İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/863 E. 2024/1030 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/863
- Karar No
- 2024/1030
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/863 KARAR NO : 2024/1030
DAVA : Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin) DAVA TARİHİ : 17/06/2022 KARAR TARİHİ : 17/10/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/11/2024 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacılar vekili özetle; ... 1983 yılında kurulmuş bir aile şirketi olduğunu, şirket paylarının çoğunun aynı aile mensuplarına ait olduğunu, ancak aynı soyadı taşınmasına rağmen akrabalık bağları olmadığını, ... ortaklarından .... 'nın eşi ile Amerika Birleşik Devletlerinde üniversite ve iş ortaklarındaki tanışıklığı sebebi ile ... ile tanışmış sonrasında ... geleceği için davacıya ortaklık teklif etmiş, sözlü olarak tüm ortaklar tarafından kabul edilmiş ancak yazılı olarak kesinleşmediğini, daha sonra ... %10 hissesini bedeli karşılığı devralmış ve genel müdür sıfatıyla görev aldığını, ancak yaşanan karışıklıklardan dolayı imza yetkisi 2018 yılında ... 'ya verildiğini, Bu koşullar altında şirket ortaklığının devam ettirilemez noktaya gelmesi ve Şirketin her geçen gün mali durumunun aile üyesi ortaklarca yapılan gayri yasal işlemler ile bozulması karşısında işbu davayı açmak zarureti doğduğunu ve bu nedenle Davalı ...... Aşındırıcı Taşlar Endüstri ve Ticaret A.Ş.nin TTK m. 531. Maddesine dayalı olarak haklı sebeplerle feshine karar verilmesini veya bunun yerine duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm olarak mahkemenin takdirine göre davacı pay sahibinin, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip ortaklıktan çıkarılmasına ve paylarının şirketçe iktisap edilmesine karar verilmesini, davalı ...... A.Ş.'nin hali hazırdaki yönetim işleyişi ve hakim ortaklarınca içinin boşaltılması suretiyle mali durumunun kötüleştirildiği dikkate alınarak dava sonuna kadar tedbiren yönetim kurulu yetkilerinin mahkemece resen kayyıma devredilmesine veya takdire göre denetim ile birlikte onay kayyımı atanmasına karar verilmesini, dava harç ve masrafları ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: müvekkili şirket, 1983 yılında hakim ortağı olan ...... tarafından kurulduğunu, halihazırda ekonomik faaliyetine devam ettiğini, müvekkili şirkete ait fabrikada sanayi tipinde aşındırıcı taşların üretildiğini, iç ve dış pazara satışı yapılan bu ürünlerin, ülkemizde üretebilen fabrika sayısı bir elin parmağını geçmediğini, bu sebeple de müvekkili şirket kuruluşundan itibaren uzun yıllar sadece kendi kaynakları ile sürekli büyümüş, bugünkü şirket merkezinde kurduğu dev üretim tesisinde özellikle iç pazara yapılan satışlarda ülkemizin en büyük 2. firması olma niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin borçlarının olduğunu, ancak borçlarının karşılığında mal varlıkları, stokları, ticari gelirleri mevcut olduğunu, şirketin borç stoğunda hiç bir dengesizlik bulunmadığı gibi ciro hacminin artış gösterdiğini, müvekkili şirketin, dünya çapında yaşanan pandemi süreci ve akabinde şiddetini artıran global ekonomik krize bağlı olarak, ham madde ihtiyacının önemli kısmını yurt dışından sağlayan müvekkili şirket de ciddi finansal sıkıntıların yaşandığını, ancak bu durumun ülkedeki tüm kuruluşlar bünyesinde yaşanmakta olduğunu, müvekkili şirketin kötü yönetilmesinden kaynaklanan bir ekonomik sıkıntının söz konusu olmadığını, bu durumun şirket kayıtları incelendiğinde anlaşılacağını, müvekkili şirketin 1983 yılında bu yana süregelen bir işleyişinin mevcut olduğunu, kurullarının işleyişi ve fabrikasının çalışma prensiplerinin tamamen oturtuğunu, davacının şirkette göreve başlaması ile birlikte bu düzende bir takım aksamalar husule gelmişse de, davacının şirketteki görevinden ayrılmasından sonra bozulan düzenin hızla tamir edildiğini, özellikle şirketin pazarlama departmanında gerçekleştirilen değişiklikler ve akabinde davacının istifası ile gelen yönetim kurulu ve genel müdürlük değişikliklerinden sonra, şirketin ticari hacmi ve karlılığı, ekonomik krize rağmen artış gösterdiğini, davacı ..., şirketin ortaklarından .....'nın tavsiyesi ile şirket yönetim kurulu ile tanışmış ve şirketin iş geliştirmesi konusunda sunduğu projeksiyon beğenilerek şirkette genel müdür sıfatı ile işe alındığını, davacıya aynı zamanda şirket hisselerinin %10'unu satın alma imkanı da sağlandığını ve ortak olması sağlanarak motivasyonu ve aidiyet hissiyatının artırılmasının sağlandığını, davacının %10 hisseye karşı ödediği bedel de sembolik olup gerçek değerinin altında olduğunu, davacı taraf, bir süre şirkette müşterek imzaya yetkili yönetim kurulu üyesi ve genel müdür pozisyonunda çalıştığını, şirketten kazandığı para ile geçimini sağlayamadığını beyan ederek tüm görevlerinden istifa ettiğini, davacı istifa etmesine rağmen kendisi ile istifa dilekçesini sunmasından sonra bir ikale anlaşması yapıldığını, bu anlaşmaya göre davacı taraf, çalıştığı döneme ilişkin olarak hesaplanan işçilik haklarını aldığını, ayrıca yönetim kurulu üyesi olarak kendisine tahsis edilen arabayı da kullanmaya devam etmesine karar verildiğini, davacının şirketin tasfiyesini gerektirdiğini beyan ettiği tüm sebeplerin esasen kendisinin genel müdür ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönemde ve kendi imzası ile alınmış kararlara dayandığını, bu hususa ilişkin yönetim kurulu karar metinleri ve genel kurul tutanakları şirket kayıtlarında mevcut olduğunu, şirketin kötü yönetildiği iddiasına katılmamakla birlikte, eğer kötü yönetim varsa kötü yönetimi ifa eden davacı taraf olduğunu, davacının, şirketin feshi yönündeki talebi Medeni Kanunun 2. Maddesinde düzenlenen iyi niyete aykırı olduğunu, davacı taraf kendi yönetimi altındaki dönemde şirkette gerçekleşen fiil ve düzenlemeleri, şirketteki yöneticilik görevlerinden istifa ettikten sonra fesih sebebi olarak mahkeme huzuruna taşıdığını, somut olayda haklı sebeplerin varlığına rağmen uzun süre davayı açmaktan imtina etmek ve sonradan dava açmak hakkın kötüye kullanıldığını, davacının şirketin genel kurullarının yapılamadığı iddiası gerçeği yansıtmadığını, şirketin yönetim kurulunun düzenli olarak toplanmakta ve kendisinden beklenenden daha yüksek bir katılım ve karar alma verimliliği ile şirketi yönettiğini, yönetim kurulu üyeleri arasında çekişme ve tartışmalar yaşanmış ise de halihazırda yönetim tek elde toplanmış ve genel kurulun desteği ile sağlıklı bir şekilde çalışmakta olduğunu, müvekkil şirketten para çeken ve aldığı paraları yerine koymayan davacı taraf olduğunu, davacının şirketten aldığı paraları ödeyememesi üzerine kendisine gerekli ihtaratın yapıldığını, şirketten ayrılırken aldığı paraları ileri bir tarihte, hissesinin satılması halinde ödeyeceği taahhüdünde bulunduğunu, şirkete borcu olmasına rağmen, davacıya karşı hiçbir husumet beslemeyen müvekkili şirket yönetimi, davacının tüm haklarını ödemiştir. Şirkete olan borcunu da ertelediğini, davacı tarafın, muhtelif bankalardan kullandığı bireysel kredileri ödemekte temerrüde düştüğü için, şirketin bankalar nezdindeki kredilerinin devamlılığı tehlikeye düştüğünü, müvekkili şirkete kredi veren bankaların ilgili birimleri, müvekkili şirkete uyarı mesajları vererek şirket ortağının bankalar nezdinde mütemerrit olduğunu, bu durumun bertaraf edilmemesi halinde müvekkili şirketin kredili mevduat hesaplarının kat edileceğinin bildirildiğini, müvekkili şirket yetkililerinin davacıya ulaşmaya çalışmış ancak netice alamadıklarını, bunun üzerine şirketin menfaatlerine halel gelmemesi için davacının kredi borçlarının kapatıldığını, bu durum süreç içerisinde iki defa gerçekleştiğini, davacı, müvekkil şirket yetkililerinin ihtarlarını dikkate almayınca şirketin ödemek zorunda kaldığı davacının kredi borçlarına tekabül eden paranın tahsili için davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davacı tarafın takibe itiraz ettiğini, itirazın iptali davasının derdest olduğunu, esasen davacı taraf, gerek şirket içerisinde görevde iken gerekse ayrıldıktan sonra defaten şirket yöneticilerine haber göndererek fahiş bedellerle hissesini satın almalarını istediğini, işbu davada da amaç, şirket yetkililerini değerinden daha yüksek bedelle hisselerini almaya ikna etmek olduğunu, davacının fesih sebebi olarak gösterdiği somut olaylar ya gerçeği yansıtmamaktadır yada fesih sebebi olamayacak nitelikte olduğunu, şirketin 3. Kişilere yaptığı ödemelerin, şirketle ilgili olmadığı iddiası tamamen soyut bir iddia olup ispata muhtaç olduğunu, böyle bir durum olmadığı gibi başlı başına şirketin feshini gerektirecek nitelikte bir ödeme olsa dahi bunu yapan davacının kendisi olması gerektiğini, şirketin ortaklarına yapılan ödemelerin genel kurulda karar altına alınmamış olması ayrı bir davanın konusu olabileceğini, yönetim kurulu üyesi olarak davacının kendisi de hem bu haklardan faydalanarak alınan kararlara imza attığını, bu durumun şirketin feshini gerektirmeyeceğini, davacı taraf, şirkette yolunda gitmediğini iddia ettiği tüm işlemleri değiştirebilecek yegane kişi yani yönetim kurulu üyesi ve genel müdür iken var olduğunu iddia ettiği bu işlemlerin bir tanesine dahi itiraz etmediğini, şirketteki görevlerinden ayrıldıktan sonra, %10 hissesine fahiş bir değer biçip bu değerin ödenmesi için şirket ortaklarına şantaja varan baskılar uygulamaktan çekinmeyen davacı, bu fiillerinden sonuç alamayınca yeni bir baskı unsuru olarak huzurdaki davayı ikame ettiğini, davacının talep ve iddialarını reddettiklerini, davacı iddialarının tamamının soyut ve mesnetsiz olduğunu, 40 yıllık bir şirketin feshini gerektirecek derecede ciddiyet içermediğini, beyan ederek haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden ...... Aşındırıcı Taşlar Endüstri ve Ticaret A.Ş.'nin şirket kayıtları, 08/05/2024 tarihli bilirkişi raporu, 27/09/2024 tarihli bilirkişi ek raporu. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, TTK 531.maddesine dayalı olarak şirketin feshi ve davacının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin yasal şartların oluşup oluşmadığı talebinden ibarettir. Büyükçekmece .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/06/2022 Tarihli, ... Esas .... karar sayılı görevsizlik kararı ile mahkememize tevzi edilen dosya, mahkememizde .... esasına kaydının yapılmış olduğu görülmüştür. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Mahkememizce aldırılan 08/05/2024 tarihli bilirkişi raporu ve 27/09/2024 tarihli bilirkişi ek raporu bilimsel veri ve içeriğe sahip, denetime elverişli bulunması sebebiyle birlikte değerlendirilerek, hükme esas alınmıştır.
6102 sayılı TTK. Madde 530- (1) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. (2) Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. 6102 sayılı TTK. Madde 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” Görüldüğü üzere, Kanun Koyucu çok açık bir şekilde haklı sebeple fesih davasının halka açık anonim ortaklıklar da dahil olmak üzere tüm anonim ortaklıklarda açılabileceğini kabul etmiştir. Hükümde, halka açık anonim ortaklıklarda azınlık olarak yüzde beş oranının yeterli olacağı ve sermayenin yüzde beşini temsil eden payların sahiplerinin fesih davasını açabileceği ifade edilmiştir. Mahkemece feshe ya da başkaca alternatif bir çözüme hüküm verilebilmesinin mümkün olması, bir başka deyişle, bir haklı sebebin varlığının tespiti halinde, mahkemece diğer alternatif çözümlerin somut olaydaki sorunu çözmeye elverişli olup olmadığı da göz önünde bulundurularak son çare olarak ortaklığın feshi ve tasfiyesine hükmedilebilecektir. TTK.'nun 529’uncu maddesi uyarınca anonim şirket sermayesinin en az ondabirine sahip her ortak, muhik sebeplere dayanmak şartıyla şirketin feshini mahkemeden talep edebilir. Ancak, şirketin feshini gerektirecek haklı neden bulunduğunu ileri sürenin (davacının), bu iddialarını ispat etmesi gerekir. Gerçekten de haklı sebeplerin varlığını tespitte dar bir yorumun yapılması ve bu yolun ancak son çare olarak başvurulacak bir yol olduğunun dikkate alınması zorunludur (Abuzer Kendigelen, Hukuki Mütalaalar, C. II, İstanbul 2006, s. 433; Tekinalp, s. 343; Pulaşlı, s. 617; Füsun Nomer-Ertan, “Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Davası-TTK m. 531 Üzerine Düşünceler” İÜHFM C. LXXIII, S. 1, 2015, s. 426; Bilge, s. 273; Çelik, s. 575). Bir başka deyişle, fesih en son çare olarak düşünülmeli, fesih kararı verilirken, pay sahipleri dışındaki şirket çalışanları ve işletmenin faaliyet göstermesinde yararı bulunan diğer menfaat sahiplerinin (stakeholders) çıkarları da değerlendirilmeli ve dikkate alınmalıdır (Ayşe Sümer, “Anonim Ortaklıkların Haklı Sebeple Feshi”, MÜHFHAD, Özel Sayı, 2012, C. 18, S. 2, s. 845; Pulaşlı, s. 617). Zira fesihle birlikte ortaklıkta çalışanların işine son verilecek, üretim duracak, sosyal ve ekonomik sonuçlar ortaya çıkacaktır (Sümer, s. 844-845; Pulaşlı, s. 617). Görüldüğü üzere, şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme, şirketi feshetmek yerine, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Bu sebeple bu dava alternatif çözümlüdür (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2020, s. 337). Kaldı ki sebebin mahkemece haklı görülmesi halinde, şirketin feshine hükmedilmesinden önce mahkemece alternatif çözümlerin araştırılıp incelenmesi gerekir. Zira fesih çok ağır bir sonuçtur. Bu sebeple alternatif çözümler varken, şirketin varlığını ortadan kaldıran sonucun seçilmemesi gerekir; fesih en son başvurulacak çaredir (Tekinalp, s. 337). Örneğin, fesih davası şirketin kar dağıtmaması nedeni ile açılmış ise mahkeme kar dağıtımına karar verebilir. İsviçre doktrininde duruma uygun düşen ve kabul edilebilir çözüm örnekleri arasında; kar dağıtma zorunluluğu, yeni ortak alınması, sermaye artırımı, muhalif pay sahiplerinin temsilcilerinin yönetim kuruluna alınması, bir iştirakin bölünmesi yer almaktadır (Tekinalp, s. 346; Sümer, s. 847. Ayrıca bkz. TK m. 531 gerekçesi). Haklı nedenle fesih davalarında söz konusu olan haklı neden, her somut olayda ayrı değerlendirilen, temeli MK m. 2’deki dürüstlük kuralında bulunan bir kavramdır. Kusura bağlı değildir, ancak yerleşik yargı kararlarında, kusuru olan tarafın haklı nedene dayanarak iddiada bulunamayacağı, haklı nedene dayalı bir sonucu talep edemeyeceği kabul olunmaktadır. Haklı nedenle bir sözleşmeye son verebilmek için o ilişkinin taraflar için çekilmez olması, sözleşmeyi sürdürmenin yararsız kalması gerekir. Haklı sebep, içeriği somut olayın özelliklerine göre hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde belirlenecek olan nispi bir hukuki kavramdır. Her ne kadar haklı sebep kavramı için bir tanım yapılmamışsa da bu hususta kollektif şirketlerin haklı sebeple feshini düzenleyen TTK m. 245 hükmü ön plana çıkmaktadır. Zira TTK m. 245’te kollektif şirketin feshi ve ortağın çıkarılması bakımından haklı sebep kavramı için bir tanım yapılmış ve örnek göstermek suretiyle hangi hallerin haklı sebep teşkil edeceği açıklanmıştır. Bu kapsamda, TTK m. 245 uyarınca haklı sebep “şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olmasıdır”. Bu hükmün gereği olarak, haklı sebebin varlığının kabul edilebilmesi için sözleşmenin temelini oluşturan güven ilişkisinin ve iş birliğinin ortadan kalkması; ayrıca, bu durum sonucunda ortaklık amacının elde edilmesinin güç hale gelmesi ve tarafların ortaklık ilişkisine katlanmasının beklenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesi aranmaktadır. İlgili maddenin devamında ise, “bir ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi” halleri haklı sebebe örnek olarak gösterilmiştir. Anonim şirketlerde haklı nedenle fesih davasının temeli TTK m. 531 hükmüne dayandığından, haklı nedenin şüpheye mahal vermeyecek şekilde anlaşılması ve davada haklı nedenle feshin muhakkak talep edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla davacının haklı nedeni ispat etmesi gerekmektedir. Soyut iddialar bu nokta tek başına dikkate alınmaz. Nitekim Yargıtay’ın bir kararında da “Şirket yönetiminde söz sahibi olamamak”, “şirketin yeterli oranda büyüyememesi” “ortaklar arasında iletişimin kopmuş olması” gibi sebeplerin başlı başına haklı sebep olmayacağı belirtilmiştir (11. HD’nin 21.03.2016 tarih ve 2015-8313/3066 sayılı kararı). ... HD’nin 14.12.2015 tarih ve ... sayılı diğer bir kararında ise, “…Davalı şirket yöneticilerinin görev ve yükümlülüklerini kanuna uygun bir şekilde yerine getirmedikleri, davacı ile davalı şirketin diğer ortakları arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının bulunmadığı, taraflar arasında pek çok sayıda dava ve çekişmenin olduğu, bu davaların ve çekişmelerin davalı şirketin amacına hizmet etmediği, davacının diğer pay sahiplerinden farklı muameleye tabi tutulduğu, şirket imkanlarının davacı dışındaki pay sahiplerine tahsis edildiği, bazı yıllara ilişkin genel kurul toplantılarının yapılmadığı, davacının bilgi alma hakkının engellendiği, tüm bu hususların davalı şirketin feshi için haklı neden oluşturduğu,…” vurgulanmıştır. Bu noktada doktrinde özellikle, ortaklık faaliyetlerinin uzun zamandır durmuş olması, genel kurulların yapılamaması, ortaklığın faaliyetlerine devam etmeyi imkânsız hale getirecek şekilde, mali durumun bozuk olması, daha açık bir ifade ile şirketin borca batık olması, ortaklığın mali açıdan yetersizliği, borca batık olması sebebiyle zaten ortaklık faaliyetlerinin devamının mümkün olmaması gibi durumlar haklı sebep olarak telakki edilebilir. Ayrıca şirketin kötü yönetilmesi, pay sahipleri arasında anlaşma ve uzlaşma imkânsızlığı, şirketin amacına hizmet etmemesi pay sahiplerinin keyfi ve haksız bir şekilde farklı muameleye tâbi tutulmaları; kâr dağıtılmayarak pay sahiplerinin açlığa mahkum edilmesi; şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsis, kârın ve mali imkanların çoğunluğun hâkim olduğu diğer şirketlere kaydırılması; şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi, genel kurul veya yönetim kurulunun kilitlenmesi; genel kurulun sürekli olarak usule aykırı toplantıya çağrılması; azınlığa karşı fiili veya manevi güç ve baskı uygulanması; azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi ve pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması; şirketin feshi açısından haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Haklı nedenle fesih davalarında, ortaklığın feshine mi yoksa başka bir çözüme mi karar verilmesi gerektiği değerlendirilirken, öncelikle şirketin devamının mümkün olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Fesih kararı “son çare” olmalıdır. Ancak fesih dışındaki çözüm yollarına başvurabilmek için de “haklı sebeplerin” gerçekleşmiş olması zorunludur. ... HD’nin 30.05.2017 tarih ve ...sayılı kararında da “…TTK’nın 531. maddesi uyarınca şirketin haklı sebeplerle feshine veya fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının gerçek değerlerinin ödenip şirketten çıkarılmalarına karar verilebilmesi için öncelikle haklı sebeplerin gerçekleşmesi gerekmektedir…” şeklinde bu husus ifade edilmiştir. Bir sebebin şirketin feshini gerektirebilmesi için artık bu sebeplere dayanılmasının azınlık açısından açık bir şekilde imkânsız hale gelmesi ve şirketin devamını sağlayan unsurların ortadan kalkmış olması gerekir. Bir başka ifadeyle azınlık tarafından ileri sürülen sebepler, diğer kişilerin şirketin devamı konusundaki menfaatlerini feda edebilecek bir aşamaya ulaşmalıdır. Eğer azınlık tarafından ileri sürülen sebepler bu ağırlıkta değilse şirketin feshine karar verilmemesi gerekir. Fakat doktrinde de haklı olarak belirtildiği üzere hakim, anonim şirketlerin çoğunluk ilkesi temeli üzerine kurulu bir özel hukuk kuruluşu olduğu gözden uzak tutulmamalı ve getirdiği seçeneksel çözümün sonuçta dengeleri tersine çevirmesine ve çoğunluğu azınlığa mahkum etmesine olanak da vermemelidir (Çamoğlu, Ersin, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshinde Hakimin Takdir Yetkisi, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Dergisi c. 31, S. 1, Mart 2015, s. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Dergisi c. 31, S. 1, Mart 2015, s. 11 vd.). TTK m. 531, yargıcın “fesih yerine, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme” de karar verebileceğini belirtmiş; bu konuda ortağın payının gerçek değerini alarak şirketten çıkmasını da örnek göstermiştir. Bu seçeneğin “davacının payının gerçek değerini alarak şirketten çıkarılması değil çıkmasına izin verilmesi” şeklinde adlandırılması gerekir. Zira burada söz konusu olan çıkarılma (ihraç) değil yargıç kararı ile çıkmadır. Bu nedenle de yargıcın bu seçenekte davacının talebi ya da en azından rızası olmaksızın çıkmaya karar verememelidir. Yasanın madde içinde bu çözüm şeklini belirtmiş olması, davacının (payının gerçek değerini alarak) şirketten çıkmasına karar verilmesi seçeneğine öncelik vermez; bu düzenleme sadece bir örnekten ibarettir. Haklı sebebin anonim ortaklığın feshini gerektirecek nitelikte olup olmadığı, maddi olguların ortakların şirkette devam etmesini kendisinden beklenemeyecek düzeyde zorlaştırması ve menfaatler dengesinin de fesih kararını zorunlu göstermesi kıstasına göre belirlenir. Dolayısıyla, somut olayda ortaklar bakımından şirketin devamı çekilmezlik seviyesine ulaşmış olmalıdır. Haklı sebebin çekilmezlik dışında temel bir unsuru bulunmamaktadır. Hâkimin takdir yetkisini kullanırken, somut olayın şartlarına, tarafların menfaat dengesine ve esas itibariyle ortaklığın varlığını devam ettirilmesi ilkesini gözetmesi gerekmektedir. Kusur da hâkimin takdir yetkisini kullanırken göz önünde bulunduracağı etkenlerden biridir. Davacının kusurlu olması halinde, kural olarak fesih davası açması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmektedir. Ancak, haklı sebebin meydana gelmesinde kusuru bulunan davacının, dürüstlük kuralı elverdiği ölçüde, haklı sebeple fesih davası açabileceği doktrinde kabul edilmektedir. Bu çerçevede, haklı sebebin bulunup bulunmadığı tespit edilirken kusuruyla bu durumu meydana getiren davacının menfaati daha hafif kabul edilecektir. Nitekim, kusuruyla haklı sebebin meydana gelmesine etki eden davacı için şirketin devamının çekilmez hale geldiği şeklinde bir değerlendirme yapmak güçleşecektir. Haklı sebebin meydana gelmesinde diğer ortaklarla birlikte davacı ortağın müterafık kusurunun söz konusu olduğu hallerde davanın kesin bir şekilde reddedileceği söylenememelidir. Ancak, müterafık kusurun mevcudiyeti halinde, davacının kusuru diğer ortakların kusurundan daha fazla ise davanın reddedilmesi gerekir. Anonim şirketin feshi davasının ön koşulu olan haklı sebebin diğer ortakların kusurlu davranışlarından kaynaklanması mümkündür. Nitekim, genellikle haklı sebep teşkil eden haller çoğunluğu oluşturan şirket ortaklarının kusuru neticesinde meydana gelmektedir. Özellikle, çoğunluğun gücünü kötüye kullanması; kötü yönetim halinde olduğu gibi haklı sebebin ortaya çıkmasına ortaklığın kendi organlarının kusurlu davranışı da yol açabilecektir. Fakat her halükarda haklı sebep kavramı kusur şartından soyuttur, kanun koyucu haklı sebebin meydana gelmesine bağlı sonuçların ortaya çıkmasını kusur şartına bağlamamıştır. Diğer ortakların kusuru olmaksızın haklı sebep teşkil edebilecek haller de mevcuttur. Mahkemenin feshe karar verebilmesi için, ileri sürülen sebeplerin şirketin feshini gerektirecek nitelikte olması da gerekir. Alternatif çözümler varken, şirketin varlığını ortadan kaldıran sonucun seçilmemesi gerekir. Feshin en son başvurulacak çare olmasından hareketle huzurdaki davada duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilebilip verilemeyeceğinin irdelenmesi gerekmektedir. İddia veya savunmanın haklılığı, bu olay ve hukuki işlemlerin varlığının ispatlanmasına bağlıdır. İspat hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde bir temel hak olarak garanti altına alınmıştır. Anayasal dayanağı olan ispat hakkını, usûl hukukunda taraflar, kanunda belirtilen süre ve usûle uygun olarak kullanırlar. Bu hak yalnızca kanunla sınırlanabilir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususuna ise ispat yükü denir. İspat yükü üzerine düşen taraf ispat etmesi gereken hususu ispat edemediği durumda ispatsızlık durumu söz konusu olacaktır. Hâkim bir husus ispatsız kalmış olsa dahi medeni yargılamada karar vermek durumundadır. TMK 6. Maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Mahkememizce görevlendirilen bilirkişilerce incelendiği, davalı şirketin 2017-2022 yılları ve arasındaki ticari defterlerinin usulüne uygun olduğunun olarak tutulduğu tespit edilmiş ve ticari defterlerin davalı lehine delil olma özelliğine sahip olduğu anlaşılmıştır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, alınan bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre; davacının şirketin haklı nedenle feshine sebep oluşturabilecek iddialarının tam anlamıyla karşılanmadığı; fesih şartlarının oluştuğuna dönük emarelerin tam olarak ortaya çıkmadığı, mahkememizce görevlendirilen bilirkişi heyetince yapılan incelemelerde, mali tespitlere göre davalı şirketin özkaynakları ile net işletme sermayesinin pozitif olduğu, şirketin kaydi değerlere göre borca batık olmadığı, personel ücretlerini ödediği anlaşılmaktadır. Araç kiralama işlemlerine ilişkin araçların hangi marka ve kalitede olduğunun tespitinin yapılamadığı, her ne kadar 2018-2022 yılına kadar kiralanan araçların fahiş kira bedelleri olduğu 08/05/2024 tarihli bilirkişi raporuyla tespit edilmiş ise de; kiralanan araçların sınıf ve markadan bağımsız olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davalı şirketin ev kiralamaları ile ilgili olarak muhtasar beyannameler üzerinde yapılan incelemede davalı şirketin ev kiralamaları ile ilgili olarak herhangi bir beyannamesinin bulunmadığı, davacı tarafından ev kiralamalarına ilişkin olarak herhangi bir ismin beyan edilmediği, davalı şirketin ticari defter kayıtlarında yapılan incelemelerde davalı şirketin ... Tarım Mak. Ve Kons. Ürün Paz. A.Ş.'den cari hesaba istinaden 12.500,00 TL, 32.000,00 TL, 16.000,00 TL bedellerinde 3 adet çek alındığı, bu çekler haricinde davacının tarım ile ilgili bir ticaret yapmak suretiyle şirketten çek çıkışları iddiasının, hangi tarım firması olduğu veyahut hangi çeklerin alınıp verildiği hususunda somut bir delil sunmadıkları, davacı tarafın son 3 yıldır şirket çalışanlarının maaşlarının ödenemez hale geldiği iddiasına ilişkin, davalı şirketin 2019, 2021, 2022 yılı kayıtlarının incelenmesinde ise, davalı şirketin personel ücretlerinin ödediği, şirkete ait genel kurul toplantı ve müzakere defterleri ile yönetim kurulu karar defterlerinin incelenmesinde, huzur hakkı adı altında ödeme yapılan şirket yönetici ve ortaklarının alınan şirket kararlarına katıldıkları, genel kurulun hiç toplanmamasının kanun nezdinde çeşitli hukuki sonuçlara bağlandığı ve şirketin fesih sebebi olabileceği, somut olayda ise davalı şirketin bazı genel kurulların zamanında yapılmadığı, olağan genel kurul toplantılarının zamanında yapılmaması ile faaliyet dönemi sonundan itibaren başlayan üç aylık süre içinde toplantının yapılmaması kastedildiği, öğretide olağan genel kurul toplantısının zamanına ilişkin hükmün düzen kuralı olduğu, her ne kadar süre kanunla düzenlense de toplantının daha sonra yapılmasının alınan kararın geçerliliğini etkilemeyeceği, iş bu hususa ilişkin TTK'da başlı başlına özel bir yaptırım bulunmadığı, bu hususun ancak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu doğurabileceği, bazı dönemlerde yapılmayan genel kurul toplantılarının tek başına anonim şirketin haklı nedenle feshine geçerli sebep oluşturmayacağı, davacının iş bu iddialarının tümünün şirketin devamını kesintiye uğratacak yönde haklı fesih sebebi teşkil etmediği anlaşılmaktadır. Her ne kadar şirketin haklı nedenle feshine sebep teşkil edebilecek şartların oluşmadığı, feshin son çare olması ilkesi de göz önünde bulundurularak, ancak davacının diğer ortaklarda anlaşamadıkları, karşılıklı olarak ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar olduğunun tarafların dosya kapsamındaki delillerinden tespit edildiği, bu anlaşmazlıkların genel kurulda şirketin yönetimi hususunda sorun yaratabileceği, taraflar arasındaki davalaşma sayısını ve husumeti artırabileceği, davacı tarafın şirketin feshine karar verilmemesi halinde ortaklıktan çıkma talebi olduğu, davalı vekilinin 17/10/2024 tarihli celsede ek raporda hesaplanan ayrılma akçesine göre karar verilmesi beyanı karşısında, davacının mahkememizce aldırılan 27/09/2024 tarihli bilirkişi raporuyla karar tarihine en yakın olacak şekilde hesap edilen davalı şirkete ait makine ve cihazlar, şirket stoklarındaki emtialar, şirkete ait taşınmaz değerleri, enflasyon düzeltmesi yapılmış bilançolarda kaydi değer bilançosu ile kaydi değerler üzerinden tenzil edilecek tutarların çıkarılması neticesinde çıkma yapı talebinde bulunan ortağa dağıtılacak tutar, ayrılma talebinde bulunan davalı şirketin % 10 hissesi sahibi olan davacı tarafın ayrılma akçesinin rayiç değerler üzerinden 10.562.705,24 TL olarak tespit edilmiş olduğu anlaşıldığından, şirketin feshi talebinin reddi ile davacı ...'ya 10.562.705,24-TL ayrılma akçesi karşılığında davalı ...'nden ortaklıktan çıkarılmasına dair davanın kısmen kabulüne, karar verilerek , şirketin feshi talepli davanın maktu harca tabi olması sebebiyle nispi harç alınmayarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (11. HD’nin 03.03.2016 tarihli ve 15-9088/2352 sayılı kararı) HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacıların şirketin feshi taleplerinin reddi ile; 1-Davacı ...'ya 10.562.705,24-TL ayrılma akçesi karşılığında davalı ...'nden ortaklıktan çıkarılmalarına, (... vergi no, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün .... sicil nolu), 2-Masrafı davacı vekilince karşılanmak üzere ticaret sicil gazetesinde ilanına, 3-10.562.705,24 TL toplam ayrılma payının karar kesinleştiği tarihten itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya 1 nolu hükümde belirtilen miktar bakımından ödenmesine, 4-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60-TL harcın peşin alınan 20.067,00-TL harçtan mahsubu ile fazla 19.639,40 TL harcın hükmün kesinleşmesine müteakip istem halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından yapılan ayrıntısı UYAP'ta kayıtlı 14.171,00 TL posta gideri, bilirkişi ücreti vb. yargılama gideri ile 20.147,70 TL toplam harç masrafı olmak üzere toplam 34.318,70 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 6-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacılara iadesine, 7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 30.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342.maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/10/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır