İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/1010 E. 2025/1017 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/1010
Karar No
2025/1017
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/1010 KARAR NO : 2025/1017

DAVA : Şirketin İhyası DAVA TARİHİ : 11/11/2025 KARAR TARİHİ : 12/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/11/2025

Mahkememizde görülmekte olan Şirketin İhyası davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekilinin 11/11/2025 tarihli harçlandırılmış dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı tasfiye halindeki ...'nin son tasfiye memuru olarak görev yaptığını, şirketin 24/04/2017 tarihinde tasfiyeye girdiğini, 01/02/2018 tarihinde tasfiye sonu kararı aldığını ve 22 Şubat 2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi ilanıyla sicilden terkin edildiğini, şirketin terkin edilmesini sağlayan tasfiye işlemlerinin son aşamasında sunulan tasfiye bilançosunda, Şirket aktiflerinin tamamının tasfiye edildiği beyan edilmiş ve bilançoda "Aktif Yoktur" şeklinde gerçeği yansıtmayan bir beyan ile tescil işlemi gerçekleştirildiğini, şirketin tasfiye ve sicilden terkin işlemlerinin tamamlanmış olmasına rağmen, Şirket aktifinde kayıtlı bulunan ...... plakalı araç sehven tasfiye dışı bırakıldığını, bu durumun tasfiye sürecinin eksik tamamlandığını açıkça ortaya koyduğunu, söz konusu ...... plakalı araç, şirketin sicilden terkin edildiği 29.05.2017 tarihinden bu yana müvekkili ... tarafından fiilen kullanıldığını, aracın zorunlu masrafları (sigorta, motorlu taşıtlar vergisi, muayene ücretleri vb.) düzenli olarak müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkilinin bu araca olan fiili hakimiyeti ve masraf yüklenimi, aracın varlığını ve tasfiye sürecindeki hatayı ispatladığını, tasfiye bilançosunda yer alan "Aktif Yoktur" beyanı gerçeği yansıtmamakta olduğunu, bu aktifin varlığı nedeniyle şirket tüzel kişiliğinin hukuken tam olarak sona erdiğinden bahsetmek mümkün olmadığını, unutulan bu aktifin hukuka uygun şekilde tasfiyesi, Şirket kayıtlarının tamamen kapatılması ve tasfiye sürecinin gerçeğe uygun olarak sonuçlandırılması için zorunlu olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu durumlara ilişkin düzenlemeyi 547. maddesinde yaptığını, müvekkilinin TTK m. 547/1 uyarınca, son tasfiye memuru sıfatıyla, unutulan ...... plakalı aracın hukuka uygun olarak tasfiyesini sağlamak amacıyla Şirketin ek tasfiye için yeniden tescilini (ihyasını) talep etme hakkına sahip olduğunu, bu ihya talebi, sadece söz konusu aracın tasfiye işlemlerini gerçekleştirmekle sınırlı olduğunu, TTK m. 547/2 gereği, Mahkemenin istemi yerinde bulması halinde, ek tasfiye işlemlerini yürütmek üzere tasfiye memuru atanması yasal bir zorunluluk olduğunu, müvekkilinin ...'nın, şirketin son tasfiye memuru olması ve olayın tüm detaylarına hakim olması nedeniyle, ek tasfiye memuru olarak atanmasının gerektiğini beyan ederek, anılan sebeplerle davalı tasfiye halindeki ...'nin, yalnızca ...... plakalı aracın tasfiyesiyle sınırlı olarak tüzel kişiliğinin yeniden ihyasına (ek tasfiye için tesciline) karar verilmesini, bu ek tasfiye işlemlerini sonuçlandırmak üzere, müvekkili ...'nın ek tasfiye memuru olarak atanmasına, işbu ihya kararının İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil ve ilan edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin haksız tasfiyeye sebebiyet veren taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, davalı şirketin ihyası istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanun'un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir (HMK md. 53). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukukî konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin dava takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen dava takip yetkisi olmayabilir. Örn: Hakkında iflas kararı verilen kişinin taraf olduğu hukuki davalarda da istisnai durumlar dışında davayı takip yetkisi iflas idaresine aittir. Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usûli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK md. 51) Fiil ehliyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usûl işlemlerini yapabilir. Reşit olan ve temyiz kudretine sahip olan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif taraf sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa, dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re'sen gözönünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet sıfatı yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davalı veya davacı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı veya davacı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur. Somut uyuşmazlıkta, davacı vekili tasfiye edilerek sicilden terkin olunan şirketin ihyası için sicilden terkin olunan şirket aleyhine huzurdaki davayı açmış ise de,TTK'nın 547.maddesi uyarınca açılacak ihya davasının Ticaret Sicili Müdürlüğü ile tasfiye memuru aleyhine açılması gerektiği, davalı şirketin davanın ileri sürülüş biçimine göre husumetinin bulunmadığı anlaşıldığından davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40-TL Peşin Harç ile 615,40-TL Başvurma harcının davacıdan tahsili ile hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde BIRAKILMASINA, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.12/11/2025

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/1010, K. 2025/1017, T. 12.11.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-1010-e-2025-1017-k-d40312e92e84