İlk Derece Mahkemesi · İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/289 E. 2020/387 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2018/289
Karar No
2020/387
Karar Tarihi

T.C.

İZMİR

6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2018/289

KARAR NO : 2020/387

DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 25/12/2018

KARAR TARİHİ : 17/07/2020

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkillerinin Almanya'da ikamet ederken Türkiye'de yatırım yapmak amacıyla ticari T plaka(taksi plakası) satın almak isteyerek bu istekleri doğrultusunda ... firması ile görüşme sağladıklarını, davacılardan ...'nın ... firması kurucularından ... ve ... ile görüşmeler yaptığını,bu görüşmeler neticesinde 25.11.2011 tarihinde ... adına ... plaka sayılı aracın satın alındığını, davacı ...'in kendisi işletemeyeceği için hem alım satım hemde kiralama işi yapan davalılar aracılığıyla aracı kiraya verdiğini, davalılar ve çalışanları tarafından kiraların aylık olarak bir süre hesaba yatırıldığını, davacılar ile davalılar arasında oluşan güven ilişkisine istinaden davacılarca davalılardan; 27.03.2015 tarihinde ... ile İzmir merkez ticari plakanın 1/4 hissesi, 30.12.2015 tarihinde ... ile İzmir merkez ticari plakanın 2/4 hissesi, 01.01.2016 tarihinde ... ile İzmir merkez ticari plakanın 2/4 hissesi, 25.02.2016 tarihinde ... ile İzmir merkez ticari plakanın 1/4 hissesi, 27.12.2016 tarihinde ... ile İzmir merkez ticari plakanın 2/4 hissesinin satın alındığını, yine araçların davalılarca kiraya verildiğini ve bu kiraların davacıların hesaplarına aylık olarak yatırıldığını, davacılar yıllık izine geldiklerinde hisse devirlerini istediğini, davalıların ise bugün yarın diyerek davacı müvekkillerini oyaladığını, davalıların son satıştan sonra T plaka araç hisse devirlerini yapmadıkları gibi kira ödemelerini de aksatmaya başladıklarını, 2017 yılının 7.ayından itibaren de kiraları ödememeye başladıklarını, davacıların şifahi olarak davalılardan araçların hisse devirlerini ve kira gelirlerini istediğini, başlarda davalılarca oyalanıp bir müddet sonra telefonlara çıkılmadığını, davacı müvekkilllerinin 03.11.2017 tarihinde ... yevmiye nosu ile davalılara T plaka hisselerinin devri ve kira bedellerinin ödenmesi istemli ihtarname gönderdiğini ancak davalıların ihtarnameye cevap vermediklerini, davacı müvekkillerinin ihtarname sonucunda herhangi bir işlem yapmayan davalılara dair araştırma yaptıklarında sözleşme tarihlerinde davalıların adlarına kayıtlı T plaka araç bulunmadığı ve hile ile müvekkilerini kandırmak suretiyle adlarına kayıtlı bulunmayan hayali bir T plaka satışı yaptıklarını öğrendiğini, davacı müvekkillerinin dolandırıldıklarından ve güvenlerinin kötüye kullanıldığından bahisle İzmir Cumhuriyet Savcılığı ... Haz no su ile davalıları şikayet ettiğini, savcılığın aradaki ticari ilişki nedeniyle hukuk davası açılması gerektiği gerekçesiyle takipsizlik kararı verdiğini, davalılardan ... ve ...'in savcılığa verdikleri ifadelerinde 5 adet ticari plaka salım satım sözleşmesi yaptıklarını,sözleşmelerinden birini ... adına vekaleten ... ile yaptıklarını beyan ettiğini, müvekkillerinin bahse konu tarihlerde T plaka hisselerini devir alamadıkları için mağduriyet yaşadığını, hem ödeme yapıp hemde ticari plakalı araçların artması nedeniyle zarara uğradıklarını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacılardan ...'nın İzmir merkez T plaka 3/4 hissesi bedeli için şimdilik 5.000,00-TL alacağının ticari faiziyle, davacılardan ...'nın İzmir merkez T plaka 3/4 hissesi bedeli için şimdilik 5.000,00-TL alacağının ticari faiziyle, davacılardan ...'un İzmir merkez T plaka 2/4 hissesi bedeli için şimdilik 5.000,00-TL alacağının ticari faiziyle toplam 15.000,00-TL'nin adlarına kayıtlı İzmir merkez T plaka araç olmadığı halde ödeme alıp Ticari Plaka satışı yapan davalılardan tahsiline, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı yana yüklenilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinden davanın, ticari taksi plakanın hisseli satış sözleşmesinden kaynaklanan kısmi alacak davası olduğunun açık olduğunu, bu itibarla öncelikli olarak söz konusu sözleşmelerin geçerli olup olmadığının araştırılması, bunun sonucuna göre davacı tarafın herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunup bulunamayacağına karar verilmesi gerektiğini, ticari taksi plakalar satım veya hisse devri sözleşmesinin tıpkı motorlu araç devri gibi resmi şekilde yapılması gerektiğini, aksi takdirde KTK’nın 20/f.1-b.(d) maddesinin son cümlesinde yer alan “Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.”, TBK’nın 12/f.2 maddesinin “Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz” hükmü ile yine aynı kanunun 26/f.1 maddesinin “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür” şeklindeki açık hükümleri karşında harici motorlu araç satış sözleşmeleri gibi ticari taksi plaka devir sözleşmelerinin de kesin hükümsüz (batıl) olacağını, davalı müvekkillerinin ticari plaka hissesi devretme borcu altına girmediği gibi, kira geliri altında herhangi bir bedel ödeme borcu altına da girmediğini, davacı tarafın hukuken hüküm ve sonuç doğurmayan bir sözleşmeye dayanarak alacak talebinde bulunması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın ödeme yaptığı yönündeki iddialarının geçersiz olan ticari plaka satış sözleşmelerini geçerli hale getirmesinin mümkün olmadığını, ayrıca tescilsiz bir motorlu aracın satış vaadinin hiçbir şekle bağlı olmadığını, tescilli bir motorlu araç bakımından da satış vaadi sözleşmesinin noterde yapılması gerektiği sonucuna varıldığını, somut olayda da adi yazılı ticari plaka satış sözleşmelerinin tahvil yoluyla ticari plaka satış vaadi sözleşmesi saymanın mümkün olmadığını, sonuç itibariyle hiçbir surette geçerli hale gelmeyen harici ticari plaka satış sözleşmelerine dayanarak hak ve alacak talebinde bulunamayacağından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, nitekim ... ile ... arasında ticari plakanın 4/1 hissesinin devrine ilişkin 22.03.2015 tarihli sözleşmede; 153.000 TL’ye anlaşıldığı, 90.000 TL alındığı, kalan kısmının 30.04.2015 tarihinde verileceğinin belirtildiğini, ancak daha sonra ... ile ...'in akdedilen sözleşmeye “ayrıca kendisine daha önce 4/1 hissesi de yapılmış olan kontrata dâhildir.Önceki kontratın herhangi bir hükmü yoktur. Önceki kontratın herhangi bir hükmü yoktur.” şeklinde hüküm koyulduğu üzere, tarafların 22.03.2018 tarihli sözleşmenin geçmişe etkili olarak iptal ettiği ve birbirlerini ibra ettiklerinin sabit olduğunu, bu itibarla davacı tarafın 22.03.2018 tarihli sözleşme uyarınca herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığını, ikinci olarak, ... ile ... arasında akdedilen 01.01.2016 tarihli ticari plaka satış sözleşmesinde ise ticari plakanın 4/2 hissesinin 390.000 TL karşılığında devredeceği, paranın tamamının ... bank’tan kredi kullandırılıp teslim alınacağının belirtildiğini, ancak ne ... ne de ... bank tarafından davalı müvekkili ...’e herhangi bir ödeme yapmadığından davalı müvekkilinin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, bilakis davalı müvekkilinin 2016 yılının Ocak ayında davacı ...’nın Ziraat Bankası Gaziemir Şubesi nezdindeki hesabına 145.000,00 TL; ...’nın ... Bankası ... Şubesi nezdindeki hesabına 270.000,00 TL yatırdığını, bu nedenle esasen davalı müvekkilinin ... ve ...’dan alacağı olduğunu, davacıların hiçbir zaman davalı müvekkillerine sözleşmede kararlaştırılan bedelleri tam olarak ödemediğini, TBK’nın ‘İfada sıra’ başlıklı 97. maddesine göre karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerektiğinden kendi edimini yerine getirmeyen davacı tarafın müvekkilinin ticari plakaları devretmediğini iddia etme hakkı bulunmadığını, öte yandan sözleşmelerin nisbiliği kuralı gereği, sözleşmenin kural olarak sadece o sözleşmeye taraf olanları bağlaması nedeni ile sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın taraflarının sözleşmenin tarafları olduğunu, davalı müvekkili ...'in davaya konu ticari plaka sözleşmelerinin tarafı olmadığını bir başka değişle davalı müvekkilininin taraf sıfatı bulunmadığını, ayrıca TBK’nın 128. maddesi gereğince başkasının fiilini taahhüt etmesinin de söz konusu olmadığını, bu nedenle davalı müvekkili ... aleyhine açılan işbu davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davacı tarafın dayandığı ticari plaka satış sözleşmelerinin kesin hükümsüz olması nedeniyle herhangi bir hak, alacak ve iade talebinde bulunamayacağından haksız ve hukuka aykırı ikame olunan işbu davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, adi yazılı satış sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.

Asliye Ticaret Mahkemeleri, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. Maddesi gereğince ticari davalara bakmakla görevlidir.

Ticarî davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır.

TTK’nun 4. maddesine göre; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticarî nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticarî dava olarak sayılan dava türleri mutlak ticarî davalar, tarafları tacir olan ve tarafların ticarî işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nispi ticari davalardır. Bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticarî işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesini değiştiren 6335 sayılı Kanun ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp, görev ilişkisi haline getirilmiştir. Görev ilişkisi mahkemece re'sen davanın her aşamasında nazara alınan ve kamu düzeninden sayılan bir dava şartıdır.

Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi uyarınca, bu hükümde sayılan mutlak ticari davaların yanısıra her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nispi ticari dava sayılır. Anılan Yasa'nın 5/1. maddesi uyarınca, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine ve tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemeleri tüm ticari davalara bakmakla görevlidir.

Mahkememizce yapılan araştırmada, Menderes Vergi Dairesi Müdürlüğünün cevabi yazısında ...'in taksi işletmeciliği faaliyetine 01/01/2007 tarihinde başladığı ve bu faaliyetini 28/02/2018 tarihinde terk ettiği, şu an itibari ile başkaca bir faaliyetinin bulunmadığı, ...'in şu an itibariyle taksi işletmeciliği faaliyetinin olmadığı, otomobil ve hafif kara taşıtlarının sözleşmeye dayalı olarak toptan ticareti faaliyetine 30/01/2012 tarihinde başladığı ve bu faaliyetinin de 31/12/2017 tarihinde son bulduğu, şu an itibariyle başkaca bir faaliyetinin bulunmadığı;... ve ...'nın 2015-2016 dönemlerinde basit usulde ticari kazanç elde ettiği, ...'un herhangi bir mükellefiyet kaydının olmadığı, davacıların yaptığı başvuru üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 28/05/2018 tarih ve ... soruşturma nolu kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, kara karşı yapılan itiraz üzerine İzmir ... Sulh Ceza Hakimliğinin 11/10/2018 tarih ... D.İş nolu kararı ile itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Dava, ticari plaka hissesi satışına ilişkin adi yazılı sözleşmeden kaynaklı alacağa ilişkin alacak davasıdır.

Somut olayda, ... plaka sayılı aracın davalılar ile yapılan görüşmeler sonucu ... adına satın alındığı, ancak araç sahibi kendisi işletemeyeceği için alım -satım ve kiralama işleriyle ilgilenen davacılar aracılığı ile kiraya verildiği davalılar ve çalışanları tarafından kiraların aylık olarak bir süre hesaba yatırıldığının iddia edildiği, ancak bu hususun dava konusunu teşkil etmediği anlaşılmış; dava konusunun ise, önceki satış nedeniyle oluşan güven ilişkisine istinaden bu sefer de davacılardan ... ile 27/03/2015 ve 30/12/2015 tarihli; ... ile 01/01/2016 ve 25/02/2016 tarihli; ... ile 27/12/2016 tarihinde yapılan sözleşmeler ile İzmir merkez ticari plaka hissesinin satın alınarak kiraya verildiği, yine bu kiraların davacıların hesaplarına aylık olarak yatırıldığı, ancak yurt dışında yaşayan davacıların izine geldiklerinde hisse devrini istediklerinde davalıların kendilerini oyaladığını ve bir süre sonra kira paralarını da ödememeye başladıkları, davacılar tarafından yapılan araştırmalarda sözleşme tarihinde davalıların üzerine kayıtlı ticari plaka bulunmadığı halde olmayan hayali ticari plakaların davacılara satıldığının anlaşıldığı iddia edildiğine ve satın alındığı iddia edilen plaka hisseleri için yapılan ödemelerin geri istendiğine; davalılar vekilinin de, yasal düzenlemelere rağmen geçerli olabilmesi için ticari plaka satışına ilişkin noterde düzenleme şeklinde yapılması gereken sözleşmelerin adi yazılı şekilde yapılmasının geçersiz olması nedeniyle bu sözleşmelere dayanarak hak iddia edilemeyeceğini, ayrıca davalılardan ...'in de sözleşmelerin tarafı olmadığı ve başkasının fiilini taahhüt etmesi söz konusu olmaması nedeniyle husumet yönetilemeyeceğini savunmuş olması; diğer yandan, yurt dışında yaşayan ve birikimlerini değerlendirmek isteyen davacıların, ticari işletme boyutuna ulaşan işlem hacimleri olmadığı gibi ticaret sicilinde de kayıtlarının olmadığı, ayrıca dosya kapsamına göre davacıların tacir olduğunu veya ticari işletmesinin bulunduğunu gösterir herhangi bir bilgi ve belge ve iddianın da bulunmadığı, davacılar vekilinin de duruşmada müvekkillerinin yurt dışında yaşayan normal işçi statüsünde olduğunu ve ticari işletme veya ticari faaliyetlerinin bulunmadığını beyan etmiş, duruşmada hazır bulunan davalı vekilinin de bu hususa itiraz etmediği anlaşılmış, öte yandan mevcut yasal düzenlemelere göre davacıların ticari plaka hissesi alımına ilişkin sözleşme imzalamalarının onları ticari işletme sahibi veya tacir olduğunun kabulünü gerektimeyeceği, dolayısıyla taraflardan biri tacir olmadığı gibi ticari işletme sahibi de olmadığı; davanın, dosyaya sunulan sözleşmelere göre ticari plaka hissesi satışına ilişkin olduğu bunun dışında söz konusu edilen plakası devredilen davalılara ait ticari taksinin ya da plakanın da bulunmadığı, kaldı ki, TTK'nun ilgili maddelerindeki düzenlemeye göre ticaret mahkemesinde görülmesi gereken davaların mutlak ticari dava olması ya da nispi ticari dava olması gerektiğine göre, davanın ticari plaka hissesi satışına ilişkin adi yazılı sözleşmeden kaynaklı alacağa ilişkin olduğu ve adı geçen Kanun hükümlerine göre davanın sırf ticari plaka hissesi satışından kaynaklı alacağa ilişkin olmasının davanın ticari dava olduğunun kabulünü gerektirmeyeceği, bu nedenle görülmekte olan davanın mutlak ticari dava niteliğinde de olmadığı, davanın ticaret mahkemesinde görülmesi gereken bir dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır.

Belirtilen gerekçeye göre , taraflardan birinin tacir olmaması ve uyuşmazlığın iki tarafında ticari işletmesi ile ilgili olmayışı yanında davanın mutlak ticari dava niteliğinde de olmadığı; Türk Ticaret Kanununun yukarıda belirtilen hükümleri gereğince taraflar arasındaki uyuşmazlığın konusuna göre de görülmekte olan davanın mutlak veya nîspi ticarî dava olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle davanın çözümünde, genel görevli ve yetkili mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu anlaşıldığından, Mahkememizin görevli bulunmadığına dair aşağıdaki şekilde hüküm tesisi gerekmiştir.

HÜKÜM :

Yukarıda yazılı bulunan gerekçeye göre;

1-Davanın HMK'nun 114/1-c.maddesi gereğince görevsizlik nedeniyle HMK'nun 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden REDDİNE,

Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,

2-Kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde veya kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde taraflarca mahkememize başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, yasal süre içerisinde başvuru yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılacağına,

3-HMK 331/2 maddesi gereğince harç ve yargılama giderlerinin görevli mahkemece hüküm altına alınmasına,

4-Mahkememiz görevsizlik kararı sonrasında görevli ve yetkili mahkemede yargılamaya devam edilmemesi halinde bu husus belirtilerek mahkememize başvurulması halinde harç ve yargılama giderleri konusunda mahkememizce karar verilmesine,

Dair ; davacılar vekilinin ve davalılar vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 341. v.d.maddeleri gereğince ( 2 ) hafta içerisinde,İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.17/07/2020

Katip ...

e-imzalı

Hakim ...

e-imzalı

Atıf: İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/289, K. 2020/387, T. 17.07.2020, www.arakarar.com/karar/izmir-6-asliye-ticaret-mahkemesi-2018-289-e-2020-387-k-70ec2e0235fe