İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/263 E. 2025/1147 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/263
- Karar No
- 2025/1147
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/263 Esas KARAR NO : 2025/1147
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 18/03/2025 KARAR TARİHİ : 21/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin makine ticareti yapan bir şirket olduğunu davalı şirket ile da aralarında cari hesaba dayanan bir ticari ilişki bulunduğunu, davalı tarafla ticareti nedeniyle tahakkuk eden takip tarihindeki 13.500 Euro karşılığı toplam 610.358,53 TL cari hesap alacağı ödenmediğini, davalı,birikmiş bu borçlarını ödememekte ısrar edince bu alacağın tahsili için dayanak carihesap ekstresi ve faturalar da eklenerek davalı taraf hakkında Büyükçekmece icra dairesinin ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlu takibe haksız surette ve kötü niyetle itiraz ederek takibi durdurduğunu, haksız ve kötüniyetli itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilerek yargılama masrafı vevekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iddia edilen hiçbir borç kabul etmediklerini, taraflar cari hesap sözleşmesi uyarınca çalıştığı için, iddia edilen alacağa ilişkin cari hesap kesim dönemi henüz gelmediği için muaccel olmayan borcun talep edildiğini ve bunun mümkün olmadığını, taraflarına herhangi bir konuda TTK'nın 18/3. Maddesi uyarınca bir bildirimde bulunmadığını ve dolayısıyla iddia edilen alacağın herhangi bir ihtara konu edildiğinden söz edilemeyeceğini başlatılan icra takibinde iddia edilen işlemiş faize de faiz işletilerek bileşik faiz talep edilmesi mümkün olmadığından tüm bu nedenlerle davanın reddini savunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; ticari satımdan kaynaklı başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talebi hakkındadır. Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller: 1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. 2-Mahkememizce: Tarafların bağlı bulunduğu Vergi Dairelerine BA-BS formlarının celbi için müzekkereler yazılmış delil olarak kabul edilmiştir. 3-Bilirkişi 17/08/2025 tarihli raporunda özetle; '' Davacı Alacak Yönünden: Davacı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. Kayıtlarında, davalı ... Ticaret A.Ş. nezdinde dava tarihi itibarıyla 13.500 Euro (496.029,16 TL) tutarında alacak bakiyesi bulunduğu, Davalı ... Ticaret A.Ş. kayıtlarında da davacıya ait cari hesapta aynı tutarda 13.500 Euro alacak bakiyesinin izlendiği, Faiz Yönünden: Mevcut belgeler arasında davalıya temerrüt ihtarına ilişkin herhangi bir yazılı bildirim bulunmadığından, temerrüt tarihi ve faiz başlangıcının belirlenmesi hususu Mahkeme'nin takdirine bırakılmıştır. Ancak, tarafların tacir sıfatı ve uyuşmazlığın ticari iş niteliği dikkate alındığında, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi kapsamında 21.05.2025- 16.10.2024 tarihleri arasında 13.500 Euro üzerinden 282,46 Euro tutarında faiz hesaplanmıştır. '' bilirkişi raporu şeklinde tespit ve sonuçlarını mahkememize bildirmiştir. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki makine alım satım ilişkisine istinaden malların davalıya teslimine rağmen davalı tarafından bedellerin ödenmediğini iddia etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ve davalının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2024 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturaya karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, takip ve dava tarihi itibariyle davacının 13.500,00-Euro davalıdan alacaklı göründüğü tespit edilmiştir. Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde de; taraflar arasında 2024 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturaya karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, takip ve dava tarihi itibariyle davacının 13.500,00-Euro davalıdan alacaklı göründüğü tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların davalıya tebliğ edildiği ve davalının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturaya davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların davalı tarafından ticari defterlerine işlendiği bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Nitekim taraflar arasında malın teslim edilmediğine yönelik bir iddia bulunmamakta olup, davalı tarafından kısmi ödeme yapıldığı, davacı tarafından talep edilen alacak miktarının davalının kayıtlarında ve defterlerinde davacı lehine alacak olarak göründüğü anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu tarafından itiraz edilmeyerek defter ve kayıtlarına işlenmesi faturaya konu malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay .... Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı ....'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Yargıtay ... Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mahkemece, dosya kapsamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu gereğince, davacının davalıdan takibe konu faturalardan kaynaklanan toplam 118.004,63.-TL alacağının bulunduğu, söz konusu faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında işlendiği gibi vergi dairesine de bildirmiş olduğu BA-BS form örneklerinde de bildirildiği, faturaların davalının defterlerinde ve vergi bildiriminde kayıtlı olması nedeniyle davacı lehine malların davalıya teslimi hususunun karine olarak sabit olduğu, bu karinenin aksinin davalı tarafından ispat edilememesi karşısında davalının icra takibine borcun 2.701,03.-TL'lik kısmını kabul etmesi de dikkate alınarak davalının 115.303,60.-TL'lik kısma itirazının haksız olduğu, alacağın faturalara dayalı ve likit olması karşısında davacının ayrıca icra inkar tazminatına müstahak bulunduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 10/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir." Yargıtay .... Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturalara yönelik davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından ilgili faturaların ticari defter ve kayıtlarına itirazsız olarak işlenerek kaydedildiği, bu suretle faturalara konu malın teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporu incelendiğinde; takip tarihi itibariyle davacının ve davalının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 13.500,00-Euro borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafından borcun bulunmadığı, malın teslim edilmediğine yönelik olarak cevap dilekçesinde ve aşamalarda bir iddia veya savunmada bulunulmamış olup, davalının tek savunması taraflar arasında cari hesap ilişkisi olduğu, cari hesabın kat edildiğine dair bir ihtar olmaması sebebiyle alacağın muaccel olmadığı savunmasına dayanmakta olduğu anlaşılmaktadır. 6102 sayılı Kanun'un 89. Vd. Maddelerinde cari hesap ilişkisi düzenlenmekte olup, 89. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince cari hesap sözleşmesinin yazılı olması gerekmektedir. Taraflarca davanın hiçbir aşamasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi sunulmamış olup, davalının cari hesaba ve hesabın kat edilmesi ile muacceliyetine ilişkin savunmasını ispat edemediği, taraflar arasındaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olduğu, açık hesapta da kat ihtarına gerek olmadığı anlaşılmakla davalının savunmalarına itibar edilmemiştir. Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 13.500,00-Euro alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı gibi bu yönde bir iddiasının ve savunmasının da olmadığı anlaşılmakla 13.500,00-Euro asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından takip tarihine kadar işlemiş faiz yönünden de itirazın iptali talep edilmiş ise de takipten önce davalının temerrüde düşürüldüğünün ispatlanamadığı bu sebeple takipten önce işlemiş faiz talep edilemeyeceği anlaşılmakla davacının işlemiş faize yönelik itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından %51,75 oranında ticari faiz talep edildiği anlaşılmakta olup, takibe konu alacağın döviz alacağı olduğu 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince işlemiş faiz talep edilebileceği anlaşılmakla davacının davasının işlemiş faiz oranı yönünden de kısmen kabulü ile 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki kur tl karşılığının %20'si oranında hesaplanan 101.017,80-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, -Buna göre; davaya konu icra takip dosyasında 13.500,00-Euro asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 101.017,80-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 37.021,58-TL harçtan peşin alınan 7.299,53-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 29.722,05-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 3.600,00-TL arabulucuk ücretinin davanın kabul/ret oranı dikkate alınarak takdiren 3.196,60-TL'sinin davalıdan alınarak, kalan kısmın ise (403,40-TL) davacı üzerinde bırakılıp alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Davacı tarafça yatırılan 7.299,53- TL peşin harç ve 615,40-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 7.914,93-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafça yapılan 7.590,00-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan 6.739,50-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 85.294,64- TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine, 10-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/10/2025
Katip ... E¸
Hakim ... E¸