İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/426 E. 2026/194 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/426
Karar No
2026/194
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/426 Esas - 2026/194 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/426 KARAR NO : 2026/194

... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 02/10/2025 KARAR TARİHİ : 29/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/04/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin 2008 yılında kurulduğunu, Türkiye'nin en yaygın zincir market şirketi olduğunu, 2023 sonu itibariyle 13.000’in üzerinde mağazasıyla Türkiye’nin 81 ilinde faaliyet gösterdiğini, 61.000’den fazla çalışanı ve 600’ün üzerinde tedarikçisi ile perakende sektörünün öncü şirketleri arasında olduğunu, .... Perakendenin Küresel Güçleri 2021 Raporu’na göre, Dünya’nın en hızlı büyüyen ilk 10 perakende şirketi arasındaki %100 yerli sermayeli tek Türk şirketi olup, listede 6.sırada yer aldığını, müvekkiline ait “....” ve “...” ibareli markalarını uzun zamandan beri ticaret hayatında kullandığını ve çok sayıda marka tescillerinin bulunduğunu, dava konusu ....ibareli marka ile fonetik, görsel ve kavramsal benzerliğin çok yüksek olduğunu, müvekkili markalarının serisi olarak algılanacağını, davaya konu olan ....” markasının, müvekkile ait olan “... türk kahvesi” markası içerisinde birebir aynı olarak içinde yer aldığını, kahve ibaresinin tanımlayıcı olduğunu, bu nedenle markanın esas unsurunun keyfi ibaresi olduğunu, müvekkiline ait ... ibaresiyle ayırt edilemeyecek kadar benzerlik taşıdığını, markanın SMK 5/1-b ve c kapsamında reddinin gerektiğini, emtiaların birebir aynı olduğunu, tüketici nezdinde karışıklığa sebebiyet verecek düzeyde benzer olduğunu ve markalar arasında bağlantı kurma ihtimalinin bulunduğunu beyan ederek .... sayılı kararının 30. sınıf ve 35. sınıfın alt grubunda bulunan 30. alt sınıftaki mal ve hizmetler yönünden iptaline ve markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine ve yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu markanın “... unsurlarından oluştuğunu, sadece “...” kelimesini çekip benzerlik iddiasında bulunmanın marka hukukunda geçerli olan bütünsellik ilkesiyle bağdaşmadığını, markaların ne görsel, ne sesçil ne de anlamsal olarak birbirine benzemediğini, markalarda ortak olarak yer alan "..." kelimesinin günlük dilde yaygın olarak kullanılan ve tek başına ayırt edici niteliği düşük bir ibare olduğunu,sadece zayıf unsurun ortak olmasının markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açmayacağını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili duruşmadaki beyanlarıyla, kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, ....” markasının 30 ve 35.sınıfta yer alan mal ve hizmetler için dava dışı .... adına başvuruda bulunulduğu, Markanın ilk incelemeden geçerek 12.10.2023 tarih ve 430 sayılı Resmi Marka Bülteninde ilan edildiği, Davacının “...” ibareli markalarını mesnet göstererek 6/1, 6/3, 6/5, 6/6 , 6/9 , 5/1-b, 5/1-ç, maddelerine dayanarak itiraz ettiği, davalının karşı görüş sunduğu ve .... nolu markaları için kullanım ispatı talep edildiği, davacı tarafından bir takım delillerin sunulduğu,... tarafından itirazın reddedildiği, SMK 6/1 kapsamında markalar benzer bulunmadığı için kullanım delillerini değerlendirmediğini, davacı tarafından bu karara itiraz edildiği, dava konusu markanın davalı ....’ya devredildiği, davacı itirazının .... tarih ve 28.07.2025 sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; 6769 s. SMK 5/1-b maddesi “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler”in marka olarak tescil edilemeyeceklerini düzenlemektedir. Madde gerekçesi incelendiğinde, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. 2015/2424 sayılı .... Tüzüğünün 7. maddesinde de marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamdaki ayırt edicilik, tescil başvurusuna konu mallar veya hizmetler için değerlendirmeye alınır. Söz konusu maddeye göre işaretin tescilinin mümkün olmaması için “kaynak gösterme fonksiyonu”na sahip olmaması gerekmektedir. Bir markanın esaslı/asıl fonksiyonu, mal ve hizmetleri bir başkasının mal ve hizmetlerinden ayırt etmekten ibarettir. Dolayısıyla ürünün bir kişi veya firmaya ait olduğunu tanıtmaya imkan vermesi, yani ayırt edici gücünün olması gereklidir. Eğer ki işaret, ürünün aidiyeti hakkında tüketiciye bir bilgi veremiyor ise marka olarak tescil edilemez. Dolayısıyla ayırt edicilik fonksiyonu, işaretlerin genel ve temel bir özelliğidir. (..... “Bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması için o markanın, tescili istenen ürünün belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirler hale gelmiş ve böylece o ürünü diğer işletmelerin mallarından ayırır hale getirmiş olması gerekir. (....).” Yargıtay kararlarında da ayırt ediciliğin markanın temel fonksiyonu olan kaynak gösterme fonksiyonunun sağlanıp sağlanmadığına bağlı olduğu ifade edilmektedir. ..... sayılı kararında: "556 sayılı KHK ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü, ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır." denilerek ayırt ediciliğin markanın en temel unsuru olduğuna dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla kabul edilen bu görüşler çerçevesine işaretin, tescili talep olunan emtialar yönünden “kaynak gösterme” fonksiyonunun var olup olmadığı incelenmeli ve bu doğrultuda bir kanaate varılmalıdır. Kanunun 5/1-c maddesi ise “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” in marka olarak tescil edilemeyeceklerini düzenlemektedir. 556 s. KHK döneminde 7/1-c maddesinin doğrudan karşılığı olan bu düzenlemeye göre bir işaretin 5/1-c kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile olan sıkı ilişkisi sebebiyle derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. “Bir işaret, olası anlamlarından en az birisinin marka kapsamında bulunan mallarla veya bir işaret, olası anlamlarından en az birisinin marka kapsamında bulunan mallara veya hizmetlere ilişkin karakteristik özellik belirtmesi durumunda marka olarak tescil edilmemelidir.” (....). “7(1)(c), kamu yararı açısından tanımlayıcı işaretlerin mal veya hizmetlerin karakteristikleriyle ilgili olarak herkesin özgürce kullanabilmesi amacını gözetir.” (....]). Nitekim doktrinde de kabul gördüğü üzere “Mal ile sadece uzaktan ilişkisi olan basit hatırlatmalar ve telmihler markaya tasviri bir karakter vermez. Eğer marka bir şeyin adını ihtiva ediyorsa, onun herkes tarafından kullanılabileceğinin kabulü için mal ile öyle bir fikri yakınlığı olmalıdır ki markanın tasviri karakteri özel bir zihni çaba harcanmaksızın anlaşılabilsin.” Yüksek Mahkemece benimsenen görüş de doktrindeki görüş ile paralel doğrultuda olup bu husus, muhtelif kararlarda aşağıdaki şekilde vurgulanmıştır. “…Başvuru konusu mal veya hizmet için doğrudan karakteristik özellik belirtmeyen, ancak ifade ettiği anlamlar ya da tanımlayıcı ibareler bakımından birden çok seçenek içerisinden yapılacak değerlendirme sonucunda dolaylı olarak bu ibarenin başvurusu konusu mal ve hizmetler bakımından da (telmih yoluyla) karakteristik özellik ifade edeceği sonucuna yol açan işaretlerin, 556 sayılı KHK'nın 7/1-c bendi anlamında mutlak red sebebi olan tasviri işaretlerden kabulü mümkün değildir.” Benzer uygulamalara Adalet Divanı kararlarında da rastlamak mümkün olup Adalet Divanına göre bir markanın tanımlayıcı olup olmadığı incelenirken öncelikle bu işaretin tescili istenilen mal veya hizmetleri, diğer firmaların mal veya hizmetlerinden ayırt edip etmediğine, daha sonra markanın tescilinin istendiği mal veya hizmete, nihayet hitap edilen ortalama tüketicinin bu işareti ne şekilde algılayacağına bakılması gerektiği belirtilmiştir. Yine ...” kararında “7/1-(c) bendi incelemesinde araştırılması gereken husus, tescili talep edilen işaretin kamunun ilgili kesiminin zihninde inceleme konusu mallarla veya hizmetlerle ilişkilendirilip ilişkilendirilmediği veya bu tip bir ilişkinin gelecekte kurulacağının düşünülmesinin makul olup olmadığıdır” şeklindeki gerekçeler ile somut ayırt edicilik ile ilgili önem teşkil eden kriterleri net ifadelerle ortaya konulmuştur. .... Federal Mahkemesi ise bir kararında güneş yağları için ....” (bakır ton) marka başvurusunu ürünün kullanıcısına bakır tonunda bir cilt sağlayacağını ima ettiği halde bu ilişkinin kurulmasının tüketicinin hayal gücüne bağlı olduğu ve aynı sektördeki rakiplerin bu ibareyi kullanma olasılığının düşük olduğu gerekçelerine dayanarak kabul etmiştir. Görüleceği üzere işaretin 6769 s. SMK 5/1-b ve 5/1-c maddeleri kapsamında kalıp kalmadığı hususu, başvuru kapsamındaki emtialar ile işaret arasındaki ilişki gözetilerek değerlendirilmesi gereken bir husustur. Zira tescili talep edilen işaretin kaynak gösterme fonksiyonuna sahip olup olmadığı ya da ilgili mal ya da hizmetin bir özelliğini ifade edip etmediği değerlendirilirken, başvuru kapsamındaki mallar / hizmetler esas alınmak durumundadır. Çünkü bir mal / hizmet için tanımlayıcı nitelikte olan bir kelime, başka bir mal / hizmet için tanımlayıcı olmayabilir. Örneğin; meyveler için nitelik belirten “taze” kelimesi, elektronik cihazlar için, akaryakıt ürünleri için cins belirten “diesel” ibaresi pantolonlar için herhangi bir özellik belirtmemektedir. Marka İnceleme Kılavuzunda “Başvuruya konu işaret, 6769 s. SMK’nın 5/1 (c) bendi kapsamında tanımlayıcı nitelikte değerlendiriliyorsa, kural olarak, işaretin ayırt ediciliğinin bulunmadığı da kabul edilir. Öte yandan, ayırt edici nitelikten yoksun olarak değerlendirilen bir işaretin aynı zamanda tanımlayıcı olduğu sonucunun çıkartılmaması gerekir. Benzer bir anlayışla, başvuruya konu işaret, her ne kadar tescili talep edilen mallar/hizmetler için doğrudan tanımlayıcı olmasa da, diğer bir deyişle 5/1 (c) bendi kapsamında reddedilmese de, malların ticari kökenini göstermekten ziyade ilgili tüketici kesimi tarafından salt malların/hizmetlerin doğası hakkında bilgi veren bir işaret olarak algılanıyorsa 5/1 (b) bendi anlamında hala tescil engelinin bulunduğu kabul edilir. Örneğin, Avrupa Birliği Genel Mahkemesi,.... sayılı “....” kararında belirttiği üzere; 1, 3, 5, 9, 10, 17, 35, 38, 39, 41, 42 ve 44 üncü sınıflara dâhil mallar/hizmetler için tescili talep edilen .... ibaresinden müteşekkil başvuru her ne kadar tescili talep edilen malların ya da hizmetlerin tamamını doğrudan tanımlamasa da “medi” ibaresinin “tıp, tıbbi” anlamlarına gelen “medikal” kelimesinin yaygın kullanılan kısaltması olması nedeniyle ilgili tüketiciler tarafından malların ve/veya hizmetlerin ticari kökenini işaret eder nitelikte algılanmayacağından ayırt edici nitelikte bulunmayarak reddedilmiştir.” denilmektedir. Somut olayda ....unsurundan oluşan markanın gerek kelime unsurunun gerek şekil unsurunun ayırt ediciliğinin düşük olduğu değerlendirilmekle beraber direk olarak tanımlayıcı olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Kahve ibaresi elbette ki 30. Sınıfta yer alan “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler.” Bakımından tanımlayıcıdır. Ancak .... tamlaması kahve içiminden alınan haz/duygu/deneyim veya günlük dilde arkadaş buluşmaları, sosyalleşme, güne başlama ritüeli vb. gibi kullanımları da bulunmaktadır. SMK m.5/1-c kapsamında bir işaretin tescilinin reddedilebilmesi için, işaretin doğrudan, açık ve tereddütsüz biçimde ilgili mal veya hizmetin cinsini, vasfını, niteliğini veya amacını belirtmesi gerekir. Daha öncede belirtildiği üzere, çağrışım yoluyla anlam yüklenen, tüketicinin zihinsel bir değerlendirme süreci sonunda ulaştığı ifadeler, m.5/1-c anlamında “tasviri” olarak nitelendirilemez. Bu noktada ilgili ibarenin direk olarak kahve malının çeşidini, özelliğini belirttiği söylenemez. Aksine ilgili ibarenin anlamı bağlama göre değişebilen, yoruma açık bir ifadedir. Bu nedenle SMK 5/1(c) maddesine göre doğrudan tanımlayıcı değil, çağrışımsal bir anlama sahip olduğu, TARAF MARKALARI ARASINDA BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; SMK 6/1 maddesi uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Dolayısıyla markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu; markaların tescilli oldukları sınıfların aynı olması veya birbirine benzer olmasıdır. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal veya hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Görüldüğü üzere karıştırılma ihtimalinin varlığı için çifte benzerlik şartının gerçekleşmesi ve her iki benzerliğin de dikkate alındığı genel izlenim ve değerlendirmeye göre ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırma ihtimalinin bulunduğu, EMTİALARIN BENZERLİĞİ; Öncelikli olarak davalı tarafından kullanım ispatı talep edildiği görülmüş olup, davacı markalarının incelenmesinde aynı sınıflarda aynı esas unsurlı kullanım ispatına konu olmayan markalarının olduğu tespit edilmiş, usul ekonomisi nedeniyle davalı kurum nezdinde sunulan deliller incelenmemiştir. Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. “Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “Uluslararası Nice Protokolü” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte tek başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir.8Nitekim EUIPO nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Dava konusu markada 35.05 perakendecilik diye nitelendirdiğimiz satış hizmetinin altında 30.sınıfta yer alan mallar yer almaktadır..... Kılavuzunda belirtildiği üzere, mallar ve söz konusu malların bir araya getirilmesi hizmetleri arasında düşük düzeyde benzerlik bulunduğu kabul edilir. Her ne kadar mallar ile bu malların bir araya getirilmesi hizmetleri doğası, amacı, kullanım şekli faktörleri bakımından benzer olmasalar da dağıtım kanalı, ilgili tüketici kesimi ve tamamlayıcılık faktörleri açısından benzer özelliklere sahiptirler. Bu özellikleri göz önünde bulundurulduğunda mallar ve o malların perakendeciliği hizmetleri arasında düşük düzeyde benzerlik bulunduğu kabul edilir. Aynı kılavuzda; “Yine .... sayılı kararında, 29’uncu, 30’uncu ve 31’inci sınıfta yer alan mallar ile aynı malların perakendeciliği hizmetlerinin birbirini tamamladığı, aynı dağıtım kanallarından geçtikleri, aynı işyerlerinde sunuldukları, birbirleri yerine ikame edilme ve rekabet etme olanaklarının bulunduğu gerekçeleri ile söz konusu mal/hizmetlerin benzer olduğu görüşüne varmıştır.” denilmektedir. Nitekim ...” kararında belirli bir emtia ile söz konusu emtianın perakendeciliği hizmetinin emtia ile söz konusu emtianın sunumunun tamamlayıcı nitelik arz etmesi, dağıtım kanallarının aynı olması ve aynı tüketici kesimine hitap etmeleri nedeniyle benzerlik bulunduğu tespitini yapmıştır. Yine aynı yönde, bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı ve/veya benzer emtia sayılması gerektiği, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.”… aynı marka, mal ve hizmet markası olarak farklı kişilere ait olduğunda, mağaza adında ürün markasını gören kimseler, o mağazada satılan malların, mal markasının sahibi olan işletmeden geldiğini düşüneceklerdir. Bu da karıştırma ihtimaline neden olacağından, mallar için tescilli bir markanın, sonradan o mallarla ilgili mağazacılık hizmeti için üçüncü bir kişiye verilmemesi gerekir denilmektedir. Aynı minvalde ..... sayılı kararında; “... Dairesi'nce, tarafların marka olarak kullanmak istedikleri ibarelerin asıl ve ortak unsurlarının "...." kelimesinden oluştuğu, markalarının kapsadığı 29 ve 30. Sınıf emtianın da aynı olduğu, her ne kadar davacının 35. sınıfta tescilli markası yoksa da davalının 29 ve 30. sınıfa özgülenmiş 35/6. sınıf mağazacılık hizmetlerinin de davacının 29 ve 30. Sınıfta tescilli bulunan emtiaları ile iltibas oluşturduğu, ticari bir malı üreten işletmenin, ürettiği malı satmasının işin doğası gereği ve ticari faaliyetin zorunlu bir sonucu olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.” şeklinde verilen kararın onanmasına karar verilmiştir. Sayılan nedenlerle davacı markasınında yer alan 30. Sınıf mallar ile, dava konusu markada yer alan 30 ve 35/05 sınıf altında listelenmiş 30.sınıf mallar arasında benzerlik bulunduğu, İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI; Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır. İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır.....kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zeka ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkate alınmalıdır. Kavramsal (anlamsal) benzerlik,kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Dava konusu markada yer alan .... ibaresinin “kahve içiminden alınan haz” anlamına geldiği, günlük dilde kullanımda ise sosyalleşme, buluşma gibi yan anlama da sahip olduğu yukarıda açıklanmıştır. Davacı markası da ... ibaresinden oluşup, Arapça kökenli olup "nasıl" anlamına gelen (kayfa) sözcüğünden türemiştir ve genellikle "... keder" (isteğe bağlı, ... göre) ifadesinde kullanılır. Ek olarak tüketici nezdinde Keyif sözcüğünden türediği direk olarak algılanacaktır. Bu noktada taraf markalarında yer alan.... ibareleri Keyif ibaresinden türemiş ibareler olup belli bir ölçüde kavramsal benzerlik bulunduğu, İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Taraf markaları Türkçe kelimeler olduğu için yazıldığı şekilde okunacaktır. Dava konusu ... şeklinde 2 hece okunacaktır. Ek olarak farklı seslerle başladığı aşikardır. Bilindiği üzere, sözcük markalarında başlangıç kısmındaki benzerliğin markaların benzer olma ihtimalini arttırdığı, buna karşılık markaların başlangıç kısmındaki farklılıkların markaların benzerlik ihtimalini azalttığı kabul edilmektedir. Bu bağlamda fonetik farklılaşmanın sağlandığı, Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Dava konusu markanın .... şeklinde .... markası olup, bir yuvarlak içerisinde dumanı tutan bir fincan şeklinin bulunduğu ve çevresininde markanın kelime unsurlarının bulunduğu, Davacı markalarından ... markasının kelime markası olduğu, ....ibareli markasının dikdörtgen bir bçimde konumlandırıldığı, yine davalı markasında olduğu gibi kahve fincanı şeklinin kullanıldığı görülmüştür. Markalarda kullanılan renk ve şekil unsurunun ilgili mallar bakımından sıklıkla kullanıldığı, ayırt edicliğinin düşük olduğu bu noktada her nekadar benzerlik bulunduğu görülse de bütünsel açıdan yeterli farklılaşmanın sağlandığı, Markalarda yer alan unsurların genelinin ya tanımlayıcı ya da ayırt edici güçlerinin düşük olduğu değerlendirilmektedir. Görsel açıdan kullanılan kahverengi ve tonlarının kahve markalarında ve ambalajlamasında sıklıkla kullanıldığı, yine kahve çekirdeği, kahve fincanı, duman şekli vb. unsurların piyasada sıklıkla kullanıldığı, kelime unsurları bakımından da kahve, türk kahve ibarelerinin tanımlayıcı olduğu, keyif kökünden türetilen keyfi ve ... ibarelerinin ise ayırt edici gücünün düşük olduğu, bu nedenle doktrinde de kabul görüldüğü üzere, ayırt edici gücü düşük ibareleri seçen tarafın, diğer kullanımlara katlanması gerektiği, ..... ibaresinin bir tamlama biçiminde oluşturulduğu, bu nedenle marka içerisinden sadece keyfi ibaresinin alıp değerlendirme yapılamacağı, ayırt edici gücü düşük olan ibarelerin ortak olması halinde direk olarak karıştırılma ihtimalinin varlığından bahsedilemeyeceği, markalada kavramsal, fonetik ve görsel açıdan yeterli farklılaşmanın sağlandığı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Davacının ... markasının tanınmışlığına ilişkin herhangi bir reklam/pazarlama/ Pazar araştırması vb. delil sunmadığı, kullanım ispatı için sunulan faturaların ve katalog görsellerininin de markanın tanınmışlığını ispata yetmeyeceği, aynı zamanda mahkememizce taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı kanaatine varıldığından, madde koruma kapsamından yararlanamayacağı, SMK 6/3 ve 6/6 BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME Davacının ilk itiraz, YİDK itiraz ve dava dilekçesi bakımından bu hususlara ilişkin hiçbir gerekçelendirme yapmadığı, hiçbir delil sunmadığı görülmüştür. SMK 6/3 maddesinde “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmekte, yine SMK 6/6 maddesinde ise “Tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir....” denilmektedir. Yukarıda belirttiğimiz üzere davacı tarafından ne bir gerekçe ne de somut bir delil sunulmadığı, bu bağlamda ilgili madde korumasından yararlanamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Somut olayda karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi ya da markalar arasında yer alan benzerlikler kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren herhangi somut bir kanıt sunulmadığı, markalar arasında da zaten karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığı, Netice itibariyle, Taraf markaları emtia listesinin aynı olduğu, Bütünsel açıdan değerlendirme sonucunda taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Sunulan delillerin davacı markasının tanınmışlığını ispata yetmediği, SMK 6/3, 6/6 maddeleri bakımından somut bir delil sunmadığı ve madde uygulanma koşullarının oluşmadığı, .... sayılı kararının iptal şartlarının oluşmadığı, Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şahıs kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şahıs vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/426, K. 2026/194, T. 29.04.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-426-e-2026-194-k-b00e83274853