne kadar tutarda teminat kesinti bedeli ve temizlik kesinti bedeli kesildiği, müvekkili tarafından faturalandırılan tutarın bu kesintilerden sonra kalan bedel üzerinden yapıldığına ilişkin tüm hususların, dilekçe ekinde sunulan bakım hak edişi başlıklı mail yazışmaları ve her mailin ekinde yer alan excel tabloları ile ilgili olduğu faturadan açık bir şekilde anlaşılmakta olup dava taleplerini ispatladığını, müvekkilinin hak kaybı yaşamaması adına ihtiyati tedbir talep etme gereği hasıl olduğunu beyanla; davanın ve ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile, teminat kesinti bedellerine ilişkin olarak; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 44.000 TL teminat kesinti bedelinin, her teminat kesintisi için ayrı ayrı ilgili olduğu faturasından tespit edilerek, her eksik ödemenin ilgili faturalardaki düzenleme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, temizlik kesintisi fark bedellerine ilişkin olarak; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000 TL temizlik kesintisi fark bedelinin, her temizlik kesintisi için ayrı ayrı ilgili olduğu faturasından müvekkilinin zararlarının tespit edilerek, her eksik ödemenin ilgili faturalardaki düzenleme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkili mahkemede açılmaması bir yana, esasen davanın Devlet Mahkemelerinde görülmesinin de mümkün olmadığını, davacı ile müvekkili arasındaki 27.10.2021 tarihli Müteahhit Çerçeve Sözleşmesinin (kısaca "Sözleşme") 25.2. maddesi ve özellikle c bendinde tahkim anlaşması mevcut olduğunu, anılan maddede Müteahhit Davacı ile İş Sahibi Müvekkil Şirket arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda BV (Bureau Veritas) hakemlik yapacağı ve BV'nin vereceği kararların her iki taraf için de nihai ve bağlayıcı olacağı açıkça ifade edilmiş durumda olduğunu, HMK m. 413 delaletiyle HMK m. 116/I-b uyarınca tahkim ilk itirazında bulunuyor ve davanın usulden reddini talep ediyor olduklarını, davacının talebini teminat kesintisi alacakları için 44.000.-TL, temizlik kesintisi alacağı için 1.000.-TL olmak üzere şimdilik toplam 45.000.-TL olarak belirlemiş olduğunu, müvekkili ...'ın davacıya hiçbir borcu bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için aksi kabul edilse bile, davacının hakediş tutarları da teminat ödemeleri de Banka üzerinden resmi şekilde gerçekleştirilmekte olup tutarların davacının bilgisi dahilinde olduğunu, alacağın miktarının açıkça belirli olduğunu, taraflarca kolayca belirlenebilir olduğu durumlarda ne kısmi dava ne de belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunduğundan söz edilemeyeceğini, HMK m. 107'nin şartları gerçekleşmediğinden hareketle davanın usulden reddini talep ediyor olduklarını, dava dilekçesi incelendiğinde 22.07.2023 tarihli faturaya dayanıldığı, sadece bu faturada dahi 20.000.-TL teminat, 7.700.-TL temizlik kesintisi talep ettiği; yani dava dilekçesinde gösterilen taleplerin aşıldığının görülmekte olduğunu, öte yandan şayet açılan davanın mahkememizce belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu hususunda tereddüt hasıl olursa, bu durumda davacının HMK m. 119/1-ğ'nin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacağını, talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, HMK m. 119/II gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesinin istenmesi taleplerinin mevcut olduğunu, uyuşmazlığın delil sözleşmesine göre sonuçlandırılması gerektiğini, müvekkili ...'ın defter, kayıt ve belgelerinin kesin delil olacakğını, Delil Sözleşmesi kapsamı dışında davacının gösterdiği ve göstereceği hiçbir delile muvafakatleri olmadığını, davacı tarafın ise bir takım e postalara dayanmış olduğunu, davacının dayandığı e-postaların müvekkiline ait olduğunu kabul etmemekle birlikte e-postada fatura tarihine ve matraha dikkat edin denilmesi tutardan mahsup yapın demek anlamına gelmediğini, yine davacı tarafın mail ekinde olduğunu iddia ettiği excell tablosunun 28.03.2025 tarihli olduğunu, davacının müvekkili şirkette çalıştığını iddia ettiği son yılın ise 2023 olduğunu, bunun da davacı yanın delillerinin ne derece dayanaktan yoksun olduğunu ortaya koymakta olduğunu, zamanaşımı itirazları bulunduğunu, davacının 2021-2022-2023 yıllarına ilişkin talepte bulunmakta olup, taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğunu, davalı müvekkilinin davacı şirkete borcu bulunmadığını, davacı her ne kadar 2021-2022-2023 yılları hak edişlerinden alacaklı olduğunu ileri sürse de cari hesapta ...'ın davacıya borçlu değil davacıdan alacaklı olduğunu, sözleşme kapsamında davacıya gerekli tüm ödemeler yapılmış olup herhangi bir hakediş borcu bulunmadığını, ...'ın davacıdan sözleşme başta olmak üzere tüm alacaklarını saklı tutuyor olduklarını, müvekkilinin gerek davacı şirkete gerek davacı şirket nam ve hesabına davacı şirket işçilerine ve bu işçiler için Sosyal Güvenlik Kurumu'na ödemeler yapmak zorunda kalmış olduğunu, sözleşmenin 11. maddesine göre de ilgili tutarları mahsup hakkı bulunduğunu, öte yandan sözleşmenin 18. maddesi uyarınca davacının, Kesin Kabul işlemlerini yapmadığı gibi müvekkiline bu işlemlerin yapılması için davette de bulunmamış olduğunu, Kesin Kabulü gerçekleşmemiş bir iş için müvekkilinden talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, kaldı ki davacı tarafın hangi gemi için hangi hak edişin yapıldığına ilişkin somut bir iddiası da bulunmadığını, halbuki sözleşmenin 5. maddesinde hakedişlerin ne şekilde yapılacağı ve hakediş onayı olmadan ödeme yapılmayacağının açıkça belirtilmekte olduğunu, davacı tarafın onaylanmış bir hakedişi olmadan alacağı olduğu yönündeki iddiasının kabul edilebilir bir yanı bulunmadığını, davacının hakediş onayı için gerekli ön şartları yerine getirmemiş olmasına rağmen hakediş yaptığını ileri sürmesinin kabul edilebilir nitelikte olmadığını, davacı tarafın hakediş faturalarının zorla kesinti yapılarak düzenletildiğini ileri sürmekte olduğunu, ancak bu iddiasını destekleyecek hiçbir delili bulunmadığını, kaldı ki tacirin müzayaka halinde olması ve gabine maruz kalmasının mümkün olmadığını, bir an için bu iddiaların doğru olduğu kabul edilse dahi davacının müvekkili şirkette en son 2023 yılında çalışmış olduğunu, aradan 1 yıldan daha fazla zaman geçtikten sonra aşırı yararlanma iddiasını ileri sürmesinin de mümkün olmadığını, zira TBK md 28/2 uyarınca taraflar arasında 2023 'ten sonra çalışma olmadığına göre zor durumda kalma durumunun 2023 yılından sonra sona erdiğinin kabul edilmelisi gerektiğini, müvekkilinin davacıya muaccel teminat iade yahut temizlik kesinti borcu bulunmadığını, davacının ikinci alacak kalemi olarak teminat ödemelerini göstermekte olduğunu, sözleşme'nin 12.2. maddesine göre "İş Sahibi tarafından Sözleşme kapsamında Müteahhit'e yapılacak her türlü hakediş ödemesinden %5 (yüzde beş) oranında teminat kesintisi yapılır." Kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir hakediş kesintisi olsa bile, müvekkili ... tarafından işbu madde uyarınca hareket edilmiş, ancak davacı tarafın müvekkilinde bir hakediş alacağı bulunmadığını, kaldı ki; sözleşme'nin 12.4. ve 12.5. maddesi ise teminatların iadesi sürecini düzenlemekte olduğunu, 12.4. maddeye göre eksik ve/veya ayıplı ifa yahut hiç ifa etmeme hallerinde teminat iadesinin yapılmayacağının düzenlenmiş olduğunu, bu hususa ilişkin haklarını da saklı tutuyor olduklarını, zira davacı tarafın sözleşmeye uygun olarak, üstlenmiş olduğu işleri yerine getirmekle ve işi teslim ettiğini ispat etmekle yükümlü olduğunu, öte yandan İş Sahibi aleyhine Müteahhit ve Müteahhit'in çalışanları tarafından iş hukuku, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan işçilik veya iş kazası alacağı başta olmak üzere ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla sair hususlara ilişkin talepleri konu edinen bir icra takibi veya dava açılmış ise, ...'ın bu davaların kesin olarak sonuçlanmasının üzerinden 30 gün geçmedikçe teminat iadesi yapmama hakkını haiz olduğunu, davacı işçilerinden ... TC Kimlik Numaralı ..... tarafından 24.11.2021 tarihinde Kocaeli ... Noterliği ... yevmiye nolu ihtar üzerinden işçilik alacakları talepli ihtar çekilmiş olduğunu, zaten %5 teminat uygulamasının amacının İş Sahibi müvekkilinin bu tarz risklere karşı koruma altına alınması olduğunu, görüldüğü üzere bir an için teminat iadesine ilişkin diğer tüm şartların gerçekleştiği kabul edilse dahi, ... ve diğer davacı işçilerinin taleplerine dair hukuki süreçler sona ermedikçe teminatların davacıya iadesinin Sözleşme gereği mümkün olmadığını, yine sözleşmenin 6.26 ve 9.1. maddesine göre çalıştığı sahanın temizliğinden ve bu temizlik için yapılacak ödemelerden davacının sorumlu olduğunu, bu nedenle de davacının sözleşmeye aykırı şekilde hareket edildiği iddiasının da yersiz olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için davacının alacağı olduğu kabul edilse dahi alacağa "faturalardaki düzenleme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi" uygulanmasının mümkün olmadığını, dava dilekçesinde her iki alacak açısından "faturalardaki düzenleme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi" şeklinde talepte bulunulmuş olsa da, eldeki dava ticari dava olup iş davalarına özgü bu talebin ticari davada ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, öte yandan ticari davalarda "ticari avans faizi" şeklinde AÇIK TALEP olmadıkça yasal faize hükmedilmesi gerektiğini, nitekim TTK m. 9 atfıyla 3095 sayılı FaizK m. 2/II'nin uygulanabilmesi için AÇIK TALEP gerektiğini, TBK m. 117/I'e göre "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer." faturanın düzenlenme tarihinden itibaren faiz işletilmesinin mümkün olmadığını, çünkü fatura düzenlenmesinin borçluyu temerrüde düşüren bir işlem olmadığını, müvekkiline ihtar çekilmediğinden yahut dava açılmadığından fatura tarihi itibariyle temerrüt bulunmadığını, eldeki davanın basit yargılamaya tabi olup, dava dilekçesinin sunulması ile iddianın genişletilmesi yasağı başlamış olduğunu, bundan sonraki süreçte iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesine muvafakatleri bulunmadığını beyanla; her türlü beyan, savunma ve delillerini sunma hakları saklı kalmak kaydıyla; Tahkim ilk itirazı nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE, belirsiz alacak davası şartlarını taşımayan davanın USULDEN REDDİNE, nihayetinde davacı tarafından kanunsuz, usulsüz, haksız, hukuka aykırı açılan davanın ve taleplerinin tüm ferileriyle birlikte ESASTAN REDDİNE, HMK m. 119/II gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesinin istenmesine, her türlü dava takip ve yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Taraflar arasındaki Müteahhit Çerçeve Sözleşmesinin (kısaca "Sözleşme") 25.2. maddesi ve c bendinde tahkim anlaşması mevcut olduğu, anılan maddede Müteahhit Davacı ile İş Sahibi davalı Şirket arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda BV (Bureau Veritas) hakemlik yapacağı ve BV'nin vereceği kararların her iki taraf için de nihai ve bağlayıcı olacağının açıkça ifade edildiği ve bununla ilgili diğer hususların düzenlendiği anlaşılmıştır. "...Geçerli bir tahkim şartı ya da anlaşmasından söz edebilmek için tarafların tahkim iradeleri, karışıklığa yer vermeyecek biçimde açık ve kesin olarak belirtilmelidir. Kural olarak bir uyuşmazlığın çözümlenmesi görevi yetkili mahkemelere ait olduğundan tahkim iradesinin açık ve kesin olmaması halinde tahkim şartı ya da anlaşması geçersiz olur..."(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2016/5313 Esas 2017/3922 Karar sayılı kararı). HMK 412 maddesinde tahkim sözleşmesinin tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşma olarak tanımlandığı, aynı maddede tahkim sözleşmesinin, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabileceğinin de düzenlendiği, buna göre taraflar arasındaki somut uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu, taraflar arasındaki Müteahhit Çerçeve Sözleşmesinin (kısaca "Sözleşme") 25.2. maddesi c bendinde tahkim şartının mevcut olduğunu, anılan maddede Müteahhit Davacı ile İş Sahibi davalı Şirket arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda BV (Bureau Veritas) hakemlik yapacağı ve BV'nin vereceği kararların her iki taraf için de nihai ve bağlayıcı olacağının açıkça ifade edildiği, tarafların tahkim iradelerinin açık ve kesin nitelikte belirlendiği, davalı tarafın tahkim ilk itirazını sunduğu cevap dilekçesinin süresinde olduğu anlaşılmakla taraflar arasında kararlaştırılan geçerli ve uygulanabilir nitelikte bir tahkim şartı bulunduğundan ve davalı tarafından süresinde ileri sürüldüğünden davalının tahkim itirazının kabulü ile, HMK 116/1-b, 117/3 ve 413/1 uyarınca davanın usulden reddine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: AÇILAN DAVANIN DAVALI TARAFIN TAHKİM İTİRAZI DİKKATE ALINARAK HMK m. 116/1-b, m.117/3 ve 413/1 UYARINCA USULDEN REDDİNE, 1-Alınması gereken 615,40 TL harcın peşin alınan 768,49 TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 153,09 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 2-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA, 3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davalı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 30.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 23/09/2025 Katip ...
Hakim ...