İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2016/6504 E. 2017/2148 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2016/6504
Karar No
2017/2148
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/730 Esas KARAR NO : 2024/543 DAVA : Tazminat (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/06/2013 KARAR TARİHİ : 17/07/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili olan şirket ile davalı şirket arasında ... İli, ... İlçesi, ... Köyü, ... Mevkii, J26-d-14d Pafta, 406 parselde tapuya kayıtlı taşınmaz üzerinde kurulu akaryakıt istasyonu için, Bayilik Protokolü ve Akaryakıt İstasyonu İşletme ve Bayilik Sözleşmeleri imzalandığını, bu sözleşmeler ile davalı tarafın işletmeciliğini kendisinde bulunan ve yukarıda tapu ve adres bilgileri belirtilen gayrimenkul üzerine kurulu akaryakıt istasyonunda münhasıran ...'dan veya ...'ın belirleyeceği yerden satın alacağı akaryakıt petrol ürünlerini, madeni yağlar ile diğer malları evsafını değiştirmeden satmayı, bulundurmayı, teşhir etmeyi, reklamını yapmayı kabul ve taahhüt ettiği, davalı taraf sözleşme ve taahhütlerinde doğan cezai şartlar, tüm borçlarının tahsilini temin için maliki bulundurduğu taşınmaz üzerinde müvekkil davacı şirket lehine 1.000.000 TL bedelle birinci derece ve sırada ipotek tesis ettiği, bunu dışında taraflar arasındaki her sözleşmede ipotek verilmesini içeren ek sözleşmenin taraflar arasındaki sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığı, taraflar arasındaki 10.12.2007 tarihli protokolün 16. maddesinde ".. Bayi adayı herhangi bir şekilde bu protokolü fesih etmek isterse ...'a 100.000 USD ( Yüzbin Amerikan Doları ) cezai şartları ödemeyi gayri kabili rücu kabul, beyan ve taahhüt eder .. " denildiği, bunun dışında davalı Bayi ile müvekkil şirket arasında imzalanan 14.01.2008 tarihli bayilik sözleşmesinin 4. maddesinde bayinin bu sözleşmeler çerçevesinde ... tarafından üretilen ve dağıtılan beyaz ürün cinsi akaryakıt için her yıl en az 1.000 metreküp akaryakıt ve müstahzarlarını satın almayı kabul ve taahhüt ettiği ifade edildiği, sözleşmenin 8. maddesinde, sözleşmenin fesih halleri sayılmış ve aynı maddenin devamı ( b ) fıkrasında, bu fesih hallerinin gerçekleşmesi durumunda, yani ...AŞ için fesih hakkının doğduğu durumlarda, fesih hakkı ... tarafından kullanılsın veya kullanılmasın; Bayi ...'a cezai şart olarak satışını taahhüt ettiği miktar üzerinde akaryakıtta 50USD/m3/yıl ödemeyi, gayri kabili rücu olarak kabul beyan ve taahhüt ettiği, Davalı şirket ( Bayi ), sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen akaryakıt alımına ilişkin yıllık tonaj taahhüdünü 2012 yılında yerine getirmediğini, davalı şirketin sözleşmeyi ihlali neticesinde müvekkil şirket, ... 3. Noterliği'nin ...tarih ve ... yevmiyeli ihtarnamesini, 17.06.2011 tarihli taahhütlü mektubunu göndermiş ve ... 17.Noterliği'nin... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi le eksik ürün alımından kaynaklana 24.100 USD cezai şart alacağını talep etmiş, davalı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, sözleşmenin 8/b maddesine istinaden cezai şart alacağı doğmuş bulunduğu, müvekkil şirket kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi neticesinde bayiinin müvekkil şirketten almayı taahhüt ettiği akaryakıt miktarının çok altında alım yaptığı hususunun ortaya çıkacağını, iş bu dava ile gerek dava konusu yapılan dönemler, gerek dava konusu yapılmayan dönemler, gerekse başkaca ( cezai şart, sebepsiz zenginleşme, tazminat, alacak,demirbaş teslimi vs ) dava ve talep haklarının özellikle munzam zarar haklarının, davalının başka dağıtım şirketlerinden veya başkan bayilerden mal aldığının tespiti halinde bundan kaynaklanan zararlarının tazmin haklarını saklı tutuklarını, şirket defter ve kayıtlarının kesin delil teşkil edeceği hususunun da davalı tarafından sözleşmenin 11. maddesinde kabul edildiğini, açıklanan bu sebeplerle fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile 230.000,00 TL cezai şarttan alacaklarının tahsilini talep ve dava etmiştir. Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ilk sözleşmenin başlangıç tarihinin 14.01.2008 olduğunu, bundan önce tarafların 10.12.2007 tarihli bayilik ön protokolü imzaladığını, ilk sözleşmenin bitiş tarihi olan 14.01.2013 tarihinde yeni bir sözleşme imzaladıklarını ve bu yeni sözleşmenin bitiş tarihinin 20.05.2013 olduğunu, 14.01.2013 tarihli sözleşmenin 14.01.2008 tarihli sözleşmeyi ve 10.12.2007 tarihli ön protokolü yürürlükten kaldırdığını, 14.01.2013 tarihli sözleşme ile taraflar arasında yeni bir bayilik sözleşmesi akdedildiğini ve bu yeni sözleşme ile bayilik lisansının tadil edildiğini, bu şekilde 20.5.2013 tarihine kadar sürecek yeni bir bayilik ilişkisi kurulduğunu, bu sebeple davacının 14.01.2008 tarihli sözleşme ve 10.12.2007 tarihli ön protokolden kaynaklanan tüm talep haklarının sona erdiğini, 20.05.2013 tarihinde taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin tüm yönleri ile sona erdiğini, zira tarafların bu iki sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir hak ve alacak talep etmeksizin yeni bir sözleşme sürecine girdiğini, herhangi bir alacak iddiasında bulunarak alacak hakkını saklı tutmadan yeni bir sözleşme yapan davacının tüm yönleri ile hükümden düşmüş sözleşmelere dayanan alacak talebinin kabule şayan olmadığını, sona eren sözleşmelerden kaynaklanan tüm fer'i borçlar ve ceza koşullarının sona ereceğinin 6098 sayılı TBK 131. maddenin amir hükmü olduğunu,14.01.2013 tarihli Akaryakıt İstasyonu Bayilik Sözleşmesinde taraflarca cezai şart düzenlemesi yapılmadığı gibi tonaj taahhüdünün de bulunmadığını, sözleşmenin 8/b maddesine istinaden cezai şartın doğmuş olduğunu belirten davacı beyanlarının sözleşme içeriğine aykırı olduğunu, belirtilen maddenin cezai şart taahhüdünde bulunulması halinde söz konusu olacağını, ancak sözleşmede cezai şart alacağının düzenlenmediğini, sözleşmede senelik satış taahhüdünü düzenleyen 4. maddede belirtilen ürünlerin senelik satış taahhüdüne uygun olarak satılmasından kabul ve taahhüt edildiği düzenlenmişse de ortada belirli bir tonaj taahhüdünün bulunmadığını, kaldı ki bir an için tonaj taahhüdü olduğu düşünülse dahi senelik kararlaştırılan akaryakıt alım taahhüdünün bir sonraki seneye devirinin mümkün olamayacağını, sonraki yıllar için ifanın kabulü iler sözleşmenin devam ettirildiği düşünüldüğünde bu cezai şart alacağından feragat edildiğinin TBK 179. maddesi emri gereği olduğunu, geçmiş yıllara ilşkin hiçbir talepte bulunmayan davacının sessizce bekleyerek sözleşmeler bittikten sonra bu talepte bulunmasının aykırı olduğunu, davacı talebinin BK 179. maddede cezai şart istenebilmesi için gerekli şartlara aykırı olduğunu, ortada bir alacak olmuş olsa dahi tüm sözleşmelerden kaynaklanan hak ve alacakların TBK 133 mucibince ortadan kalktığı için artık yeni dönemde eski sözleşmelere dayanarak talepte bulunulması imkanının söz konusu olamayacağı, taraflara arasında 07.02.2011 tarihli "Sulh Protokolü yapıldığını bu protokol ile 14.01.2013 tarihinde yeni bir bayilik sözleşmesi yapılması halinde ... tarafından 231.000 TL'lik alacağın istenemeyeceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin 07.02.2011 tarihli Sulh Protokolü doğrultusunda hareket ederek davacı ile sözleşme yaptığını, dava konusu cezai şartın davalı şirketin iktisaden mahvına sebep olabilecek derecede ağır olduğunu, davanın kötü niyetle açılmış olduğunu, bir an için davacının cezai şart alacağı talep hakkı olduğu düşünülse dahi bu talebin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacı tarafın sözleşme ilişkisi bitmesine ve müvekkili şirketin davacıya borcu olmamasına rağmen sözleşme teminatı olarak kendisine verilen 150.000 TL. bedelli teminat mektubunu 05.06.2013 tarihinde tazmine çalıştığını, davacının 1,000.000 TL. miktarlı ipotek lehdarı olmasına rağmen ve alacak tahsil riski bulunmamasına rağmen anılan banka teminat mektubunu tazmine koyduğunu, davacı tarafın ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasına davalı sıfatı ile verdikleri cevap dilekçesinde ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki ...E. sayılı dava neticesinde alacaklı olduklarının kesinlik kazanacağını, bu durumda kesinleşmiş bir alacaklarının olmadığını ispat ettiklerini, iddia ederek, davanın reddine, kötü niyetle açılmış bulunan bu dava sebebi ile davacının HMK 329. maddesi gereğince 5.000 TL. idari para cezası ile cezalandırılması ve müvekkilince ödenecek avukatlık ücretinin davacı yanca müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; Mahkememizin 2013/187 Esas s. dosyada verilen ilk kararda: "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacı ile davalı arasında 10 12 2007 tarihli bayilik protokolü ve akaryakıt istasyonu işletme ve bayilik sözleşmelerinin imzalandığı ayrıca yine aynı taraflar arasında 14 01 2008 ve 14 01 2013 tarihli sözleşmelerin düzenlendiği, davalının bu sözleşmeler gereği işletmeciliğini yaptığı, akaryakıt istasyonunda davacı şirketten veya davacı şirketin belirleyici yerden satın alacağı akaryakıt petrol ürünlerini , madeni yağlar ile diğer malların vasfını değiştirmeden satmayı, bulundurmayı, teşhir etmeyi, reklamını yapmayı kabul ve taahhüt ettiği, 10 12 2007 tarihli protokolün 16. maddesinde bayi adayının herhangi bir şekilde protokolü feshetmek istemesi halinde cezai şart ödeyeceğini kabul ettiği, yine 14 01 200 8tarihli protokolün 4. maddesine göre bayinin her yıl en az 1000 metreküp akaryakıt ve müstahzarlarını satın almayı kabul ve taahhüt ettiği, aynı sözleşmenin 8. maddesinde fesih hallerinin sayıldığı, davalının 2012 yılında yıllık akaryakıt alımına ilişkin tonaj taahhüdünü yerine getirmediği iddiası ile sözleşmenin 8/b maddesi gereğince davacının cezai şarta alacağı talebinde bulunduğu davalı tarafın taraflar arasındaki ilk sözleşmenin bitiş tarihinin 14 01 2013 olduğunu bu sözleşmenin bittiği tarihte yeni bir sözleşme imzalandığını ve yeni sözleşmenin bitiş tarihine 20 05 2013 olduğunu sona eren sözleşme nedeniyle cezai şart alacağı talebinde bulunulamayacağını savunduğu toplanan delillerin değerlendirilmesi s onunda taraflar arasında imzalanan 10 12 2007 tarihli bayilik ön protokolünden sonra 14 01 2008 tarihli bayilik sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşmenin 14 01 2013 tarihinde sona erdiği, tarafların aynı tarihte yeni bir sözleşme imzaladıkları bu sözleşmenin süresinin 20 05 2013 tarihinde bittiği sona eren sözleşmeler nedeniyle davacı tarafın davalından cezai şart alacağı talep etmesinin dosya kapsamına uygun bulunmadığı, ilk sözleşmenin sonraki tarihli sözleşmenin imzalanması ile birlikte yürürlükten kalkmış olduğu davacı tarafın sonraki sözleşmeyi imzalarken ilk sözleşmeden dolayı cezai şart talep hakkını saklı tutmadığı. bu konuda ihtirazı kayıtta koymadığı 2. sözleşmede taraflar arasında asgari alım taahhüdü ile ilgili bir miktar belirlenmemiş olduğu anlaşıldığından davacının cezai şart talebinin yerinde olmadığı kanaatine varılarak davanın reddine..." şeklinde karar verilmiştir. Mahkememizin işbu kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay 19. HD. 15/03/2017 tarih, 2016/6504 Esas 2017/2148 Karar sayılı ilamında; "...Mahkemece, yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi göre, taraflar arasında imzalanan 10.12.2007 tarihli bayilik ön protokolünden sonra 14.01.2008 tarihli bayilik sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşmenin 14.01.2013 tarihinde sona erdiği, tarafların aynı tarihte yeni bir sözleşme imzaladıkları, bu sözleşmenin süresinin 20.05.2013 tarihinde bittiği,ilk sözleşmenin sonraki tarihli sözleşmenin imzalanması ile birlikte yürürlükten kalkmış olduğu, davacı tarafın sonraki sözleşmeyi imzalarken ilk sözleşmeden dolayı cezai şart talep hakkını saklı tutmadığı, bu konuda ihtirazı kayıtta koymadığı, ikinci sözleşmede taraflar arasında asgari alım taahhüdü ile ilgili bir miktarın belirlenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA..." şeklinde karar verilmiştir. Davacı vekili onama ilamına karşı süresi içinde bu sefer karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 27/03/2019 tarih, 2017/4663 Esas 2019/2091 Karar sayılı karar düzeltme ilamında; "...Davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 15/03/2017 gün ve 2016/6504 E. - 2017/2148 K. sayılı ilamı ile mahkeme kararının onanmasına karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine yeniden yapılan inceleme sonucunda mahkemece yapılan yargılamada aşağıda yazılı usul hatasının yapıldığı anlaşılmıştır. H.M.K.’nın 186. maddesinde yazılı olan amir hükme göre, tahkikat aşaması tamamlanmasından sonra taraflar sözlü yargılama ve hüküm için davet edilir. Taraflar son kez yargılamayı değerlendirerek iddia ve savunmaların haklılığı konusunda açıklamalarda bulunurlar. Mahkemece karar duruşmasında usulün bu hükmüne riayet edilmeksizin doğrudan hüküm kurulduğu görülmekle davacının bu yöne ilişkin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 15/03/2017 tarihli onama kararının kaldırılarak, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASI gerekmiştir..." dosya mahkememizin 2019/563 Esas sırasına kaydedilmekle, bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuştur. Mahkememizin 2019/563 Esas s. dosyada verilen ikinci kararda: "...Yapılan yargılama, toplanan deliller, Yargıtay bozma ilamı ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; Mahkememizce verilen hüküm HMK' nın 186. maddesinde düzenlenen yargılama kesitlerine uyulmadığı, bu kapsamda tarafların hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiği nedenine dayalı olarak ve usulü nedenlerle kaldırılmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, Mahkememizce bozma ilamının gereği yerine getirilmiş, yargılama kesitlerine ve HMK' nın 186. maddesi hükmüne uygun hareket edilmiş, hukuki dinlenilme ilkesi kapsamında davanın esasına yönelik olarak tarafların beyanları alınarak bozma ilamındaki eksiklikler tamamlanmıştır. Mahkememizce, karar düzeltme (bozma) ilamından önce verilen hükmün gerekçesi aynen benimsenmiştir. Esasen, bozma nedeni usule ilişkin olduğu gibi, davacının esasa ilişkin tüm iddiaları ve temyiz sebepleri de reddedilmiştir. Tekraren ifade etmek gerekirse; davacı ile davalı arasında 10/12/2007 tarihli bayilik protokolü ve akaryakıt istasyonu işletme ve bayilik sözleşmelerinin imzalandığı, ayrıca yine aynı taraflar arasında 14/01/2008 ve 14/01/2013 tarihli sözleşmelerin düzenlendiği, davalının bu sözleşmeler gereği işletmeciliğini yaptığı, akaryakıt istasyonunda davacı şirketten veya davacı şirketin belirleyici yerden satın alacağı akaryakıt petrol ürünlerini, madeni yağlar ile diğer malların vasfını değiştirmeden satmayı, bulundurmayı, teşhir etmeyi, reklamını yapmayı kabul ve taahhüt ettiği, 10/12/2007 tarihli protokolün 16. maddesinde bayi adayının herhangi bir şekilde protokolü feshetmek istemesi halinde cezai şart ödeyeceğini kabul ettiği, yine 14/01/2008 tarihli protokolün 4. maddesine göre bayinin her yıl en az 1000 metreküp akaryakıt ve müstahzarlarını satın almayı kabul ve taahhüt ettiği, aynı sözleşmenin 8. maddesinde fesih hallerinin sayıldığı, davalının 2012 yılında yıllık akaryakıt alımına ilişkin tonaj taahhüdünü yerine getirmediği iddiası ile sözleşmenin 8/b maddesi gereğince davacının cezai şarta alacağı talebinde bulunduğu, davalı tarafın taraflar arasındaki ilk sözleşmenin bitiş tarihinin 14/01/2013 olduğunu bu sözleşmenin bittiği tarihte yeni bir sözleşme imzalandığını ve yeni sözleşmenin bitiş tarihine 20/05/2013 olduğunu, sona eren sözleşme nedeniyle cezai şart alacağı talebinde bulunulamayacağını savunduğu toplanan delillerin değerlendirilmesi sonunda taraflar arasında imzalanan 10/12/2007 tarihli bayilik ön protokolünden sonra 14/01/2008 tarihli bayilik sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşmenin 14/01/2013 tarihinde sona erdiği, tarafların aynı tarihte yeni bir sözleşme imzaladıkları, bu sözleşmenin süresinin 20/05/2013 tarihinde bittiği sona eren sözleşmeler nedeniyle davacı tarafın davalından cezai şart alacağı talep etmesinin dosya kapsamına uygun bulunmadığı, ilk sözleşmenin sonraki tarihli sözleşmenin imzalanması ile birlikte yürürlükten kalkmış olduğu davacı tarafın sonraki sözleşmeyi imzalarken ilk sözleşmeden dolayı cezai şart talep hakkını saklı tutmadığı. bu konuda ihtirazı kayıtta koymadığı 2. sözleşmede taraflar arasında asgari alım taahhüdü ile ilgili bir miktar belirlenmemiş olduğu anlaşıldığından davacının cezai şart talebinin yerinde olmadığı kanaatine varılarak davanın reddine dair karar verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki, yargılama gideri olan vekalet ücreti karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' ye göre belirlenmektedir. AAÜT' nin 13/4. maddesinde "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. " şeklinde düzenlenmiştir. Cezai şartın hukuki niteliği bakımından, sözleşmeden kaynaklanan bir alacak kalemi mi ya da sözleşmeye uyulmamasının sonucu ödenmesi gereken bir tazminat mı olduğu konusunda henüz yerleşik hale gelmiş bir uygulama yoktur. Esasen bu durum, tarifedeki anılan hükmün yeni ihdas edilmesinden kaynaklanmaktadır. Öncesinde maddi tazminatlara ilişkin bu hüküm tarifede yer almamaktaydı. Mahkememizin değerlendirmesi cezai şartın hukuki niteliği itibariyle tazminat niteliğinde olduğuna ilişkindir. Zira, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/6504 Esas, 2017/2148 Karar sayılı onama ilamının başında işbu davaya ilişkin "taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda" ibaresi kullanıldığından eldeki dava dosyası için cezai şartın maddi tazminat türünde olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeple, tarifede yer alan ve yukarıda değinilen hüküm uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmiştir..." şeklinde karar verilmiştir. Mahkememizin işbu kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay 11. HD. 15/06/2022 tarih, 2021/2928 Esas 2022/4921 Karar sayılı ilamında; "...Dava, taraflar arasında imzalanan akaryakıt bayilik sözleşmesi uyarınca cezai şartın davalıdan tahsili talebidir. Mahkemece, taraflarca imzalanmış 14.01.2008 tarihli bayilik sözleşmesinin tarafların daha sonra imzalamış olduğu 14.01.2013 tarihli sözleşme ile sona erdirildiği, davacı tarafın sonraki sözleşmeyi imzalarken ilk sözleşmeden dolayı cezai şart talep hakkını saklı tutmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, taraflar arasında imzalanan 14.01.2008 tarihli ilk bayilik sözleşmesinin 4. maddesinde asgari alım taahhüdü ile ilgili bir miktar belirtilmiş olup, davacı tarafından 31.01.2011 tarihli ve 17.06.2011 tarihli davalıya gönderilen ihtarnameler ile 14.01.2008 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca sözleşmede taahhüt edilen alım miktarına uygun davranılmadığı, sözleşmeye uygun davranılmadığı taktirde cezai şart alacağının talep edileceği ihtar edilmiş, 28.01.2013 tarihli ihtarnameyle de yıllık satış taahhüdünü sağlayacak oranda akaryakıt alımı yapılması veya cezai şart bedelinin ödenmesinin ihtar edildiği anlaşılmıştır. DAVACININ İLK İMZALANAN 14.01.2008 TARİHLİ SÖZLEŞME KAPSAMINDA DAVALIYA İHTARNAME GÖNDERDİĞİ VE CEZAİ ŞART TALEBİNDE BULUNDUĞU GÖZETİLDİĞİNDE mahkemece ANILAN HUSUSLAR GÖZETİLEREK davanın esasına girilerek DEĞERLENDİRME YAPILIP BİR KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN yukarıda özetlenen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın BOZULMASI gerekmiştir..." denilerek dosya mahkememizin 2022/730 Esas sırasına kaydedilmekle, bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuştur. Dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı dava dilekçesinin talep sonucunda 124.100 USD karşılığı (1,8534 x 124.100 USD) toplam 230.000 TL cezai şart alacağının tahsili isteminde bulunmuştur. Dava dilekçesi incelendiğinde ise, cezai şart alacağının farklı iki kalem için talep edildiği görülmüştür. İlk olarak davacı taraflar arasında akdedilen 10/12/2007 tarihli ön protokolün 16. maddesine muhalefet sebebiyle 100.000 USD, ikinci olarak taraflar arasında imzalanan 14/01/2008 tarihli bayilik sözleşmesinin 4. ve 8/b. maddelerindeki eksik ürün alımı sebebiyle 24.100 USD cezai şart istemiştir. Her iki cezai şart talebi bakımından ayrı ayrı tartışma ve değerlendirme yapılmıştır. A- 10/12/2007 TARİHLİ ÖN SÖZLEŞMENİN / PROTOKOLÜN 16. MADDESİ UYARINCA SÖZLEŞMENİN BAYİ TARAFINDAN FESHEDİLMEK İSTENİLMESİ HALİNDE 100.000 USD CEZAİ ŞART TALEBİ: Taraflar arasında imzalanan 10/12/2007 tarihli ön sözleşmenin / protokolün 16. maddesi "işbu protokolün imzalanmasına müteakip bayi adayı tüm yükümlülüklerini en geç 45 iş günü içerisinde yerine getirecek ve taraflar arasında akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi akdedilecektir. Bayi adayı bu süre içinde yükümlülüklerini yerine getirmez ve akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesini imzalamaz veya herhangi bir başka dağıtım şirketi ile bu protokole konu olan arazi üzerine kurulmak üzere bir bayilik veya işleticilik veya herhangi bir akaryakıt sözleşmesi yapar veya herhangi bir şekilde bu protokolü feshetmek isterse ...'a 100.000 USD cezai şart ödemeyi kabul beyan ve taahhüt eder" şeklinde düzenlenmiştir. Bayi (adayı) olarak davalı ile davacı dağıtım şirketi arasında 10/12/2007 tarihli ön protokol sözleşmesi imzalanmıştır. Henüz sözleşmenin 1. maddesinde tanım yapılırken davalıdan "bayi adayı" olarak bahsedilmiş, esasen imzalanan ön protokolün ileride akdedilecek olan bayilik sözleşmesinin ön protokolü olduğu açıklanmıştır. Nitekim, sözleşmenin diğer tüm devamı maddelerinde de, davalıdan bayi adayı olarak bahsedilmiş ve taraflarca kabul edilmiştir. Öte yandan, işbu sözleşmenin 3. maddesinde akaryakıt istasyonun bulunduğu taşınmaz üzerine konulacak ipotek şartları ve limiti, davacı dağıtım şirketine verilecek ve bayilik sözleşmesinin teminatını oluşturacak kesin ve süresiz teminat mektubunun şartları, 4. maddesinde demirbaşlara ilişkin ariyet sözleşmesi şartları vs. diğer hükümleri gözetildiğinde bayilik sözleşmesinin imzalanması için taraflar arasında bir ön sözleşme yapıldığı anlaşılmaktadır. İşbu ön sözleşmenin / protokolün 16.maddesinde, yine ön sözleşmesinin maddelerine uyulması için bayi adayı olan davalının başka bir bayi ile anlaşma yapmaması ve ileride akdedilecek olan bayilik sözleşmesi hükümlerine riayet edilmesi amacıyla cezai şart maddesi konulmuş, bayi adayı olan davalının ön sözleşmeye / protokole rağmen sözleşmeyi feshetmek isterse davacıya 100.000 USD cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Ön sözleşmede yer alan cezai şarta ilişkin sözleşme hükmü, diğer maddeler ve ön sözleşmenin tamamı bakımından açıkça görüleceği üzere, davalı bayi adayının ileri akdedilecek olan bayilik sözleşmesinin protokolde belirtilen şartlarla imzalaması, bu aşamada özellikle başka dağıtım şirketleriyle anlaşma yapmaması ve ön protokol hükümlerine uyması için getirilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, ön sözleşmede belirtilen ve bayi adayı olan davalı ile davacı dağıtım şirketi arasında ön sözleşmesinin imzalandığı 10/12/2007 tarihinden hemen sonra davalı bayi protokoldeki tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş ve taraflar arasında 14/01/2008 tarihinde esas sözleşme olan akaryakıt bayilik sözleşmesi ve akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi de imzalanmıştır. Bu çerçevede, davalı bayinin ön sözleşme / protokol hükümlerine uymadığı, davacı ile bayilik sözleşmesi imzalamaktan vazgeçtiği söylenemez. Tam aksine, davalının bayi adayı olarak verdiği sözü yerine getirdiği ve ahde vefa ilkesine uygun şekilde esas sözleşme olan akaryakıt bayilik sözleşmesini davacı şirket ile imzaladığı anlaşılmıştır. Öte yandan, ön sözleşmenin / protokolün 16. maddesinde belirtilen ".. bayi adayı herhangi bir başka dağıtım şirketi ile bu protokole konu olan arazi üzerine kurulmak üzere bir bayilik veya işleticilik veya herhangi bir akaryakıt sözleşmesi yapar veya herhangi bir şekilde bu protokolü feshetmek isterse ...'a 100.000 USD cezai şart ödemeyi kabul beyan ve taahhüt eder" ilişkin madde hükmünün şartları da somut olayda gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla, davacının açıkça şartları oluşmayan 10/12/2007 tarihli ön sözleşmenin / protokolün 16. maddesine dayalı 100.000 USD cezai şart talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Yargıtay bozma ilamı sonrasında uzman bilirkişi kurulundan alınan 20/05/2024 tarihli ek raporda davacı vekili tarafından itiraza konu edilen bu hususta sektörel bilirkişi, 10/12/2007 tarihli protokolün 16.maddesinin dağıtım şirketi ile davalı bayi adayı arasında ön anlaşma ve mutabakat sağlama noktasında imzalandığı, bu tür ön sözleşmelerinin sektörde istasyonun fiziki satışa hazır hale gelmemiş olması, gsm ruhsat alımı veya bayilik lisansı başvurusu için gereken prosedürlerin tamamlanmadığı dönemde yapılan anlaşmalar olduğu, dağıtım şirketinin bayinin bir başka dağıtıcı ile görüşmesi ve fikrinin değişmesi ihtimalini engellemek için bu tür ön sözleşmeler yaparak ve cezai şart maddeleri tesis edilerek bayi adayının anlaşmayı bozmamasının amaçlandığı, somut olayda böyle bir durumun bulunmadığı, ayrıca bu cezai şartın eksik ürün alım sebebiyle tonaj taahhüdüne uyulmaması kapsamına da girmediğini ifade etmiş, yukarıda açıklanan mahkememiz gerekçesine ilave ek gerekçe olarak mütalaasına iştirak edilmiştir. Diğer taraftan, davacı tarafından çekilen ihtarnamelerde bu cezai şart talebine ilişkin olarak (davalı bayinin sözleşmeyi feshetmek gibi bir durumu söz konusu olmadığından ihtarnamelerde bahsinin geçmemesi de doğaldır) hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Son olarak, Yargıtay ilamında bu cezai şart yönünden herhangi bir açıklama, bozma sebebi ve gerekçesi de yoktur. Yargıtay ilamında ikinci cezai şart talebi olan eksik ürün alımından kaynaklanan tonaj taahhüdüne uyulmaması sebebiyle bozma yapılmış ve gerekçesi açıklanmıştır. Yapılan açıklamalar karşısında; davacının 10/12/2007 tarihli ön sözleşmenin / protokolün 16. maddesine dayalı 100.000 USD cezai şart talebinin reddine karar verilmiştir. B- 14/01/2008 TARİHLİ AKARYAKIT BAYİLİK SÖZLEŞMESİNİN 4. MADDESİ UYARINCA ÜRÜN ALIM TAAHHÜDÜNDE BULUNULAN MİKTAR KADAR ÜRÜN ALIM YAPILMAMASI VE AYNI SÖZLEŞMENİN 8/b. MADDESİ UYARINCA 24.100 USD CEZAİ ŞART TALEBİ: Taraflar arasında imzalanan 14/01/2008 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesinin 4. maddesi " Bayi, bu sözleşme çerçevesinde ... tarafından üretilen ve dağıtılan beyaz ürün cinsi akaryakıt içi her yıl en az 1000 m3 / yıl (+-10) ile 1 (bir) ton/ yıl madeni yağ ve müstahzarlarını satmayı kabul ve taahhüt eder. Bu bendin ihlali halinde işbu sözleşmenin 6, 8. ve 9. madde hükümleri uygulanır. İşbu hüküm sözleşmenin yenilenmesi veya herhangi bir sebeple yenilenmiş sayılması halinde de aynen devam eder." Taraflar arasında imzalanan 14/01/2008 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesinin 8/b. maddesi "İşbu sözleşmenin ... tarafından fesih hakkının doğduğu durumlarda fesih hakkı ...'ca kullanılsın veya kullanılmasın; Bayi ...'a cezai şart olarak yıllık satışını taahhüt ettiği miktar üzerinden (madde 4) akaryakıtta 50 USD/m3/yıl, madeni yağda yıllık 350 USD/ton/yıl şeklinde hesaplanacak ceza bedelini mahkeme hükmü, ihtar ve rızasının aranmasına gerek kalmaksızın gayri kabili rücu olarak ödemeyi kabul beyan ve taahhüt etmiştir." şeklinde düzenlenmiştir. Davacı, ... 3. Noterliğinin ..tarihli ihtarnamesi ile bayisine eksik ürün alımından kaynaklanan tonaj eksikliğini (davalıya) bildirilmiş, ayrıca eksik ürün alımı sebebiyle cezai şart ve kar mahrumiyeti alacaklarını saklı tuttuğunu ifade etmiştir. Davacı, 17/06/2011 tarihli ihtarname ile, eksik ürün alımından kaynaklanan tonaj eksikliğini bayisi davalıya yine bildirilmiş, ayrıca eksik ürün alımı sebebiyle cezai şart alacağının tahsili için dava açılabileceğini ihtar etmiştir. Son olarak davacı, ... 17. Noterliğinin... tarihli ihtarnamesi ile, 2012 yılı itibariyle toplam 1000 m3 ürün alım taahhüdünden yapılan ürün alımları düşüldüğünde eksik ürün alım taahhhüdünün 482 m3 olduğu, 14/01/2008 tarihli sözleşmenin 4. maddesi uyarınca ton başına 50 USD.den toplam 482 m3 x 50 USD = toplam 24.100 USD ödenmesi gerektiği açıkça ihtar edilmiştir. Gelinen aşamada, Yargıtay bozma ilamında vurgulandığı üzere, davacının ilk imzalanan 14/01/2008 tarihli sözleşme kapsamında davalıya ihtarname gönderdiği ve cezai şart talebinde bulunduğu gözetildiğinde bu cezai şart istemi bakımından esasa girilerek değerlendirme yapılması zorunludur. Bu çerçevede, mahkememizce yapılan değerlendirmede, davacının 31/01/2011 ve 17/06/2011 tarihli ihtarnameler ile taraflar arasında imzalanan akaryakıt bayilik sözleşmesinin 4. maddesinde belirtilen tonaj taahhüdüne uyulmadığı, eksik ürün alımı yapıldığı ve sözleşmeye riayet edilmemesi halinde cezai şartın talep edileceğinin davalı bayiye ihtar ederek bildirdiği, mevcut ihtarlara rağmen eksik ürün alımının devam ettiği ve tonaj taahhüdüne uyulmadığı, akabinde davacının ... 17. Noterliğinin ... tarihli ihtarnamesi ile bayilik sözleşmesinin 4. ve 8/b. maddeleri uyarınca davalı bayiden açıkça cezai şart talebinde bulunması karşısında; davalı bayinin taraflar arasında akdedilen akaryakıt bayilik sözleşmesinin 4. maddesindeki ürün alım taahhüdüne / tonaj yükümlülüğüne uymaması sebebiyle davacı dağıtım şirketinin bayilik sözleşmesinin 8/b. maddesi uyarınca davalıdan cezai şart isteminde bulunabileceği, bu talebinde haklı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan, davalı bayinin ürün alım taahhüdüne uymaması sebebiyle eksik alınan ürün miktarının tespiti ve buna göre davacının hak ettiği cezai şart bedelinin belirlenmesi ve tespit edilmesi amacıyla alanında uzman bilirkişi kurulu vasıtasıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Yargıtay bozma ilamında sonra ve esasa ilişkin inceleme yapılması kapsamında alınan 19/11/2023 tarihli kök ve itirazlar üzerine alınan 20/05/2024 tarihli ek raporda, bilirkişi kurulu ticari defter ve belgelerin yanı sıra diğer tüm kayıtlar da incelendiğinde; 2012 yılı itibariyle davalının yıllık ürün alım taahhüdünün 1000 m3 beyaz ürün olduğu, davalının aldığı toplam ürün miktarı düşüldüğünde eksik ürün alım miktarının 482 m3 olduğu, davacının sözleşmenin 8/b. maddesi uyarınca 482 m3 x 50 USD = 24.100 USD cezai şart talep edilebileceği belirtilmiştir. Mahkememizce bilirkişi ek raporunun ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olması karşısında mütalaaya iştirak edilmiş, yapılan hesaplamalar isabetli ve doğru olduğundan hükme esas alınmıştır. Ayrıca, bilirkişi ek raporuna itibar etmeye engel yahut rapordan ayrılmayı gerektirir herhangi bir neden de bulunmamaktadır. Kaldı ki, raporlarda hesap edilen eksik ürün miktarı (tonaj m3) ve cezai şart alacak miktarına taraflarca herhangi bir itirazda da bulunulmamıştır. Bu aşamada vurgulamak gerekir ki, bilirkişi ek raporuna karşı davalı vekili 14/01/2013 tarihinde imzalanan akaryakıt bayilik sözleşmesi ile 14.01.2008 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesinden doğan cezai şart alacaklarının sona erdiğine yönelik savunması ve itirazlarına Mahkememizin bozmadan önceki "..taraflarca imzalanmış 14.01.2008 tarihli bayilik sözleşmesinin tarafların daha sonra imzalamış olduğu 14.01.2013 tarihli sözleşme ile sona erdirildiği, davacı tarafın sonraki sözleşmeyi imzalarken ilk sözleşmeden dolayı cezai şart talep hakkını saklı tutmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir..." bu yöndeki kabulünün ve kararının; davacının temyizi ve kararın Yargıtay tarafından yukarıda ayrıntısı gösterildiği üzere bozulduğundan artık bu savunmalara ve itirazlara; uyulmasına karar verilen Yargıtay ilamı çerçevesinde itibar edilmesi mümkün değildir. Zira, Yargıtay ilamında bozma sebebi ve gerekçesi açıklanmış olup, Mahkememizce bozma ilamına uyulduğundan bozmaya uygun hareket edilmesi ve karar verilmesi zorunludur. Yukarıda belirtildiği üzere, davacı dava dilekçesinin talep sonucunda aynen "124.100 USD karşılığı (1,8534x124.100 USD) toplam 230.000 TL" cezai şart alacağının tahsili isteminde bulunmuştur. Başka bir anlatımla, davacı 6098 s. TBK 99. maddesi uyarınca alacağını Türk Lirası olarak talep etmiştir. Nitekim, davacı dava değerini 230.000 TL olarak belirtmiş, 24/06/2013 dava tarihi itibariyle 230.000 TL (bu tutar) üzerinden harç yatırmıştır. Bilirkişi kök ve ek raporunda TL cinsinden sonuç cezai şart hesaplanmamış olsa da bahsi geçen eksiklik bakımından usul ekonomisi gözetilerek yeniden rapor alınması yoluna gidilmemiş, Mahkememizce hesaplama yapılarak eksik ürün alımından kaynaklanan ve hak edilen cezai şart 24.100 USD x 1,8534 = 44.666,94 TL olarak hesaplanmıştır. Bilindiği üzere, Ticaret Hukukumuzda cezai şart, miktarı yönünden sadece, BK’nın 20. maddesindeki “ahlâka aykırılık” kavramı ile sınırlanmış bulunmaktadır. TTK’nın 24. maddesi uyarınca tacirin, borçlu olduğu cezai şartın tenkisini istemesi mümkün değildir Ancak, TTK’nın 24. maddesi ile tacir olan şahsa ve onun âkidine tanınmış olan bu (akit serbestisi) ilkesi, bütün akitler için sınırlayıcı bir hüküm mahiyetinde olan TTK’nın birinci maddesi hükmünün atfı nedeniyle BK’nın (butlan) matlabını taşıyan 20. maddesi hükmü ile, tahdit edilmiştir. Şayet, taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan (cezaî şart) miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvını mucip olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede (ağır) ve (yüksek) ise, o zaman, böyle bir (cezaî şartı) ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul ederek, (kısmen) veya (tamamen) iptali cihetine gitmek mümkündür. Çünkü, ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla sözleşmede yer alan (cezai şart)'ın (butlanı), hukukun genel bir ilkesidir. TTK’nın 24. maddesi hükmünün, bu genel müeyyidenin dışında kalacağını düşünmek mümkün değildir. Bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her (cezaî şart), ahlâk ve adaba aykırıdır. Mahkemelerin bu hususta karar verirken, borçlu bir şirket ise, ne miktar bir sermaye ile ticarî faaliyette bulunduğu, mal varlığının neye baliğ olduğu ve kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığı gerekirse bilirkişiden mütalâa alarak araştırılması icap etmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/19-922 E., 2019/706 K.). Nitekim aynı ilkeler 10.03.1940 tarihli ve 1940/7 E., 1941/71 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ve Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 tarihli ve 1970/1053 E., 1974/222 K., 09.05.1984 tarihli ve 1984/263 E., 1984/286 K. sayılı kararları) Davalı cezai şartın fahiş olduğunu, ekonomik yönden mahvına sebep olacağını ileri sürerek yargılama sürecinde cezai şartın tenkisi talebinde bulunmuş ise de; yukarıda değinilen ilke ve kurallar nazara alınarak nihayetinde hesaplanan 44.666,94 TL cezai şartın davalı şirketin ticari faaliyet alanı, imzalanan sözleşme bedeli, diğer sözleşme hükümleri, tesis edilen ipotek miktarı (1.000.000,00 TL), davacı dağıtım şirketine verilen teminat mektubu bedeli, davalının işlem hacmi, cirosu, mal varlığı, aldığı beyaz ürün miktarı / tonu, bunun bedeli vs... gözetilerek davalı açısından onun ekonomik yönden mahvına sebep olacak tutarda yüksek olmadığı kanaatine varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davalının savunmalarının aksine, cezai şartın fahiş olmadığı ve davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağı anlaşıldığından cezai şarttan tenkis / indirim yapılması yoluna da gidilmemiştir. Yapılan açıklamalar karşısında, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 44.666,94 TL (24.100 USD x 1.8534 TL karşılığı) cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere); Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile, 1-44.666,94 TL (24.100 USD x 1.8534 TL karşılığı) cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, 2-Kabul edilen dava değeri (44.666,94 TL) üzerinden alınması gereken 3.051,19 TL karar ve ilam harcından başlangıçta peşin alınan 3.927,85 TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 876,66 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde davacıya veya vekiline İADESİNE, 3-Davacı tarafından yargılama nedeniyle yapılan 3.927,85 TL peşin harç, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, ‭1.169,5‬0 TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 12.597,35 ‭TL yargılama giderinin davanın kabul red oranına göre hesaplanan ‭‭2.446,45 TL 'sinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye kalan yargılama giderinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davacı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen dava değeri (44.666,94 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1. maddesi uyarınca maktudan az olmamak koşulu ile belirlenen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (‭185.333,06‬TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3. maddesi uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, ancak önceki kararın yalnızca davacı tarafından temyiz edilmesi ve davalının ise herhangi bir temyiz talebinde bulunmaması nedeniyle davacı lehine vekalet ücreti yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğundan, önceki hükümde karar altına alınan 4.080,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-HMK 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara veya vekillerine İADESİNE, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 17/07/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2016/6504, K. 2017/2148, T. 09.05.1984, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2016-6504-e-2017-2148-k-19e1c20d1aee