İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/270 E. 2025/832 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/270
- Karar No
- 2025/832
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO:2024/270 Esas KARAR NO:2025/832
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:19/04/2024 KARAR TARİHİ:27/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki olduğunu, bu nedenle mal ve hizmet işlemi sonucu ödenmeyen borç sonucu .... İcra Dairesinde 2024/... Esas sayılı cari hesap ve faturalara bağlı davalı aleyhine icra takibi yapıldığını, ticari işten kaynaklanan cari hesap alacağının 104.970,26-Euro olduğunu, takip tarihi itibari ile harca esas tutarın 3.641.418,31-TL olduğunu, icra takibi sonucu borçlunun borca itiraz ederek borcunun olmadığını bildirdiğini, borcun bulunmadığına ilişkin belge sunulmadan itiraz edildiğini ve icra takibinin durduğunu, müvekkili şirketin İstanbul'da faaliyette bulunurken ticaret sicilinde merkezine İzmir'e taşıdığını, yanların ticari şirket olması ve ticari alacaktan kaynaklanan durum olması nedeniyle uyuşmazlığın giderilmesi için İstanbul Arabuluculuk Bürosuna başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını, davalının müvekkili şirketten mal ve hizmet aldığını, siparişlerine karşılık faturalı ve irsaliyeli olarak mal gönderildiğini, davalı yanca faturalara yönelik bir itiraz olmadığını, düzenlenen faturalarda dövizli işlem yapıldığının belirtildiği gibi vadesinde ödenmeyen faturalara vade farkı uygulanacağının da yansıtıldığını, dövizli hesap hareketini gösterir doküman ve ekstrede sunulan ürünler ve malları ile buna karşılık yapılan ödemelerinde yer aldığını, alacağın likit ve belirgin bir alacak olması sonucu haksız itiraz nedeniyle icra inkar hakkı doğduğunu, bu nedenlerle davanın kabulü ile icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamını, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderlerinin davalı tarafa bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın icra takibine konu faturalardaki malları taraflarına teslim etmediğini, teslim olgusunu ortaya koyacak herhangi bir irsaliyesi olmadığı gibi eğer var gibi görünen bir belgesi varsa altındaki imzanın taraflarına ait olmadığını, fatura kesilmiş olmasının davacının alacaklı olacağı anlamına gelmeyeceğini, taraflar arasında akdi bir ilişki olmadığını, bu nedenle faturalarda belirtilen birim fiyatların davacı tarafından rastgele yapıldığını, piyasa rayicinin çok üzerinde bedeller olduğunu, bunu kabul etmelerinin mümkün olmadığını, taraflar arasında bir sözleşme yok ise fatura konusu hizmetin verildiği/malın teslim edildiği hususunun davacı tarafça ispatının gerektiğini, zira faturanın sözleşmenin ifa safhası ile ilgili olması nedeniyle mutlaka bir sözleşmeye dayanması gerektiğini, sadece faturanın tebliğ edilmesinin ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesinin akdi ilişkinin varlığının kanıtı olmadığını, yabanca para cinsinden talep mümkün olmadığı gibi buna bir de Türk Lirası'na işleyecek faizin istenilmesinin mümkün olmadığını, asıl alacağın likit olmadığını, icra inkar tazminatı istenemeyeceğini, bu nedenlerle davanın reddini, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İcra takip dosyasının incelenmesinde, davacının .... İcra Dairesinin 2024/... Esas sayılı takip dosyasında faturadan kaynaklanan 104.970,26-Euro asıl alacak yönünden takip yapıldığı, ödeme emrinin 13/03/2024 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun da süresi içerisinde 15/03/2024 tarihinde borca itiraz ettiği, borca itirazla birlikte takibin durduğu, dava İİK'nın 67. maddesi düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür. Bilirkişiler ...'ın 25/09/2025 tarihli, 8 sayfadan ibaret raporunda özetle; incelenen davacı şirkete ait 2023-2024 yılı e- ticari defterlerinin açılış beratları ile yılsonu kapanış beratlarının yasal süresi içerisinde alınmış oldukları, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davacı yanın incelenen ticari defterlerinde 11.03.2024 takip tarihi itibarıyla davalı yandan 3.419.290,75 TL alacaklı olduğu, davacı yanın davalı yana hem TL hem de Euro bazında faturalar düzenlediği, toplam alacak tutarının 104.970,26 EURO tutarındaki 11 adet (1 adedinden kısmi alacak) faturadan kaynaklandığı, icra takibinin de bu faturalara yönelik olarak başlatıldığı, davalı yan incelemeye gelmemiş, ticari defterlerini ibraz etmemiş olduğundan, davalı şirket kayıtları üzerinde, davacı yan alacağının varlığı yönünden bir inceleme gerçekleştirilemediği, dava dosyası içeriğinde Lojistik Merkezinin alıcıya (davalı) gerçekleştirdiği fiili teslimat bilgisini satıcıya (davacı) haricen ilettiğine yönelik bir belgeye rastlanmadığı, bu itibarla fatura muhteviyatı ürünlerin davalı muhataba teslim edildiğine ilişkin olarak Lojistik Merkezinin alıcıya gerçekleştirdiği fiili teslimat bilgilerinin dava dosyasına kazandırılması gerektiği, rapor detaylarına yer verilen nedenlerle, davacı yanın takipte yabancı para alacağını, TCMB EURO döviz satış kuru karşılığı TL olarak talep edebileceği, nitekim davacı yanında mevzuata uygun hareket ederek bu yönde takip talebinde bulunduğu, davalının taraflar arasında bir hukuki ilişki yer aldığını inkar etmediği, fakat sadece ifanın yerine getirilmediğini inkar ettiği; davalının ticari defter kayıtlarını sunmaması sebebiyle davacının ticari defter kayıtlarının dikkate alınabileceği, yukarıda mali incelemede tespit edildiği üzere BA-BS formlarının davalı tarafından Vergi Dairesine sunulduğu, dolayısıyla nihai takdir Sayın Mahkemede olmak üzere davacının iddiasını ispatladığının kabul edilebileceği görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Dava, faturadan kaynaklanan alacak nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir. Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır (229. md.). Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami "yedi gün" içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır (231/5. md.). 6102 sayılı TTK'da da fatura konusunda hükümler vardır. Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” (6102 Sayılı TTK 21/1) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (6102 Sayılı TTK 21/2). Faturanın onu teslim alan kişiyi borç altına sokabilmesi için taraflar arasında borç doğurucu bir ilişkinin varlığı ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatap tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya sekiz günde itiraz edilmemiş olması onu borç altına sokmaz. Ancak TTK 21/2 maddesi uyarınca , faturalara 8 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde faturadaki gösterilen bu bedeli kabul edilmiş sayılır. Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Faturalarda belirtilen mal veya hizmet ile iadenin karşı tarafa teslim edildiği iddiasını faturayı düzenleşen ispatla yükümlüdür. Fatura içeriğindeki mal veya hizmetin davalıya teslimi dayanak belgelerle kanıtlanmadığı sürece ticari defterler tek başına malın teslim edildiğini ispata yeterli değildir. İcra İnkar Tazminatı yönünden; dava konusu edilen asıl alacağın önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; Davacı ile davalı arasında ticari mal satışına ilişkin ilişki bulunduğu, davacının davalıya kimyasal ürün satışı yaptığı, toplam 104.970,26 EURO tutarındaki borcun ödenmemesi üzerine .... İcra Dairesinin 2024/... Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığı, davalının bu takibe itiraz ettiği ve bu nedenle işbu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın temelinde mal tesliminin gerçekleşip gerçekleşmediği, alacağın mevcut olup olmadığı, yabancı para alacağına hangi faiz oranının uygulanacağı ve itirazın haksız olup olmadığı hususları bulunmaktadır. Mahkememizin uyuşmazlık konusunun incelenmesi için bir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve bir konu uzmanından oluşan iki kişilik bilirkişi kurulu görevlendirilmiş, bilirkişi kurulu tarafından 25.09.2025 tarihinde rapor sunulmuş, rapora karşı davacı vekili 06.10.2025 tarihli dilekçesi ile herhangi bir itirazda bulunmadığını bildirmiş, davalı vekili ise 07.10.2025 tarihli dilekçesi ile mal tesliminin gerçekleşmediği, BA/BS formlarının tek başına ispat gücü taşımadığı yönünde itirazlarını sürdürmüştür. Dosya kapsamı, toplanan deliller ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporuna verdiği cevapta, davacının icra takibine konu faturalardaki malları teslim etmediğini, teslim olgusunu ortaya koyacak herhangi bir irsaliyesinin bulunmadığını, eğer varsa altındaki imzanın kendilerine ait olmadığını, faturaları kestiği halde malları göndermediğini, faturalarda belirtilen birim fiyatların piyasa rayicinin çok üzerinde olduğunu savunmuş ve çok sayıda Yargıtay kararına atıfta bulunarak faturanın kesilmiş olması ve BA/BS formlarına işlenmiş olmasının tek başına mal teslimini ispatlamamakta olduğunu ileri sürmüştür. Davalının dayandığı Yargıtay kararları incelendiğinde, ilgili içtihatların genel olarak taraflar arasında akdi ilişkinin varlığı ve mal tesliminin ispat yükünün davacı tarafa ait olduğu hususlarını vurguladığı görülmektedir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2008/1483 sayılı kararında "fatura konusu işle ilgili taraflar arasında sözleşme yapıldığının yasal delillerle kanıtlanması ve işin teslim edildiğinin yüklenici tarafından kanıtlanmış olması zorunludur" denilmekte, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2005/9627 sayılı kararında "tebliğ edilen faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması hali, faturada yazılı malın alıcıya teslim edildiğini göstermez" denilmekte, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2011/8100 sayılı kararında ise "salt fatura düzenlenmesi davacıya alacak hakkı vermez, davacının fatura konusu malları davalıya teslim ettiğini usulüne uygun deliller ile kanıtlaması gerekir" denilmektedir. Bu içtihatlar şüphesiz ki doğrudur ve Mahkememizce de benimsenmektedir. Ancak somut olayın bu içtihatların verildiği dönemlerden ve vakıalardan önemli farklılıklar içerdiği ve ayrıca somut olayda ispat yükünün yer değiştirdiği hususları aşağıda detaylı olarak açıklanacaktır. Türk Ticaret Kanununun 21. maddesinin ikinci fıkrası, "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır" hükmünü içermektedir. Bu düzenleme fatura hukukunun temel kurallarından birini oluşturmakta olup, somut olay bakımından son derece kritik bir öneme sahiptir. Dosya kapsamından ve bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere, davacı tarafından düzenlenen faturalar e-fatura sistemi üzerinden elektronik ortamda davalıya tebliğ edilmiştir. E-fatura sistemi Maliye Bakanlığı tarafından oluşturulmuş, denetlenen ve kontrol edilen resmi bir sistem olup, GİB (Gelir İdaresi Başkanlığı) aracılığıyla faturalar otomatik olarak alıcının sistemine düşmektedir. Bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, davacının davalıya düzenlediği e-faturalar, GİB üzerinden otomatik olarak davalının sistemine iletilmiştir. Davalının bu faturaları aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında herhangi bir itirazda bulunduğuna dair dosyada hiçbir delil ve belge bulunmamaktadır. Davalı ne davacıya yazılı olarak itiraz etmiş ne de faturaları iade etmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2. maddesi uyarınca, bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Faturaların borçlu davalıya tebliğ edilmiş ve süresinde itiraz ya da iade edilmemiş olması karşısında, fatura içeriklerinin taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olduğu davacı alacaklı tarafından kanıtlanmış olmaktadır. Bu aşamadan sonra ispat yükü yer değiştirmiş olup, faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ispatı artık borçlu davalıya geçmiştir. Öte yandan, Davalının BA (Alış Belgesi) formları vasıtasıyla faturaların tamamını Vergi Dairesine bildirmiş olması hususu, TTK 21/2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde daha da önemli hale gelmektedir. Vergi Usul Kanununun 232. maddesi gereğince, alış belgelerini sisteme işlemek durumunda olan mükellefler BA formunu kullanmak zorundadır. BA formu, alıcının satıcısının düzenlediği belgeleri kendi Vergi Dairesine bildirmek için kullandığı resmi bir formdur. Bilirkişi kurulu tarafından davalının Vergi Dairesinden temin edilen resmi kayıtlar incelenmiş ve davacının davalıya faturalandırdığı 104.970,26 EURO tutarındaki alacağın tamamının davalı tarafından BA formları vasıtasıyla mali makamlarına bildirildiği tespit edilmiştir. BA formunun düzenlenmesi, sadece bir vergi dairesi bildirimi değil, aynı zamanda o faturanın ticari kayıtlara kaydedildiği anlamına gelmektedir. E-fatura sisteminin işleyişi de bu hususu doğrulamaktadır. E-fatura sisteminde, satıcı tarafından düzenlenen faturalar GİB sistemi üzerinden otomatik olarak alıcının sistemine düşmekte ve alıcının ticari yazılımına entegre olmaktadır. Alıcı, bu faturaları görmekte ve kabul etmekte veya reddetmektedir. Eğer alıcı faturayı reddederse, sistem üzerinden ret işlemi gerçekleştirilmekte ve satıcıya bildirilmektedir. Somut olayda davalının faturaları reddettiğine dair hiçbir kayıt bulunmamakta, aksine davalı bu faturaları BA formları ile vergi dairesine bildirmiştir. Bu durum, davalının faturaları kabul ettiğini ve kendi ticari kayıtlarına geçtiğini göstermektedir. Bir mükellefin BA formu düzenlemesi, -BA formlarının malın teslinm alınması sonrası düzenlenmesi gerekmekle- o malı veya hizmeti teslim aldığınınn, vergi dairesine beyan ettiğini gösterir. Davalının bu faturaları BA formu ile vergi dairesine bildirmiş olması, malları teslim aldığını kabul ettiği ve bu işlemleri kendi ticari kayıtlarına işlediği anlamına gelmektedir. Bu husus TTK 21/2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, davalının hem faturalara sekiz gün içinde itiraz etmediği hem de bu faturaları kendi ticari defterlerine kaydederek vergi dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Her iki husus da mal tesliminin gerçekleştiği yönünde bir karine oluşturmaktadır. Davalının BA formlarının tek başına ispat gücü taşımadığı yönündeki savunması değerlendirildiğinde, bu savunmanın sadece BA formları için geçerli olabileceği ancak somut olayda BA formlarının yanı sıra çok sayıda başka delilin de bulunduğu görülmektedir. Nitekim: - Davacı e-fatura sistemi üzerinden fatura düzenlemiş - Bu faturalar GİB sistemi üzerinden davalıya otomatik olarak iletilmiş - Davalı sekiz gün içinde faturalara itiraz etmemiş (TTK 21/2) - Davalı bu faturaları BA formları ile vergi dairesine bildirmiş - Davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerinde bu alacaklar kayıtlı - Davalı kendi ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmemiş Tüm bu hususlara göre HMK 222/3 maddesi gereği somut olayımızda "İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, ... diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi ... olması gerekir." şartı da somut olayımızda gerçekleşmiştir. Somut olayda bilirkişi kurulu tarafından yapılan inceleme sonucunda, davacının 2023-2024 yıllarına ait e-ticari defterlerinin açılış beratları ile yılsonu kapanış beratlarının yasal süresi içerisinde alınmış olduğu ve ticari defterlerin HMK 222/2 maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak tutulduğu tespit edilmiştir. Davacının incelenen ticari defterlerinde 11.03.2024 takip tarihi itibarıyla davalıdan 3.419.290,75 Türk Lirası (104.970,26 EURO'nun o tarihteki karşılığı) alacaklı olduğu, bu alacak tutarının 11 adet faturadan kaynaklandığı ve icra takibinin de bu faturalara yönelik olarak başlatıldığı görülmüştür. Davalının defterlerini ibraz etmemesi, hem kendi lehine olabilecek delilden feragat etmesi anlamına gelmekte hem de davacının defterlerinin kendi aleyhine delil teşkil etmesine neden olmaktadır. Zira HMK 222/3 maddesi uyarınca, davalının ticari defterlerini ibraz etmemesi halinde, davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerine dayanılarak hüküm kurulması gerekmektedir. HMK 222. maddesi hükmü açık olup, somut olayda tüm şartları gerçekleşmiştir. Davacının ticari defterleri usulüne uygun tutulmuş ve ibraz edilmiştir. Davalı ticari defterlerini ibraz etmemiştir. Defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmış olması da söz konusu değildir. Bu durumda HMK 222/3 maddesi uyarınca davacının ticari defterlerine dayanılarak hüküm kurulması gerekmekte olup, davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan 104.970,26 EURO tutarındaki alacağın varlığı davacı lehine delil teşkil etmektedir. Artık tüm bu durumlara Davacı lehine oluşan karine nedeniyle ispat yükünün yer değiştirdiği ve davalının malın teslim edilmediğini ispat etmesi gerekliliği söz konusudur ki davalı bu ispatı yerine getiremimiştir. Bilirkişi raporunda e-irsaliye sistemi detaylı olarak incelenmiş ve davacının malları Şahin Kardeşler Lojistik aracılığıyla gönderdiği tespit edilmiştir. E-irsaliye sistemi de e-fatura sistemi gibi GİB kontrolünde olan resmi bir sistemdir. Her ne kadar lojistik merkezinin fiili teslimat bilgisini satıcıya haricen ilettiğine yönelik belge dosyada bulunmasa da, davalının BA formunu düzenleyerek vergi dairesine bildirimi ve sekiz gün içinde faturalara itiraz etmemesi, davalının ticari defterlerini ibraz etmemesi ile oluşan malların teslim alındığına dair karine ile ispat külfeti davalı üzerine geçmekle, bu durumun davacı elayhine olmayacağı sonucuna varılmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde, faturalarda belirtilen birim fiyatların piyasa rayicinin çok üzerinde olduğunu, davacının bu fiyatları rastgele yazdığını savunmuştur. Bu savunma değerlendirildiğinde, birkaç önemli husus ortaya çıkmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere TTK 21/2 maddesi uyarınca davalının faturalara sekiz gün içinde itiraz etmemesi karşısında oluşan ilk karine gereği fatura içeriklerinin taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olduğu kabulü zorunlu olup, aksini davalı ispatlaması gerekmektedir. Fatura içeriği sadece mal veya hizmetin cinsi ve miktarından ibaret değil, aynı zamanda fiyatı da kapsamaktadır. Davalı bu ispat yükünü yerine getirememiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının alacağını yabancı para olarak talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Bu savunma değerlendirildiğinde, kısmen yanlış anlamaya dayandığı görülmektedir. Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkındaki 85 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile sadece menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşme tiplerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak düzenlenemeyeceği kararlaştırılmıştır. Diğer bir ifade ile yasak, sadece belirli sözleşme tipleriyle ilgilidir ve faturaların döviz cinsinden düzenlenmeyeceği ile ilgili değildir. Nitekim 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 215/2-a Maddesi "Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir" hükmünü içermektedir. Bu madde ile ilgili herhangi bir değişiklik yapılmamış olup, faturaların Türk Parası karşılığı yazılmak kaydıyla dolar veya Euro cinsinden düzenlenmesine ilişkin hiçbir yasak bulunmamaktadır. Bilirkişi raporunda da isabetli olarak belirtildiği üzere, davacının takibe konu faturaları e-fatura olarak düzenlediği, davalının da e-fatura mükellefi olduğu, bahse konu faturaların davalı BA bildirimlerinden tespit edildiği şekilde ticari kayıtlara alınmış olması karşısında, davalının yabancı para cinsinden düzenlenmiş faturaları kabul ettiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, 85 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı kapsamında faturaların yabancı para cinsinden düzenlenmesine izin verilmiş olsa da, tahsilatın Türk Lirası ile yapılma zorunluluğu bulunmaktadır. İcra ve İflas Kanununun 58. maddesi de yabancı para ile olan borçların Türk parası ile ödeneceğini, borcun itfa gününde geçerli olan rayice göre yabancı paranın Türk parasına çevrileceğini düzenlemektedir.
Bu nedenle davacının takipte yabancı para alacağını, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası EURO döviz satış kuru karşılığı Türk Lirası olarak talep etmesi mevzuata uygun olup, icra takibinin bu yönden hukuka aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Davacının takip talebinde "104.970,26 EURO alacağın fiili ödeme tarihindeki gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası EURO satış kuru üzerinden Türk Lirası olarak ödenmesi" talebinin hem İİK 58. maddesine hem de 85 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararına uygun olduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın en önemli ve detaylı inceleme gerektiren hususlarından biri faiz konusudur. Davacı icra takip talebinde, takip tarihinden tahsil tarihine kadar TTK 1530. maddesi gereğince ticari temerrüt faizi talep etmiştir. Davalı ise cevap dilekçesinde yabancı para alacağına Türk Lirası faizi istenemeyeceğini savunmuş ve ön inceleme aşamasında tespit edilen uyuşmazlık noktalarından biri de bu husus olmuştur. Türk Ticaret Kanununun 1530. maddesi "Ticari İşlerde Faiz" başlığını taşımakta olup, ticari işlerde faiz, sözleşmede faiz oranı kararlaştırılmamışsa veya kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından en son açıklanan ve kararın verildiği tarihte geçerli olan ticari krediler için uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı dikkate alınarak belirleneceğini düzenlemektedir. TTK 1530. maddesinin uygulama şartları incelendiğinde, ilk olarak işlemin ticari iş niteliğinde olması gerekmektedir. Somut olayda davacı ... Kimya Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, davalı ... ... olup, her ikisi de ticari şirket statüsünde ve tacir niteliğindedir. Aralarındaki kimyasal ürün satışı işlemi de her iki tarafın işletme konusuna giren ticari iş niteliğindedir. İkinci olarak, sözleşmede faiz oranının kararlaştırılmamış olması gerekmektedir. Dosya kapsamından anlaşıldığı kadarıyla taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakta, ilişki faturalar üzerinden yürümekte olup, faturalarda "bir faiz oranı belirlenmemiştir. Üçüncü olarak, kanunda aksine hüküm bulunmaması gerekmektedir ve bu husus özel önem taşımaktadır. TTK 1530. maddesi açık bir şekilde "kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça" ifadesini içermektedir. Bu ifade, eğer kanunda özel bir düzenleme varsa, TTK 1530. maddesi yerine o özel düzenlemenin uygulanacağı anlamına gelmektedir. Somut olayda alacak EURO cinsinden olup, yabancı para alacakları için özel bir düzenleme bulunmaktadır. 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi, kanuni faiz oranını düzenlemekte olup, "Yabancı para cinsinden olan borçlar için Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasınca tespit ve ilan olunan devlet bankalarının söz konusu türden para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödedikleri en yüksek faiz oranı" uygulanacağını düzenlemektedir. Bu düzenleme, yabancı para cinsinden borçlar için özel bir düzenleme olup, TTK 1530. maddesinde ifade edilen "kanunda aksine hüküm" niteliğindedir. Davacının alacağı EURO cinsinden doğmuştur. TTK 1530. maddesi ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Türk Lirası krediler için açıkladığı ticari kredi faiz oranını öngörmektedir. Türk Lirası için geçerli olan faiz oranlarının yabancı para alacaklarına doğrudan uygulanması hem hukuki hem de ekonomik açıdan isabetli değildir. Bu nedenle davacının TTK 1530. maddesi gereğince Türk Lirası bazlı ticari temerrüt faizi talebi, yabancı para alacakları için özel düzenleme içeren 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi karşısında yerinde değildir. Ancak bu durum, davacının faiz talep etme hakkının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Davacı faiz talebinde bulunmuş olup, sadece hangi faiz oranının uygulanacağı hususu tartışmalıdır. Bu durumda uygulanması gereken faiz oranının 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca "Devlet Bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı" olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Davacı dilekçesinde "vadesinde ödenmeyen faturalara vade farkı uygulanacağı" ifadesi geçse de, bilirkişi raporunda takibe konu faturalar arasında ayrı bir vade farkı faturası tespit edilmemiştir. Tüm alacak mal satış faturalarından oluşmaktadır. Faturalarda vade farkı uygulanacağı belirtilmiş ise de icra takibinde bu hususa ilişkin bir talep bulunmamakla bu husus irdelenmemiştir. Takibe konu edilen 104.970,26 Euro tutarı, raporda belirtilen 11 adet satış faturasından (1 adedinden kısmi alacak) kaynaklanmaktadır. Raporda belirtilen faturalar şunlardır: Takibe konu tutarın içinde vade farkı faturası bulunmamaktadır. Ticari defter kayıtlarında görünen "KUR FARKI" kayıtları vade farkı değildir. Bunlar: Yabancı para cinsinden yapılan işlemlerde dönem sonu kur değerlemelerinden kaynaklanan muhasebe kayıtlarıdır, TL bazlı cari hesap bakiyesini etkiler, ancak EURO bazlı alacak tutarını (104.970,26 EUR) değiştirmez. İcra ve İflas Kanununun 67. maddesi, "İtirazı kaldırılan borçlu aleyhine alacaklının istemi üzerine ve takdir edilecek tutar üzerinden yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedilir" hükmünü içermektedir. Bu maddenin uygulanabilmesi için itirazın haksız olması, alacağın ispat edilmiş olması ve alacaklının tazminat talebinde bulunmuş olması gerekmektedir. Somut olayda yapılan tüm değerlendirmeler sonucunda, davalının itirazının haksız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. TTK 21/2 maddesi uyarınca davalının faturalara sekiz gün içinde itiraz etmemesi ile fatura içerikleri kesinleşmiş, HMK 222/3 maddesi uyarınca davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri davacı lehine delil teşkil etmiş, BA formları ile davalının faturaları vergi dairesine bildirdiği ve kendi ticari defterlerine kaydettiği tespit edilmiştir. Bütün bu hususlar mal tesliminin gerçekleştiği ve alacağın mevcut olduğu sonucunu vermektedir. Davalının mal teslimi yapılmadığı ve fiyatların yüksek olduğu yönündeki savunmaları, TTK 21/2 maddesi ile ispat yükünün yer değişmesi, BA formlarının vergi dairesine bildirilmesi ve HMK 222/3 maddesi karşısında inandırıcı değildir. Davalı eğer gerçekten mal teslimi almamış veya fiyatlara itirazı olsaydı, faturaların düzenlendiği tarihte buna itiraz edecek, e-fatura sisteminde faturaları reddedecek, BA formu düzenlemeyecek ve bu durumu davacıya bildirecekti. Oysa davalı tüm bu işlemleri normal şekilde gerçekleştirmiş ve ancak icra takibi başladıktan sonra mal teslimi olmadığını ve fiyatların yüksek olduğunu iddia etmiştir. Bu durum, davalının itirazının gerçek bir itiraz olmaktan çok, borcunu ödemekten kaçınmak için bir savunma stratejisi olduğunu göstermektedir. İtirazın haksız olması karşısında, İİK 67. maddesi uyarınca inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir. Davacı dava dilekçesinde %20 oranında inkar tazminatı talep etmiş olup, bu oran kanunda öngörülen asgari orandır ve somut olayın özelliklerine de uygundur. Tazminat hesabında esas alınacak tutar, takip tarihindeki (11.03.2024) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası EURO satış kuru üzerinden hesaplanan 3.641.418,31 Türk Lirası olup, bunun %20'si olan 728.283,66 Türk Lirasının inkar tazminatı olarak davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle, sonuçta aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile davalının .... İcra Dairesinin 2024/... sayılı takip dosyasında 104.970,26 Euro asıl alacağa ve işleyecek faiz oranına itirazın ise "3095 S.K.nun 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranında temerrüt faizi ile" şeklinde iptaline, takibin bunların dışında takibin ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına, 2-3.641.418,31 TL'nin % 20'si olan 728.283,66 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Alınması gereken 248.745,28-TL harcın, peşin alınan 43.950,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 204.794,38-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL başvurma harcı ve 43.950,90-TL peşin harç olmak üzere toplam 44.378,50-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan tebligat, müzekkere, bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 35.475,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 514.556,01-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 7-6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.27/11/2025
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır
Bu belge elektronik imza ile imzalanmış olup ayrıca ıslak imza uygulanmayacaktır.“5070 sayılı Yasanın 5. ve 22. maddeleri gereğince elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan ıslak imza ile aynı hukuki sonucu doğurur.”