İlk Derece Mahkemesi · Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/956 E. 2018/911 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2015/956
- Karar No
- 2018/911
- Karar Tarihi
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. BURSA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2015 KARAR NO : 2018
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : ... - VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : 17/03/2010 KARAR TARİHİ : 05/07/2018
BİRLEŞTİRİLEN BURSA 1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN ... E. ... KARAR SAYILI DOSYASINDA:
DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. ... DAVA : Alacak DAVA TARİHİ :26/07/2010 KARAR TARİHİ : 05/07/2018 KARAR YAZIM TARİHİ : 30/07/2018
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat ve Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, ASIL DAVADA: İSTEM: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde; davacı tarafından davalıya 2008 ve 2009 yıllarında teslim edilen mal ve hizmetler nedeniyle faturalar düzenlendiğini, bu fatura bedellerinden bakiye 47.754,30 TL'nin ödenmemesi üzerine davalı aleyhine Ankara 16.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyasında icra takibi yapıldığını, davalının yetkiye itiraz etmesi üzerine dosyanın Bursa 1.İcra Müdürlüğüne gönderilerek ... nolu esasa kaydedildiğini, takibe dayanak faturaların davalının defterlerinde kayıtlı olduğunu, bedellerinin teslim ile ödeneceğinden davalının itirazının haksız olduğunu belirterek itirazın iptali ile %40 oranında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde; davalı şirketin Bursa'da faaliyet gösterdiğini, doğalgaz basınç düşürme ve ölçüm istasyonları imal ettiğini, imalatta kullandığı malzemeyi satın alma yoluyla temin ettiğini, davacı şirketin merkezinin Ankara olduğu ve doğalgaz ile ilgili malzeme alım - satım işi yaptığını, her iki şirketin Bursa'da fabrika binası kiralayacağı, kiralanan binanın teknik donanımının davalı firma tarafından yapılacağı ancak masrafları davacının karşılayacağını, davacının üretim için gerekli TSE belgesinin davalı şirketin üzerinden alınacağı, Türkiye'nin her yerinde ihalelere girilerek sipariş alınacağı, davacı şirketin istasyon imalatı için malzemeyi temin edeceği, davalının ise kendi mühendis, teknik ve yardımcı personelini bu imalatta ve montajda görevlendirileceği ancak davalının kendi aldığı işleri kendi binasında devam edeceği, buna göre doğalgaz basıncı düşürme ve ölçüm istasyonları ve doğalgaz kartuşlu çelik filtreleri imal edilip alınan taahütlerin karşılanacağını, yapılan imalatta davalı şirkete o işle ilgili olarak belirli yüzde verileceği ancak taraflar arasında yapılmış yazılı bir sözleşme olmadığını, ancak görüşmelere ilişkin tutanaklar olduğunu, davacı ... Şirketinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine Bursa 8.Noterliğinden düzenlenen 10/08/2009 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile işbirliği anlaşmasının feshi ile maddi ve manevi zarar talebinde bulunulduğu daacı şirketin fabrikası için alınan malzeme ve diğer masrafların bedelinin talep edildiğini, üretim yeri için davalı tarafından Karaali Mah. 12....No ............ Çalı Nilüfer / Bursa adresinde 03/07/2008 tarihinde fabrika binası kiralandığını ve üretime başlandığı, davalının da ortak imalatta kullnılmak üzere kendi fabrikasına götürdüğü, bunun da davalının tek başına yaptığı üretimi olumsuz etkilediğini, davalının çalışanlarının iş birliği kararının alındığı 02/06/2008 tarihinden itibaren aşamalı olarak davacı şirkete geçtiklerini, kiralanan fabrika binasının elektrik tesisatı, yürüyen vinçi idari ve atölye kısmının ısınma tesisatını, idari binanın tefrişini, bilgisayar, basınçlı hava tesisatı, kumlama dolabı, çevre aydınlatma sistemi dahili ve harcii güvenlik kamera sistemi gibi birçok eksikliklerin davalı tarafından tamamlandığını, bunlar için 136 kalem malzeme olarak 236.954,77 TL harcandığı, ancak davacı şirket tarafından ödenmediğini, fabrika binasının tefrişiyle ülkenin değişik şehirlerinde ... A.Ş adına ihalelere girildiğini ve istasyon siparişlerinin davalı şirketin personeli eliyle üretilecek montajının yapıldığını, bu işlerin takibe için davacı şirket tarafından davalı şirket ortağı ...'in vekil tayin edildiğini, davacıya çekilen ihtarnamede bu makinaların alınıp götürülmesi ve bedellerinin ödenmesi istenmiş ancak ödeme yapılmadığı gibi malzemelerin götürülmediğini, sökülebilenleri davalının alarak hurda ve işe yaramaz olarak şirket deposuna koyduğunu, sökülemeyenlerin binada kaldığını belirterek, 136 kalem davacı ve davalı şirketin işbirliği döneminde ortak çalışma döneminde ortak çalışma sonucu üretilen istasyon ve diğer imalatın parasal değerinin tespiti ile bu üretim soncu davalı şirketin alacağın meblağın tespitini talep etmiştir. BİRLEŞTİRİLEN BURSA 1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN ... E. ... KARAR SAYILI DOSYASINDA: İSTEM: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde; davacı şirketin doğalgaz basınç düşürme ve ölçüm istasyonları imal ettiğini, davalı şirketin ise doğalgaz ile ilgili malzemenin alım satım işini yaptığını, tarafların 02/06/2008 tarihinde bir araya gelerek güçlerini birleştirmek sureti ile ortak çalışma yapma ve kazancı paylaşma kararı aldıklarını, bunun için Bursa’da fabrika kiralayacaklarını, binanın teknik donanımının davacı şirket tarafından yapılacağı, ilgili masrafın ise davalı tarafından karşılanacağı, üretim için gerekli malzemeyi davalı şirketin temin edeceği, davacı şirketin ise teknik ve yardımcı personelini bu imalatta görevlendireceği, davacının mevcut bilgi ve birikimini aktaracağını ve Türkiye’nin her yerinde doğalgaz istasyonları ile ilgili ihalelere girileceği ve her imalattan davacıya belirli bir pay verileceğinin belirlendiğini, sözleşmenin sözlü yapıldığını ve sözleşme gereği davacının Bursa’da şube açtığı ve 03/07/2008 tarihinde fabrika binası kiralandığı ve üretime geçildiğini ve işlerin takibi tesisatın kurulması için davacı şirket ortağı ...’e Ankara 1.Noterliğinden düzenlenmiş 28/07/2008 tarih ... yevmiye nolu vekaletname verildiğini, fabrikanın üretim için bütün tefrisat, makine ve malzemelerinin davacı tarafından harcaması yapılarak yerine getirildiğini, bunun için toplam 236.954,77 TL harcama yapıldığını, bu bedelin davalıdan talep edilmesine rağmen ödenmediğini, davacı çalışanlarının davalı şirkete geçtiğini ve bu şekilde üretime başlandığını ve çeşitli ihaleler alınarak üretim yapıldığını, davalının ödeme yapmaması üzerine davacı tarafından Bursa 8. Noterliğinden 10/08/2009 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamesi gönderilerek işbirliğinin fesh edildiğini, davalının da göndermiş olduğu malzemelerin bedeli için Bursa 1.İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında toplam 47.754,30 TL’nin tahsili için takip yaptığını belirterek, davacının kendi parasıyla aldığı 136 kalem malzeme ve tesisatın tutarının tespiti ile bu harcamalar yönünden şimdilik 5.000,00 TL’nin elde edilen kazançtan davacı şirkete ödenmesi gereken miktarın tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL’nin tahsiline, hükmedilecek meblağın davacının taleplerinden mahsubuna, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen, davaya cevap vermemiştir.
KANITLARIN DEĞERLENDİRİLESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Davacı tarafından davalı aleyhine Bursa 1.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyasında icra takibi yapılmıştır. Bu takipte 47.754,30 TL'nin tahsili talep edilmiştir. Takibe dayanak olarak cari hesap ekstresi gösterilmiştir. Davalının takibe itiraz etmesi üzerine takip durmuş eldeki dava açılmıştır. Davacı davalı şirkete malzeme sattığını, ödenmemesi sebebiyle icra takibi yaptığını, ancak davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, itirazın iptalini talep etmiştir. Davalı ise cevap dilekçesinde ve açmış olduğu birleştirilen davada; davacı ile ortak iş yapmaya karar verdiklerini, bunun için fabrika tutulduğunu, fabrikanın ve üretilecek malzemenin davacı tarafından karşılanacağının ve üretimin de davalının teknik bilgisi ve personeli ile yapılacağının belirlendiğini, davalının personelinin davacı şirkete geçtiğini, kiralanan fabrikanın malzeme ve tefrisatının davalı tarafından 236.954,77 TL karşılığında yapıldığını, ancak davacı tarafından bu ödemenin yapılmadığını, yapılan işlerden de bedel ödenmediğini, bu sebeple ihtarname ile işbirliğine son verildiğini belirterek, yapmış olduğu harcama kalemlerinin ve ortaklığın elde ettiği gelirin tespiti ile yapılan harcamadan 5.000,00 TLnin, elde edilen gelirden 5.000,00 TLnin tahsilini, bu bedelin davacının alacağından takas ve mahsubunu talep etmiştir. Davalının iddiası taraflar arasında adi şirket kurulduğuna yöneliktir. Davacı bu iddiayı kabul etmemekte, bu yönde hazırlık yapıldı ise de çalışmaya geçilmediğini belirtmiştir. Davalı adi şirketin sözlü olarak kurulduğunu, daha sonra yazılı yapılacağı yönünde anlaşılmış ise de yazıya dökülmediğini belirtmiştir. Adi şirketin kuruluşu için yazılı sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Ancak ispat yönünden HMUK 288.maddesine göre değeri 400,00 TLyi aşan miktarlar yönünden senet ile ispat zorunluluğu vardır. 6100 sayılı HMK’nın 200.maddesine göre ise değeri 2.500,00 TL’yi aşan iddialar için senet ile ispat zorunluluğu vardır. Davalı delil olarak 02/02/2009 tarihli toplantı tutanaklarına, davacı şirket tarafından davalı şirket ortağı ...’e verilen vekaletname, davalının ... markası adı altında üretim yapmasına, yetki veren üretim yeri sözleşmesi, ... A.Ş.’ye ait sevk irsaliyelerinin davalıda muhafaza edildiği ve ... A.Ş.yetkililerine teslim edildiğine dair yazı davacının şubesi gibi gözüken ve kiralanan fabrika binası için özel güvenlik şirketi ile yapılan sözleşmenin davalı tarafından yapılması davacının TSE’ye yaptığı müracaat sonucu düzenlenmiş üretim yeri inceleme raporunda davalı şirket ortağı ve müdürü ...’in üretim sorumlusu, davalı çalışanı Ertan Koç’un ise kalite kontrol sorumlusu gösterildiğine dair belge, davalının kiralanan fabrikaya gönderdiği malzemeler için düzenlediği sevk irsaliyeleri ve davalı çalışanlarının davacı uhdesine geçmesini ve ... Enerji A.Ş.’ye, ... A.Ş. ve ... A.Ş.’ye yapılan işler delil olarak gösterilmiş ve ayrıca tanık deliline dayanılmıştır. Davalının sözleşmenin ispatı olarak sunmuş olduğu deliller tek başına sözleşmeyi ispat etmemektedir. Ancak birçoğu davacının elinden çıkmış belgelerdir. Bunlar yazılı delil başlangıcı niteliğinde olan belgelerdir. Örneğin davalı şirkete ... markasını kullanması için üretim yeri sözleşmesi ile yetki verilmesi, ... adına bastırılmış sevk irsaliyelerinin kullanılması için davalıya teslim edilmesi, imal edilen bu ürünlerin bu sevk irsaliyeleri kullanılarak teslim edilmesi, davacının kiraladığı fabrika binası için davalının güvenlik sözleşmesi yapması, davacı tarafından davalı ortağına vekalet verilmesi, özellikle davacının fabrikasında yapılan incelemeler neticesinde düzenlenen üretim yeri inceleme raporunda davalı şirket ortağı ve müdürünün üretim sorumlusu gösterilmesi davalı çalışanı Ertan Koç’un ise kalite kontrol sorumlusu gösterilmesi, toplantı tutanaklarının davacı çalışanlarınca imzalanmış olması hususlarıdır. Bunun yanında davacının cevaba cevap dilekçesinde, davalının bir kısım malzeme ve ekipmanı getirdiği kabul edilmiştir. Bunların haricinde iş yapılan ... A.Ş. ve ... A.Ş.’nin cevaplarında ve gönderdikleri tutanaklarda davalı tarafından katılımın olduğu anlaşılmıştır. Yukarıda sayılı olan delil başlangıcı belgeler bulunması nedeni ile tanık dinletilebilmesi mahkememizce kabul edilmiştir. Davacı tanığı Ahmet Rasim Avcıoğlu, davacı şirketin Bursa’da fabrika açtığını, davalı ile de arasında alım satım ilişkisi olduğunu, birlikte hareket etmek için görüşmeler yaptıklarını, ancak anlaşamadıklarını, davalının davacının kiraladığı fabrikaya bir kısım malzemeler getirdiğini, ancak bunları götürdüğünü, kurulan vinçin götürülmediğini, gazın taşınması için tesisat kurulduğunu, bunun da götürülmediğini, davacı şirketin ... ve ... şirketine iş yaptığını, bunun ile ilgili davalının ortaklığı olmadığını belirtmiştir. Davacı tanığı Mehmet Karaaslan, tarafların ortak iş yapmak için bir araya geldiklerini, ancak ortak iş yapamadan anlaşmazlığa düştüklerini, davalının Bursa’da davacı şirkete taşeronluk hizmeti yaptığını, bu işlerin ise ... ve ... şirketlerine yapılan işlerin taşeron olarak yapıldığını, ... A.Ş.’ye (A) tipi büyük istasyon yapıldığını, ...’ya 50 adet (B) tipi doğalgaz basınç düşürme istasyonu yapıldığını, ancak bundan sonra ortaklığın kurulamayarak devam etmediğini, kiralanan fabrika binasının kira, mefruşat, doğalgaz, elektrik, vinç işlerinin tamamını ... A.Ş.’nin yaptırdığını, fabrikayı kapatınca kendi malzemelerini aldıklarını, davalınınkini ise davalıya bıraktıklarını belirtmiştir. Dinlenen davalı tanıkları; taraflar arasında ortaklık kurulduğunu, ancak anlaşmazlık olması nedeni ile feshedildiğini belirtmişlerdir. Davacı tanıkları ise; ortaklık görüşmesi olduğu fakat ortaklığın kurulmadığını belirtmişlerdir. Davacı tanığı Mehmet Karaaslan, davalının davacının kiraladığı fabrikada çalışma yaptığını, ancak bunu taşeron olarak yaptığını, ... ve ... için üretim yaptığını belirtmiştir. Bu tanık çalışmayı taşeron olarak nitelendirse de anlatımının adi ortaklık şeklinde olduğu görülmüştür. Buna göre; taraflar arasında adi ortaklık olduğu, ancak ortaklığın fesh edildiği, ancak tasfiyesinin yapılmamış olduğu görülmüştür. Bu sebeple mahkememizce adi ortaklığın çalışması süresince ne kadar gelir elde ettiği ve tasfiye kalemlerinin neler olduğu incelenmiştir. Karşı davacı adi ortaklık tarafından ... A.Ş., ... Enerji A.Ş. ve ... A.Ş.ye işler yapıldığını, bunların bedelinin taraflarına ödenmediğini iddia etmiştir. ... A.Ş.’ye yazılan müzekkere cevabında ... A.Ş.ile sözleşme yapıldığını, davalı ... Ltd. Şti.nin de yapım işi içinde bulunduğunu, ancak kendilerinin ... Ltd.Şti.ile aralarında bir sözleşmenin bulunmadığını, ... Ltd. Şti.yetkilisi...’in de gerek ... Ltd.Şti., gerekse ... A.Ş. adına tutanakları imzaladığını belirterek, yaptırılan işe ait belgeler gönderilmiş, gönderilen bu belgelerde ... Ltd. Şti.yetkilisi... imzasının olduğu görülmüştür. Gönderilen 23/10/2008 tarihli sözleşmede işin bedelinin 355.600,00 Euro yazılı olduğu görülmüştür. Yine ... A.Ş. tarafından verilen 07/02/2012 tarihli yazıda işin 23/10/2008 tarihinde başladığı, 16/02/2009 tarihinde bitirildiği, 769.198,36 TL ile 54.680,37 TL ek iş bedeli ödendiği belirtilmiştir. ... Enerji A.Ş.ye yazılan müzekkereye verilen 17/07/2012 tarihli cevabi yazıda, ... A.Ş.’den imalatı Bursa’da yapılan 5 adet regülatörün alındığı belirtilerek, bunlara ait ... A.Ş.tarafından düzenlenmiş faturalar gönderilmiştir. Gönderilen bu faturalarda yazılı olan Sevk irsaliyesi numaraları ... A.Ş.tarafından ... Ltd.Şti.ne teslim edilen sevk irsaliyeleri olduğu, 27/11/2008 tarihli tutanak başlıklı belgeden anlaşılmıştır. Sunulan faturaların toplam bedelinin (102.452,32 + 101.404,48 + 101.163,76 + 105.562,80 + 104.453,60) 515.036,96 TL olduğu görülmüştür. ... A.Ş.’ye yazılan müzekkereye verilen 05/07/2012 havale tarihli cevabi yazıda 22/04/2009 tarihinde ... A.Ş.’den 1000 m3/h kapasiteli istasyon satın alındığı, bu istasyona ait bazı parçalarda ... Ltd.Şti.nin ünvanının geçtiği, yine iş başlama dosyasında ... Ltd.Şti.nin isminin geçtiği belirtilmiştir. Ancak yapılan ödeme ve miktarının bildirilmemiş olduğu görülmüştür. Davacının defterlerinin incelenmesi sonucunda alınan 14/01/2014 tarihli raporda, davacı tarafından Bursa Şubesi için ayrı hesap tutulduğu, bu hesapta ... A.Ş.için kesilen fatura bedelinin 22.355,55 TL olduğunun kayıt edilmiş olduğu görülmüştür. Bursa şubesi için kaydedilen fatura bedellerinin toplam 1.332.542,85 TL olduğu görülmüştür. Ancak bu kayıtların içerisinde karşı davacı tarafından iddia ve talep edilmeyen ... Müh. Ltd.Şti.ne ait 169.096,00 TL bedelli işin de kayıtlı olduğu görülmüştür. Karşı davacı tarafından bu iş iddia edilmediği gibi bu iş ile ilgili bir talepte de bulunulmamıştır. Bu sebeple bu iş hariç yapılan işlerin bedelinin toplam (1.332.542,85 – 169.096,00) 1.163.446,85 TL olduğu görülmüştür. Ancak bu kayıt içerisinde bulunan ... Enerji A.Ş.ye ait işlerin KDV hariç bedellerinin kayıt edilmiş olduğu görülmüştür. Mahkememizce de KDV bir gider olduğundan, düşülerek kaydedilmesi yerinde bulunmuştur. Buna göre davacının defterlerinde Bursa şubesi olarak kaydedilmiş olan işlerin talep edilmeyen Körfez Ltd.Şti. işi hariç 1.163.446,85 TL olduğu kabul edilmiştir. Bu işin yarısı olan 581.723,42 TL’si karşı davacıya aittir. Davacı Bursa şubesi için üretim giderleri göstererek zarar edildiği şeklinde defterlerine kayıt yapmış ise de, dosyadaki belge, kanıtlar ve özellikle tanık beyanlarına göre işçilik hizmetinin, karşı davacıya ait olduğu anlaşıldığından, zarar edildiği hususu dikkate alınmamıştır. Karşı davacı adi şirketin kurulumunda, fabrika malzeme ve ekipmanlarının karşı davacı tarafından alınacağını, bedelinin davacı tarafından ödeneceğini iddia etmiştir. Dinlenen karşı davacı tanıkları, bu yönde beyanda bulunmuşlardır. Davacı tanıkları bu yönde beyanda bulunmamış iseler de, karşı davacının getirdiği malzemeleri geri götürmesi için orada bırakıldığını belirtmişlerdir. Keza davacı vekili de cevaba cevap dilekçesinde bu yönde beyanda bulunmuştur. Buna göre dava konusu adi şirketin faaliyet göstereceği fabrikaya malzemeler karşı davacı tarafından alınmış ve bedellerinin davacı tarafından ödenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Karşı davacı, davacıya gönderdiği ihtarnamede ve dosyaya sunduğu listede fabrika için malzeme ve imalat olarak toplam 236.954,77 TL harcandığını belirtmiştir. Karşı davacı bunların bir kısmını sökerek götürdüğünü ancak bir kısmının ise sökülmesi mümkün olmadığından götürülemediğini, bunların bedelini talep etmiştir. Karşı davacı 18/03/2011 tarihli açıklama dilekçesinin ekinde sunmuş olduğu belgede, davacıda ve fabrikada kalan malzemeler ile hurdaya çıkan ve imalatta kullanılan malzemeleri göstermiştir. Bunların toplam 119.485,86 TL olarak gösterilmiştir. Fabrikada sökülemediği için bırakılan imalatlar, tesisat, vinç, kombi, kumlama dolabı bedeli olarak toplam 76.872,44 TL gösterilmiştir. Mahallinde yapılan keşif neticesinde alınan 05/07/2011 tarihli rapora göre, yapılan imalat ile bırakılan malzeme bedelinin toplam bedelinin fatura bedeli olarak 65.517,63 TL olduğu, dava tarihine göre 48.390,00 TL olduğu belirlenmiştir. Bunların içerisinde bir kısmının teferruat olup götürülmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Buna göre sökülüp götürülmesi mümkün olan malzeme bedellerinin fatura bedellerinin 40.780,82 TL, dava tarihine göre 28.875,75 TL olduğu belirlenmiştir. Buna göre götürülmeyecek malzeme mütemmin cüz olarak belirlenmiş, fatura bedellerine göre 24.736,81 TL, dava tarihine göre ise 19.315,00 TL olarak belirlenmiştir. Ayrıca dekoratif imalat olarak fatura bedeli olarak 20.000,00 TL, dava tarihi itibari ile 18.718,94 TL olarak belirlenmiştir. Yukarıda yazılı olanlar ile birlikte toplandığında fatura bedeline göre (24.736,81 TL + 20.000,00 TL) 44.736,81 TL, dava tarihine göre (19.315,00 TL + 18.718,94) 38.033,94 TL olarak belirlenmiştir. Yapılan bu açıklamalara göre karşı davacı yapmış olduğu bu giderlerden sadece söküp götüremeyeceklerinin bedelini talep edebilir. Bunların bedeli de fatura bedellerine göre olanlardır. Bunların miktarı ise 44.736,81 TL olarak belirlenmiştir. Alınan bilirkişi raporunda ise, adi ortaklık olarak talep edilen üç şirket için imal edilen malzemelerin imalat ve montaj bedeli toplam 188.700,00 TL olarak hesap edilmiştir. Karşı davacı tarafından 09/09/2013 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini yapılan ve götürülemeyen işler için toplam 65.290,98 TL’ye, yapılan imalatlar için toplam 188.700,00 TL’ye çıkarılmıştır. Asıl davada davacı davalıdan 44.754,30 TL alacaklı olduğunu belirterek, icra takibi ile tahsilini talep etmiştir. Davalı-karşı davacı bu bedele itiraz etmemiştir. Sadece takas-mahsup iddiasında bulunmuştur. Yapılan bilirkişi incelemesinde, davacının defterlerinde 47.754,35 TL alacak, davalının defterlerinde ise 47.677,43 TL borç kaydının olduğu görülmüştür. Ancak dosyaya sunulan ve karşı davacı tarafından itiraz edilmeyen 18/07/2012 tarihli mutabakat belgesine göre karşı davacının 30/06/2012 tarihi itibari ile borçlarının 47.677,43 TL olduğunun yazılı olduğu görülmüştür. Bu yazının karşı davacı tarafından imzalandığı görülmüştür. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine birleşen davanın kısmen kabulune karar verilmiş olup kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2014/12351 Esas ve 2014/16123 Karar sayılı ilamında "04.06.1958 gün, 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak taraflara, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve uygulamak hakimin görevidir. (HUMK'nun 76, HMK'nun 33.maddeleri). Taraflar arasında kararlaştırılan doğalgaz istasyon kurulumu ile ilgili sözlü sözleşme içeriğine göre TBK'nun 620 vd.(BK'nun 520 vd.) maddelerinde düzenlenen adi ortaklık ilişkisi bulunduğu adi ortaklığın 13.08.2009 tarihinde feshedildiği ve davada, adi ortaklığın tasfiyesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğradığı zararın veya kâr payının talep edilmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.". Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir. Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi gerekirken, mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Ayrıca, kabule göre asıl davada davacının işlemiş faiz ve icra inkar tazminatı talepleri hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmeden asıl alacak miktarının birleşen davada belirlenen alacak miktarından mahsup edilerek asıl davanın reddine karar verilmesi doğru değilse de bu talepler adi ortaklığın tasfiyesi sırasında değerlendirileceğinden yukarıda açıklanan bozma nedenine göre bu hususa işaret edinilmekle yetinilmiştir."04.06.1958 gün, 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak taraflara, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve uygulamak hakimin görevidir. (HUMK'nun 76, HMK'nun 33.maddeleri). Taraflar arasında kararlaştırılan doğalgaz istasyon kurulumu ile ilgili sözlü sözleşme içeriğine göre TBK'nun 620 vd.(BK'nun 520 vd.) maddelerinde düzenlenen adi ortaklık ilişkisi bulunduğu adi ortaklığın 13.08.2009 tarihinde feshedildiği ve davada, adi ortaklığın tasfiyesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğradığı zararın veya kâr payının talep edilmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.". Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir. Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi gerekirken, mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Ayrıca, kabule göre asıl davada davacının işlemiş faiz ve icra inkar tazminatı talepleri hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmeden asıl alacak miktarının birleşen davada belirlenen alacak miktarından mahsup edilerek asıl davanın reddine karar verilmesi doğru değilse de bu talepler adi ortaklığın tasfiyesi sırasında değerlendirileceğinden yukarıda açıklanan bozma nedenine göre bu hususa işaret edinilmekle yetinilmiştir." gerekçesiyle bozma kararı verilmiş ve Mahkememizce bozma ilamına uyma kararı verilerek bozma ilamı doğrultusunda adi şirketin tasfiyesine dair açıklanan işlemler yapılmış olup 27/02/2018 tarihli celse de tasfiye memur ücreti ve tasfiye işlemlerine dair ücrete ilişkin delil avansının yatırılması için dava ve birleşen dosya davacısına HMK' nın 324/2 ve TBK 644. Maddesi uyarınca 4 haftalık kesin süre verilmiştir. Taraflarca 4 haftalık kesin süre içinde delil avansı yatırılmadığından adi şirketin tasfiyesine dair işlemler yapılmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.3.2002 gün ve 1/119-135 sayılı kararında da belirtildiği üzere; bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf (davacı)yararına usuli kazanılmış hak doğar ve mahkemenin bozma kararı doğrultusunda işlem yapma ve hüküm verme yükümlüğü vardır. Bu ilke Usul Kanunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeni ile ilgilidir. Yargıtayın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlı olup, bozma gereğince inceleme yaparak yeni bir hüküm kurmak zorundadır. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015/3-3827 Esas ve 2016/452 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere : Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bir bozma nedenidir. Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre, Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek, direnme kararı veremez, bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak, yada gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır. O halde yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda, taraflar arasında kararlaştırılan doğalgaz istasyon kurulumu ile ilgili sözlü sözleşme içeriğine göre TBK'nun 620 vd.(BK'nun 520 vd.) maddelerinde düzenlenen adi ortaklık ilişkisi bulunduğu adi ortaklığın 13.08.2009 tarihinde feshedildiği ve davada, adi ortaklığın tasfiyesinin talep edildiği ve birleşen dosyada da alacağın mahsup işleminin tasfiye sırasında çözüleceğinden asıl daava ve birleşen dava yönünden adi şirketin tasfiyesinin zorunlu olduğu anlaşılmakla, Yargıtay Bozma İlamı doğrultusunda, dava konusu adi şirketin niteliği değerlendirilerek 3 kişilik tasfiye memuru belirlendiği ve adi şirketin malvarlığı dikkate alınarak TBK 644. Maddesi gereğince taraf vekillerince müteselsilen 4 haftalık kesin süre içinde tasfiye memuru ve tasfiye giderinin yatırılması süre verilmesine rağmen yatırılmadığı ve kesin süre içinde delil avansının yatırılmamasının taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğundan, taraflarca davanın ve birleşen davanın ispat edilemediğinden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere, 1-Mahkememizin iş bu dosyası yönünden açılan davanın subut bulmadığından reddine, 2-Mahkememizin bu dosyası ile birleşen Bursa 1. ATM'nin ... E. Ve ... K. Sayılı dosyası yönünden açılan davanın subut bulmadığından reddine, A-ASIL DAVA YÖNÜNDEN 1-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 35,90 TL nispi karar ve ilam harcının peşin alınan 709,20 TL'den mahsubu ile artan 673,30 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 2-Davalı tarafından yapılan 42,10 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-Davalı vekil ile temsil edildiğinden AAÜT'ye göre belirlenen 5.602,97 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kararın niteliği gereği kendi üzerinde bırakılmasına, 5-HMK' nın 333. Maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, B-BİRLEŞTİRİLEN BURSA 1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN ... ESAS ... KARAR SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN 1-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 35,90 TL nispi karar ve ilam harcının peşin alınan (148,50 TL + 4.166,75 TL) toplam 4.315,25 TL'den mahsubu ile artan 4.279,35 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 2-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 3-Davalı vekil ile temsil edildiğinden AAÜT'ye göre belirlenen 21.189,46 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kararın niteliği gereği kendi üzerinde bırakılmasına, 5-HMK' nın 333. Maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMKnın 341. Ve 345. Maddeleri gereğince 2 haftalık yasal süre içinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 05/07/2018
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır