İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/483 E. 2026/123 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/483
- Karar No
- 2026/123
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/483 Esas KARAR NO : 2026/123
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 31/05/2025 KARAR TARİHİ : 02/02/2026 KARARIN YAZILMA TARİHİ : 05/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde ÖZETLE; Müvekilleri adına Bakırköy ... İcra Dairesi ... dosyasından 10/11/2024 tarih ... seri numaralı 400.000 TL bedelli çek ile icra takibi başlatıldığını, çekteki ciro imzasının müvekillerine ait olmadığını bu çekten dolayı borcu bulunmadığını belirterek müvekillerinin anılan çekten borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir. Davalı tarafından süresinde cevap sunulmamıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava konusu uyuşmazlığın taraflar arasındaki çeke dayalı davacı aleyhine başlatılan kesinleşmiş icra takibine ilişkin borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu tespit edilmiştir. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun “Menfi tespit ve istirdat davaları” başlıklı 72. maddesi: “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.” düzenlemesini içermektedir. Anılan maddeden anlaşıldığı üzere borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir ve takip konusu alacağın borçlusu olmadığının tespiti isteyebilir. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Somut uyuşmazlıkta davacı icra takibinin kesinleşmesinden sonra dava açmış olup kanun koyucu tarafından süre sınırlaması getirilmemesi nedeniyle davanın süresinde açıldığı belirlenmiştir. İspat yükü ise; bir vakıanın doğru ve gerçek olup olmadığı konusunda hakimi inandırma faaliyetidir. İspat, ispat anıdan önce vuku bulmuş ve tekrar etmeyen, vakıalara ilişkindir. İspat yükü aynı zamanda bir haktır. Menfi tespit davasında borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, kural olarak, hukukî ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukukî ilişkinin ( borcun ) varlığını kanıtlamak durumundadır. Senetteki imzanın borçluya ait olduğunun ispat külfeti senet elinde olup, takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. (HGK 26/04/2006 tarih, 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı) Bu durumda davanın niteliği itibari ile imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfeti davalı alacaklıya aittir. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusunda, 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise, HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, takibe dayanak senette imzanın keşideciye ait olmadığının- sahteliğinin- bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararı) Taraflarca ileri sürülen tüm deliller dosya içerisine alınmış, icra dosyası getirtilerek incelenmiş, davacı tarafından bildirilen kurumlara müzekkere yazılarak mukayese edilecek ıslak imza asılları toplanılmış, tüm deliller toplandıktan sonra grafolog bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiştir. Davaya konu çekin incelenmesinde; ... Bankası ... Şubesine ait keşide yeri İstanbul, keşide tarihi 10.11.2024 olan ... çek numaralı 400.000 TL. (DÖRTYÜZBİNTL.) miktarlı çek olduğu, grafoloji bilirkişisinin 01/12/2025 tarihli bilirkişi raporunda "İncelenme konusu “... Bankası ... Şubesine ait keşide yeri İstanbul, keşide tarihi 10.11.2024 olan ... çek numaralı 400.000 TL. (DÖRTYÜZBİNTL.) miktarlı çek” aslının arka yüzünde “... LTD.ŞTİ.” kaşesi üzerine atılı 1.ciro imzası ile atfedilen şirket yetkilisi ...'e ait mevcut mukayese imzaların karşılaştırmalarında aralarında; gerek genel görünümleri gerekse işleklik derecesi, alışkanlıklar, tersim biçimi, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından da uygunluk ve benzerlikler saptanmadığından inceleme konusu 1.ciro imzasının mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...'in ELİ ÜRÜNÜ OLMADIĞI kanaatimi bildirir rapordur." denilmek suretiyle davacı lehtar şirket yetkilisi tarafından imza atılmadığı eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir. Bu bilgiler ışığında somut olayda; davacının dava konusu çekin lehtarı olduğu, davalı tarafından icra takibi başlatıldığı ve takibin kesinleştiği, dava konusu çekin keşideci şirket yetkilisi olarak davacının imzası bulunduğu ancak bu imzanın inkarı nedeniyle açılan menfi tespit davası olduğu, toplanan deliller üzerine Mahkememiz ara kararı doğrultusunda imza incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi tarafından sunulan raporda ciroya ilişkin imzanın şirket yetkilisi eli ürünü olmadığının bildirildiği, davalı tarafından işbu bilirkişi raporuna karşı ileri sürülen itirazların reddolunarak yargılamaya devam edildiği, çekteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti çeki elinde bulunduranın olup, takibe başlayan ve imzasının borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğu (Yargıtay HGK'nın 2006/12-259 Esas, 2006/231 Karar sayılı kararı), bu kapsamda ispat yükünün davalı alacaklıda olduğu ve davacının eli ürünü olduğunu kanıtlayamadığı, bu halde davacının imzası nedeniyle davaya konu çekin ve icra takibi nedeniyle borçlu olmadığı kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmekle birlikte davacı tarafından ileri sürülen kötü niyet tazminatı talebi yönünden yapılan incelemede; İcra ve İflas Kanunun 72. maddesinin 5.fıkrasına göre; “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. ”Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davacı, davalının icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olduğu, davalı ile davacı arasında farklı cirantaların bulunması nedeniyle yüz yüzeliğin ve doğrudanlığın sabit olmadığı dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmadığı anlaşılmakla işbu talebin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı takip dosyasında takibe konu edilen ... Bankası ... Şubesine ait keşide yeri İstanbul, keşide tarihi 10.11.2024 olan ... çek numaralı 400.000 TL. (DÖRTYÜZBİNTL.) miktarlı çek nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, 2-Davalının kötüniyeti tespit olunamadığından kötüniyet tazminat talebinin reddine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 34.639,34.-TL karar harcından mahkememiz veznesine yatırılan 8.659,84.-TL peşin harcın mahsubu ile eksik kalan 25.979,50.-TL karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 615,40.-TL başvurma harcı ve 8.659,84..-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 5-Davacı tarafından dosyada yapılan 8.000,00 TL bilirkişi ücreti 442,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 8.442,50.-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 6-Davalı tarafından dosyada yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 81.134,46.-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 8-Davacı tarafından dosyaya yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleşince ve HMK 333. maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine, 9-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irad KAYDINA,
Dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen kararının, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstanbul BAM ‘ne İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 02/02/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır