İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/110 E. 2025/147 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/110
- Karar No
- 2025/147
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R
ESAS NO : 2024/110 KARAR NO : 2025/147
DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 08/03/2024 KARAR TARİHİ : 21/04/2025 Yazım Tarihi : 13/05/2025 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davacının bir .... uzmanı olarak 2015 yılından bu yana web sitelerine çevrimiçi oyunlar sunan bir girişimci olduğunu, üyelik gerektirmeyen, oldukça kolay olan devamlılık istemeyen bu tür oyunlara çocuklarının sıklıkla "..." adını verdiklerini keşfettiğini ve bu terimi araştırdığında “...” teriminin Türk çevrimiçi oyun sitelerindeki "... "na karşılık geldiğini ve bunun çevrimiçi oyunlar için yaygın olarak kabul edilen bir terim olduğunu öğrendiğini, o dönemde Türkiye'deki en iyi on oyun sitesinden yedisinin Türkçe, üçünün ise İngilizce dilinde faaliyet gösterdiğini gören davacının alan adı satın almak için İngilizce siteleri de değerlendirdiğini, en önde gelen Türk çevrimiçi oyun sitelerinden üçünün, sitenin bir bölümünü “...” terimiyle tanımladığını ve bu ibarenin arama motorlarında aratılması neticesinde bu sitelerin ilk on sonuçta yer aldığını, ayrıca davacının araştırdığı ...., ...., .... ve .... de dahil olmak üzere çeşitli uygulama mağazalarında da “...” teriminin oyun uygulamalarını tanımlamak için kullanıldığını ve bu uygulamaların hiçbirinin davalıya ait olmadığını, aynı şekilde davacının incelediği ..., .... ve .... gibi Türk medyasının da “.... ” başlığı altında ücretsiz çevrimiçi oyunlar sunan özel sayfalarının bulunduğunu, bütün bu hususların “...” ibaresinin sadece çocuklar tarafından değil, yetişkin bir kitle tarafından da açıklayıcı bir terim olarak kullanıldığını tevsik ettiğini, yani “...” ibaresinin ciddi olmayan, oynaması kolay, basit, ciddi dikkat gerektirmeyen, alışılmış kısa oturumları olan, seviyeleri kaydetmeyi gerektirmeyen, daha önce tamamlanmış bir seviyeye atlamayı gerektirmeyen, profil oluşturmayı gerektirmeyen vb. oyunları tanımlayan bir terim olduğunu, nitekim davacının alan adını satın alıp kullanmaya başladığı tarihlerde ... nezdinde de “...” diye bir markanın 28. Sınıfa giren emtialarda tescilli olmadığını, davacının sıfırdan bir web sitesi oluşturmak yerine, kanıtlanmış bir performans geçmişine ve gelecekteki gelişim potansiyeline sahip mevcut bir web sitesini satın almaya kararı ile ... uzantılı alan adını seçtiğini bu web sitesinin geliştirilmesiyle ve çeşitli reklam kampanyalarıyla sitenin trafiğinde olağanüstü bir artış yaşandığını, sitenin hacminin altı kat artarak sadece birkaç ay içinde ayda 3 milyonun üzerinde ziyaretçiye ulaştığını, bu sitenin bugüne kadar 17 dilde, 5.000'den fazla kategori dil sürümü ve 68.000'den fazla oyun dil sürümüyle sunulmakta olduğunu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davalının (....) .... davacının alan adının iptali için alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvuruda bulunmasıyla ortaya çıktığını, bu başvuru sonucunda Kurulun, uyuşmazlığın Türkiye'de yargıya taşınmaması halinde siteye erişimin sona erdirileceğine karar verdiğini, bunun üzerine davacının ....Esas sayılı dava açarak davacının öncelikli hak sahibi olduğunun ve alan adının davacıya hak sahipliği sağladığının tespitini talep ettiğini, zira davacının, davalının marka başvurusundan önce yapılmış bir alan adı başvurusunun bulunduğunu, dolayısıyla davacının “...” ibaresi üzerindeki hak sahipliğinin davalıdan önce doğmuş olduğunu, zaten de davalının markasının tek unsuru olan bu ibarenin markasal hüviyette ayırt ediciliğe sahip olmayan ve dahi tescili kapsamına giren hizmetleri tanımlayıcı bir ibare olduğunu, nitekim yurt dışındaki marka başvurularında “...” ibaresinin tek başına değil, yanına farklı ve çeşitli ibareler konularak marka hüviyetinde tescil edilebildiğini, davalının ... uzantılı alan adını almasından iki yıl önce üçüncü bir kişinin bu alan adını kullanmakta olduğunu ve anlamsız peri masalları için kullanılan “...” kelimesinin kısaltılması olarak “...” ibaresini kullandığını, davalının davacının alan adını 2015 yılından itibaren günümüze kadar aktif olarak kullandığını bilmesine rağmen “...” ibaresini marka olarak tescil ettirmiş olmasının ve bu sitenin tanınması ve siteye yoğun bir talebin oluşması akabinde aradan 10 yıla yakın bir süre geçtikten sonra davacının alan adı hakkında şikayette bulunmasının davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, davalının Kasım 2015'te .... Ticari Marka Yargılama ve Temyiz Kurulu nezdinde yürütülen bir itirazda, “...” markasını “Bilgisayar oyun programları, video oyun programları; çevrimiçi oyunlar oynamak için indirilebilir yazılım; etkileşimli bilgisayar oyunu programları; mobil ve cep telefonlarında, el bilgisayarlarında, bilgisayarlarda, video oyun konsollarında ve kablosuz cihazlarda kullanıma yönelik bilgisayar oyunu yazılımı” ile ilintili amaçlarla bağlantılı olarak kullanmadığını açıkça ifade etmiş olduğunu, yani davalının, davacının alan adını aldığı Şubat 2015'te çevrimiçi oyunlara ilişkin “...” markası üzerinde online oyunlar ve bilgisayar oyunları yönünden hak sahibi olmadığını açıkça beyan etmiş olduğunu, huzurdaki davanın, tarafları halihazırda aynı olan ....Esas no.lu dosyası ile birleştirilmesi gerektiğini, söz konusu davanın konusunun, davacının alan adının davalının marka hakkına tecavüz oluşturmadığının tespiti olduğunu, davalının ... uzantılı internet sitesinin 2006 yılından beri davalı tarafından aktif olarak kullanılmadığını, 2006-2008 yıllarına ait dosya kapsamına sunulan internet arşiv kayıtlarının içeriğe sahip olmadığını, 2007 yılının sonuna kadar kaydedilen internet arşiv dosyalarında müzik koleksiyonun, fotoğrafların, animasyonların ve videoların yer aldığını ve bu içeriklerin çocukların kullanımına ve gelişimine uygun olmadığını, yani 30.01.2009 tarihine kadar sayfada ne tür bir içeriğin bulunduğuna dair tespitin yapılamadığını, dolayısıyla bu kayıtların yanıltıcı bilgi içerdiğini ve sitenin ilk kopyasının 30.01.2009 tarihinde kaydedildiğinin .... kayıtlarından görülebileceğini davalının ... uzantılı internet sitesinin de ilk kez 2020 yılında oluşturulduğunu, .... uzantılı internet sitesinin 2010 yılına ait internet arşiv kaydının da sunulmadığını, davalının “...” ibaresi için yatırım yapmadığını ve bu ibarenin popülerliğinden ve tanımlayıcı niteliğinden faydalandığını, nitekim ....’nin 2010 yılına ait kayıtları incelendiğinde; “...” ibaresinin “Mini oyunlar içeren ve tür, stil ve içeriğe göre çeşitlenen bir oyun sitesi. Genellikle çok sıkıldığınızda ve yapacak hiçbir şeyiniz olmadığında girilir.” şeklinde tanımlanmış olduğunu, burada belirtilen online oyun sitesinin, davalının sitesi olmadığını, zira terimin kullanımına ilişkin açıklamada ... oyunundan bahsedildiğini ve bu oyunun davalının sitesine ait bir oyun olmadığını, ... sitesinde de “...” kısaltmasının; “... terimi, birçok dilde “...” dizisiyle başlayan "..." kelimesinden gelir. "..." sıfatı genellikle hafif yürekli, yüzeysel veya az ağırlık veya öneme sahip bir şeyi ifade eder. Çağrışımları göz önüne alındığında, terim ciddiyet eksikliğiyle karakterize edilen çok çeşitli nesneleri ve kavramları kapsayabilir. 1990'ların sonlarına doğru, flash oyunların yükselişiyle birlikte, “...” belirli bir çevrimiçi oyun türüyle ilişkilendirilmeye başlandı. Basitlikleri ve erişilebilirlikleriyle bilinen flash oyunlar, bu dönemde muazzam bir popülerlik kazandı. Bu oyunların çoğu, derinlik veya karmaşıklık olmadan hızlı eğlence sağlamak için tasarlanmıştı. Bu nedenle, oyunlarda “...”in özünü temsil ediyorlardı. Bu bağlamda, “...” oynaması kolay, genellikle asgari düzeyde bağlılık veya strateji gerektiren ve öncelikle kısa eğlence patlamaları için tasarlanmış oyunları temsil etmeye başladı.” şeklinde tanımlandığını, “...” kelimesinin sosyal medyada da sıklıkla kullanıldığının görülebileceğini, davalının iddia ettiğinin aksine “...” ibaresinin davalının çalışmaları neticesinde popüler olmadığını, aksine bu ibare tüm dünyada oyun sektöründe popüler olduktan ve tüketici tarafından bilinir hale geldikten sonra davalının bu kelimeyi marka olarak tescil edip haksız gelir elde ettiğini, nitekim “...” ibaresinin marka olarak tescili başvurusunun davalı tarafından 25.10.2013 tarihinde .... başvuru numarasıyla .... yapıldığını, bu başvuruya huzurdaki dava dışı üçüncü bir kişinin (...) dosyaladığı itirazların ....'nun temyiz kurulu tarafından haklı bulunduğunu ve davalının tescil talebinin reddedildiğini, 30 Aralık 2014 tarihinde davalının ...'den gelen "gizli anlaşma" şartlarının teklifini kabul ettiğini ve bu şahsa 50.000 ABD doları ödeme yaptığını, bu anlaşma neticesinde bu şahsın ...’da tescilli “....” markasının da iptal edilmiş olduğunu, davalının bu şekilde bir ödeme yapmayı kabul etmesinin dahi “...” markasının gerçek hak sahibinin davalı olmadığının açık bir tezahürü olduğunu, ayrıca ... nezdinde yine dava dışı bir şahıs adına 12.03.2013 tarihinde ... başvuru numarası ile 41. Sınıftaki hizmetler yönünden “...” ibaresinin tescili için başka bir başvurunun daha olduğunu, davalının ... nezdinde başvurusu yapılan ... sayılı ilk “...” markasının şekil unsuru da ihtiva ettiğini ileri sürerek, davalının ... sayılı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Davalının 31.03.2010 tarihinde Birleşik Krallık’ta kurulmuş olan ve halen bilgi teknolojileri ve oyunlar sektöründe faaliyet gösteren bir firma olduğunu, davalının da kurucusu olan ....’ın tarafından 2006 yılında ... adlı altında kurulan ücretsiz çevrimiçi oyunları içeren internet sitesinin dünya çapında milyonlarca çocuk, aile ve öğretmen tarafından tercih edildiğini ve halen de aktif olduğunu, bu sitenin her yaştan ve ülkeden kullanıcılar tarafından kullanılabilen ve özellikle şiddet temalarını haiz oyunlara yer verilmeyen bir oyun sitesi olduğunu, davalının aynı zamanda 2007 yılına kadar kullanılan ... ve halen aktif olan .... uzantılı alan adlarının da sahibi olduğunu, davalının yaratıcısı ve gerçek hak sahibi olduğu “...” markası ile bu markayı içeren alan adı ve internet sitesinin taklitlerinin yoğunlaşması üzerine, davalının bu markayı tescil ettirme ihtiyacı hissettiğini ve “...” markalarının, 2015 yılında davalı firma adına dünya çapında tescil edilmeye başlandığını, huzurdaki davaya konu olan markanın da bu şekilde tescil edildiğini, davalının halihazırda .... nezdinde 2015 yılından beri tescilli “...”li markaların da sahibi olduğunu, davalının 2006 yılından beri ... uzantılı internet sitesinde 41. sınıfta yer alan hizmetlerde kullanılmakta olan “...” markasının gerçek ve öncelikli hak sahibi de olduğunu, davacının dava konusu edilen markanın tesciline ve kullanımına uzun süre sessiz kalmış olması nedeniyle hak kaybına uğradığını ve hakkın kötüye kullanılmasının önlenmesi hükümleri uyarınca da davalının markasının hükümsüzlüğü talep edemeyeceğini, davacının birleştirme talebinin konusu olan .... nezdinde .... Esas sayı ile görülen ve davacıya ait ... alan adı ile ilgili taraflar arasındaki .... sürecinde davalının lehine verilen kararın uygulanmaması için açılmış olan davanın da davacının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, davacının iddiaların aksine “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunduğunu ve hiçbir mal veya hizmet ile doğrudan kavramsal bir bağının bulunmadığını, nitekim kısa bir internet araştırmasında dahi arama motoruna “...” ibaresi yazıldığında davalının internet sitesine ait sonuçların çıktığını, davacının delilleri meyanında sunduğu 2015 yılına ait internet araştırmasında dahi davalının internet sitesinin ilk sırada yer aldığının görülebildiğini, en kapsamlı İngilizce-Türkçe sözlükte, yani .... nezdinde yapılan araştırmada da “...” ibaresinin hiçbir anlamı olmadığının görülebildiğini, ....’de yayımlanan “....” başlıklı eğitim, toplum ve davranış bilimlerine ilişkin çalışmaların yayınlandığı derginin 2017 yılında çıkarılan sayısında davalının yarattığı “...” markası altında oynanan oyunlara ilişkin bir çalışma düzenlenmiş olduğunu, “.... ...” (....: ... Örneği) başlıklı bu çalışmada da davalının ... uzantılı internet sitesinden ve bu internet sitesinde çocuklara sunulan oyunlardan bahsedildiğini, bu makalenin giriş kısmında, “Bu çalışma, ... oyunları adı verilen popüler bir çevrimiçi çocuk oyun platformunun koleksiyonunu dijital pedagoji bağlamında ve okul öncesi çocuklar için gelecekteki pedagogların bakış açısıyla sistematik olarak incelemeyi amaçlamıştır.” denilmek suretiyle makalenin devamında davalının ... uzantılı internet sitesinden bahsedildiğini, “...” ibaresinin hiçbir anlamı olmadığı görüldüğünden “...” ibaresi ile başlayan herhangi bir İngilizce kelimeden gelip gelmediğinin takdirinin ve sunulan hizmetin niteliğinin belirlenmesinin tüketiciye bırakıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının dilekçesinde değindiği şekilde davalının “...” markasının İngilizce’deki “...” kelimesinden geliyor olması halinde dahi olsa, Türk tüketicilerin bu anlamı ilk bakışta aklına getirmesinin mümkün olmadığını, zaten de “...” ibaresinin herhangi bir kökenden bağımsız, başlı başına bir ayırım gücüne sahip hale geldiğini, davacının delilleri meyanında dava dosyasına sunmuş olduğu, 2015 yılına ait Google arama motoru sonuçlarından dahi davalının web sitesinin o zamanlarda ilk sırada yer aldığının görülebileceğini, zaten de davacının sunmuş olduğu bu delilin, davacının o tarihten beri davalının web sitesinden ve markasından haberdar olduğunu tevsik edebildiğini, zaten de taraflar aynı sektörde faaliyet gösterdiğinden davacının davalının markasından haberdar olmamasının mümkün olmadığını, buna rağmen davacının dokuz sene sonra huzurdaki davayı açmış olmasının sessiz kalma sebebiyle hak kaybı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gibi, davacının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddini talep etmiştir. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) 5.nci maddede " b) Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler. c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler." ( mutlak red sebebi ) marka olarak tesçil edilemez. SMK 5/1-b maddesi yönünden; Markanın en önemli fonksiyonu markanın ayırt edici bir işaret olmasıdır. Marka, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini başka bir teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yaradığından, bir işaretin marka olma kabiliyetini haiz olması, o işaretin ayırt edicilik fonksiyonuna sahip olmasına bağlıdır. Bir işaretin bu fonksiyona sahip olup olmadığının tespiti önce soyut olarak yapılmalıdır. Yani marka olma niteliğine bakılmalıdır. Bir işaretin soyut ayırt edicilik niteliğinin varlığı tespit edildikten sonra, o işaretin marka olabilmesi açısından, ayrıca sicilde gösterilebilir olması ve üzerinde kullanılacak mal veya hizmetler açısından somut ayırt edicilik özelliğini haiz olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, işareti gören ortalama tüketici kitlesinin, tescil kapsamındaki mallar veya hizmetler yönünden bu işareti marka olarak, yani bir ticari işletmenin mal ve hizmetlerini tanıtan ve diğer işletmelerin aynı tür mal ve hizmetlerinden ayırt edildiğini algılaması zorunluluğu bulunmaktadır. SMK 5/1-c yönünden ; Marka başvurusundaki ibare ortalama tüketici nezdinde yukarıda belirtilen "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten "tanımlayıcı, vasıf bildirici özellikleri varsa marka olarak tesçili mümkün bulunmamakta ve mutlak red engeline takılmaktadır. Marka hakkı münhasır olarak sahibine tekel / inhisari hak bahşettiğinden tanımlayıcı bir işaret bir kişiye verilirse ticari rekabet sağlanamaz. Buna göre, bir malın ya da hizmetin cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak gibi özelliklerine (iyi / güzel / süper / büyük / vb.) atıf yapan tanımlayıcı işaretlerin marka olarak tescil edilebilmesi mümkün değildir. Marka başvurusundaki ibare içerdiği emtia sınıfındakilerden ne kadar uzak ise tanımlayıcı, vasıf bildirici halinden de uzaklaşmış sayılır. Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.", Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. (6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez." hükmü yer almaktadır. SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur. Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı tarafa ait ... tescil sayılı markanın davacı taraf iddiasına göre SMK 5/1-b-c maddelerine bağlı ayırt edici olmadığı, tanımlayıcı olduğu, SMK 6/3 maddesine göre eskiye dayalı kullanım, SMK 6/9 maddesine göre kötü niyetli başvuru yapıldığı iddialarına bağlı, SMK 25/1 maddesine göre davalı markasının hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği, davalı taraf savunmasına göre sessiz kalma süretiyle hak kaybı oluştuğu, davacı tarafın dava açmada kötü niyetli olduğu, dava konusu edilen tescilli markada önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği bulunulduğu yönündeki savunmalarının yerinde ve doğru olup olmadığı noktasında olduğu anlaşılmıştır. Hükümsüzlüğe konu davalının "..." ibareli 41.nci sınıfta "Eğlence hizmetleri, yani çevrimiçi bilgisayar oyunları sağlanması; Eğlence hizmetleri, yani indirilemeyen video oyunlarının geçici olarak kullanılması. " emtialarındaki ... sayılı markasının 29/07/2015 tarihinde başvurusu yapılıp 21/11/2016 tarihinde tescil edildiği tespit edilmiştir. 11/03/2025 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE; "1) Dava konusu edilen işaretinin marka olabilecek nitelikte soyut-somut ayırt ediciliğinin bulunduğu ve tescilli olduğu hizmetler yönünden tanımlayıcı bir niteliği haiz olmadığı, 2) Davacının “...” ibaresini, dava konusu edilen markanın tescilinden önce tescilsiz olarak yoğun ve yaygın bir biçimde ticaret alanında kullandığını kanıtlayan yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delilin dava dosyasında mevcut olmadığı, bu nedenle de davacının “önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği” iddiasının davalının markasının hükmüne bir etkisinin olamayacağı, 3) Davalının marka seçiminin, bilhassa kronolojik açıdan bakıldığında, hayatın olağan akışına aykırı düşmediği düşünülmekle birlikte, davacının “kötü niyet” iddialarının değerlendirmesinin hukuki niteliği yüksek olduğundan Sayın Mahkeme tarafından yapılması gerektiği, 4) Davacının davalının markasından ve markasal kullanımlarından yaklaşık on senedir haberdar olduğunun davacının beyan ve delillerinden anlaşılabildiği, dolayısıyla davalının (tescilsiz) markasından doğan hak iddialarının “sessiz kalma” dolayısıyla sona ermiş olabileceği" şeklinde ifade edilmiştir. Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir. GEREKÇE: Tarafların iddia ve savunması, marka başvuru kapsamı ve görseli, davacı markası , ilgili birimden gelen yazılar, bilirkişi heyet raporu, ... kararı ve dosyanın bütünü birlikte ele alındığında; Mutlak red sebepleri açısından ;
SMK 5/1-b yönünden değerlendirme; "..." ibareli başvuru markasının kapsamında yer alan 41.nci sınıftaki hizmetler açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında bu işareti marka olarak, yani bir ticari işletmenin malını tanıtan ve diğer işletmelerin aynı tür mallardan ayırt edildiğini algılamasına yol açan şekilde soyut ve somut ayırt ediciliği bulunduğu ; Nitekim benimsenen bilirkişi raporunda bu husus " dava konusu edilen "..." işaretinin, kapsamına giren 41. Sınıftaki hizmetlerden, kavramsal açıdan bağımsız olması, bu hizmetlerin temel özelliğini/işlevini/fonksiyonunu gösteren bir işaret olmaması, esas/tek unsur olarak ihtiva ettiği kelimenin, işareti gören herkesin zihninde oluşturduğu kavramsal algının aynı olmaması, markasal hüviyette kullanıldığı hizmetleri, aynı hizmetleri piyasaya arz eden diğer ticari kaynakların/ aktörlerin hizmetlerinden ayırabilecek olması nedenleriyle, marka olarak soyut ve somut ayırt edici niteliğe sahip olduğu kanaatine varılmıştır. " şeklinde de izah edildiği; SMK 5/1-c yönünden değerlendirme: "..." ibareli başvuru markasının kapsamında yer alan 41.nci sınıftaki hizmetler açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında cins, vasıf bildiren, tanımlayıcı bir durum olarak algılanmayacağı sonucuna varıldığı; Nitekim benimsenen bilirkişi raporunda bu husus " “...” ibaresini tek unsur olarak ihtiva eden bu işaretin, herhangi bir dilde yerleşik bir anlamının olmadığı, ancak bu ibarenin, oynaması kolay, genellikle asgari düzeyde bağlılık veya strateji gerektiren ve öncelikle kısa eğlence patlamaları için tasarlanmış oyunları temsil/ifade etmeye başlamasının, tarafların ve taraflarla aynı sektörde faaliyet gösteren başka aktörlerin, bu “...” ibareyi birbirlerinden görerek kullanması ile başladığı anlaşılmakla, bu ibarelerin, ortalama bir tüketici tarafından bilinen/yerleşik bir anlamı/zihinde doğrudan uyandırdığı bir algı olmadığından, tescili kapsamına giren 41. Sınıftaki hizmetler açısından cins, çeşit, vasıf, tür vs. belirttiğinin söylenmesi mümkün görülmemektedir. " şeklinde de izah edildiği; Nisbi red sebepleri açısından; Davalının "..." ibareli marka başvurusuna karşı bu başvurunun yapıldığı 29.07.2015 tarihinden daha önce "..." ibaresini yaygın olarak kullandığına yönelik SMK 6/3 maddesindeki önceye dayalı kullanım - gerçek hak sahipliği, kanıtlanmadığı; Nitekim benimsenen bilirkişi raporunda bu husus " dava dosyasında davacının “...” markasını, davalıdan önceki tarihlerde, yoğun ve yaygın kullandığını kanıtlayan herhangi bir delil sunulmamış olduğu ve bu markaya davacı adına tescilsiz olsa dahi hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandırıldığının ispat edilemediği, sonuç olarak da davacının SMK m. 6/3 hükmüne dayalı iddialarının, davalının ... sayılı markasının, tescilli olduğu hizmetlerde hükmüne engel olamayacağı kanaatine varılmıştır." şeklinde de izah edildiği; Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı hususu kanıtlanmadığı ; Nitekim benimsenen bilirkişi raporunda bu husus " her iki tarafın dava dosyasına sunmuş olduğu beyan ve delillerden; davacının “...”lı alan adı kullanımının, davalıdan daha önceki tarihlere dayandığı netlikle anlaşılabildiğinden, davalının “...” ibaresini marka olarak tescil ettirmek istemesinin, kronolojik açıdan bakıldığında hayatın olağan akışına uygun düştüğü düşünülmekle " şeklinde de izah edildiği; Sessiz kalma konusu; Bu davanın açılış tarihi 08/03/2024 olup davaya konu marka başvurusunun yapıldığı tarih 29/07/2015 olduğu gözetildiğine ve tescili de 21/11/2016 tarihinde yapıldığından aradan geçen süre zarfında davacının basiretli bir tacirin gerektirdiği davalı markasının ... veri kayıtlarında var olup olmadığını sorgulama imkanı var olup bu araştırmayı yapmayarak SMK 25/6.nci maddesindeki " (6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez."hükmü karşısında somut olayda sessiz kalma yoluyla hak kaybına da uğradığı; Nitekim benimsenen bilirkişi raporunda bu husus " somut olayımızda, davacının, “...” kelimesinin markasal hüviyetini araştırmaya/irdelemeye başladığı dönemin Şubat 2015’e denk geldiği, nitekim davacının ... alan adını dava dışı üçüncü bir kişiden devraldığı belgenin tarihinin de 17.02.2015 olduğu, davacının kendi beyan ve delillerinden netlikle anlaşılabildiğinden, dava konusu markanın 21.11.2016 olan tescil tarihi itibariyle dahi, davacının aynı sektörde faaliyet gösteren davalının markalarını takip etmesinin, basiretli bir tacir olmanın gereği olduğu da gözetildiğinde, davacının davalının bu markasal kullanımlardan on yıla yakın bir süredir haberdar olduğu ve dolayısıyla davacının somut uyuşmazlıkta sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramış olabileceği değerlendirilmiştir." şeklinde de izah edildiği; Tüm bu sebeplerle davanın reddi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin düşümü ile bakiye 187,8 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 3-AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı.21/04/2025
Katip ... Hakim ... E İmzalıdır. E İmzalıdır.