İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2016/723 E. 2019/797 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2016/723
- Karar No
- 2019/797
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2016/723 Esas KARAR NO : 2019/797
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 01/11/2016 KARAR TARİHİ : 03/12/2019
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; kaza tarihinde davalı ... şirketi nezdinde zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi ile ... adına kayıtlı olan ve kullanılan ... plaka sayılı kamyonetin ... günü saat ... sıralarında ... ili ... ilçesi ... Caddesinden ... istikametine doğru arkasını dönüş yaptığı sırada ... istikametinden ... Caddesini takiben seyir halinde olan davacının kullanmakta olduğu ... plakalı motosiklete çarpması sonucu yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, ... Asliye Ceza Mahkemesinin .../... E. Sayılı dosyasında kamu davasının açıldığını, ...'nın asli kusurlu, davacının ise kusursuz olduğu, davacıda %7 oranında maluliyet oranın tespit edildiğini, davalı ... şirketine müracaat edilmesine rağmen ödeme yapılmadığını, ... TL işgörememezliğe ilişkin maddi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen ... TL manevi tazimatın ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte gerçek kişiden tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı ... ... cevap dilekçesinde özetle; davacı ve kendi ikametinin ... olduğunu, yetkili mahkemenin ... olduğunu, Asliye Ceza Mahkemesinde aldırılan bilirkişi raporuna kendinin asli, davacının ise tali kusurlu olduğunu, davacının ... olduğunu, işsiz olduğunu, maddi zararının oluşmadığını, manevi tazminat taleplerinin fahiş olduğunu, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müracaat şartının yerine getirilmediğini, sigorta şirketin sorumluluğu sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, manevi tazminat talepleri poliçe teminatı kapsamında olmadığını, davalı şirket sigortalısının kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, poliçede sadece davacının sürekli maluliyet halleri teminat altına alındığını, geçici maluliyetten kaynaklı tazminat talepleri teminat dışında olduğunu bu nedenle müvekkil şirketin sorumluluğundan bahsedilmesi için davacının sürekli sakatlığının Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Dairesi’nden alınacak rapor ile ispatlanması gerektiğini, maluliyetten dolayı zarar hesabı için seçilecek bilirkişinin aktüerler siciline kayıtlı kişilerden olması gerektiğini, maluliyet tazminatı belirlenirken; bilinen ücret, belirlenebilir bir ücret yoksa asgari ücret baz alınması gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu’na müzekkere yazılarak davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının ve yapılmış ise hangi koldan ödeme yapıldığının araştırılması gerektiğini, söz konusu ödemelerin tazminat hesabı yapılması halinde bu hesaplamadan düşürülmesi gerektiğini, yaralanan ve / veya maluliyetinin olduğunu iddia eden davacının müterafik kusurunun tazminattan düşülmesi gerektiğini, müterafik kusur için kazada kusurlu olmak değil, kaza sonucu oluşan zararın vukusunda kusur sahibi olmak aranmadığını, davacının kaza anında geçerli bir ehliyetnameye sahip olmadan araç kullandığı ve takılması zorunlu olan kask kullanmadığı sabit olduğunu, davalı şirketin yalnızca dava tarihinden itibaren faizden sorumlu olabileceğini ve dava konusu olaya uygulanması gereken faiz yasal faiz olduğunu, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 5 vd. maddelerinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Dosya içerisine SGK kayıtları, hastane kayıtları, sigorta kayıtları, trafik tescil kayıtları, sosyo ekonomik durum araştırma kayıtları celp olunmuştur. Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığının ... tarihli raporuna göre; "... Sürücü ... %15 (Yüzde on beş) oranında kusurlu, sürücü ... %85 (Yüzde seksen beş) oranında kusurlu..." olduğu belirtilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Kurulunun ... tarihli raporuna göre; "... ... oğlu, ... doğumlu ...’ün ... tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanması 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde maluliyetine neden olacak derecede araz bırakmadığından maluliyet oranı tayinine mahal olmadığı, İyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren 21 (yirmibir) güne kadar uzayabileceği..." belirtilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Kurulunun ... tarihli raporuna göre; "... ... oğlu, ... doğumlu, ...'ün ... tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanmasının; 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Yönetmeliğine göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %0 (yüzdesıfır) olduğu,..." belirtilmiştir. ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... tarih .../... E. .../... K. sayılı kararın incelenmesinde; katılanın ..., sanığın ..., suçun taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçu olduğu, sanığın cezalandırmasına ilişkin kararın ... tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Trafik kazası nedeniyle maruz kalınan maddi ve manevi zararın sigorta şirketinin de aralarında bulunduğu davalılardan tahsili istemine ilişkin bulunduğu, uyuşmazlık, her ne kadar haksız eyleme dayalı ise de; davalı ... şirketinin sorumluluğunun sigorta hukukundan kaynaklandığı ve davanın, Türk Ticaret Kanunu’nun 1483 vd. maddelerinde sayılan hususlardan olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görevine girmektedir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 12/12/2016 tarih 2014/14706E. 2016/11417K. sayılı kararı ). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.05.2019 tarih 2017/17-1100E. 2019/593K. sayılı kararında; "... Somut olayda ... tarihinde meydana gelen trafik kazasında olay yeri ...’tır. İhtiyari mali sorumluluk sigorta poliçesi ... plakalı araç sahibi ... ile ..., ... adlı acente arasında düzenlenmiştir. Dosya içindeki poliçede yetki ile ilgili madde bulunmamaktadır. Davalı araç sahibi şirketin yerleşim yeri ..., davalı şirketin genel merkez adresi ise ...’dur. Davacılar vekili davayı müvekkillerinin murisinin yolcusu olduğu otobüsün malikine, işletenine ve sigortacısına yönelterek davayı bölge müdürlüğünün bulunduğunu düşündüğü yer olan ...’da açmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere kural olarak davalı sayısının birden fazla olması hâlinde dava bunlardan birinin mahkemesinde açılabileceği gibi haksız fiilin meydana geldiği yer mahkemesinde de açılabilir. Diğer taraftan olayda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinde sigorta yapan şirket ile işleten ve sürücü aleyhine dava açılması hâlinde davalılardan birinin ikametgâhı mahkemesinde açılabileceği gibi kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde de açılabileceğine dair düzenleme yer almaktadır. Hem HMK’nın 7. maddesinde hem de olayda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinde yer alan yetki kuralı kesin yetki kuralı olmayıp, davacıya tanınan seçimlik hak olduğu hususu gözden kaçırılarak yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir..." denilmiştir. Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre (6098 sayılı TBK m. 56), hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 14/04/2016 tarih 2016/2010E. 2016/4825 K. Sayılı kararı). Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2017 tarih 2014/19438E. 2017/2199K. Sayılı kararında; "...Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. O halde, hükmedilen maddi tazminatta sigorta şirketi dışındaki davalılar yönünden faiz başlangıcının asıl ve ıslah edilen kısım yönünden kaza tarihi olarak; sigorta şirketi yönünden ise asıl ve ıslah edilen kısım yönünden dava tarihi olarak kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de isabetli değildir..."denilmiştir. Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Hakim, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği durumlarda hakimin, hukuk ve adalete uygun karar vereceği Türk Medeni Kanunun 4. maddesinde belirtilmiştir. Takdir edilecek bu bedel, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09/10/2017 tarih 2016/3622E. 2017/13558K. sayılı kararı). Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 02/10/2018 tarih 2018/3232E. 2018/7342K. sayılı kararında; "...6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74. (818 sayılı Borçlar Kanunu 53.) maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, hukuk hakiminin, ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacağı hem ilmi (Prof. Dr. Kemal Gözler, “Res Judicata’nın Türkçesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, Sayı 2, 2007, s.45-61) hem de kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır. Borçlar Kanununun 53. maddesi hükmüne göre, kusurun takdiri ve zarar miktarının tayini hususunda hukuk hakimi ceza mahkemesi kararı ile bağlı değil ise de ceza mahkemesinde saptanan maddi olgularla bağlı olduğundan, mahkumiyetin kesinleşmesi halinde mahkum olanlara az da olsa bir miktar kusur verilmesi gerekmektedir..." denilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. maddesi (818 sayılı BK'nun 53. maddesi ) uyarınca; 'Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.' Bu açık hüküm karşısında ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” olgusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıyacağından hukuk hakimini de bağlayacaktır (Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 03/07/2017 tarih 2017/1429E. 2017/1423K. Sayılı kararı). Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 03/06/2015 tarih 2014/2072E. 2015/8146K. sayılı kararında; "...Her ne kadar somut olayda davacının kasksız olarak araç kullandığı kesinleşmiş ise de, ... tarihli trafik teknik bilirkişisi tarafından düzenlenen kusur raporunda bu husus davacının kazanın oluşumundaki kusur oranının tespitinde dikkate alınmış ve davacının kazada %40 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş olup ayrıca aktüerya hesabında da davacının kasksız olarak araç kullanmasının kusur olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, davacının kaza sebebiyle omurga kemiğinde kırık meydana gelecek şekilde yaralandığı tespit edilmiş olup kafa bölgesinde bir yaralanması da söz konusu değildir. O halde mahkemece, hesaplanan tazminat miktarından davacının kasksız olarak araç kullanması sebebiyle ayrıca %25 oranında indirim yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir..." denilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 18/09/2018 tarih 2015/14067E. 2018/7916K. sayılı kararında; "...Somut olayda davacı dizinde kemik kırığı nedeniyle malul kalmıştır. KTK ve Karayollari Trafik Yönetmelik hükümlerine ve aracın özelliğine göre takılması gereken dizlik gibi koruyucu ekipmanların takılıp takılmadığının araştırılarak tartışılması gerekmektedir. Koruyucu ekipmanların takılmaması halinde Daire’nin uygulamaları da dikkate alınarak TBK’nın 52. maddesi uyarınca, %20 oranında tazminattan müterafik kusur indirimi yapılarak karar verilmesi gerekirken..." denilmiştir. Davamıza gelince; davacı trafik kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. İşleten/sürücü ve kazaya karışan aracın trafik sigortası'na yöneltilen davada, dava davalılardan sigorta şirketinin acentasının bulunduğu yerde açılmış olması bakımından yetki itirazı yerinde görülmeyerek dava esastan incelenmiştir. Davaya konu trafik kazası davacı sürücü ..., ... günü saat ... sıralarında, yönetimindeki ... plakalı motosiklet ile çift yönlü ... Caddesini takiben ... istikametinden doğu istikametine seyredip, ... önlerindeki olay mahalline geldiğinde, yolun sağında park halinde iken hareket edip, “U” dönüşü yapmak için sola, önüne kontrolsüzce doğrultu değiştiren davalı sürücü ...'nın kullandığı ... plakalı kamyonetin sol yan kesimine çarpması sonucu meydana gelmiştir. Kazanın oluşumunda adli tıp raporuna göre davacı sürücü ... % 15 (Yüzdeonbeş) oranında, davalı sürücü ... % 85 (Yüzdeseksenbeş) oranında kusurludur. İstanbul Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Kurulunun ... tarihli raporuna göre; "... ... oğlu, ... doğumlu ...’ün ... tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanması 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde maluliyetine neden olacak derecede araz bırakmadığından maluliyet oranı tayinine mahal olmadığı, İyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren 21 (yirmibir) güne kadar uzayabileceği..." belirtilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Kurulunun ... tarihli raporuna göre; "... ... oğlu, ... doğumlu, ...'ün ... tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanmasının; 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Yönetmeliğine göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %0 (yüzdesıfır) olduğu,..." belirtilmiştir. Davacı vekili ... tarihli celsede maddi tazminat taleplerinin sürekli iş göremezliğe ilişkin olduğunu belirtmiştir. Davacının sürekli iş göremezliğe ilişkin zararın bulunmaması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddi gerekmiştir. Manevi tazminat davası yönünden; davacının trafik kazasında yaralanmış olması nedeni ile davacının duyduğu elem ve ızdırap gözetilerek, kusur oranları, tarafların mali ve içtimai durumları da değerlendirilmiş ve çekilen elem ve ızdırabı kısmen de olsa gidermek maksadı ile manevi tazminat taleplerinin kısmen kabul kısmen reddine, davacı yönünden ... TL manevi tazminata karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının maddi tazminat talebinin REDDİNE, 2. Davacının manevi tazminat taleplerinin KISMEN KABUL; KISMEN REDDİNE, ... TL manevi tazminatın kaza tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE, 3. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan alınması gerekli ... TL karar ve ile harcından peşin alınan ... TL'nin mahsubu ile bakiye ... TL'nin davalı ...'dan alınarak hazineye gelir kaydına, 4. Davacı tarafından yatırılan ... TL harcın davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafından yapılan ... TL posta ve bilirkişi masrafının kabul ve ret oranları nazara alınarak takdiren ... TL'sinin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, bakiye giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına, 5. Davalılar yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine ye olmadığına, 6. Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, 7. Davalı ... kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... ... ya verilmesine, 8. Karar kesinleştiğinde davacı ve davalı tarafında yatırılan gider avansından arta kalan kısmın yatıran davacı ve davalıya iadesine, Dair; davacı vekili ile davalı ... vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03/12/2019
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır