İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2008/860 E. 2009/2836 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2008/860
- Karar No
- 2009/2836
- Karar Tarihi
Karar Düzeltme İsteminde Bulunan (Davacı):... Karşı Taraf (Davalı) : Danıştay Başkanlığı İstemin Özeti : Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nca verilen, Danıştay Onikinci Dairesi'nin 7.11.2002 günlü, E: 2002/3879, K:2002/3417 sayılı kararının onanmasına ilişkin 7.10.2004 günlü, E:2003/151, K:2004/773 sayılı karara karşı, davacı kararın düzeltilmesi isteminde bulunmaktadır. Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hakimi Mustafa Karabulutun Düşüncesi : Davacının, kendi şikayeti üzerine tesis edilen işlemin iptali istemiyle dava açmakta menfaatinin bulunduğu, bu nedenle karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Nazmiye Kılıç'ın Düşüncesi : Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca davacının karar düzeltme istemi kabul edilip Danıştay idari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 7.10.2004 günlü, E: 2003/151, K: 2004/773 sayılı kararı kaldırılarak dosya yeniden incelendi, gereği görüşüldü: Dava; Danıştay Başkanlığının 22.7.2002 günlü, 2002/150635 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır Danıştay Onikinci Dairesi 7.11.2002 günlü, E:2002/3879, K:2002/3417 sayılı kararıyla; davacının şikayette bulunduğu tarihte Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanı olup, daha sonra Danıştay Üyesi seçilen ... hakkındaki şikayet dilekçesinin Danıştay Başkanlığına intikal ettirildiğinin anlaşıldığı, Danıştay Başkanlığının 2575 sayılı Danıştay Kanununun 52/1-f maddesi uyarınca uygun görmesi üzerine konunun 15.7.2002 günü Başkanlar Kurulunca görüşülerek; yargı yetkisinin kötüye kullanıldığına dair somut bilgi ve belgeye dayanmayan ve yargısal faaliyetin yürütülmesi kapsamında bulunan şikayetin disiplin yönünden, Yüksek Disiplin Kuruluna intikal ettirilmesine gerek olmadığı, cezai yönden ise, soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı sonucuna varıldığı, bu kararın da 22.7.2002 günlü Danıştay Başkanlığı yazısıyla şikayetçi konumundaki davacıya bildirildiği, davacı tarafından bu kararın iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı, davacının bu işlem ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde belirtildiği anlamda menfaatinin ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinden bu davayı açmaya ehliyetinin bulunmadığı; kaldıki, Danıştay Kanununun 73. ve 75. maddelerinde Danıştay meslek mensuplarının isnat edilen hal ve hareketlerinin sabit görülmesi halinde Yüksek Disiplin Kurulunca verilecek kararlara karşı yalnızca ilgilisine dava açma hakkının tanınmış bulunduğu gerekçesiyle davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Davacı, şikayet ve itirazda bulunan kişi olduğunu, dava açmakta hukuki menfaati bulunduğunu ileri sürerek kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. Besince Daire Üyesi ...'un "2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülecek davalar sayılmış, (0 bendinde, Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile bu Kurul'un görev alanı ile ilgili Danıştay Başkanlığı işlemlerine karşı açılacak iptal davalarının Danıştay'da karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan (f) bendinde belirtilen Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararlan ile 2575 sayılı Kanun'un 73. maddesi uyarınca verilen kararlar amaçlanmış olup, somut uyuşmazlıkta disiplin kovuşturması yönünden ortada iptali istenilen Yüksek Disiplin Kurulu kararı mevcut değildir. Ceza kovuşturması yönünden ise Danıştay Başkanı tarafından verilmiş "Ceza soruşturması başlatmama karan" bulunduğundan, konunun 24/f bendi kapsamında değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle, uyuşmazlığın görümü ve çözümünün İdare Mahkemesi'nin görev alanına girmektedir." yolundaki usule ilişkin ayrışık oyuna karşılık, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Danıştay'ın görevinde olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, işin esasına geçildi. 2577 sayılı Yasa'nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Yasa'nın 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri; a) görev ve yetki b) idari mercii tecavüzü c) ehliyet d) idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı e) süre aşımı f) husumet ve g) 3. ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla incelenmekte, ilk inceleme sonucunda dilekçelerde yasaya aykırılık görülürse 15. maddedeki kararlardan biri verilmekte, yasaya aykırılık görülmediği takdirde dosya tekemmüle tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri davacının objektif ve sübjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştay'ın istikrar bulan kararlarına göre, davacının sübjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari işlemin davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, bir idari faaliyet ile dava açma ciddiyetini sağlamaya yetecek ölçüde muhatap olup, menfaat ilgisini kuran kişi ve kuruluşlar, söz konusu faaliyetle ilgili idari işlemlerin iptali istemiyle dava açabilirler. Dava dosyasının incelenmesinden; Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü, Başkontrolörü olan davacı tarafından, ... Sanayi A.Ş.'nin Katma Değer Vergilerini beyan etmediğini belirterek 10.2.1995 tarihinde bu konuda inceleme yapılması önerisinde bulunduğu halde bu raporun gereğinin ilgili Maliye Bakanlığı personelince yerine getirilmemesi nedeniyle görevlerini kötüye kullandıkları iddia edilerek Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, Cumhuriyet savcılığınca konunun Maliye Bakanlığına intikali sonucu 15.12.2000 günlü Maliye Bakanlığı işlemiyle; ilgililer hakkında suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilerek soruşturma izni verilmediği, davacının bu karara karşı şikayetçi sıfatıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itirazda bulunduğu, Bölge İdare Mahkemesinin 27.4.2001 günlü, E;2001/131, K:2001/405 sayılı kararıyla itirazının reddedildiği, bunun üzerine Bölge İdare Mahkemesi Başkan ve üyeleri hakkında Adalet Bakanlığına şikayette bulunulduğu, Adalet Bakanlığınca sözkonusu kararda Bölge İdare Mahkemesi Başkanı olarak imzası bulunan ...'in halen Danıştay Üyesi olması nedeniyle şikayet dilekçesinin Danıştay Başkanlığına intikal ettirildiğinin anlaşıldığı, Danıştay Başkanlığının 2575 sayılı Danıştay Kanununun 52/1-f maddesi uyarınca uygun görmesi üzerine konu 15.7.2002 günü Başkanlar Kurulunca görüşülerek; yargı yetkisinin kötüye kullanıldığına dair somut bilgi ve belgeye dayanmayan ve yargısal faaliyetin yürütülmesi kapsamında bulunan şikayetin disiplin yönünden Yüksek Disiplin Kuruluna intikal ettirilmesine gerek olmadığı, cezai yönden ise soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı sonucuna varıldığı, bu kararın da 22.7.2002 günlü Danıştay Başkanlığı yazısıyla şikayetçi konumundaki davacıya bildirilmesi üzerine davacı tarafından bu işlemin iptali istemiyle davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının şikayet dilekçesi üzerine dava konusu işlemin tesis edildiği dikkate alındığında, işlemle davacı arasında menfaat ilgisinin kurulduğu, dolayısıyla davacının kendi başvurusu üzerine tesis edilen işlemin iptali istemine ilişkin davada, sübjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Ayrıca, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 22.10.2009 günlü, E:2006/4597, K:2009/1790 sayılı ve 22.10.2009 günlü, E:2009/230, K:2009/1797 sayılı kararlarıyla, gerek ilgililerin şikayeti üzerine hakim ve savcılar hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin gerekse şikayet dilekçesinin işleme konulmamasına ilişkin işlemlerin hukuki sonuç doğuran, kesin ve yürütülmesi gerekli, idari davaya konu edilebilecek bir idari işlem olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla, uyuşmazlık konusu Danıştay Başkanlar Kurulu Kararının bildirimine ilişkin Danıştay Başkanlığı işlemi de idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gereken idari bir işlem niteliğindedir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Danıştay Onikinci Dairesi'nin 7.11.2002 günlü, E: 2002/3879, K: 2002/3417 sayılı kararının bozulmasina, işin esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın Dairesine gönderilmesine, 10.12.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Dava konusu işlemin, idarî davaya konu edilebilecek nitelikte bir işlem olmaması nedeniyle davanın esasına girilerek iptal davası biçiminde görülüp çözümlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle, davacının temyiz isteminin belirtilen gerekçeyle reddi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Davacı tarafından iptali istenilen Danıştay Başkanlığı'nın 22.7.2002 günlü, 2002/150635 sayılı işlemi; Başkanlar Kurulu'nun 15.7.2002 günlü kararının bildirimine ilişkindir. Başkanlar Kurulu anılan kararıyla, davacının şikayette bulunduğu Danıştay Üyesi ... hakkında disiplin ve ceza soruşturması başlatılmasına gerek görmemiş, disiplin soruşturması yönünden konuyu Yüksek Disiplin Kurulu'na iletmemiş, ceza soruşturması yönünden soruşturmanın başlatılmasına gerek olmadığı yönünde Danıştay Başkanı'na görüş bildirmiştir. Danıştay meslek mensupları hakkında yapılacak disiplin kovuşturması, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Altıncı Bölümünde düzenlenmiş; Kanun'un 67. maddesinde, disiplin kovuşturmasını gerektirecek hal ve hareketler sayıldıktan sonra, 68. maddesinde konunun Yüksek Disiplin Kurulu'na intikal ettirilmesinin Başkanlar Kurulu'nun takdirinde olduğu belirtilmiş, aynı Kanun'un 69. maddesinde, konunun Yüksek Disiplin Kurulu'na iletilmesinden sonra eldeki bilgi ve delillere ve isnat olunan hal ve hareketin niteliğine göre disiplin kovuşturması yapılmasına Yüksek Disiplin Kurulu'nca karar verileceği hükme bağlanmıştır. Danıştay meslek mensupları hakkında ceza kovuşturması yapılmasının usul ve esasları ise 2575 sayılı Kanun'un Yedinci Bölümü'nde düzenlenmiş, konusu suç teşkil eden bir eylem nedeniyle yapılacak soruşturmanın 76. madde çerçevesinde Danıştay Başkanı tarafından verilecek soruşturma emri ile başlatılması öngörülmüştür. Belirtilen kurallar uyarınca, Danıştay meslek mensupları hakkında yapılacak bir disiplin soruşturmasının Yüksek Disiplin Kurulu'nca, ceza soruşturmasının ise Danıştay Başkanı'nca başlatılması esastır. Danıştay Başkanlar Kurulu tarafından, Danıştay meslek mensupları hakkında yapılan bir şikayetin Yüksek Disiplin Kurulu'na iletilmesine gerek olmadığı yönünde verilen kararın idari bir işlem niteliğini taşıdığı açıktır. Zira, bir sonraki aşamada Yüksek Disiplin Kurulu tarafından kullanılan takdir, henüz bu aşamada kullanılmamış "soruşturma sürecinin başlatılıp başlatılmaması" noktasında herhangi bir karar alınmamıştır. Dava konusu işlemin ceza soruşturması başlatılmamasına ilişkin kısmına gelince; Ceza soruşturmasının başlangıcını oluşturan "soruşturma izni"; Türk Ceza Kanunu'na göre suç teşkil eden bir eylemin işlendiğine ilişkin iddianın soruşturulması ya da soruşturulmaması sonucunu doğuran bir karardır. Bir suç isnadının söz konusu olduğu durumda iddiaların soruşturmaya konu edilmesi ya da edilmemesi, ceza yargılamasına yönelik bir takdirin kullanılmasıdır. Yetkili makam takdirini kullanırken isnadın niteliğini, faaliyetin yürütülmesinden kaynaklanan eylemin suç teşkil edip etmediğini, kanıtların mevcudiyetini ve hukuken geçerliliğini göz önünde bulundurur. Bu noktada, yetkili makamın konuya ilişkin takdirinin idari görev kapsamında değerlendirilmesi mümkün görülemez. "Soruşturma izni verilmemesine ilişkin işlemin iptal davasına konu edilmesi gerektiği" yolundaki görüşün altında, konusu suç teşkil eden bir eylemin cezasız kalacağı endişesi yatmaktadır. Oysa, suç teşkil eden eylemin dava zaman aşımı süresi içinde yeni delillerle soruşturmaya konu edilmesine yasal engel bulunmadığı gibi; soruşturma izni vermeyen amir hakkında suç duyurusunda bulunulması ve hatta tazminat davası açılması da mümkündür. Soruşturma açılmasına veya açılmamasına karar vermek usul kanunlarında yer alan hususlardandır. Adli düzenin sağlanmasına yönelik işlem özelliği taşıyan' ve ceza yargılamasının bir parçası olarak nitelendirilen bu işlemlere karşı idari yargıda dava açılması mümkün değildir. Öte yandan, soruşturma izni verilmemesine ilişkin işlemin yargısal denetime konu edilmesi, idari yargılama süreci içinde bazı problemlere de neden olabilir. Mahkemece verilen iptal kararının temyizen incelenmesi aşamasında bozulması ya da sonraki yargı sürecinde farklı bir sonuca ulaşılması halinde, Mahkeme kararı üzerine başlatılan soruşturmanın veya soruşturma sonucu açılan kamu davasının sona erdirilmesi olanaksızdır. Bir başka ifade ile ceza yargılamasının görev alanına giren sürecin idari yargı kararı ile durdurulması ve geri çekilmesi söz konusu olamaz. Ceza yargılaması sadece mağdurun değil muhbirin suç duyurusu üzerine de başlatabilmektedir. Özellikle muhbirler yönünden ortada menfaat ihlali söz konusu olmadığından soruşturma izni verilmemesi halinde muhbirler tarafından İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca iptal davası açma olanağı da bulunmamaktadır. Diğer taraftan, suç isnat edilen kişi hakkında dava zamanaşımı süresi içinde her zaman ceza davası açılması mümkün iken, soruşturma izni verilmemesine ilişkin işlemin idari yargı denetimine tabi tutulması halinde, bu işleme karşı 60 gün içinde dava açılması mümkün olacaktır. Bu noktada, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 10 uncu maddesi çerçevesinde yetkili amire soruşturma izni verilmesi konusunda her zaman başvuruda bulunulabileceği ileri sürülebilirse de; ceza yargılama sisteminde belirli suçlara karşı belirli süre içinde dava açılabileceği dikkate alındığında anılan 10 uncu madde kapsamında yeni elde edilen kanıtlarla her zaman dava açılmayacağının da kabulü gerekir. Sonuç itibariyle, soruşturma izni verilmemesi tamamen ceza yargılamasına ilişkin bir konudur. Kanun koyucunun özel usul kuralları ile düzenlediği bu alanda idari yargılama usulü kuralları uygulanarak, soruşturma süreci başiatılamaz. Bu bağlamda, 2575 sayılı Kanun'un 52/f bendi kapsamında Başkanlar Kurulu tarafından Danıştay Başkam'na verilen görüş çerçevesinde kurulan ceza soruşturması başlatılmaması kararının idari bir işlem niteliğini taşıdığından söz etmek mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle, kararın disiplin soruşturmasına ilişkin kısmına katılmakla birlikte, ceza soruşturmasına ilişkin kısmına iptali istenilen işlemin "yargı kararının hazırlığı niteliğinde bir işlem" olduğu, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın esasına girilerek iptal davası biçiminde görülüp çözümlenmesinin mümkün bulunmadığı görüşü ile karşıyım. KARŞI OY XXX- Davacının karar düzeltme dilekçesinde öne sürülen hususlar Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 7.10.2004 günlü, E:2003/151, K:2004/773 sayılı kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, istemin reddi oyuyla, karara karşıyım.