İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/313 E. 2025/826 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/313
- Karar No
- 2025/826
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/313 KARAR NO : 2025/826
DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/04/2024 KARAR TARİHİ : 06/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, Yukarıda adı ve adresi yazılı davacı tarafından açılan hukuk davasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9. Maddesi gereğince Türk Milleti adına yargılama yapmaya görevli ve yetkili ----- Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda aşağıda gerekçesi yazılı hükme ulaşılmıştır.
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesi özetle ; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket'in 4708 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından lisanslandırılmış bir yapı denetim firması olduğunu, Bakanlıkça oluşturulan havuzdan kendisine tevzi edilen yapıların imara, mimari projesine ve mevzuata uygunluğunun denetimini yaptığını, davalılara ait olan ----- ada, ve 2 parsele kain taşınmazda inşa edilecek olan inşaatın yapı denetim işi havuz sisteminden müvekkili şirkete atandığını ve taraflar arasında 31/08/2021 tarih, ----- YİBF No.lu ve 1 yıl süreli Yapı Denetimi Hizmeti Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak sözleşmeyle belirlenen 1 yıllık ifa süresi dolmasına rağmen davalıların çeşitli oyalama taktikleriyle müvekkili şirketi sürekli oyaladıklarını ve sözleşmeye konu inşaatın bir türlü başlamadığını, sözleşmeye konu iş miktarının çok yüksek olması sebebiyle müvekkilinin havuz sisteminde en alt sıralara düştüğünü, bu nedenle yıllarca kendisine para kazanabileceği yeni bir iş atanmamış olduğunu, bu süreçte telafisi imkansız maddi ve manevi zarara uğramış olduğunu, şirket bünyesinde istihdam edilen mühendisler ile personelin 2 yılı, davalı tarafın inşaata başlamaması sebebiyle boşa geçtiğini, davalıların inşaatı başlatmamaları akde aykırı davranışları nedeniyle davalılardan yıllarca tahsil etmesi gereken yapı denetim bedelini de tahsil edememiş olduğunu, davalı tarafın haksız ve kötüniyetli olduğu ve inşaatı yapmayacaklarının anlaşılması üzerine müvekkilinin, Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği'nin Yapı Denetimi Hizmet Sözleşmesi ve Fesih Esasları başlıklı 21. maddesinin d bendindeki "Yapının inşasının herhangi bir nedenle en az 6 ay süreyle devam etmemesi" hükmü uyarınca taraflar arasındaki sözleşmeyi ---- Noterliği'nin 18.05.2023 Tarih ve ----- Yev. No.lu ihtarnamesi ile haklı nedenle feshetmiş olduğu, davalılardan ---- ve ortağı ----- hakkında konkordato ilan edildiğinden ve davalı/borçluların mal kaçırma hazırlığı içerisinde olduğu öğrenildiğinden, öncelikle akdin feshi tarihi itibariyle KDV Hariç 14.180.131,16 TL'ye ulaşan alacağını teminat altına almak için davalılara ait borcu karşılamaya yetecek tutardaki malvarlığının ihtiyaten haczine, davanın kabulüne, yapı denetimi hizmet sözleşmesine konu inşaata başlanmamış ve süresi içinde işin tamamlanmamış olması nedeniyle, müvekkili şirketi 2 yıl boyunca kotasını işgal ederek yeni iş almasına da engel olan davalı taraftan, müvekkili şirketin güncellenmiş sözleşme bedeli ve KDV'si ile alamadığı işler sebebiyle uğramış olduğu sözleşme bedeli ve sair belirsiz alacak niteliğindeki tüm müspet zararlarının şimdilik 10.000,00 TL tutarındaki kısmının, akdin feshine kusuruyla yol açan davalılardan akdin feshi tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara tahmilini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı ----- vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesi HMK 119 kapsamına uygun olmadığı, dava değerinin düşük gösterildiği eksik harcın ikmal edilmediğini, davanın belirsiz alacak davası alınması mümkün olmadığını, müvekkilinin sadece hissedar olduğunu, yapı denetim sözleşmeleri yapı sahibi ile yapı denetim kuruluşu arasında akdedildiğini, davacının müvekkiline husumet yönetmesi mümkün oladığını, müvekkili yönünden usulden davanın reddine karar verilmesini, ihtiyati haciz talebinin reddine, eksik harcın ikmaline, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, fazlaya dair hakları saklı tutulmasına, yargılama gideri, vekalet ücreti, harç ve sair masrafların davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı----- vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğu, davanın dayanağı sözleşmede müvekkilinin sözleşmede taraf olmadığı, sözleşmede imzasının bulunmadığını, müvekkilinin husumet yöneltilmesi mümkün olmadığı müvekkilinin pasif taraf sıfatı bulunduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olmadığı, davacının taleplerinin zaman aşımına uğramış olduğunu, davanın pasif taraf sıfatı yokluğu nedeniyle reddine, hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine, zaman aşımı itirazları doğrultusunda davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı -----. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinin HKM 119 kapsamına uygun olmadığını, davacı tarafın dava değerini düşük gösterdiğini, eksik harç ikmal edilmemiş olduğunu, dava dilekçesi ile talep ettiği alacakların zamanaşımına uğramış olduğu, müvekkilinin ----- ilçesi, -----., 2417 ada, 2 parselde bulunan taşınmazda hissedar olduğunu, sözleşmede herhangi bir imzasının bulunmadığı, ----- dava konusu inşaatın müteahhiti olduğunu, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğini, müteahhit firmanın iflas ettiğini, müvekkili şirket tarafından ----. Noterliği 13/02/2023 tarih ve ----- yevmiye nolu ihtarname ile yapılması gereken inşaat işleri için gerekli edimlerin ifasına davet edildiğini ve süre verilmiş olduğunu, müvekkili tarafından müteahhitlik sözleşmesinin ifası için diğer davalı ----- müteahhitlik yükümlüğü kapsamında olan konularda 1.113.612 USD ve 121.000 EURO harcamalarda bulunduğunu, müvekkilinin, ------ tarafından mağdur edildiğini, davalının dava dilekçesinde hizmet vermediğinin ikrar edildiğini, hizmet vermeyen davacı tarafın tazminat talebinde bulunması usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın ihtiyati haciz talebinin reddine, eksik harcın tamamlatılmasına, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına, yargılama gideri, vekalet ücreti , harç ve sair masrafların davacı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ------ Vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak olarak açılması usulen mümkün olmadığını, davacının dayanak yaptığı sözleşmede müvekkili şirket adına atılmış bir imza bulunmadığı için müvekkili bakımından davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, dayanak yapılan sözleşmenin geçersiz bir sözleşme olduğunu, davacı şirketin yapı denetimi işini üstlendiği inşaatın yapım yükümlülüğü arsa maliki sıfatıyla müvekkili şirket üzerinde bulunmadığını, inşaatın yapılmamış olmasının sebebi müvekkili şirket olmadığını, davaya dayanak yapılan sözleşme uyarınca herhangi bir hizmet sunmamış olduğunu, davacının yasal olarak sözleşmeyi feshederek imzalamış olduğu sözleşme uyarınca siciline eklenen puanları sildirerek yeniden iş alma imkanı elde edebilecek olmasına rağmen bu yolu kullanmadığını ve geçerli olmayan bir sözleşme sebebiyle müvekkilinden tazminat talebinde bulunması hukuka aykırı ve kötüniyetli olduğunu, usul ve esas bakımından her yönüyle haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE : Dava, sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasıdır. Dava öncelikle ----- Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılmış, mahkemece verilen 22/11/2024 tarih ---- esas, ---- karar sayılı görevsizlik kararına itiraz üzerine dosya ----- Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş, ---- Bölge Adliye Mahkemesi ----. Hukuk Dairesinin ---- esas, ----- karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek dosya mahkememizin --- esasına tevzi olunmuştur.Mahkememizce; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları resen belirlenerek; taraf vekillerinin vermiş olduğu dilekçeler, ibraz ettikleri tüm deliller, tüm kayıt ve belgeler tek tek incelenmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;Dava dilekçesinin hem içeriğinde hem de netice-i talep kısmında açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, davacı vekilince bildirilmiştir. Belirsiz alacak davası 6100 sayılı HMK 107. maddesinde; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Yargıtay ---. Hukuk Dairesi'nin 20/01/2021 tarih ----- Esas ----- Karar sayılı ilamında "...6100 sayılı Kanun'un 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır -----Sadece alacak miktarının taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlenmesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde ispatı (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir.Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz ------Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde----- hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, iş hukuku uygulamasında, Yargıtayca, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yazılı belgelere ve işyeri kayıtlarına dayanmayıp, tanık anlatımlarına dayanması halinde, hesaba esas alınan süre ve alacağın miktarı nazara alınarak takdir edilecek uygun oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekliliği kabul edilmektedir. Bu halde, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanan alacak miktarından hakimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, alacak belirsiz kabul edilmelidir.6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır.Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür.Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır -----Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanunun 119/2 maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir" şeklinde ifade edilmiştir. Yargıtay ----Hukuk Dairesinin 07/05/2018 tarihli -----. sayılı, Yargıtay ------. Hukuk Dairesinin 22/03/2021 tarihli-----. Sayılı, Yargıtay ------. Hukuk Dairesinin 04/03/2020 tarihli------. Sayılı ilamlarında da, belirsiz alacak davasına ilişkin tespit ve değerlendirmeleri de aynı yöndedir. Belirsiz alacak davası, hukuki nitelik olarak bir eda davası ise de, istisnai nitelikte bir dava olduğu için her eda talebi, belirsiz alacak davasına konu olamaz. Kanunda öngörülen koşullar mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası açılması durumunda, mahkemenin davacıya 6100 sayılı HMK'nun 119/2 hükmüne göre süre vermesi mümkün değildir. Çünkü HMK'nun 119/2 hükmünün uygulanabilmesi için dava dilekçesinin zorunlu unsurlarında bir eksikliğin bulunması gerekmektedir. Dava dilekçesinden, davacının talebi ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, bu durumda HMK'nun 119/2 maddesi uyarınca, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebin netleştirilmesi gerekmektedir. Ancak belirli bir alacak için, belirsiz alacak davası açılan hallerde, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu belirttiğine göre, HMK'nun 119/2 hükmünün uygulanmasını gerektiren bir eksiklik olduğundan söz edilemez. Koşulları oluşmamasına rağmen belirsiz alacak davası açılması halinde ise davacının hukuki yararı yoktur. Hukuki yarar tamamlanabilen bir dava şartı olmadığı için, Kanunda öngörülen koşullar mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası açılması durumunda, mahkemenin HMK'nun 115/2 hükmüne göre davacıya süre vermesi de mümkün değildir. Hukuki yarar davanın açıldığı ana göre tespit edilir ve davanın açıldığı anda noksan olan hukuki yararın sonradan tamamlanması ise kural olarak mümkün değildir. Bu nedenle, belirsiz alacak davasındaki hukuki yarar noksanlığının giderilmesi ve davanın başka bir davaya dönüştürmesi için davacıya süre vermesi de söz konusu olamaz. Somut olayımızda davacı vekili dava dilekçesi ile akdin fesih tarihi itibari ile kdv hariç 14.180.131,16-TL davalılardan alacaklarının bulunduğu, sarahaten bildirmiş olup , yapılan açıklamalar ışığında dava dilekçesi değerlendirildiğinde; netice-i talebin, davacı şirketin davalılar ile imzalamış olduğu "Yapı Denetim Hizmet Sözleşmesi" sebebi ile işe zamanında başlanmayıp işin gereğinin yerine getirilmemesi- akde aykırılık sebebi ile zararının meydana geldiği, bu zararının akdin fesih tarihi olan 18/05/2023 tarihi itibari ile 14.180.131,16-TL olduğu, sözleşme bedeli ve şimdilik uğramış olduğu tüm müspet zararlarının şimdilik belirsiz alacak davası olarak 10.000,00-TL'sinin davalılardan tahsili olmakla bu durumda belirsiz alacak davasından söz edilemeyeceği ,davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı, zira davacının zararını dava dilekçesinde belirtildiği üzere 14.180.131,16-TL olduğunun aşikar olduğu, talebin bu kısmı için dava miktarının sarahaten belirli ve belirlenebilir olduğu , bu durumda davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı mahkememizce anlaşılmış ve açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere : 1-Hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE, 2-HARÇLAR Alınması gerekli 615,40 TL harcın davacı tarafından dava açılışı sırasında yatırılan 427,60 TL harçtan mahsubu ile, eksik bakiye 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-VEKALET ÜCRETİ Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davalılar vekilleri için takdir olunan 10.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-ARABULUCULUK ÜCRETİ 6325 Sayılı Kanunun 18/A maddesi gereği Arabuluculuk sürecinde düzenlenmiş sarf kararında yer alan 3.800,00 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-YARGILAMA GİDERLERİ Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Davalı ---- tarafından yapılan 260,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ---- verilmesine,Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,Dair, yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ----- BAM nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi.