İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/55 E. 2021/135 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2020/55
Karar No
2021/135
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2020/55 KARAR NO : 2021/135

DAVA : Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/01/2020 KARAR TARİHİ : 03/03/2021

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı ... arasında kurulan sözleşme ilişkisi çerçevesinde ödemlerin diğer davalı .... Üzerinden yapıldığını, müvekkili ile davalı ... Arasında ... - ... tarihleri arası dönem için Pazarlama ve Kullanım sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeyi davacı şirket adına Satış ve Pazarlama Müdür ... davalı ... adına ise ...'in imzaladığını, bu çerçevede yurt dışından gelecek olan turistlerin davacıya ait ait ... de konaklayacağını, faturaların davalı ... Aracılığıyla davalı ... adına düzenleneceğini, davacıya yapılacak ödemelerin ise davalı ... tarafından yapılacağını, bu çerçevede tüm işlem ve yazışmaların davalı ... İle yapıldığını ve muhattabın davalı ... olduğunu, belirli bir süre sonra konaklamalar ilişkin ödemelerin yapılmamaya başlandığını, bu ödemelerin talep edildiğini fakat davalı ... firmasının ... tarihli elektronik posta ile davalı ...'un ... operasyonlarını durduğunu belirterek sorumluluğun konaklayan misafirlerin sorumluluğunu üstlenen ...'a geçtiğine ilişkin bilgilendirme yazısı gönderildiğini, müvekkili ile davalı ... Arasında akdedilen sözleşmede ödemelerin ... Üzerine yapılacağının yazılı olduğunu, ... tarihli ... tarafından müvekkiline gönderilen yazıda 2019 sezonu muhasebesel olarak hesaplarımızda problem yaşamamak adına ... ... nin ... temsilcisi ... aracılığı ile fatura düzenlemeleri ve cari hesap takipleri olmalıdır, denildiğini, Davalı ... ile müvekkili arasında yapılan görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine müvekkili tarafından ...'ye Antalya ... Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numarası ile ihtarnamenin keşide edildiğini ve müvekkilinin alacağı olan ... TL bakımından daha önce muhatap şirketin temerrüde düşürülerek ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde söz konusu meblağın temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile ödenmesinin talep edildiğini, davalı ... 'nin Antalya ... Noterliğinin ... tarhi ve ... yevmiye nolu ihtar ile ... 'nin davalı ... ile akdedildiği sözleşmelerin sadece acente sıfatıyla aracılık ettğini, doğrudan taraf sıfatı olmadığının belirtildiğini beyan ederek, fazlaya ilişkin hak ve taleplerinin saklı kalmak kaydı ile davalı ... firmasının temerrüde düştüğü tarihten itibaren müvekkilinin alacağına ve müspet zararına karşılık ... TL'nin avans faiz ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin birçok yabancı tur operatörlerinin .. işlemlerini yapan ve ... nin en büyük seyahat acentalerinden birisi olduğunu, davalı ... firmasının iflas etmesi nedeniyle de bu şirketin acente sıfatıyla temsil yetkisinin de kalmadığını, Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesinin .../... Esas .../... karar sayılı ilamında davacı ile diğer davalı ... ile akdedilen sözleşme ve alacağına istinaden doğrudan müvekkili şirket adına icra takibi başlatıldığını, iş bu icra takibine itiraz edildiğini, ve mahkeme traafından Acente olan müvekkili şirkaet adına başlatılan takibin hukua uygun olmadığını ve müvekkili şirket adına takip başlatılamayacağına karar verildiğini ve kararın kesinletiğini müvekkili taraıfndan Beşiktaş ... Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numarası ihtarnamesi ile ... ve bağlı şirketlerine karşı alınan zorunlu tasfiye kararları sebebiyle müvekkili ile diğer davalı ... arasında akdedilen acente sözleşmesinin feshedildiğini, bu nedenle müvekkilinin ...'yi temsil yetkisinin de kalmadığını, ... tarihli tutanak inclendiğinde taraf olarak gösterilen şirketin dava dışı 3. Bir kişinin olduğunun görüleceğini, davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı tarafında alenen ikrar ettiği üzere doğrudan ... ile sözleşme yapıldığını, tarafların ise davacı ile diğer davalı ... olduğunu, sözleşmenin 1. Sayfasında Banka adı başlıklı kısmında TL olarak ... aracılığıyla yazdığını, ... tarafından yapılacak ödemelerin acentesi sıfatıyla müvekkili şirket aracılığıyla yapılacağını ayrıca ve açıkça hüküm altına alındığını, davacının cari hesabının içeriğini teşkil eden faturalar da ... arasında münakit sözleşmeler kapsamında davacı tarafından doğrudan ...'a düzenlendiğini, acente konumundaki müvekkilinin ... tan gelen ödeme talimata istinaden ... adına eksiksiz ve harfiyen yerine getirdiğini, bunun davacı tarafça dosya kapsamına sunulan banka dekontlarında da görüleceğini, e-posta yazışmalarında da ... adına tüm faaliyetlerin müvekkilince kusur yerine yerine getirildiğini, ... tarafından davacıya yapılan son ödemeden sonra müvekkili şirkete hiçbir ödeme ve ödeme talimatı iletilmediğini, ...'nin muhasebe kayıtlarında davacı firmanın cari hesabına sıfır alacak borç bakiyesi gösterdiğini, sözleşmenin davalı ... şirketinin yetkilisi kendi temsilcileri ile yapıldığını müvekkili ile sözleşmede akdedilmediğini, müvekkilinin sözleşmede sadece acentecilik faaliyetini yürüttüğünü, sözleşmede kaşesinin ve imzasının bulunmadığını, davacı tarafından sunulan tüm delillerde müvekkili şirketin konusunu suç oluşturan bir eylemi ve kişisel kusuru bulunmadığını belirterek davanın usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddini talep etmiştir. Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. 6102 sayılı TTK m. 102'ye göre; Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir. TTK m. 107 gereği; Özel ve yazılı bir yetki almadan acente, müvekkili adına sözleşme yapmaya yetkili değildir. Acentelere müvekkilleri adına sözleşme yapma yetkisi veren belgelerin, acente tarafından tescil ve ilan ettirilmesi zorunludur. Dava dilekçesine bakıldığında, davalılardan birinin acente ... olduğu, birinin ... YE İZAFETEN ...'ye izafeten yine ...'ye karşı açıldığı anlaşılmaktadır. Hemen burada, davacının taraf sıfatı (husumet) etkisi üzerinde de durulmalıdır. Mahkememizin ilk duruşmasındaki ara karara da dayanak oluşturan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-2727 esas, 2020/846 karar sayılı güncel emsal ilamında da belirtildiği üzere; Sıfat deyimi dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle (usul hukuku sorunu) ilgili olduğu hâlde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka (maddi hukuk sorunu) ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (davacı sıfatı-dava hakkı) o hakkın sahibine ait olup (aktif husumet); hakkını o hakka uymakla yükümlü kişiden (davalı sıfatı-pasif husumet) isteyebilecektir. Sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu daha açık bir ifadeyle bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin olması nedeniyle maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel bir itirazdır. Hâkim somut olayda bir itiraz sebebinin varlığını öğrenirse bu yönün kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bu hususu kendiliğinden gözetmek zorundadır. Taraf sıfatının, dava şartı olmaması nedeniyle; hâkim, yaptığı inceleme sonunda taraflardan birinin o davada taraf sıfatının bulunmadığı kanaatine varırsa, dava şartı yokluğunun aksine davanın usulden değil, esastan reddine karar vermelidir (Prof. Dr. Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Mart 2020, Cilt-1, s.332-334). TTK m. 105 gereği; Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir. Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir. Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz. Önemle belirtmek gerekir ki; acentenin temsilen davada taraf olabileceği hallerde, asıl (müvekkil) ile acente birlikte dava edilemez. Müvekkil ve acenteye karşı birlikte dava açılırsa, dava acente hakkında husumetten reddedilir. Müvekkil ile acenteye aynı davada değil de, ayrı davalarda husumet yöneltilmesi durumunda da aynı sonuca varılması mümkündür. (KAYA, Arslan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Birinci kitap "Ticari İşletme", Yedinci Kısım "Acentelik", İstanbul 2016, s. 63; Aynı eser syf. 91'den naklen; Yargıtay 11. HD, 11/06/1999 tarih, E. 734, K. 5676) TTK m. 105/2 ye dayanılarak acente aleyhine açılacak davalarda, acentenin müvekkiline izafeten hasım gösterildiğinin açıklanması gerekir. Müvekkiline izafeten acente aleyhine açılan dava sonucunda, ancak müvekkil hakkında karar verilebilir ve hükmolunan tazminat da acentenin değil, müvekkilinin mal varlığından tahsil olunur. (ARKAN, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, 25. Baskı, s.237) Acentelik sözleşmesinde yer alan müteselsil sorumluluk beyanı da TTK m. 7 hükmünden hareketle, acente ve müvekkile doğrudan ve birlikte husumet yöneltilmesine esas olamaz.(KAYA, a.g.e, s. 63, dpn. 85) Tüm bu sebeplerle, öncelikle, doğrudan ...'ye karşı açılan davanın husumetten reddine karar vermek gerekmiştir. Yukarıda da değinildiği üzere, acente, kural olarak, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Bu yönde bir hükme yer verilmesinin amacı, esasında yabancı tacirler adına aracılık yapan ya da sözleşme yapan acentelerle işlem yapan Türk vatandaşlarını korumak ve açılacak davaların Türk mahkemelerinde görülmesine olanak sağlamaktır. İlke bu olmakla beraber; TTK m. 121/3 gereği; Müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü veya kısıtlanması hâlinde, Türk Borçlar Kanununun 513 üncü maddesi hükmü uygulanır. Buna göre, aksi sözleşmeden anlaşılmıyorsa, acentelik, taraflardan birinin ölümü, iflası ve ehliyetini kaybetmesi nedeni ile son bulur. Bu husus cevap dilekçesinde de bildirilmiş ayrıca fesih bildiriminin de yapıldığı, ekte ihtarnamenin sunulduğu belirtilmiştir. Müvekkilin iflas ettiği hususu, herkesçe bilinen-tanınan, basına dahi yansıyan bir olgudur ve esasen bu konuda da taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Dava tarihinden önce asıl şirketin iflas ettiği açıktır. Kural olarak hukukumuzda; şirketin iflas etmesi kendisine açılacak bir davada husumet yöneltilemeyeceği sonucunu doğurmaz. İflas eden bir şirketin hak ve hukuki işlem ehliyeti devam eder. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.06.2009 gün ve 2009/11-173 E. -2009/247 K sayılı ve 14.3.2012 tarih ve E. 2011/12-850, K. 2012/147 sayılı ilamlarında da; iflas eden şirketin ticaret sicilinden kaydı silinmekle dava ve taraf ehliyetinin sona ereceği kabul edilmiştir. Somut olayda, iflas eden şirket, yabancı tabiiyetli bir şirkettir. İflas davaları hukukumuzda, kamu düzeni ile ilgilidir. (Yargıtay 23. HD., 2017/1234 E, 2017/1461 K; 2015/7482 E, 2016/5216 K) Davalının cevap dilekçesinde de bahsedildiği üzere, davalı acente ile müvekkili arasındaki hukuki ilişki/acentelik ilişkisi iflasla son bulmuştur. TTK da belirtildiği üzere; kural olarak, sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir ise de burada artık müvekkili temsilen, müvekkilinin iflasından sonra davalı acenteye dava açılamaz. İflas bir yönüyle ehliyeti kısıtlar olması nedeniyle, iflastan önceki durumların, yetkilerin aynen devam etmesi düşünülemeyeceği için iflasın bazı sözleşmeleri ortadan kaldıracağı, acenteliği sona erdireceği kanunda yer almıştır. Yurt dışındaki bir şirketin iflası sonrasında, halen daha onun etkisini doğrudan ülkedeki yargılamaya sokmak, halen daha iflas eden şirketin temsilcisi sıfatının devam ettiğini öne sürmek, acenteyi temsilci olmasını kabul etmek, kabule göre, hukuken yerinde olmayacaktır. Yabancı şirketten, acentelik ilişkisi sürerken ortaya çıkan bir alacak iddiası var ise asile karşı dava açmak, yargılama istemek ise usulün ve başka bir maddi hukuka ilişkin yargılamanın, başka bir konusudur. Bu yönleriyle de, davalı acenteye "temsilen" yöneltilen talebin de pasif husumet yokluğundan reddi gerekmiştir. Yukarıdaki tüm açıklamalar ışığında, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın PASİF HUSUMET YOKLUĞU NEDENİYLE REDDİNE, 2-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak, alınması gerekli ... TL maktu ret karar harcının, davacı tarafça yatırılan ... TL'den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan harç miktarının karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; AAÜT m. 7/2 de dikkate alınarak, ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine, 6-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 7- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; ... TL nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Dair, davacı vekili .... ve davalı ... vekilleri ... ile ...'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03/03/2021

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/55, K. 2021/135, T. 03.03.2021, www.arakarar.com/karar/antalya-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2020-55-e-2021-135-k-34f31516c4f9