İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/280 E. 2025/88 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/280
Karar No
2025/88
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/280 Esas - 2025/88 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2024/280 KARAR NO : 2025/88

.... DAVA : Marka YİDK kararının iptali ile hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 13/06/2024 KARAR TARİHİ : 27/02/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/02/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, dava konusu edilen “... ...” markasının müvekkili adına tescilli “...” esas unsurlu seri ve tanınmış olan markalar ile karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkilinin “...” ibaresini dava tarihi itibariyle sayıları 1800 olan akaryakıt istasyonlarında işlettiği marketlerinde işletme adı olarak ve müvekkili ......’ın ürettiği otomotiv ve endüstriyel yağlayıcılar ve oto bakım ürünlerinde de markasal hüviyette yoğun bir biçimde kullanıldığını, dava konusu edilen .... kararında belirtilenin aksine taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal ve sınıfsal açılardan benzerlik bulunduğunu, markalarda ortak olan “...” ibaresinin bir anlamı olmakla birlikte bu anlamın taraf markalarının kullanıldığı mal ve hizmetlerle ilişkilendirilme olasılığının bulunmadığını ve bu ibarenin söz konusu emtialar açısından ayırt ediciliğinin düşük olmadığını, müvekkilinin “...” ibareli seri markalarıyla ilgili verilmiş olan .... sayılı kararında da vurgulandığı üzere müvekkilinin markalarında esas unsurun “...” ibaresi olduğunu, müvekkiline ait bu seri markaları bilen bir tüketicinin davalıya ait markayı gördüğünde bu seri markalardan biri zannetmesinin kaçınılmaz olduğunu, davalının markasında geçen “...” ibaresinin İngilizce’de “elektrik” anlamına gelmesi itibariyle müvekkilinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, müvekkilinin markalarında geçen ....” gibi ayırt ediciliği düşük kelimelerin varlığı itibariyle dahi taraf markalarının yapısal olarak benzeştiğini, zaten de dava konusu edilen markada “...” ibaresinin büyük puntolarda yazılarak ön plana çıkartılmış olduğunu, müvekkili tarafından “...” ibareli markasal kullanımlar hakkında ikame olmuş olan başkaca davaların da müvekkilleri lehine sonuçlandığını, bu davalarda inşa olunan mahkeme kararlarının huzurdaki uyuşmazlık açısından emsal karar niteliğinde olduğunu, taraf markalarının aynı/benzer/türdeş emtialarda kullanılacağını, ayrıca müvekkillerinin “...” markasının ... nezdinde özel/02426 sayı ile tanınmış marka statüsünde tescilli olduğunu ve korunduğunu, müvekkillerinin bu tanınmış markayla birlikte kullanılan “...” esas unsurlu markalarının da bu ibareden ayrı düşünülmesinin mümkün olmadığını, yani müvekkillerinin “...” ibareli markalarının da tanınmış marka olarak ele alınması ve korunması gerektiğini, davalının marka olarak kendisine “...” ibaresini seçerek bu özgün, tanınmış ve ayırt edici niteliği yüksek markalara yakınlaşma çabası içerisinde olduğunu ileri sürerek, ... ....nın 22.04.2024 tarihli ve .....sayılı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, davacının markalarının “...” ibaresi dışında başkaca unsurlar da ihtiva ettiğini, “...” ibaresinin taşıdığı yerleşik/bilinen anlamı nedeniyle markasal anlamda ayırt edici niteliği bulunmayan bir ibare olduğunu, böyle bir ibarenin özellikle ayırt edici ek sözcüklerle kullanıldığında karıştırılma ihtimalinin ortadan kalkacağını, davacıların “...” ibaresini tek başına ihtiva eden bir markasının da bulunmadığını, ayrıca davacı tarafın markasının tanınmışlığını veya davalının kötü niyetli olduğunu tevsik edebilen deliller de sunamadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle, davalının .... iştiraki olarak elektrikli araçlar ve şarj teknolojileri alanında faaliyet göstermekte olduğunu, ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan “...” ibaresini, faaliyet gösterdiği alanlarda marka olarak da tescil ettirmek istediğini, davacıların faaliyet alanının ise fosil yakıtlar ve madeni yağlar sektörü olduğunu, dolayısıyla taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davalının “...” ibareli başka marka başvurularının da bulunduğunu, ayrıca taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzemediğini, taraf markalarında ortak olan “...” ibaresinin “doldurma, yükleme” anlamındaki “fulleme” kelimesinin kısaltması olduğunu, davacıların markasında da bu ibarenin hiçbir zaman tek başına yer almadığını, davacıların fiili kullanımlarında da bu ibarenin “...” markası altında küçük puntolarla yazılmış olduğunun görülebileceğini, davacıların huzurdaki davasına mesnet aldığı markalarının davalının faaliyet gösterdiği “elektrik enerjisi, şarj, şarj istasyonları” ile ilgili tüm sınıflarda kullanıldığını ispat etmesi gerektiğini, aksi takdirde davacıların bu markalarına dayalı olarak huzurdaki uyuşmazlıkta SMK m. 6/1 hükmü kapsamında bir koruma talep edemeyeceğini, taraf markaları farklı sektörlerde kullanılacağı için de davacıların “...” markasının tanınmışlığının somut uyuşmazlık açısından önem arz etmediğini, zaten de davacının SMK m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerinin uygulanma şartlarının gerçekleştiğini somut delillerle ispat edemediğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı firmanın 05.05.2022 tarihinde 04, 07, 09, 35, 37, 39, 40 ve 42. sınıfa giren bir takım emtialarda kullanılmak üzere marka tescil başvurusunda bulunduğu, marka başvurusunun ilanı üzerine, her iki davacının da SMK m. 6/1, m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerine dayalı olarak itiraz ettiği, bu itirazların, .... Başkanlığı’nın kararı ile, markalar benzer görülmediğinden, tüm gerekçeleri açısından reddedildiği, bunun üzerine davacıların itirazlarını aynı gerekçelere ve aynı markalara dayalı olarak yinelediği, ancak bu itirazların da ...’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 22.04.2024 tarihli ve ....sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan fullbilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalı firmanın tescil ettirmek istediği marka ile davacıların davasına/itirazlarına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Uyuşmazlık konusu olan markalar görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının markaları, kelime öbeklerinden, basit şekillerden ve/veya renklerden oluşmuş karma markalardır; bu markaların bir kısmında kullanılmış olan “...” ibaresi ve basit şekil unsurlarının/tasarımların, markaların esas unsuru olamayacağı, zira; “...” markası davacının çatı markasıdır ve bir çatı markasıyla birlikte kullanılan ikincil kelime unsurlarından oluşan markalarda, esas korunması istenilen unsur, ikincil kelimelerdir ve bu tür markaların başka markalarla benzerliği değerlendirmesinde çatı markası arka planda bırakılarak inceleme yapılması gerekir. Ayrıca, davacının bir kısım markasında geçen basit şekil unsurları, renkler ve tasarımlar da, bu markaların esas unsurları olamaz, zira; böyle, basit şekil ve renk unsurları ile birlikte kullanılmış kelime unsurlarını haiz markalarda, marka hukukundaki yerleşik görüşe göre, “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur” . Davacının markalarda geçen diğer unsurlar olan, birleşik yazılmış kelime unsurları incelendiğinde, işaretlerde; “...” ibaresinin yanında .... aktan” gibi, yerleşik/bilinen anlamları itibariyle markasal hüviyette ayırt edici niteliği haiz olmayan tanımlayıcı/cins isimlerin ve kısaltmaların kullanıldığı ve bunların hepsinin “...” ibaresiyle birlikte birer isim veya sıfat tamlaması oluşturduğu görülmektedir. Her ne kadar bu işaretlerin hepsinde de, “...” ibaresi bu tür tanımlayıcı/tasviri cins isim ve kısaltmalarla aynı yazım karakterlerinde, puntolarda ve birleşik olarak yazılmış ise de, bunların markaların ayırt ediciliğine bir katkısı olmayan/olamayacak tasviri/tanımlayıcı kelimeler olması, markalarda geçen “...” ibaresinin markaların ayırt ediciliği en yüksek/baskın unsuru olarak kabul edilmesini mümkün kılmaktadır. Davalının markasının da; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir işaret olduğu; işaretin üst kısmına, kırmızı renkli bir çember içerisine, kırmızı renkli kalın harflerle yazılmış “...” ibaresi konuşlandırılmış ve bunun altına da, gri renkli karakterize harflerle, düşük puntolarla “...” ibaresi yazılmıştır. Bu markada geçen “...” ibaresi, “...” ibaresinden ziyade oldukça büyük puntolarda ve göze çarpan renkte yazılmış olduğundan “...” ibaresinden daha baskın/ön planda algılanmaktadır. Zaten de, “...” ibaresi de, davacının markalarında geçen diğer kelime unsurlarında olduğu gibi, bilinen/yerleşik bir anlamı olan bir kelimedir ve işarete kavramsal açıdan kattığı ayırt edicilik de oldukça düşüktür. Somut uyuşmazlık, taraf markalarında geçen “...” ibaresinin ortaklığının, markaları birbirleriyle benzer kılmaya yetip yetmediği ve bu ibarenin bilinen/yerleşik anlamından dolayı bir markada tek başına esas unsur olarak himaye görüp göremeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Zira; İngilizce kökenli olan “...” kelimesinin Türkçe’deki karşılığı “dolu, tam, tok”tur ve bu anlamı yaygın olarak bilindiğinden ve hatta somut uyuşmazlık açısından önem arz eden mal ve hizmetlerde “bir aracın deposunu tam olarak doldurmak” anlamına gelen “fullemek” şeklinde konuşma dilimize de yansımış olduğundan, bu ibarenin, markasal hüviyette soyut ve araç dolum sektöründe somut ayırt edici niteliğinin zayıf olduğu, böyle ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Buna özellikle, zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlanmaktadır. Böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Dava konusu somut olayda da, davacının gerek dava dosyasına gerekse marka işlem dosyasına sunduğu bilgi ve belgelerden ve tescilli seri markalarından, “...” markasının davacı tarafından akaryakıt dolum sektöründe, bu sektörle ilişkili ürünlerde ve akaryakıt istasyonlarında yerleşik marketlerde, uzun yıllara sarih, Türkiye geneline yaygın kullanımı neticesinde, yani kullanım sonucunda belirli bir ayırt edicilik kazanmış olduğu, koruma kapsamının arttığı, davacının “...” ibareli markalarıyla bir “seri marka” yarattığı ve bunun sonucunda da dava konusu benzerliğin/ortaklığın dikkat çekici hale geldiği, davalının markasında “...” ibaresi dışında sadece tasviri/tanımlayıcı bir ibare kullanılmış olduğu, ayrıca da davacının birçok markasında da dava konusu işaretteki gibi, “...” ibaresinin bir tamlama içinde/markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan başkaca kelimelerle birlikte kullanıldığı tespit edildiğinden, davalının markasının, davacının markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...” ibareli seri markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ...” ibareli markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının, davacının yeni bir ürünün/hizmetinin piyasaya sunulmuş olduğunu zannetmesinin ihtimal dahilinde olduğu, Bu meyanda; markaların fonetik/duyusal/işitsel olarak karşılaştırılmasında, taraf markasında ortak olan “...” ibaresinin varlığının ve bu ibarenin kelimelerin baş kısmında yer alıyor olmasının, markaları kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan bir derecede yakınlaştırdığı, taraf markalarında geçen bu ibarenin, yukarıda incelenen yerleşik/bilinen anlamından dolayı, markaların tüketici zihninde yarattığı algının farklılaştığının da söylenmesinin mümkün olmadığı, Sonuçta; somut olayda, karşılaştırılan işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzediği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 04, 07, 09, 35, 37, 39, 40 ve 42. Sınıftaki mal ve hizmetlerinin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesi incelendiğinde; bu alıcıların söz konusu mal ve hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün/hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği fiili gerçekleri gözetildiğinde, tüketicilerin/alıcıların bu mal ve hizmetleri satın aldığı anda bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyelerinin düşük olmadığı, Dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen, 04, 09, 35, 37, 39, 40 ve 42. Sınıflara giren mal ve hizmetlerin tamamı, davacıların muhtelif markalarının kapsamında yer almaktadır veya bu emtiaların açıklaması/tasviri şeklindedir. Ayrıca; her ne kadar davacıların hiçbir markası 07. Sınıfa giren emtialar yönünden tescilli değil ise de; davacıların muhtelif markalarının tescilli olduğu “elektrik enerjisi”, “güneş panelleri”, “elektrik enerjisini iletim, dönüştürme, depolama kontrol cihazları ve araçları (elektrik, elektronikte kullanılan kablolar ve güç kaynakları dahil)” ve dahi “enerji üretimi hizmetleri” ile dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen, “Alternatörler, jeneratörler, elektrik jeneratörleri, güneş enerjisi ile çalışan jeneratörler. Elektrikli açma kapama mekanizmaları.”nın benzer alıcı çevresine hitap ettiği, son kullanıcılarının ve hedeflenen tüketici profillerinin benzer olduğu, dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olduğu, birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulduğu ve benzer markaları bu farklı sınıflardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurabileceği değerlendirildiğinden, sayılan emtialar özelinde dahi, somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Bu nedenle de, taraf markaları arasında, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında ortak olarak geçen “...” ibaresinin, bilinen/yerleşik anlamı nedeniyle markasal hüviyette soyut ve araç dolum sektöründe somut ayırt ediciliği zayıf da olsa, davacının bu ibareyi taşıyan seri markalarının davacı tarafından akaryakıt dolum sektöründe, bu sektörle ilişkili ürünlerde ve akaryakıt istasyonlarında yerleşik marketlerde, uzun yıllara sarih, Türkiye geneline yaygın ve ciddi kullanımı neticesinde, yani kullanım sonucunda belirli bir ayırt edicilik kazanmış olduğu, koruma kapsamının arttığı, davacının “...” ibaresini de ihtiva eden markalarıyla bir “seri marka” yarattığı ve bunun sonucunda da dava konusu benzerliğin/ortaklığın dikkat çekici hale geldiği, davalının markasında “...” ibaresi dışında sadece tasviri/tanımlayıcı “...” ibaresinin kullanılmış olduğu, “...” ibaresinin de büyük puntolarla/ilk anda dikkat çekecek biçimde konuşlandırılmış/kullanılmış olduğu, ayrıca da davacının markalarında da dava konusu işaretteki gibi, “...” ibaresinin bir tamlama içinde/markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan başkaca kelimelerle birlikte kullanıldığı tespit edildiğinden, taraf markalarının karıştırılabileceği, ayrıca; taraf markalarının tescilli olduğu/tescili kapsamına alınmak istenilen emtiaların da aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu da tespit edilmiştir. Her ne kadar bu emtiaların hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyesi düşük olmasa da, taraf markaları arasındaki benzerlik nedeniyle, bu mal ve hizmetlerde “...” ibaresinin/işaretinin markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde tüketicilerin/alıcıların söz konusu emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, bu ürün ve hizmetler açısından davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği, Sonuç olarak; yukarıda detaylı olarak incelendiği üzere; dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar yönünden karşılaştırılan markalar arasında, karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Davacıların davasına/itirazlarına mesnet aldığı “...” ibaresini de ihtiva eden markalarının tanınmışlığından ziyade, ... nezdinde ....sayı ile tanınmış marka statüsüne alınmış bulunan “...” lider/çatı markasının tanınmışlığından hareket ettiği anlaşılmakla; markaların, birlikte kullanıldıkları çatı markanın “itmesiyle” tanınmış hale geleceği şeklinde bir görüşe itibar edilemeyeceği, doktrin ve emsal yargı kararlarıyla sabittir. Dolayısıyla davacıların somut olayda, “...” markasının tanınmışlığına dayalı olarak hak iddia etmesinin mümkün olmadığı, diğer taraftan; her ne kadar davacı taraf, “...” ibaresini ihtiva eden seri markalarını, “...” akaryakıt dolum istasyonlarında satışa sunduğu ürünlerde ve bu istasyonlardaki marketlerin işletme adı/hizmet markası olarak yoğun biçimde kullandığını ispat edebilmiş ise de, bu markanın ilgili sektörde tanınmışlığını tevsik edebilecek pazar/ piyasa payı, reklam harcaması, kamuoyu araştırması, basında çıkan haberler vs.ye ilişkin gerek dava dosyasına, gerekse davaya konu edilen marka başvurusunun işlem dosyasında yeterli nitelikte/nicelikte/içerikte delil sunmamıştır . Aynı şekilde, davacı tarafın gerek “...” ibareli markalarının, gerekse “...” çatı markasının tanınmışlığına dayanabilmesi için, tanınmış markanın farklı mal ve hizmetlerde kullanılması sonucu haksız bir yararın sağlanması, markanın itibarına zarar verilmesi ya da markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birisinin gerçekleşmiş/gerçekleşme ihtimalinin ortaya çıkmış olması gerekir. Ancak; bu şartların birinin gerçekleştiğinin/gerçekleşme ihtimali olduğunun dava/marka işlem dosyasına sunulmuş herhangi bir delil ya da belge ile ispatlanamadığı anlaşılmış olmakla, somut olayda, SMK’nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, sonuç olarak da; davacıların markalarının tanınmışlığı iddiasının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Davalının dava konusu işareti kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, zaten de “...” ibaresinin davalının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olduğu görüldüğünden, sırf markaların benziyor olmasının kötü niyetin tespiti için yeterli olmadığı, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu, Davacıların muhtelif markaları yönünden, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Dava konusu edilen emtiaların hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bunları satın alırken düşük olmadığı, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, davacı tarafın “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, sonuçlarına ulaşılmış davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın kabulüne, ... .... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler bakımından iptaline, Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 10.006.20.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ile davalı kurum ile diğer davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.27.02.2025

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf :1.771,20.-TL Bilirkişi Ücreti :8.000,00.-TL P.P : 235,00.-TL TOPLAM :10.006.20.-TL

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/280, K. 2025/88, T. 27.02.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-280-e-2025-88-k-6c610e52f992