İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2015/2 E. 2017/1 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2015/2
- Karar No
- 2017/1
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/438 KARAR NO : 2024/26 DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)/İstirdat DAVA TARİHİ : 06/07/2023 KARAR TARİHİ : 10/01/2024 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)/İstirdat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından ödenmiş bonoya istinaden davacı müvekkili hakkında Antalya Genel İcra Dairesi ... sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi başlatıldığını, davalının takibi haksız, yersiz ve kötüniyetli olduğunu, şöyle ki; takibe dayanak yapılan ... keşide tarihli bononun, vade tarihi boş olarak verildiğini, bononun ...-TL'lik kısmının ... tarihinde davalının ... IBAN numaralı hesabına ödendiğini, her ne kadar banka dekontunda ödemeyi yapan ... isimli şahıs ise de, adı geçenin davacı müvekkiline borcu bulunduğundan, müvekkilinin ...'dan olan bu alacağını davalı ...'a olan borcuna karşılık doğrudan davalı ... hesabına gönderilmesini istemesi üzerine, ... tarafından ...'ın yukarıda belirtilen IBAN numaralı hesabına gönderildiğini, bononun bakiye kalanının ise faiziyle birlikte davalının, eşi olan ...'ın ... IBAN numaralı hesabına ödenmesini istemesi üzerine, müvekkili tarafından bono bedeline mahsuben ... tarihinde ...-TL, ... tarihinde ...-TL ve ... tarihinde ...-TL "... ADINA SENET BEDELİ" açıklaması yapılarak davalının eşinin IBAN numarası bildirilen hesabına ödendiğini, bu suretle bono bedelinin faiziyle birlikte fazlasıyla ödendiği halde, davalının kötüniyetli olarak bonoyu müvekkiline iade etmekten kaçındığı gibi yine haksız ve kötüniyetli olarak takibe konu ettiğini, davalının 2020 yılından bu yana bonoyu takip konusu yapmayıp zamanaşımına birkaç gün kala takibe koymuş olması da bono bedelinin ödendiğinin diğer bir karinesi olduğunu, bu nedenle davalının takibe konu ettiği bono bedeli ödenmiş olduğundan, müvekkilin borçlu olmadığının tespitini talep etme zorunluluğu doğduğunu beyan ederek; müvekkilin davalıya Antalya Genel İcra Dairesi ... sayılı dosyasından borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde özetle; Davacının, haksız ve kötüniyetli olarak sırf takibi uzatmak amacıyla işbu menfi tespit davasını açtığını, davacının, icraya konu senedin hiç ödenmemiş gibi 2020 yılından itibaren faiziyle icraya konu edildiğini ve bu sebeple ödeme yapılması durumunda borçlunun mağduriyetine yol açacağını iddia ettiğini, müvekkilin bu senedi hukuka aykırı bir şekilde icraya koymasının mümkün olmadığını, söz konusu senetin hukuka uygun bir senet olduğunu, senedin aslının icra müdürlüğünün kasasında olduğunu ve senetteki imzaya ve üzerinde yazılanlara hiçbir şekilde itiraz edilmemdiğini, senetteki imzanın borçluya ait olduğu ikrar edildiği için vade tarihine bağlı işleyen hukuka uygun faizin sorumluluğunun da borçluya ait olduğunu, müvekkilin iddia edildiği gibi hukuka aykırı bir işlem ile faiz işlettiği iddiasının kabul edilemeyeceğini, ... tarihinde bu kambiyo senedine ilişkin alacağın ...-TL lik kısmının ... ... isimli bir kişinin hesabından müvekkilin hesabına gönderildiği belirtildiğini, bahsi geçen banka dekontu incelendiğinde bu gönderilen miktarın borçlu adına yapılan bir senet ödemesi olduğuna ilişkin bir delil bulunmadığını, herhangi bir açıklama yapılmadan gönderilen bu miktarın müvekkilin alacaklı olduğu senede ilişkin bir ödeme olduğu hususunun çıkarılamayacağını, davacı, ... isimli kişinin davacıya borcu olduğu için ödemeyi bu şekilde gönderdiğini belirtse de dosyada buna ilişkin açıklayacı bir delil de bulunmadığını, kaldı ki müvekkilin talimatı ile bu ödemenin yapıldığı iddia edilse de müvekkilin davacıya karşı böyle bir talebi olmadığını, davacı borçlu tarafından müvekkilin hesabına senedin ödemesi gönderilmediğini, müvekkilin eşi olan ...'ın hesabına gönderildiği belirtilen ... tarihli ...-TL, ... tarihli ...-TL, ... tarihli ...-TL ödemelerin müvekkil adına senet bedeli olarak gönderildiği iddia edildiğini, ancak davalı müvekkilin eşinin hesabına yapıldığı iddia edilen bu ödemelerin müvekkile hiçbir şekilde ulaşmadığını, bu ödemeleri kabul etmelerinin mümkün olduğunu, kaldı ki davacı ile müvekkilin eşinin bir süre beraber iş yapması sebebiyle aralarında olan bu para transferlerinin varlığının olağan olduğunu ve bu trasnferlerin sonucunda müvekkile olan borcun ödendiğini ispatlamayacağını, tanık dinlenmesine muvafakatlerinin olmadığını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, menfi tespit davası olarak açılmıştır ve davacı vekilinin ... tarihli dilekçesi içeriği gereği istirdat davasına dönüşmüştür. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında tetkik merciinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini, menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler, T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.03.2010 gün ve 2010/19-123 E. 2010/154 K; 07.12.2011 gün ve 2011/13-576 E. 2011/747 K sayılı kararında da vurgulanmıştır. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2011/19-622 esas, 2012/9karar, Tar. 18/01/2012) Borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu halde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Hakan Pencanıtez, Oğuz Atalay, Meral Sungurtekin Özkan, Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164). Yargılama aşamasında da borç ödenirse, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Antalya Genel İcra Dairesinin ... sayılı dosyası, uyap üzerinden ilişkilendirilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). Taraf kendisi tarafından ispat edilmesi gereken vakıayı ispat edemezse, karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Özetle; İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Medeni yargılama hukukunun temel amaçlarından biriside, kişiler arasında ortaya çıkan hukukî uyuşmazlıkları adil bir biçimde çözüme kavuşturmaktır. Bu temel amacın gerçekleştirebilmesi için aralarında hukukî uyuşmazlık bulunan taraflardan her birinin, kendi iddialarını doğrulayan belgeleri ve diğer delilleri ortaya koymaları ve mahkemeye sunmaları gerekecektir. Bir davada kullanılacak olan ispat araçlarının neler olduğu ise, her bir devletin milli hukuk düzeninin bir parçası olan yargılama hukuk normlarınca belirlenir. Hakkında mili hukuk sistemlerince düzenleme öngörülen ispat araçlarından birini de, ikrar oluşturur. İkrar kurumu, 6100 sayılı HMK'nın ispata ilişkin hususların da yer aldığı "İspat ve Deliller" başlığını taşıyan dördüncü kısmının, "Genel Hükümler" alt başlığını taşıyan birinci bölümünde düzenlenmiştir. İkrar bir tarafın, diğer tarafın ileri sürdüğü bir vakıanın doğru olduğunu bildirmesidir. İkrar; basit ikrar, vasıflı ikrar ve bileşik ikrar olmak üzere üçe ayrılır. İkrarın temel işlevi, kendisine konu olan vakıaları çekişmeli olmaktan çıkarması, yani karşı tarafı ( lehine ikrar yapılanı ) ispat yükünden kurtarmasıdır. Bu durum, ancak basit ikrar bakımından ortaya çıkar. Oysa, ikrar, çoğu kez basit ikrar biçiminde gerçekleşmez. İkrar eden, genelde yapmış olduğu ikrarına bir vasıf ya da vakıa ekler. Bu gibi durumların varlığı halinde, eklenen vasıf ya da vakıa bakımından ispat yükünün, ikrarına vasıf ya da vakıa ekleyene mi; yoksa ikrar edenin hasmına mı düşeceği sorunu, yargılama hukukunun çözümü yoksa ikrar edenin hasmına mı düşeceği sorunu, yargılama hukukunun çözümü gereken en temel sorunları arasında yer alır. İkrarın bölünüp bölünememesi olarak adlandırılan bu sorun, ispat dağılımı açısından büyük bir taşımaktadır.(TANRIVER, Süha., "Türk Medeni Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu", MAKALELERİM I (1985-2005), s. 1-26, 1. Baskı, 2005, Ankara). Bileşik ikrarda bulunan taraf, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıayı ikrar eder; fakat, ikrarına bu vakadan çıkan hukuki sonucu hükümlüden düşüren ( bertaraf eden ) ve bu ( ikrar edilen ) vakıadan doğumu ile ilgili bulunmayan başka bir vakıa (veya vakıalar) ekler. Bileşik ikrar, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olmak üzere kendi içinde ikiye ayrılır. İkrar türlerinin, bölünüp bölünememesi, ispat yükü anlamında önem taşır. Bağlantılı bileşik ikrarda, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında doğal bir bağlantı vardır. Somut olayda da; davalı taraf, borcun mevcudiyeti konusunda bir itirazda bulunmayıp, borcu ödediğini, yırtılmış senedin buna karine olduğunu iddia etmektedir. Menfi tespit davalarında ise davacı borçlu davalı alacaklıya borçlu olmadığını iddia ettiğinden kural olarak ispat külfeti alacaklı olduğunu iddia eden davalı üzerindedir. Ancak davacı borçlu alacağın doğduğunu kabul ederek başka bir nedenle bu alacağı doğuran hukuki işlemin geçersiz olduğunu veya alacağın son bulduğunu ileri sürmekte ise, bu iddiayı ispat yükü davacıya düşer. Kambiyo senedi düzenlendiğinde ise en önemli unsur alacağın varlığıdır. Kambiyo senetleri dayanağı hukuki işlemden bağımsız mücerret borç ikrarını içerir. Somut olayda, davacı borçlu davaya konu bonoyu ve borcu kabul etmekte, ancak ödeme iddiasında bulunarak bononun bedelsiz olduğunu ileri sürmektedir. Yani, davacı taraf, icra dosyasına konu senetten borçlu olmadığından menfi tespit/ödeme nedeniyle istirdat talebinde değil, icra dosyasına konu borç ödendiği gerekçesiyle menfi tespit/ödeme nedeniyle istirdat talebinde bulunmuştur. Buna göre; somut olayda bağlantılı bileşik ikrar vardır ve yerleşik Yargıtay kararları gereği bağlantılı bileşik ikrar bölünebilir. Bu durumda, borcu ödediğini iddia eden taraf, ödediğini ispat etmelidir(KURU/Baki// ARSLAN/Ramazan// YILMAZ/Ejder., Medeni Usul HuKuku (Ders Kitabı), Ankara 2005, s. 28-29) İspat yükü üzerinde olan bono borçlusu davacı senedin bedelsizliğine ilişkin iddiasını senede karşı senetle ispat kuralı gereği ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 201 inci maddesi uyarınca yazılı delille (kesin delille) ispatlayabilir. Burada ispat külfeti davacıdadır. Yukarıda da değinildiği üzere, ödeme iddiasını ileri süren ispat külfetini üzerine almıştır. Davacı vekili, takibe dayanak yapılan ... keşide tarihli bononun, vade tarihi boş olarak verildiğini, bononun ...-TL'lik kısmının ... tarihinde davalının ... IBAN numaralı hesabına ödendiğini, her ne kadar banka dekontunda ödemeyi yapan ... isimli şahıs ise de, adı geçenin davacı müvekkiline borcu bulunduğundan, müvekkilinin ...'dan olan bu alacağını davalı ...'a olan borcuna karşılık doğrudan davalı ... hesabına gönderilmesini istemesi üzerine, ... tarafından ...'ın belirtilen IBAN numaralı hesabına gönderildiğini, bononun bakiye kalanının ise faiziyle birlikte davalının, eşi olan ...'ın ... IBAN numaralı hesabına ödenmesini istemesi üzerine, müvekkili tarafından bono bedeline mahsuben ... tarihinde ...-TL, ... tarihinde ...-TL ve ... tarihinde ...-TL "... ADINA SENET BEDELİ" açıklaması yapılarak davalının eşinin IBAN numarası bildirilen hesabına ödendiğini, bu suretle bono bedelinin faiziyle birlikte fazlasıyla ödendiğini ileri sürmektedir. Dava dilekçesi ekinde de yer alan, ... tarafından ...'ın yukarıda belirtilen IBAN numaralı hesabına gönderildiği iddiasına bakıldığında cevap dilekçesinde de belirtildiği üzere, dekontta ödemenin takibe dayanak bono nedeniyle yapıldığına ilişkin bir ibare yoktur. Bunu ispata yarayan bir delil de mevcut değildir. Bakiye kalanının ise faiziyle birlikte davalının, eşi olan ...'ın ... IBAN numaralı hesabına ödenmesini istemesi üzerine, müvekkili tarafından bono bedeline mahsuben ... tarihinde ...-TL, ... tarihinde ...-TL ve ... tarihinde ...-TL "... ADINA SENET BEDELİ" açıklaması yapılarak davalının eşinin IBAN numarası bildirilen hesabına ödendiği iddiasına bakıldığında da ödemelerin açıkça takibe konu bono nedeniyle yapıldığı net olarak anlaşılamamaktadır. Buna ilişkin açık bir şerh yoktur. Bunu ispata yarayan bir delil de mevcut değildir. Davacı taraf, bu haliyle, dosya kapsamına göre iddiasını ispat edememiştir. Ancak, dava dilekçesinde, "yemin" deliline de dayanmıştır. İspat yükü altında bulunan tarafın başvurabileceği delillerden biri de yemin delilidir. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Bir başka deyişle; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2015/22-2376 esas, 2019/370 karar) HMK m. 226 gereği; Yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu olamaz. Somut olayda da, dava konusuna ilişkin, davalıyı/temsilcisini ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak iddialar (TCK m. 156) mevcuttur. Bu nedenle, davacıya yemin delili hatırlatılmamış, kullandırılmamıştır. Tüm dosya kapsamı, yukarıdaki açıklamalar ışığında, ispat külfeti üzerinde olan davacı iddiasını ispatlayacak deliller sunmadığından, ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Usuli bir duruma da açıklama getirmek gerekirse; "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." (T.C. Anayasa m. 141/son, HMK m. 30) Belirtmek gerekir ki, dava basit yargılama usulüne tabidir ve kanuni yetki gereği aynı duruşma tahkikat aşamasına geçilmiştir. Ayrıca, son olarak, davacının tanık dinletme beyanları konusunda açıklama yapmak gerekmektedir. Davacı vekili, ... isimli kişinin belge tanığı olarak dinleteceklerini beyan etmiştir. Dava, senetle ispat kuralına tabidir. Senetle ispat kuralının istisnaları arasında belge tanığı olunması gibi bir düzenleme yoktur. Buna benzer bir düzenleme, HMK m. 251/1,a da mevcuttur ve buna göre, bir hukuki işlemin yapılması sırasında tanık olarak bulundurulmuş olan kimse o işlemin esası ve içeriği hakkında tanıklıktan çekinemez. Düzenleme, tanıklıktan çekilememe durumunu belirtmektedir. Bu düzenlemenin değerlendirilebilmesi için tanık dinlenmesi uygun/mümkün olan bir yargılama olmalıdır ki bu hakkın varlığı tartışılabilsin. Somut olayda, tanık dinlenmesi mümkün olmadığından, muvafakat da bulunmadığından, yukarıdaki açıklama gereği tanık dinlenmesi uygun görülmemiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklanacağı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafça yatırılan 179,90 TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Hükmün tarihi ve niteliği dikkate alınarak; alınması gerekli maktu karar ret harcı olan 427,60 TL'nin, davacı tarafça başlangıçta yatırılan 2.049,30 TL'den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan harcın karar kesinleştiğinde istek halinde iadesine, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; 19.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, davalı tarafından yatırılan gider avansının aynı şekilde istek halinde iadesine, 7-Kararın, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavvcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik m. 216 gereği ve Yargıtay 1. HD'nin 2016/12476 E, 2019/2779 K sayılı emsal ilamı gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair, davacı vekili Sn. Av. ... ve davalı vekili Sn. Av. ...'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.10/01/2024 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır