İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/901 E. 2026/91 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/901
- Karar No
- 2026/91
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2023/901 KARAR NO: 2026/91 DAVA: Menfi Tespit, Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle) DAVA TARİHİ: 26/12/2023 KARAR TARİHİ: 04/02/2026 MAHKEMEMİZ DOSYASI İLE BİRLEŞEN MAHKEMEMİZİN ----SAYILI DAVA DOSYASI DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 24/10/2024 KARAR TARİHİ: 04/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle), Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilİ şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki kurulduğunu ve belirli süre boyunca devam ettiğini, bu ticari ilişki kapsamında müvekkili şirketin davalı -------- mal almakta, buna karşılık vadeli çek ile peşin ödemeler gerçekleştirmekte olduğunu, ekte sundukları cari hesap ekstresi ile bilirkişi incelemesi aşamasında sunulacak olan ticari defterler ve kayıtlar incelendiğinde, müvekkili şirketin davalı şirkete borçlu bulunmadığı, bilakis alacaklı olduğu ve ödemelerini çek ile peşin ödediği tespit edileceğini, taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunmakta olup tüm alacak ve borçlar işbu cari hesap ekstresine kaydedilmekte olduğunu, müvekkilinin, cari hesap ekstresinde ------- alacaklı konumunda iken ve davalı firmadan siparişlerinin gönderilmesini beklerken, davalı firma tarafından müvekkil şirkete mal gönderilmeyeceği aksine kur farkı faturası kesileceği bildirildiğini, teamül haline gelmemiş işbu talebin, müvekkili nezdinde haklı olarak kabul görmediğini, bu ticari ilişkinin, müvekkilini külfet altına sokma maksatlı biçimde devam ettirileceğine ilişkin kuvvetli bir kuşkuya düşen müvekkili firmanın, davalı firma ile olan ticari ilişkisini sonlandırdığını ve cari hesapta bulunan alacağı ile mal almak için verdiği bağlantı çeklerinin iadesini istediğini, lakin, cari hesap ekstresinde alacaklı konumunda olan müvekkil firma, defalarca talep etmesine rağmen bakiye alacağına kavuşamadığını ve çeklerini iade alamadığını, bu hususta yürütülen arabuluculuk görüşmelerinden de sonuç alınamadığını, müvekkili tarafından davalı firmaya mal almak için verilen bağlantı çeklerinin ------------ seri numaralı, keşide yeri-------- bedelli çek, ----- bedelli çek ve -----seri numaralı, keşide yeri -----------bedelli çek olduğunu, müvekkili şirketin davalı firmaya verdiğini, yukarıda şube ve seri numaralarını beyan edilen bağlantı çeklerinin, ödeme günü geldiğinde ibraz edilmesinden haklı olarak endişe etmekte olduğunu, söz konusu bedelsiz kalan çeklerin bedelleri ödeme gününde hesapta bulundurulmadığı takdirde karşılıksız işlemi görecek ve müvekkili şirketin bankacılık sicili kolay kolay geri döndürülemez şekilde lekelenecek ve ticari hayatı ile bankacılık faaliyetleri çok ciddi zarar göreceğini, çek bedellerinin ödenmesi durumunda ise yine telafisi imkansız zararların doğacağı açık olduğunu, bu nedenle, mahkeme tarafından belirlenecek makul bir teminat karşılığında, ödeme günü henüz gelmemiş işbu bağlantı çeklerine ilişkin çeklerin iptali ile ödeme yasağını da içeren tedbir kararı verilmesi ve işbu tedbir kararının muhatap bankaya müzekkere yolu ile bildirilmesini talep ettiklerin, cari hesap ekstresinde alacaklı konumunda olan müvekkilinin alacağına kavuşabilmesi ve bedelsiz kalan çeklerin iadesine karar verilmesi için iş bu huzurdaki davayı ikame etmek zorunluluğu hasıl olduğunu tüm bu nedenlerle öncelikle bedelsiz kalan çeklerin iptali ile çeklere ödeme yasağı konulması ve icra takibine konu edilememesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkili şirketin davalı şirketten olan alacağının avans faizi ile birlikte tahsili ile bedelsiz kalan çekler bakımından borçlu olmadığının tespitine ve çeklerin müvekkil şirkete iadesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; müvekkil firmanın -------- satın bir firma olduğunu, davacı şirketin ----- sonlarında müvekkil firmadan pvc ham maddesi satın almak istediğini, bu anlaşmaya göre davacı firmanın, müvekkilinden ----- cinsinden pvc hammaddesi satın alacak, karşılığında vadeli çek verebileceğini, ancak ödemeler zorunlu olarak -----olduğundan ödeme günündeki --- kuruna göre kur farkı tahakkuk ettirileceğini, --- yurtdışından ithal edilen bir madde olduğundan ve müvekkilinin bunu ---- olarak satın aldığından satışında da zorunlu olarak ---- cinsinden fiyatlandırmak zorunda olduğunu, dolayısıyla taraflar arası anlaşma ---- üzerinden olup sadece ödemeler ------ olarak yapılacağını, bilindiği gibi -------- Karara İlişkin Tebliğ'de konuya ilişkin 8. Maddenin 9. Bendi şu düzenlemeyi içerir: ------ yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; taşıt satış sözleşmeleri dışında kalan menkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları mümkündür.".. bu düzenleme doğrultusunda satış bedelinin döviz cinsinden belirlenmesi mümkün olduğunu, bu maddeye ------ sayılı karara ilişkin tebliğde değişiklik yapılmasına ilişkin tebliğ" ile eklenen madde ile : "...ancak sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin ------cinsinden yerine getirilmesi zorunludur" hükmü getirildiğini, bu nedenle taraflar döviz cinsinden kararlaştırdıkları bedeli ------ cinsinden yapacak ancak ödeme günündeki kur üzerinden fark tahakkuk ettireceklerini, nitekim bu duruma taraflar arasındaki alım satım sözleşmesine uygun olarak her siparişte müvekkili firma tarafından --------- cinsinden proforma fatura düzenlendiğini, bu proforma fatura davacı alıcı tarafça kaşe ve imza altına alınarak müvekkiline iletildiğini, bunun üzerine sipariş edilen malın, yine döviz cinsinden belirlenen fatura ve irsaliyeli olarak davacıya teslim edildiğini, davacı ile mutabık kalınan her sipariş sonrası müvekkili tarafından düzenlenen proforma faturalar davacıya iletildiğini ve yazılı onayı alındığını, bilindiği gibi ticari hayatta sıklıkla başvurulan proforma faturalar işlem şartlarının ve koşullarının belirlenmesinde kullanılan bir fatura türü olduğunu, Borçlar Kanunu anlamında değerlendirildiği zaman ----- şeklinde değerlendirildiğini, ancak olayda düzenlenen proforma faturaların alıcıya gönderilerek yazılı onaylarının alınmış olması nedeniyle icap ve kabul şeklinde vuku bulduğunu ve taraflar arasında anlaşma gerçekleştiğini, bu anlaşmanın varlığı hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olduğunu, ------- bir kararında genel olarak proforma faturayı gerek ------ anlamında bir fatura olmayıp, satıcının, satım konusu malın niteliklerini ve özellikle satış tutarı ve cinsini gösterdiği bir metin olarak tanımladığını, ------yukarıda gösterilen ilkeler çerçevesinde proforma fatura, satışa konu olan malın niteliklerini, semenin net tutarı ve cinsi gibi sözleşmenin asli unsurlarını gösteren bir “icap” tır ---------- proforma fatura tam anlamıyla icap niteliğinde olduğundan alacaklının iradesini açıklaması ile sözleşme kurulmuş sayılmakta olduğunu, ancak belirttikleri gibi daha da belirleyici olarak olayda proforma faturalar davacı tarafından kaşe ve imza ile onaylandığından açık bir yazılı anlaşma niteliğine büründüğünü, ayrıca bu olayda düzenlenmiş tüm faturalar da döviz cinsinden ve tl karşılığı da belirtilen faturalar olup gerek proforma faturalar gerekse normal faturalar davacı alıcı tarafından kabul edildiğini ve itiraz görmediğini kaldı ki yukarıda belirtilen ve hiç bir kuşkuya yer vermeyecek kadar açık ticari sözleşme koşullarının dışında genel olarak, sınırlı biçimde sayılan birkaç sözleşme türü dışında, icap ve kabulün mutlak suretle sarih bir irade açıklaması yolu ile yapılması şart olmadığını, gönderilmiş malın alınıp kabul edilmiş ya da tüketilmiş olması, faturaların alınıp kabul edilmesi, bedelinin ödenmesi, hizmetin kullanılması gibi davranışlar da ------- kararlarıyla sözleşmenin kuruluşunu sağlayan irade açıklamaları olarak kabul edilmekte olduğunu, bu nedenle davacının aksi yöndeki tüm iddiaları dayanaksız ve kötü niyetli olduğunu, proforma faturalar davacı şirket yetkilisi tarafından kaşelenip imzalanarak onaylanmadığını, alıcının gerek mal bedeline ilişkin faturalara, gerekse kur farkı faturasına itirazda bulunmadığını, bu nedenle de davacının iddialarının tamamen hukuka aykırı ve kötü niyetli olduğu açıkça ortada olduğunu, elektronik ortamda bulunan davacı şirket yetkilisi ile yapılan yazışmalarda da davacının herhangi bir itirazı bulunmaksızın proforma faturaları imzaladığı ve usd cinsinden satışı kabul ettiği görüldüğünü, yukarıda detaylıca belirtilen hususlar dikkate alındığında davacının müvekkili firmaya ödeme amacıyla teslim ettiği çeklerin ödeme günündeki kur farkı dikkate alındığında müvekkilin alacağı doğacağını, satılan mal bedelleri karşılığı olarak alıcı vadeli çek verdiğini ancak satış bedeli yukarıda da belirtildiği gibi ------ cinsinden olduğundan ve anlaşma gereği ödeme günündeki kur esas alınacağından müvekkilinin alacağı tam olarak ödenmediğini ve işbu dilekçenin yazıldığı tarihteki kur esas alınsa dahi müvekkilinin halen alacaklı olduğunu, kaldı ki her gün kurun yükseldiği bir dönemde çeklerin ödeneceği gün alacak miktarının çok daha yükseleceği tartışmasız olduğunu, arabulucu toplantısında da bu husus dile getirildiğini ve tarafların malumu müvekkilinin kur farkından dolayı alacaklı olduğu belirtildiğini, bunun üzerine uzlaşma sağlanamadığını, kurda hareketlilik devam ederken vadesi henüz gelmemiş çeklere ilişkin alacaklarının düzenli bir şekilde artmakta olduğunu bu nedenle işbu karşı davayı açma zorunluluğumuz doğduğunu tüm bu nedenlerle davacı tarafça açılan haksız ve kötü niyetli davanın reddine, bilirkişi incelemesi sonucu ortaya çıkacak fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik ---- alacakları yönünden karşı davalarının kabulüne, dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkememizin ----- tarihli celsesinde verilen ara karar uyarınca; yargılamanın daha sağlıklı yürütülebilmesi için karşı davanın HMK'nın 167. Maddesi uyarınca iş bu dosyadan tefriki ile mahkememizin yeni bir esasına kayıt edilmesine karar verilmiş ve mahkememizin --- sıra numarasına kayıt edilmiş ve iş bu dava ------------ tarihli karar ile 7155 Sayılı Kanunun 20'nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi ve 7155 Sayılı Kanunun 23'üncü maddesi ile 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca arabulucuya başvurulmadan dava açılmış olması karşısında, davanın Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2, Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiş ve iş bu karar kesinleşmiştir.Mahkememizin ----- karar sayılı ilamı ile dosyanın iş bu dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.Birleşen dosya davacısı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; müvekkilin pvc ham maddesi ithal ederek yurt içinde satan bir firma olduğunu, ithal ettiği ürünleri de yurt içinde --------- cinsinden satmakta olduğunu, davalının da talebi üzerine proforma fatura ile satış koşulları belirlenerek dolar cinsinden satış yapıldığını, taraflar arasındaki her parti alım satım sözleşmesindeki bedel satıcı müvekkili şirket tarafından düzenlenmiş olan ve alıcı-davalı tarafından imzalanmış yazılı sözleşmelerle ---- ve satış faturalarında ---- cinsinden belirlendiğini, taraflar arasındaki imzalı onaylı proforma faturalar ile düzenlenmiş sözleşmelerin ------- cinsinden düzenlenerek satış bedeli dolar üzerinden belirlendiği açıktır ancak ödemeler dolarla yapılamamakta olduğunu, ödemelerin döviz cinsinden yapılamaması kanuni bir kısıtlamadan kaynaklanmakta olduğunu, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de konuya ilişkin 8. Maddenin 9. Bendi şu düzenlemeyi içerir: ------- kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; taşıt satış sözleşmeleri dışında kalan menkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları mümkündür.".. Bu düzenleme doğrultusunda satış bedelinin döviz cinsinden belirlenmesinin mümkün olduğunu, bu maddeye ------ tarihli ------- sayılı karara ilişkin tebliğde değişiklik yapılmasına ilişkin tebliğ" ile eklenen madde ile : "...ancak sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin ---- cinsinden yerine getirilmesi zorunludur" hükmü getirildiğini, tarafların dolarla anlaşmasına müteakip ödeme yükümlülüklerini, çekleri ------- olarak yazılmasına bu kanun hükmü sebebiyet vermekte olduğunu, bu nedenle taraflar döviz cinsinden kararlaştırdıkları bedeli ------ cinsinden yapacak ancak ödeme günündeki kur üzerinden fark tahakkuk ettirecekleri yine aynı satış sözleşmeleri(proforma faturalar) ile açıkça kararlaştırıldığını taraflarınca dosyaya sunulan ve imzalanarak sözleşme haline gelen proforma faturalarda açık bir şekilde "ödeme gününde ---- kurunda anlaşılmak üzere, ----------- ödeme" şeklinde belirtildiğini, hangi kur üzerinden anlaşılacağına dair de ayrıntı içeren bu imzalı proforma faturaların varlığı ve alıcı- davalı tarafından da imzalanarak sözleşme olarak belirlendiği tartışmasız olduğunu, tarafların vadeli ödeme yapılabileceğini ancak ödeme günündeki kurun esas alınacağını açık bir şekilde yazıp imza altına alması nedeniyle, müvekkili şirketin kur farkı alacağı bulunmakta olduğunu, müvekkili şirketin davalıdan kur farkı alacağı ----- olduğunu, davalı firmanın kur farkından doğan borçlarını ödemediğini, düzenlenen kur farkı faturalarına da tamamen haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, davalı firma borçlu olmasını kötü niyetle reddetmesinin de ötesinde giderek rızaen ödediği bir kısım para için de fazladan ödediğini ileri sürerek alacak talebinde bulunduğunu, bu haksız taleple arabulucuya başvurduğunda taraflarınca hangi gerekçelerle alacaklı olduğuklarının ayrıntılı bir şekilde anlatıldığını, düzenlenen uyuşmazlık tutanağı üzerine davalı borçlu tarafından -------- sayılı dosyasıyla alacak davası açıldığını, taraflarınca da arabuluculuk aşamasında açıkça ileri sürdükleri ve tartışılmış gerekçelerle karşı dava açıldığını,----------kararlarıyla da açıkça kabul edildiği gibi arabuluculuk görüşmelerinde karşı dava konusunun da görüşüldüğünü, yapılan görüşmelerde anlaşma sağlanamadığının açıkça yazılması durumunda karşı davanın usulden reddine karar verilemeyeceğini, bu duruma rağmen anılan Mahkemece karşı davalarının arabuluculuk şartı yerine getirilmediği gerekçesi ile usulden reddedildiğini, sürecin uzamaması ve diğer davada bilirkişi incelemesi aşamasına gelindiğinden anılan karar için istinaf yoluna gidilmeyerek yeniden arabuluculuğa başvurulduğunu uyuşmazlık üzerine haklı kur farkı talebiyle işbu davayı açtıklarını tüm bu nedenlerle huzurdaki davanın ------- esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine, bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacak her türlü fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik ------ Doları alacaklarının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek bankalarca bir yıl vadeli döviz mevduatına işleyen en yüksek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahsil edilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen dosya davalısı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında kur farkı talebi için yazılı sözleşme yahut ticari teamül bulunmadığını, ihtilafa konu olan kur farkı faturalarını ve iade faturalarını incelendiğinde; ---tarafından ---- Kur Farkı faturası kesildiğini, müvekkili Mimino tarafından haksız faturaya karşı --- tarihinde iade faturası kesildiğini, ------- faturası kesildiğini, müvekkil -------- tarafından haksız faturaya karşı ---- tarihinde iade faturası kesildiğini, müvekkilinin, davalı/karşı davacı şirkete verdiği ve ifa yerine geçen bağlantı çekleri ile cari hesap ekstresinde alacaklı konumunda iken, davalının kesmiş olduğu kur farkı faturaları ile adeta borçlu konumuna getirildiğini, davalı şirket tarafından kesilen kur faturalarının müvekkili firma tarafından ödenmesi talep edildiğini ancak bu talebin, müvekkili firma tarafından haklı olarak reddedildiğini, çünkü davalı/karşıdavacı şirket ile müvekkil şirket arasında kur farkı ödeneceğine ilişkin herhangi bir sözleşme akdedilmediğini, ticari teamül de geliştirilmediğini, öncelikle tarafların birbirlerinden kur farkı isteyebilmeleri için, satışların yabancı para üzerinden yapılması bu durumla alakalı taraflar arasında bir sözleşme olması veya taraflar arasında teamül halini almış uygulama bulunması gerektiğini, ancak taraflar arasında satışın yabancı para ile gerçekleştirileceğine ilişkin herhangi bir sözleşme bulunmadığı gibi kur farkının talep edilebileceğine ilişkin de herhangi bir kloz bulunmadığını, yine kur farkının ödenmesi hususunda taraflar arasında oluşmuş bir ticari teamül de bulunmadığını, bu konu ile aynı doğrultuda bulunan yüksek mahkeme ilamını emsal olarak sunduklarını, davalı/karşı davacı yan proforma faturayı kendine göre yorumladığını ve icap sonucu bağladığını, fakat proforma fatura, görüntüsü itibariyle gerçek bir faturaya benzer ancak bir işlemin resmi bir belgesi olarak kabul edilmeyeceğini, bunun yerine, proforma fatura, işlem yapılacağı zaman gerçek bir fatura olarak kullanılmak üzere hazırlanmış bir öncü belge olduğunu, ancak proforma faturanın hukuki geçerliliği müşteri ve satıcı arasındaki anlaşmaya bağlı olduğunu, eğer proforma fatura, taraflar arasında bir sözleşme veya anlaşma metni olarak kabul edilirse, proforma fatura taraflar arasında hukuki bağlayıcılığı olan bir belge haline gelebileceğini, özetle, proforma fatura resmi bir fatura gibi kabul edilmez ve işlem için resmi bir belge olarak kullanılmaz olduğunu, ancak taraflar arasındaki anlaşmaya bağlı olarak, proforma fatura hukuki geçerliliği olan bir belge haline gelebildiğini, proforma fatura, alıcı ve satıcı arasında yapılan sözleşmenin bir parçası olarak kabul edilebildiğini, taraflar arasında gerçekleştirilen ticari alışveriş ---------- cinsinden yürütülmüş olup hiçbir vakitte döviz cinsinden bir sözleşme kurulmadığını, bunun doğal sonucu olarak da döviz cinsinden ödeme yapılmadığını, taraflar arasında kur farkının istenebileceğine yahut satışın döviz cinsinden gerçekleştirileceğine ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmadığı takdirde hukuken resmi evrak olarak kabul edilmeyen proforma faturaya, taraflar arasında kur farkının talep edilebileceğine ilişkin yapılmış bir sözleşme değeri atfetmek hukuken mümkün olmadığını, çek ile yapılan ödemeler ifa yerine geçen ödemeler olduğundan davalı kur farkı talebinde bulunamayacağını, davalı/karşı davacı ------- firmasının da ikrar edildiği üzere, taraflar arasındaki ticari alışveriş sonucu gerçekleştirilen ödemeler ---- olarak belirlendiğini, ödemeler çek ile yapılmış olup çekin hukukumuzda bir ödeme vasıtası olarak kabul görmekte olduğunu, kaldı ki, ----------- olarak keşide edilmiş vadeli çeki tahsil amacıyla almış olan basiretli bir tacir olduğunu varsaydıklarında davalı tarafın vade gününe kadar olan kur riskini bilerek kabul ettiğini, ödeme vasıtası olan çek, davalıya verildiğinde hukuki anlamda, ticari alışverişe dair ödemeler bitmiş olmakta olduğunu, bu nedenle çeklerin verilmesi ile birlikte bitmiş bir ticari ilişkinin, döviz arttıkça canlandırılarak geçmişe dönük sürekli biçimde kur farkı talep edilmesi haksız ve mesnetsiz olduğunu, müvekkili -------------- davalı/karşı davacı ----- arasında gerçekleşen ticari alışverişte, müvekkilinin davalıya bağlantı çekleri vermekte; davalı ------ müvekkile mal vermekte olduğunu, müvekkilinin çeki teslim ettiğinde, ifa yerine geçen ödemeyi gerçekleştirmiş olmakta olduğunu, çeklerin cari hesaba işlenmesi ile birlikte müvekkilinin, ----firmasından alacaklı konuma geçtiğini, lakin ------ firması, hem çekleri almış hem kur farkı faturası kestiğini, çek ile yapılan ödemeler ifa yerine geçen ödemeler olduğundan davalı/karşı davacı kur farkı talebinde bulunamayacağını, tüm bu nedenlerle haksız davanın reddi ile müvekkile haksız kesilen kur farkı faturalarına ilişkin borçlu bulunmadığının tespitine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline ilişkin karar verilmesini talep etmiştir.Mahkememizce; ----- davacı ve davalı şirketlerin ticaret sicil kayıtları, ---- davacı ve davalı şirketlerin ------- davaya konu çeklere ilişkin hesap sahibi bilgileri, çeklerin ibraz edilip edilmedikleri, ibraz edilmişlerse veya ibraz edilirse ibraz tarihi, ibraz edenin isim ve adresinin gönderilmesi istenilmiş, davalı birleşen dosya davacısı ----- yıllarına ilişkin kayıtlar celp edilerek incelenmiş ve her iki tarafın uyuşmazlık konusu alacakla ilgili yıllara ilişkin tüm yasal ticari defterleri üzerinde Mahkememizce resen seçilen mali müşavir bilirkişi eşliğinde inceleme yapılmış, her iki dava yönünden de ayrı ayrı raporlar alınarak taraflara tebliğ edilmiştir.Davalı/birleşen dosya davacısı vekili ----- tarihli ıslah dilekçesi ile kısmi olarak açtıkları birleşen davada --- alacak taleplerini --- artırılarak toplamda ---- ıslah etmiş ve ıslah dilekçesi davacı/birleşen dosya davalısı tarafa tebliğ edilmiştir.Asıl dava; çekten kaynaklı menfi tespit ve istirdat ile cari hesap alacağı, birleşen dava ise; kur farkı alacağı istemine ilişkindir.Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir-----Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir ----Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder ---- Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir ----Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır --------Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir.Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir.Tüm dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları, toplanan tüm deliller ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda ki tespitler uyarınca; taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, bu ticari ilişki kapsamında davacı/birleşen davalının, davalı/birleşen davacı şirketten mal satın aldığı ve buna karşılık çek ile peşin ödemeler gerçekleştirdiği, ancak dava konusu edilen 3 adet çek yönünden mal teslimi yapılmadığı gibi davalı/ karşı davacı tarafça kendilerine mal gönderilmeyeceği aksine kur farkı faturası kesileceğinin bildirildiği iddiasıyla söz konusu çekler yönünden borçlu olmadığının tespitini ve çekler bedelsiz kaldıktan sonra cari hesaptan mahsubu ile birlikte geriye kalan ----- bakiye alacağın tahsili talebinde bulunduğu; davalı/birleşen davacının ise davacı/birleşen davalı taraftan kur farkından doğan alacakları bulunduğu iddasında bulunduğu; uyuşmazlığın halli ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin tespiti için mahkememizce öncelikle asıl dava yönünden taraflın ticari defterlerinin incelemesine karar verildiği, bunun üzerine her iki tarafın da ticari defterlerini bilirkişi incelemesine sunulmak üzere ibraz ettikleri, ---- bilirkişi tarafından hazırlanan rapora göre; davacıya ve davalıya ait ---- yıllarına ait ticari defterlerin usulüne uygun olarak tutuldukları, tarafların ilgili vergi dairelerine karşılıklı bildirilen beyanlarının uyumlu olduğu, avalı şirket tarafından ---- yılına ilişkin kesilen tüm faturaların muhteviyatı incelendiğinde davacı şirkete tüm ürünlerin sevk irsaliyeleri birlikte teslim edildiği, ancak, davaya konu ---- tutarlı çeklere ilişkin davacı tarafından siparişi verildiği iddia edilen ürünlere ait dosya içerisinde herhangi bir sipariş kaydına ya da proforma faturaya, karşılığında düzenlenen fatura ve ürünlerin teslimine ilişkin düzenlenen bir sevk irsaliyesine rastlanılmadığı, incelenen davacı/birleşen davalı ticari defteri kayıtlarına göre, davacı/birleşen davalının, davalı/birleşen davacıdan dava tarihi itibariyle ----alacaklı olduğu, incelenen davalı/birleşen davacı ticari defteri kayıtlarına göre de davalı/birleşen davacının, davac/birleşen davalıya dava tarihi itibariyle ---- tutarında borçlu olduğunun görüldüğü, taraf kayıtları arasındaki farkın; davalı/birleşen davacının yukarıda 7 adet faturası için uyguladığı kur farkı hesaplamasından ve --yılından devreden ---- açılış bakiyesinden kaynaklandığı kanaat ve tespitlerinin belirtildiği; birleyen dosyada ise davalı/birleşen dosya davacısının, tarafların asıl dava dosyasındaki ticari ilişkileri kapsamında döviz cinsinden kararlaştırdıkları bedeli TL cinsinden ödeme yapacaklarının, ancak ödeme günündeki kur üzerinden fark tahakkuk ettireceklerinin kararlaştırıldığı iddiasıyla kur farkı alacağı talebinde bulunduğu; birleşen dosya yönünden de Mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırıldığı; SMMM bilirkişi tarafından hazırlanan raporda; birleşen dosyanın davacısı firmanın defter kayıtlarına göre ---tarihi itibariyle birleşen dosyanın davalısı -- firmasından ---- alacaklı göründüğü, birleşen dosyanın davalısı firmanın defter kayıtlarına göre --- tarihi itibariyle birleşen dosyanın davacı ------alacaklı göründüğü, tarafların defterlerindeki kayıtlar arasındaki farkın birleşen dosyanın davacısı ----firması defterlerinde kayıtlı bulunan kur farkı değerleme faturalarından kaynaklandığı kanaat ve tespitlerinin belirtildiği; davalı/birleşen dosya davacısı taraf, karşı taraf adına düzenlenen proforma faturalarla aralarındaki satış ilişkisinin dövize endeksli olduğunun sabit olduğu, sözleşme hükmü gereği kur farkı talep haklarının bulunduğunu iddia etmiş ise de, çek bir ödeme vasıtası olup döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesinin verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabileceği, buna rağmen ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden tarafn bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceği----- noktada davalı/birleşen dosya davacısı tarafından düzenlenen ve asıl davacının kaşe ve imzasını içerir proforma faturalarda çekle yapılan ödemelerde de kur farkı talep edilebileceğine dair bir açıklama olmadığı, davalı/birleşen davacı tarafından tanzim olunan faturaların tamamının USD üzerinden tanzim edildiği ve akdi ilişkinin döviz para cinsinden kurulduğu, kural olarak döviz cinsinden kurulan ticari ilişkilerde kur farkı talep edilebilirse de davacı/birleşen dosya davalısının tüm ödemelerini çek ödemesi olarak gerçekleştirdiği, çek ile yapılan ödemelerde kur farkı talep edilemeyeceğinden birleşen dosya davasının reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmış; dolayısıyla davalı/birleşen dosya davacısı tarafın çeklerin taraflar arasındaki sözleşmeye istinaden tüm kur farklarını kapsayacak biçimde kendilerine verildiği yönündeki savunması birleşen dosya davasındaispatlanamadığından, hükme esas alınan --- tarihli bilirkişi raporundaki tespitler nazara alınarak asıl dosya davasının kabulü ile dava konusu ----- bedelli 3 adet çek nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığı kanaatiyle; menfi tespit talebine konu çeklerin yargılama devam ederken davacı/birleşen dosya davalısı şirket tarafından ödenmesi nedeniyle İİK'nın 72/son hükmü uyarınca dava istirdat davasına dönüştüğünden; ------- ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte, çek bedellerinin ayrı ayrı davalıdan alınıp davacıya ödenmesine; yine ticari defter kayıtlarına göre tespit edilen ----- cari hesap alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine, dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM (Yukarıda Açıklanan Nedenlerle): 1-Asıl dosya davasının KABULÜNE; ----- bedelli çek nedeniyle, davacının davalıya borçlu olmadığı anlaşılmakla, menfi tespit talebine konu çeklerin davacı -----tarafından ödenmesi nedeniyle İİK'nın 72/son hükmü uyarınca dava istirdat davasına dönüştüğünden; istirdat davası niteliğiyle davanın kabulüne; ------ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte, çek bedellerinin ayrı ayrı davalıdan alınıp davacıya ödenmesine, 2- 211.345,11 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine, 3-Birleşen dosya davasının REDDİNE, 4- ASIL DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN; a-Harçlar kanunu uyarınca alınması gereken 116.901,98 TL harçtan peşin yatırılan toplam 29.226,26 TL hacın mahsubu ile bakiye 87.675,72 TL karar ve ilam harcının davalı/birleşen dosya davacısından tahsili ile hazineye gelir kaydına, b-Davacı/birleşen dosya davalısı tarafından yapılan 29.534,51 TL dava açılış masrafı ile 7.470,00 TL yargılama masrafı toplamı 37.004,51 TL yargılama giderinin davalı/birleşen dosya davacısından alınarak davacı/birleşen dosya davalısına ödenmesine, c-Davacı birleşen dosya davalısı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 257.588,32 TL vekalet ücretinin davalı/birleşen dosya davacısından alınarak davacı/birleşen dosya davalısına ödenmesine, d-Suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davalı/birleşen dosya davacısından alınarak hazineye gelir kaydına, 5-BİRLEŞEN DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN; a-Harçlar kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL harcın peşin yatırılan toplam 19.270,62 TL hacın mahsubu ile arta kalan 18.538,62 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı/birleşen dosya davacına iadesine, b-Davalı/birleşen dosya davacısı tarafından yapılan dava açılış masraflarının ve yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, c-Davacı/birleşen dosya davalısı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 130.907,77 TL vekalet ücretinin birleşen/dosya davalısından alınarak davac/ birleşen dosya davalısına ödenmesine, d-Suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalı/birleşen dosya davacısından alınarak hazineye gelir kaydına, 6-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı HMK md. 333 uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde---- Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/02/2026