İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/374 E. 2026/233 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/374
Karar No
2026/233
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/374 Esas - 2026/233 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/374 KARAR NO : 2026/233

.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 03/09/2025 KARAR TARİHİ : 07/05/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/05/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin 1952 yılında.... kurulduğunu, adını .... yakınlarındaki ....” isimli kasabanın baş harflerinin ...” şeklinde özgün bir şekilde kısaltılmasından aldığını, dünyada 7200’ü aşkın çalışanı ve 350’ye yakın mağazası bulunan müvekkilinin Türkiye’de de mağazaları bulunduğunu, müvekkilinin aynı zamanda ticaret unvanının çekirdek unsuru olan dünyaca tanınmış ...” markasının sahibi olduğunu, markaların müvekkili şirketin kurulduğu 1950’li yıllardan bu yana kesintisiz, yoğun ve yaygın bir şekilde kullanıldığını, davalı şirketin....” ibareli marka başvurusuna müvekkili tarafından itiraz edildiğini, itirazların nihai olarak .... sayılı kararı ile reddedildiğini, kararın hukuki mesnetten yoksun olduğunu ve iptali gerektiğini, dava konusu marka başvurusunun müvekkili markalarına ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, müvekkilinin seri markasıymış gibi algılanacağını, dava konusu markada tek ayırt edici unsurun “....” ibaresi olduğunu, ibarenin müvekkili markalarının esas unsuru olan “....ibaresi ile ayniyet derecesinde benzerlik teşkil ettiğini, müvekkili markasının ortasında yer alan “L” harfinin çıkartıldığını, “C” harfinin telaffuz bakımından aynı olan “K” harfi ile değiştirildiğini, bu durumu markaya ayırt edicilik katmadığını, dava konusu markanın “....” şeklinde, müvekkili markasının ise ....” şeklinde telaffuz edildiğini, markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali doğacağını, müvekkili markasının SMK 6/4 ve 6/5 maddeleri anlamında tanınmış marka olduğunu, dava konusu markanın tescili halinde müvekkili markasının zarar görebileceğini ve davalı şirketin haksız yarar sağlayacağını, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu beyanla; ....” ibareli markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, ortalama tüketicilerin markaları benzer olarak algılamayacağını, markaların anlam, şekil, fonetik ve bıraktıkları genel izlenim yönünden benzer olmadığını, markalar benzer olmadığından tanınmışlık hususunun davaya etkili olmadığını, davacının tanınmışlık iddiasını ispatlayamadığını, kötü niyete ilişkin davacı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, .... kararının usule ve hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkili şirketin 1972 yılından beri halı sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında hiçbir şekilde benzerlik bulunmadığını, markaların ortalama tüketici tarafından karıştırılma/ilişkilendirilme ihtimali olmadığını, müvekkili markası ile davacı markalarının ihtiva ettiği harfler ve kelimelerin farklı olduğunu, okunuşların ve kulakta bıraktıkları tınının farkı olduğunu, markaların tasarım ve renk unsurlarının birbirinden farklı olduğunu, müvekkili markasının yeterli düzeyde ayırt edici nitelik taşıdığını, markaların aynı mal ve hizmetleri içermediğini, müvekkilinin halı üretimi yaptığını ve markanın bu yönde tescil edildiğini beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ..... sayılı marka başvurusu, 27. sınıf için tescil talebiyle 27.12.2022 tarihinde yapıldığı, marka başvurusu, 13.02.2023 tarih ve 414 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde yayımlandığı, davacı şirket tarafından dava konusu markanın yayımına “benzerlik/karıştırılma ihtimali”, “Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmışlık”, “tanınmışlık” ve “kötü niyet” gerekçeleri ile itiraz edildiği,davalı şirket tarafından itiraza karşı görüş bildirilmiş olup, mesnet markalardan.... sayılı markaların kapsamında bulunan tüm mal ve hizmetler bakımından kullanım ispatı talebinde bulunulduğu, davacı şirket itirazı, ..... sayılı kararı ile reddedildiği, kararı davacı şirket tarafından itiraz edildiği, davacı şirket itirazının nihai olarak .... sayılı kararıyla itirazın nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; 6769 sayılı Kanun'un 6’ncı maddesinin 1 nolu fıkrası; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir." hükmünü havidir. Kanun’un açık hükmünde markaların, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m. 6/1 hükmü kapsamında aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunun tespiti için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olmayacağı, Başvuruya konu işaret ile iddialara mesnet markalar arasında başvuru aşaması açısından tarihsel öncelik sonralık ilişkisinin varlığı Başvuruya konu işaret ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması Başvuruya konu işaret ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması Başvuruya konu işaret ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. 6769 sayılı SMK’nın 6/1. maddesi (Mülga 556 sayılı KHK’nın 8/1-b bendi) anlamında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin varlığının tespitine ilişkin olarak doktrin ve yargı kararlarında bazı temel ilkeler benimsenmiş durumdadır. Buna göre, markalar arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunup bulunmadığının tespitinde; Markalar arası görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Markaların birbirini çağrıştırma durumu, Markaların bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda davaya konu edilen marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken kamunun ilgili kesiminin ihtilafa konu markalar ve mallar veya hizmetler hakkındaki algısı, karşılaştırmaya konu işaretlerin ve malların ve/veya hizmetlerin benzerliğinin karşılıklı bağımlılığı dâhil olmak üzere inceleme konusu ihtilafa ilişkin tüm faktörler dikkate alınarak, bütüncül olarak değerlendirme yapılmalıdır. Markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde, davacı markalarının orta düzeydeki tüketici tarafından başvuru konusu marka ile benzer olarak algılanması ve karıştırılma ihtimalinin doğması mümkün değildir. İtiraza mesnet davacı markaları ile başvuru markasının karşılaştırılması halinde markaların anlam, şekil, fonetik ve bıraktıkları genel izlenim (toplu intiba) yönünden benzer olmadığı açık olarak görülmektedir. Zira başvuru konusu marka ile itiraz konusu markaların tertip tarzı, yazım stilleri, ihtiva ettikleri farklı şekil, renk ve kelime unsurları, markalar arasında karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmakta olup, markalar bütünsel algılamada ortalama tüketici nezdinde görsel, işitsel ve kavramsal anlamda benzerlik taşımamaktadırlar. Somut olayda başvuru markasının siyah zemin üzerinde beyaz renkte, büyük harflerle “monker” ibaresinden müteşekkil olduğu, başkaca renk ve/veya şekil unsuru ihtiva etmediği, itiraza mesnet davacı markalarının “moncler” ibaresini içerdiği, bazı markaların ilave kelime unsurları ihtiva ettiği, bazı markaların renk ve/veya şekil unsuru ihtiva ettiği, bazı markaların renk ve/veya şekil unsuru ihtiva etmediği, Karşılaştırılan ibarelerde bazı harfler ortak olarak yer almaktaysa da; bütüncül olarak yapılacak değerlendirme sonucu markalar arasında benzerlik söz konusu olmadığı ve aralarında karıştırılma/iltibas ihtimali bulunmadığı, Nitekim markaların ihtiva ettiği farklı harflerin ve kelimelerin varlığı, okunuşlarının ve kulakta bıraktıkları tınının farklı olduğu, bunun yanında davacı markalarında yer alan şekil unsurunun varlığı ve konumlandırılış biçimi nedeniyle görsel olarak farklılık arz ettiği, kavramsal olarak da karşılaştırılan ibarelerin benzer olmadığı, ayrıca markaların tasarım, kompozisyon, konumlandırılış biçimi, içerdikleri farklı kelime, şekil, renk unsurları ile bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde başvuru markası ile itiraza mesnet davacı markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzerlik arz etmediği ve başvuru markasının itiraza mesnet markalardan yeterli düzeyde ayırt edici niteliği haiz olduğu, taraf markalarının içerdiği tüm unsurlar bir arada değerlendirildiğinde, ilgili tüketici tarafından bütüncül algı çerçevesinde markaların farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılanabileceği ve başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markaların bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığı, Benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığına ilişkin yapılacak değerlendirmede markanın bütüncül olarak değerlendirilmesi esas olup, markanın parçalara bölünmesi suretiyle, benzer olduğu iddia edilen kısımları ön planda tutularak değerlendirme yapılması mümkün değildir. Yargıtay içtihatları ve doktrince de benimsendiği üzere, benzerlik ve iltibas ihtimali bulunup bulunmadığı değerlendirilmesi yapılırken Kanunun ilgili hükmü anlamında markaların benzerliğini markanın bütünü itibariyle orta düzeydeki tüketici kitlesi üzerinde bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırt edici niteliğini ön plana çıkaran unsurlarında aramak gereklidir. Dolayısıyla, benzerlik değerlendirmesinde markanın sadece benzer olan unsurlarını ön plana çıkarıp bu unsurlara vurgu yaparak değerlendirme yapılması kadar, ön planda yer alan asli unsurların göz ardı edilerek farklılıklara vurgu yapılması da markanın temel fonksiyonlarına ve maddenin ruhuna aykırıdır. Bu nedenle değerlendirmenin, markaların asli ve tali unsurlarının her biri dikkate alınarak, bu unsurların marka üzerindeki fonksiyonları ve hedef tüketici kitlesi üzerindeki etkileri dikkatli bir şekilde değerlendirilerek ve nihai olarak markanın bu unsurların tamamı ile birlikte ve bütünü itibariyle hedef tüketici kitlesi üzerinde bırakacağı etki dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Sonuç olarak bir bütün olarak okunup algılanacak başvuru markası ile davacı markalarının görsel, işitsel ya da kavramsal yönden ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali olmadığı gibi; ilgili tüketicilerin markalar arasında ilişki kurması ve davalı markasının davacının seri markası olarak algılaması, aynı ticari işletmeye ait olduklarını ve/veya iktisadi ya da idari yönden bağlantılı işletmelere ait ürünler olduğunu sanmasının da mümkün olmadığı, buna göre itiraza mesnet markalar yönünden 6769 sayılı SMK’nın 6/1. hükmündeki koşulların gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığı, 6769 sayılı SMK’nın 6/4. maddesi kapsamında bir başvurunun itiraz üzerine reddedilebilmesi için, Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi bağlamında tanınmış marka ile aynı ve benzer olması ve ayrıca mal ve hizmetlerin de aynı veya benzer olması şartlarının birlikte varlığının gerektiği, dosya kapsamına göre SMK m.6/4 hükmü bağlamında gereken koşullar oluşmadığından davacı vekilinin bu iddiasının kabulünün mümkün olmadığı, 6769 sayılı SMK 6/5. maddesi ise, “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü havidir. 6769 sayılı SMK m. 6/5 hükmünün uygulanabilmesi için Türkiye tarafından da benimsenmiş olan tanınmış markalarla ilgili WIPO Ortak Tavsiye Metnine göre, markanın tanınmışlığı nedeniyle aşağıda belirtilen ihtimallerden en az birinin de gerçekleşme ihtimali bulunmalıdır: Sonraki başvurunun tescili nedeni ile haksız bir yararın sağlanması Tanınmış markanın itibarının zarar görmesi Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi Ayrıca her marka için 6769 sayılı SMK’nın 6/5. maddesinde belirtilen risklerin mutlaka oluşacağı kanaatine doğrudan varılamayacağı, bu risklerin varlığının davacı tarafından ispatının gerektiği, bu durumu ispatlayacak bir delil ise mevcut davada bulunmadığı, başvuru konusu markanın tescili veya bu ürünlerle ilgili olarak kullanımı halinde 6769 sayılı SMK’nın 6/5. maddesinde sayılan koşulların ortaya çıkacağına ilişkin olarak itirazda, davacının tanınmışlığını ileri sürdüğü markalarına verilecek zararın ya da markalarının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller, argüman ve savlar sunulmadığından, başvurunun 6769 sayılı SMK’nın 6/5. maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığı görülmektedir. Nitekim ..... sayılı kararında “Toplumda tanınmışlık düzeyine erişen bir markanın aynısının veya benzerinin kullanımının” dahi yukarıda yer verilen şartlar gerçekleşmeden tescil başvurusunu engelleyemeyeceği hükme bağlanmıştır. Kötü niyet kavramı, "bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak veya başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu" olarak tanımlanabilir. Marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı şekilde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yarar elde etmek, markayı gerçekte kullanmayıp yedeklemek, marka ticareti yapmak, gerçek hak sahibinin piyasaya girişini engellemek, gerçek hak sahibine maddi veya manevi zarar vermek gibi amaçlara yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Tüm dosya kapsamına göre, mesnet markalarla başvuruya konu işaret arasında tescile engel olacak nitelikte bir benzerlik bulunmadığı, kaldı ki, markaların ayniyet derecesinde ya da ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olmasının kötü niyetin varlığının tespit için tek başına yeterli olmadığı, yapılan incelemelerde davacının kötü niyet iddiasını destekler nitelikte yeterli delil sunulmadığı, bu sebeplerle davacının kötü niyet iddialarının kabul edilebilir nitelikte olmadığı, Davacı vekilince itiraz ve dava dilekçelerinde çok sayıda Kurum ve Mahkeme kararı sunulmuşsa da, her marka özgünlük derecesi, tasarımı, tescile konu mallar/hizmetlerin ve bu mal ve hizmetlerin tüketici grubunun özellikleri, markanın tescil kapsamındaki mal/hizmetler üzerindeki ayırt edici niteliği gibi unsurlar açısından kendine özgü özellikler taşıdığından ve ancak tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonunda tescil başvurusuna ilişkin karar oluşturulabildiğinden başka marka başvurularına ilişkin verilen kararların emsal teşkil etmesi ve hükme esas alınmasının mümkün olmadığı.... sayılı markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile diğer davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ..... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/374, K. 2026/233, T. 07.05.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-374-e-2026-233-k-b78ce5d76d9f