İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/418 E. 2026/308 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/418
- Karar No
- 2026/308
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/418 Esas - 2026/308 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/418 KARAR NO : 2026/308
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 29/09/2025 KARAR TARİHİ : 25/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/06/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacı firmanın .... ibareli markasının 43. sınıfa giren hizmetler bakımından kısmen reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira davacı firmanın uzun yıllardır “...” ibaresini içeren çok sayıda markayı tescilli ve yoğun biçimde kullandığını, bu suretle söz konusu ibarenin davacı firma nezdinde seri marka ve müktesep hak oluşturduğunu, dava konusu başvurunun da bu seri markaların devamı niteliğinde bulunduğunu, buna karşılık itiraza dayanak gösterilen markaların yalnızca “...” ibaresine dayanması nedeniyle taraf markaları arasında bütünsel anlamda görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığını, “... ...” ibaresinin iki kelimeden oluşan özgün ve ayırt edici bir bütünlük arz ettiğini, davalı taraf markalarının ise bu bütünlükten yoksun olduğunu, bu nedenle ortalama tüketici nezdinde herhangi bir karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığını, ayrıca davacı firmanın markalarının ulaştığı yüksek tanınmışlık ve tüketici nezdindeki bilinirlik düzeyi dikkate alındığında ilgili tüketici kitlesinin dikkat seviyesinin de yüksek olduğunu ve bu durumun iltibas ihtimalini ortadan kaldırdığını, bunun yanında itiraza dayanak gösterilen markaların ilgili sınıflarda ciddi kullanımının ispat edilemediğini, bu nedenle 6769 sayılı Kanun kapsamında dikkate alınmamaları gerektiğini, söz konusu markaların kötü niyetli biçimde yenilenerek yalnızca kullanım ispatı yükümlülüğünden kaçınmak ve üçüncü kişilerin faaliyetlerini engellemek amacıyla sicilde tutulduğunu, davacı firmanın özellikle 43. sınıfta yer alan hizmetler bakımından önceye dayalı tescil ve kullanım haklarının bulunduğunu ve başvurunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, taraflar arasında bugüne kadar herhangi bir karıştırılma ihtilafı yaşanmadığını, somut olayda karıştırılma ihtimaline ilişkin şartların oluşmadığını ve ... değerlendirmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; ; davacı firmanın... sayılı kararının usul ve hukuka uygun olduğunu, zira taraf markaları arasında SMK m. 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzerlik bulunduğunu, başvuru konusu markada yer alan “...” ibaresinin ayırt edici ve baskın unsur olduğunu, “...” ibaresinin ise coğrafi yer adı niteliğinde olup zayıf unsur teşkil ettiğini, bu nedenle taraf markalarının esas unsuru olan “...” ibaresi üzerinden yapılan değerlendirmede görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde benzerlik bulunduğunu, ayrıca başvuru kapsamından çıkarılan hizmetler ile redde mesnet markaların kapsadığı hizmetlerin aynı veya benzer nitelikte olması nedeniyle ilgili tüketici kitlesinin bu markalar arasında iktisadi veya idari bir bağlantı bulunduğu izlenimine kapılabileceğini, ortalama tüketicinin markaları aynı anda karşılaştırma imkânının bulunmaması ve önceki izlenimine göre hareket etmesi sebebiyle küçük farklılıkların iltibas ihtimalini ortadan kaldırmayacağını, bu kapsamda markaların aynı işletmeye ait ya da aynı marka serisinin devamı olarak algılanabileceğini, davacı firmanın ileri sürdüğü kazanılmış hak iddiasının ise somut olayda şartları oluşmadığından yerinde olmadığını ve ayrıca diğer davalının kötü niyetli olduğu yönündeki iddiaların SMK m. 6/1 kapsamında yapılan değerlendirmeyi bertaraf etmeyeceğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı firma davanın esasına cevap dilekçesinde özetle, davalı firmanın ... bünyesinde faaliyet gösteren ve yiyecek-içecek sektöründe saygın bir konuma ulaşmış köklü bir kuruluş olduğunu, uyuşmazlığa mesnet olan .... tescil numaralı markalarının uzun yıllardır davalı firma adına tescilli olduğunu, bu markaların özellikle 16. ve 43. sınıflar kapsamında yüksek ayırt ediciliğe sahip bulunduğunu ve davalı firmanın halihazırda ...’ta "..." isimli bir restoran açarak faaliyet gösterdiğini, davacı tarafın tescil ettirmek istediği "... ..." ibaresindeki "..." kelimesinin herkesin kullanımına açık coğrafi bir yer adı olduğunu, bu haliyle markaya ayırt edicilik katmadığını ve sadece bir şubeyi işaret ettiği izlenimi yarattığını, her iki markanın da asli unsurunun "..." ibaresi olması nedeniyle tüketicilerin davacının markasını davalı firmanın mevcut markalarının bir uzantısı veya şubesi sanarak iltibasa düşmesinin kaçınılmaz olduğunu, yiyecek-içecek sektöründe ortalama tüketici dikkat düzeyinin düşük olmasının bu karıştırılma ihtimalini daha da artırdığını, davacı tarafın "..." ibaresi üzerindeki müktesep hak iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, zira davacı firmanın esasen bir inşaat şirketi olup bu markayı 43. sınıf hizmetlerinde aktif ve yoğun olarak kullanmadığını, davacının başvuru markasının davalı firmanın markalarına tehlikeli biçimde yaklaşarak haksız yarar sağlama amacı taşıdığını ve tanınmış markanın imajını zedeleyebileceğini, bu nedenlerle davaya konu .... kararının hukuka uygun olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davacı firmanın 13.06.2023 tarihinde 19, 35, 36, 37, 41, 42 ve 43. Sınıflara giren mal ve hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı ... ....... sayılı markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, bu itiraz üzerine davacının, davalının .... sayılı markalarından gelen kazanılmış hak iddialarına yer verdiği, davalının da marka işlem dosyasına "..." markasının "restoran, bar ve plaj işletmeciliği" sektörlerinde kullanıldığına ilişkin; 2013 yılına ait fatura örneğini, "..." ibareli menü kapaklarını, işletmenin dış cephe tabelasını, logo baskılı güneş şemsiyelerini, restoran iç ve dış mekanlarının görsellerini, havuz ve plaj alanlarını gösteren görselleri sunmuş olduğu, davalının bu itirazının ... sayılı markalar ve SMK m. 6/1 yönünden kısmen kabul edilerek başvurunun kapsamından 43. Sınıfa giren: “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.”nin çıkartılmasına karar verildiği, bu meyanda.... sayılı marka yönünden SMK m. 6/1 gerekçeli itiraz yerinde bulunmadığından kullanım ispatına yönelik talebin değerlendirilmesine gerek görülmediğinin belirtildiği, davacının bu karara itiraz ettiği, itiraz dilekçesinde önceki tarihlerde tescile bağlanmış olan markalarından gelen kazanılmış hak iddialarına yer vermediği, bu itirazın .... sayılı kararı ile bütünüyle ve nihai olarak reddedildiği anlaşılmıştır. DEĞERLENDİRMELER; DAVACININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVALININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA, DAVACININ MARKASININ KISMEN REDDEDİLDİĞİ HİZMETLER YÖNÜNDEN İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davacının tescil ettirmek istediği marka ile davalı firmanın kısmi red kararına mesnet alınan tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyeceği, Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır . Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir10. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Baskın birer şekil unsuru ihtiva etmeyen, kelime markası hüviyeti ağır basan işaretlerdir; davacının markasında, dikdörtgen şeklinde kahverengi bir zemin üzerine düz yazım karakterindeki beyaz renkli büyük harflerle, iki ayrı satırda olacak şekilde alt alta “...” ve “...” kelimeleri yazılmıştır. Bu kelimelerden “...” ibaresi, “...” ibaresine nispeten daha büyük puntolarla yazılmış olduğundan, görsel açıdan ön planda yer almaktadır. Zaten de “...” kelimesi, Muğla’nın Bodrum ilçesinin tanınmış bir mahallesinin adı, yani coğrafi bir yer adı olduğu cihetle, markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksundur. Dolayısıyla; davacının markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Davalının markalarına bakıldığında; bunların bir tanesinde, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, sadece baş harfi büyük olacak şekilde yazılmış “...” ibaresi tek unsur olarak kullanılmıştır ve markanın esas unsuru olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur. Diğerinde ise; “restaurant bar” kelimeleri ile bir arada kullanılmış ise de, bu ibarelerin birer cins isim olması itibariyle markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksun oldukları göz önüne alındığında, zaten de işarette büyük puntolarla yazılmış olması itibariyle görsel açıdan ön plana çıkartılmış olan “...” ibaresinin esas unsur olduğu, Taraf markalarının esas unsurlarının aynı kelime olması nedeniyle bu markaların benzer olduğunun söylenebileceği, bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...”lu markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “... ...” markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu, Bu meyanda; İngilizce’de “tavan arası” anlamına gelen “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir; bu ibarenin bahsi geçen anlamı itibariyle, gayrimenkul ve inşaat sektörleriyle bağlantısı olduğu ve bu nedenle de markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğu düşünülebilecek ise de; kelimenin bu anlamı ile ülkemizdeki konuşma diline ve ticari hayata yerleşmemiş olduğu ve bu anlamının, İngilizce’ye hâkim olmayan ortalama bir tüketici tarafından bilinme ihtimalinin düşük olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla; söz konusu sektörlerle ilintili emtialar açısından dahi, markasal hüviyette somut ayırt ediciliğinin, başka herhangi bir kelimeden daha zayıf/düşük olmadığı düşünülmektedir. Diğer bir ifadeyle; uyuşmazlık konusu olan 43. Sınıftaki hizmetlerde “...” ibaresinin markasal hüviyette kullanılması durumunun, yeterli ölçüde “orijinallik/ayırt edicilik” ihtiva ettiği ve herkesin ilk anda aklına gelebilecek bir tercih olmadığı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla; ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş olan görüşün somut uyuşmazlıkla örtüşmediği, Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da, aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarının esas unsurlarının okunuşlarının aynı olması, markaları kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan da çok yakınlaştırmaktadır. Kavramsal açıdan da; taraf markalarının esas unsuru olan “...” ibaresinin yukarıda bahsi geçen anlamı itibariyle, markaların tüketici zihninde bıraktığı algının aynı olduğu, bu kelimenin anlamını bilmeyen tüketiciler açısından da, karşılaştırılan işaretlerin kavramsal açıdan tüketici zihninde bıraktıkları “anlamsız birer sözcük” şeklindeki ilk algının da farklı olmadığı, sonuçta; karşılaştırılan markaların, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzediği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; davacının markasının kısmen reddedildiği 43. Sınıftaki hizmetler incelendiğinde; alıcıların bu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu alıcı kitlesinin bu hizmetleri satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı, Davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler, davalının markalarının kapsamına giren hizmetler ile birebir aynıdır. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarının esas unsurlarının aynı olması nedeniyle, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzediği değerlendirilmiştir. Bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...”lu markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının .... ...” markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca; davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetlerin davalının markalarının tescili kapsamında aynen yer aldığı da tespit edildiğinden, her ne kadar bu hizmetlerin hitap ettiği alıcı kesiminin dikkat/özen seviyesi düşük değil ise de, bu hizmetlerde “...” kelimesinin markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davacının markasının, davalının “...”lu markalarının kapsamına giren bu hizmetler açısından davalının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği ve bunun da iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olarak görüleceği, Sonuç olarak; somut uyuşmazlıkta, taraf markaları arasında, davacının markasının reddedildiği tüm hizmetler yönünden, SMK m. 6/1 hükmü kapsamında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, DAVACININ “...” İBARESİ ÜZERİNDE ÖNCEKİ TARİHLERDE TESCİL EDİLMİŞ MARKALARINDAN KAYNAKLI MÜKTESEP HAK İDDİASI: ..... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için; Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi, Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’), Son olarak da, sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi, Şartlarının hepsi birden aranmaktadır. Ayrıca, müktesep hak iddialarına mesnet alınan markanın fiilen kullanılıyor olduğunun ispat edilmiş olması da, müktesep hak kriterlerine ilaveten incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir husustur. Somut olayda ise; öncelikle, huzurdaki davanın konusu .. kararının iptali talebi olduğundan, davacının dava dilekçesinde değil, ... nezdindeki dilekçelerinde müktesep hak iddiasında bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Davacının, ..... Başkanlığı’nın, davalının ilana itirazları üzerine vermiş olduğu “kısmi red” kararına itiraz ederken müktesep hak iddialarına yer vermediği, dava dosyasına celb edilmiş olan marka işlem dosyasının içeriğinden anlaşılmaktadır . Bu yüzden de; davacının önceki tarihlerde tescilli markalarına dayalı olarak huzurdaki uyuşmazlıkta müktesep hak müessesesinden yararlanamayacağı düşünülmektedir. Yine de; davacının, davalının ilana itirazı üzerine marka işlem dosyasına sunmuş olduğu karşı görüş dilekçesinde, .... sayılı markalarından kaynaklanan müktesep hak iddialarına yer vermiş olmasından hareketle, davacının huzurdaki davada da bu müesseseden yararlanabileceği varsayıldığında da, davacının bu markalarından .... sayılı olanların, davacının markasının kısmen reddedildiği 43. Sınıftaki hizmetler yönünden tescilli olmadığı, dolayısıyla yukarıda yer verilen kriterlerden üçüncüsü ile uyumlu olmadığı görülmektedir. Davacının .... sayılı markalarının da, tescil tarihleri itibariyle, yukarıda yer verilen kriterlerden birincisi ile uyumlu olmadığı, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın, söylenebilecektir. Davacının ... sayılı markalarının ise, yukarıda yer verilen kriterlerden birincisi ve üçüncüsü ile uyumlu olduğu görülmekle birlikte; davacının görselli bu markalarının, tescilli oldukları halleri ile, 43. Sınıfa giren hizmetlerde fiilen kullanıldığına ilişkin marka işlem dosyasına herhangi bir delil sunmamış olduğu, bu nedenle de; davacının önceki tarihlerde tescilli markalarından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğu, Davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının da gerçekleştiği,
Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı, Karşılaştırılan markalar arasında, davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler yönünden karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, Davacının önceki tarihlerde tescilli markalarından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı, Dava konusu edilen 28.07.2025 tarihli ve .... sayılı kararının hukuka uygun olduğu kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .....yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır