İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/1064 E. 2025/832 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/1064
Karar No
2025/832
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/1064 Esas KARAR NO : 2025/832

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/12/2024 KARAR TARİHİ : 16/07/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 21/07/2025

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı aleyhine Bakırköy ... İcra Dairesi ... Esas sayılı icra dosyası ile İlamsız İcra Takibi başlatılmış ve davalıya 12/11/2024 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiş ve davalının 18/11/2024 tarihli borca itiraz dilekçesi nedeniyle takip durduğunu davalı 26.07.2024 Tarihli ... Seri Nolu 8.981,50-TL bedelli kumaş faturası ve 09.09.2024 Tarihli ... Seri Nolu 156.934,80-TL kumaş faturasından dolayı davacı şirkete borçlu olduğunu, faturalarda belirtilen emtia davalıya teslim edildiğini ve tüm faturalar elektronik olarak hazırlanmış gerekli formları düzenlenmiş ,davalı şirket ilgili faturaları elektronik sistemde kabul etmiş ve elektronik sistemde davalının faturaları kabulü ile alacak her iki şirketin ticari kayıtlarına girmiş ,davalının da faturalara ilişkin kabul etmeme yönünde süresinde herhangi bir itirazı da olmadığını, ancak davalı şirket ilgili fatura bedellerini ödemediğini bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiş ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf her ne kadar dava dilekçesinde dayanak olarak bir takım faturalar sunduğunu ve bu faturalara istinaden alacak talep etmiş ise de; söz konusu faturalarda yer alan ürünlerin bir kısmı üretime başlandığı vakit ayıplı bir şekilde teslim edildiği ortaya çıktığını, söz konusu ürünlerin üretim safhasında 09.09.2024 TARİH ve ... numaralı fatura ile gönderilen malların ayıplı olduğu öğrenilmesinin akabinde davalı şirket tarafından davacıya 07.11.2024 tarih ve ... numaralı fatura ile iade edilmek üzere davacıya fatura edildiğini, ancak davacı taraf, bu talebe istinaden faturada yer alan ürünlerin değiştirileceği davalıya bildirildiğini, iş bu sebeple davalı , davacı ile ilişkilerinin zedelenmemesi adına herhangi bir adım atmamış ve davacının beyanlarına itibar ettiğini ancak davacı tarafından bu durum kötüye kullanılmış olduğunu tüm söylemlerine rağmen fatura da görünen ayıplı ürünleri teslim etmekten kaçındığını ve kanuni itiraz ve başvuru sürelerinin geçirilmesini sağlamak maksadıyla oyaladığını, akabinde de karşı icra takibi başlattığını, ancak davacının iş bu davasının haksız olduğunu taahhüt ettiği ve faturada yazılı olan ürünleri gereği gibi teslim etmediğini ve zarara uğrattığını, buna rağmen davacı ile yapılan şifai görüşmelerde her ne kadar davalıya faturada yer alan ürünlerin değiştirileceğini, ayıplı olmayan ürün ile değiştirileceği taahhüt ve beyan etmiş ise de; davacı tarafından davalının oyalanmış olduğunu ; kanuni süreleri geçirmesine sebep olduğunu savunmuş ve davanın reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava: Taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali mahiyetine ilişkindir. Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller: 1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. 2-Mahkememizce: tarafların bağlı bulunduğu Vergi Dairelerine müzekkere yazılarak tarafların BA-BS formları celp edilmiş, delil olarak değerlendirilmiştir. 3-Mahkememizce tarafların iddia ve savunmaları, sundukları deliller, dosya kapsamı belgeler, tarafa ait ticari defter ve kayıtlar incelenmek sureti ile davacının icra takibi tarihi itibariyle alacak yönünden alacaklı olup olmadığı, alacağının varlığı konusunda bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olmakla bilirkişi raporunda özetle; ''Davacı Şirket ile davalı arasında tekstil ürünleri satışından kaynaklı ticari ilişkinin doğduğu, davacı davalıya tekstil ürünleri satışını gerçekleştirdiği, satışını yapmış olduğu ürünlerin bedelini temel fatura ile yansıttığı, İş bu davanın konusu fatura alacağını oluşturan e -temel fatura; 433 sayılı VUK ve devam eden maddelerindeki mevzuat hükümleri gereği elektronik ortamda davalıya otomatik tebliğ edilen faturaya davalıca noter huzurunda veya iade fatura şeklinde düzenlenerek yasal 7 gün süre içerisinde bir itirazın olmadığı görülmüş olup takdir tamamen Sayın Mahkemenizindir. Davacı şirketin davalı firma ile ilgili faturaları ve ödemeleri 2023- yılı defter, kayıtlarına muhasebe teknik ve usullerine uygun olarak işlediği, davacının eklerde yevmiye kaydı ile detayı verilen tüm faturalardan ve ödemelerden sonra 07.11.2024 icra takip taril ibariyle 165.916,30- TL defter ve kayıtlarında davalıdan alacaklı gözüktüğü, Huzurdaki davada davacı toplam; 165.916,30-TL fatura alacağına, 14.652,76-TL işlemiş faiz alacağına, 07.11.2024 tarihinde Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Sayılı Dosyası ile davacı tarafından icra takibi başlatıldığı görülmüş olup, davacının fatura alacağının defterlerinde tespit edildiği, fatura alacağına takip tarihine kadar Ticaret Kanunu'nun 1530. Maddesine göre işlemiş faiz toplamı; ilk fatura 929,59-TL ikinci fatura 6.452,60-TL-7.382,19-TL faiz hesaplanmış olup tamamen takdir Sayın Mahkemeye bırakıldığı, takip tarihinden sonra talep edilen işlemiş faiz ve fer'ilerine ilişkin tüm alacak taleplerinin hukuki değerlemesi ve nihai takdiri Sayın Hakimliğinin görev alanında olduğu,

'' şeklinde tespit ve sonuçlarını mahkememize bildirmiştir. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki ticari alım satım ilişkisine istinaden malların davalıya teslimine rağmen davalı tarafından bedellerin ödenmediğini, gerekçesiz şekilde malın iade edilmek istendiğini, taraflarınca iadenin kabul edilmediğini, davalının başlatılan icra takibine de itiraz ettiğini belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; davacı tarafından teslim edilen malın bir kısmının ayıplı olduğunu, iade ve değişim talep edildiğini, davacının değişimi kabul etmesi sebebiyle başkaca işlem yapılmadığını ancak sonrasında davacının iadeyi ve değişimi kabul etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davalı ise kesin süre içerisinde yerinde inceleme talep etmesine rağmen ticari defter ve kayıtlarını incelemeye sunmamıştır. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında kumaş alım satımından kaynaklı olarak ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, takip tarihi itibariyle davacının 165.916,30-TL davalıdan alacaklı göründüğü tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Ancak taraflar arasında malların teslimine ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamakta olup, malların davalıya teslim edildiğini davalı ikrar etmiştir. Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, faturalara konu malların davalıya teslim edildiğinin de davalı tarafından ikrar edildiği bu suretle alacağın miktarının ve fatura içeriğinin davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporu incelendiğinde; takip tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 165.916,30-TL borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada davalının ayıba yönelik savunmalarının incelenmesi gerekmektedir. Zira davalı cevap dilekçesinde teslim edilen ürünlerin bir kısmının ayıplı olduğunu bu sebeple ödeme yapılmadığını savunmuştur. İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. İlgili hüküm gözetildiğinde taraflar arasındaki kumaş satımına dair sözleşme yönünden davalıya teslim edilen ürünlerin ayıplı olduğunu ve yasal süresi içerisinde ayıp ihbarının yapıldığının davalı tarafından ispatlanması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun'un ticari satış sözleşmelerinde ayıba ilişkin 23. Maddesinin 1. Fıkrasının (c) bendi şu şekildedir: "c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." İlgili hükümden görülebileceği üzere ticari satış sözleşmelerinde alıcı aldığı ürünü teslimden itibaren 2 ve 8 günlük süreler içerisinde incelemek ve ayıp tespit ederse satıcıya bildirmekle mükelleftir. 6098 sayılı Kanun'un 223. Maddesinin 2. Fıkrası ise şu şekildedir: "Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." İlgili hükümlerden görülebileceği üzere alıcı satılan malı incelemek ve varsa ayıpları tespit ederek satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Gözden geçirme ve ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde ise satılanı kabul etmiş sayılacak ve satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğu sona erecektir. Bilindiği üzere 6098 sayılı Kanun'un satış sözleşmelerine yönelik hükümleri gereğince ayıptan sorumluluğun söz konusu olabilmesi için ürünler teslim edildikten sonra alıcı tarafından ürünlerin gözden geçirilmesi yönünde alıcının muayene ve ihbar külfeti bulunmaktadır. Muayene ve ihbar külfetini süresi içerisinde yerine getirmeyen taraf ise ayıba karşı sorumluluk hükümlerine başvuramayacaktır. Muayene ve ihbar külfetini yerine getirdiğini ispat yükü ise davalı üzerindedir. Davacının ticari defter ve kayıtları ile davalı tarafından sunulan cevap dilekçesi ekindeki iade faturası incelendiğinde; davalı tarafından davacıya karşı kesilen iade faturasının 07.11.2024 tarihli olduğu, buna karşılık davacı tarafından davalıya kesilen faturaların 2024 yılı Temmuz ve Eylül aylarına ait olduğu, davalı tarafından 2024 yılının Temmuz ve Eylül ayında teslim alınan davaya konu faturalara ilişkin kumaşlar yönünden 2 ve 8 günlük muayene süreleri içerisinde davalı tarafından düzenlenmiş herhangi bir iade faturasının olmadığı, davalı tarafından kesilen iade faturasının teslimden 2 ay sonrasına ilişkin olduğu, davalı tarafından 2 ve 8 günlük muayene ve ihbar sürecinde ürünlerin davalı tarafından incelendiği ve davacıya ayıp ihbarında bulunulduğuna dair herhangi bir delil sunulmadığı, davalı tarafından 2 ay sonra kesilen iade faturası gözetildiğinde 2 aylık süre sonra yapılan işlemin muayene ve ihbar sürelerine uygun olduğunun kabul edilemeyeceği, ürünlerin davalıya tesliminden itibaren yasal süreler içerisinde davalı tarafından davacıya ayıp bildiriminde bulunulmadığı ve ayıp bildiriminde bulunulduğuna dair dosya içerisine herhangi bir delilin sunulmadığı, yine davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 23. Maddesinin 1. Fıkrasının (c) bendi gereğince yasal süreler içerisinde inceleme yükümlülüğünün yerine getirildiğine dair herhangi bir delil veya tespitin sunulmadığı bu suretle davalının üzerine düşen ayıba yönelik inceleme ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmediği, davalı tarafından davacıya yönelik ayıba karşı tekeffül hükümlerine gidilemeyeceği sabit görülmüştür. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Ayrıca, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesinde "malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. TTK'nın 18/3. maddesine göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması gerekmekte olup, bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir. Dosya kapsamındaki deliller ile ayıp ihbarının usule uygun olarak yapıldığı yani süresi içerisinde muayene ve ihbar külfetinin yerine getirildiği hususunun ispatlanmamasına göre davalı vekilinin bu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı tarafından teslim edilen bir kısım ürünlerin ayıplı olduğu iddiasıyla 12/11/2014 tarihinde düzenlenen 3.917,60 TLlik iade faturasının de bu haliyle dayanağının kanıtlanmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan bu iade faturasının alacak hesabında dikkate alınmaması isabetli görülmüştür." Ankara Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "davacının TTK'nun 23/son maddesi uyarınca 8 günlük süre içinde muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi, bu mallara ilişkin şikayetlerin alınmasına müteakip BK'nun 223/2 maddesi uyarınca da "derhal ihbar" şartını da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağından davalıdan talepte bulunamayacağı anlaşılmıştır (Yargıtay 19.HD'sinin 2015/11922-2016/9422 EK sayılı kararı, Yargıtay 19.HD'sinin 2014/12045-20151541 EK sayılı kararları bu yöndedir)." Yargıtay .... Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, TTK 23/son, TBK 223/2 maddesi hükümlerine göre davalı alıcının ihbar mükellefiyetini TTK 18/3 maddesi hükümlerine göre yerine getirdiğini ispatlayamaması nedeniyle satılanı kabul etmiş sayılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanabilmesi için muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerekir. TTK'nın 18/3. Maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır. Elbetteki bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir.

Bu ispat kuralları gereği ispat yükü kendisine düşen davacı tarafça; kendisine teslim edilen makinenin kurulumunun yapıldığı, 2 ay süresince çalıştığı, bu süreden sonra yağ kaçırma şikayetinden ve başkaca ayıplardan bahsedildiği, ancak davacı tarafça davalıya makinenin ayıbı hakkında herhangi bir bildirimde bulunulduğunun ispatlanmadığı anlaşılmakla, satıma konu makineyi bu haliyle kabul etmiş sayılır. Bu durumda mahkemece ayıbın ispatlanmadığına yönelik kabulde bir isabetsizlik yoktur." Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesinde davalı tarafından ayıplı olduğu iddia edilen kumaşlar da kesin süre içerisinde teknik bilirkişinin incelemesi sunulmamış olup, davalının ayıp iddialarını bu yönden de ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafından dava dosyasına delil olarak herhangi bir ayıplı ürün sunulmadığı gibi davalı tarafından ilgili ürünlere yönelik ayıp iddiası bakımından yaptırılmış herhangi bir delil tespiti de bulunmamaktadır. Bu yönden de davalının ayıp iddialarını ispatlayamadığı, ayıp iddiasının davacının da kabulünde olmadığı, davalı tarafından yaptırılmış bir ayıp tespitinin olmadığı, muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmediği davalının bu suretle ürünlerin tamamına yönelik olarak muayene ve ihbar külfetini yerine getirmediği sabit görülerek davalının bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir. Nitekim Yargıtay .... Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "kumaşların temin edilememesi durumunda ise bu durumda ayıpların niteliği ve onarım bedeli konusunda inceleme yaptırılması imkânı kalmadığından davanın reddine karar verilmesi ayrıca tarafların icra inkâr ve kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinden ibarettir (Emsal Yarg. 15. H.D. 2015/4587 E. 2016/389K. 25.1.2016 T.; Yarg. 15. H.D. 2013/3498 E. 2014/2912 K. 28.4.2014 T.; Yarg. 15. H.D. 2011/90 E. 2011/2933 K. 16.5.2011 T.; Yarg. 15. H.D. 2005/3385 E. 2005/7184 K. 29.12.2005 T.)." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ise ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Taraflar arasında eser sözleşmesinin varlığı hususunda bir uyuşmazlık yoktur. İş sahibi olarak davalının aldığı mallarda ayıplı olduğunu davalının müşterisi .... şirketi davalıya bildirmiştir. Davalı ayıbın ve zararın varlığını öncelikle ispat ile yükümlüdür. Ayıplı olduğu iddia edilen mallar bilirkişiye ibraz edilememiştir. Dosya kapsamında davalı tarafından yapılmış bir ayıp tespiti de yoktur. Davalı tarafça kesilen reklamasyon faturası , davacı tarafça davalıya iade edilmiş ve kabul edilmemiştir. Açık ayıp durumunu davalı tespit edince, davacıya bildirmekle yükümlüdür. Davamızda davalı ürünleri 3. Kişi dava dışı firmaya satmıştır. Dolayısıyla davalı zararını ispatlamış durumda değildir. Dosya safahatı değerlendirildiğinden mahkemenin bilirkişi raporlarını da göz önüne alarak davalının zararını ispatlayamadığını ve süresinde açık ayıp ihbarını yapmadığını belirleyerek davayı kabulü hukuka uygundur. Davalı defterlerinde davacının alacak iddia ettiği faturalar kayıtlıdır. Bu sebeple davalı vekilinin istinaf sebebi olarak bildirdiği alacağın likit olmadığı iddiası yerinde değildir. İlk derece mahkemesinin kararı hukuka uygun olup , davalı vekilinin tüm istinaf sebepleri hukuken isabetsizdir." Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davacının malları teslim ettiğini ve alacağını ispatladığı gözetildiğinde borcun ödendiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların kesin süre içerisinde inceleme gününde hazır edilmediği ve yerinde inceleme talebine rağmen bilirkişi incelemesine sunulmadığı, 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay .... Hukuk Dairesi ... Esas, ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ise ... Esas ve ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 165.916,30-TL alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı, davalı tarafından ayıp iddiasına dayanılmış ise de ayıptan tekeffül yönünden davalının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve ürünlerin ayıplı olduğunu ispatlayamadığı anlaşılmakla 165.916,30-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından takip tarihine kadar işlemiş faiz yönünden de itirazın iptali talep edilmiş ise de takipten önce davalının temerrüde düşürüldüğünün ispatlanamadığı bu sebeple takipten önce işlemiş faiz talep edilemeyeceği anlaşılmakla davacının işlemiş faize yönelik itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından avans faizi talep edildiği, davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre davacının işleyecek faiz oranı talebinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalının işleyecek faize itirazının da iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 33.183,26-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından tazminat talep edilmiş ise de davanın reddedilen kısmının feri nitelikte olan faize ilişkin olduğu, ayrıca davacının kötü niyetinin ispatlanamadığı ve asıl alacak yönünden davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakla davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, -Buna göre; davaya konu icra takip dosyasında 165.916,30-TL asıl alacak yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında 33.183,26-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin REDDİNE, 4-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 13.337,42-TL harçtan peşin alınan 2.180,82-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 9.152,90-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 3.600,00-TL arabulucuk ücretinin davanın kabul/ret oranı dikkate alınarak takdiren 3.307,87- TL'sinin davalıdan alınarak, kalan 292,13-TL kısmın ise davacı üzerinde bırakılıp alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 6-Davacı tarafça yatırılan 2.180,82- TL peşin harç ve 427,60-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 2.608,42-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafça yapılan 15.105,00-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan 13.879,26-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 14.652,76-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine, 11-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalı vekilinin yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 16/07/2025

Katip ... ¸e-imza

Hakim ... ¸e-imza

Atıf: Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/1064, K. 2025/832, T. 16.07.2025, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-1064-e-2025-832-k-62ae14e4f1f4