İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2009/230 E. 2009/1797 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2009/230
- Karar No
- 2009/1797
- Karar Tarihi
Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) :... Karşı Taraf (Davalı) : Adalet Bakanlığı İstemin Özeti : Ankara 6. İdare Mahkemesinin 20.6.2008 günlü, E:2008/857, K:2008/1118 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacı tarafından istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Ankara 6. İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi Muhsin Yıldız'ın Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Beşinci Daire kararı doğrultusunda bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı İsa Yeğenoğlu'nun Düşüncesi: Dava, Cumhuriyet Savcısı hakkında yapılan şikayet üzerine Adalet Bakanlığınca işlem yapılmasına gerek görülmediği yolunda tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davanın incelenmeksizin reddi yolundaki kararın Danıştay'ca bozulması üzerine temyize konu İdare Mahkemesi kararı ile incelenmeksizin ret hükmünde ısrar edilmiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 82. maddesinin birinci fıkrası ile, hakim ve savcıların ,görevden doğan ve görev sırasında işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruşturma yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlanmıştır. Anılan yasal düzenlemeye göre, Cumhuriyet Savcısı hakkında inceleme ve soruşturma yapılabilmesi davalı idarenin izin vermesi halinde olanaklıdır. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde,"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir."kuralı yer almış; 125. maddesinde de, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu kurala bağlanmıştır. Anayasanın 36. maddesinde yer verilen iddia ve savunma hakkı, birbirini tamamlamakta ve birbirinden ayrılmaz niteliğiyle de hak arama hürriyetine temel oluşturmaktadır. Önemi nedeniyle hak arama hürriyeti, yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil, aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Çağdaş bir hukuk düzeninde bu hakkın kullanılması, olabildiğince kolaylaştırılmalı; olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır. Anılan Anayasa hükümleri, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan ve "Hukuk Devleti"nin vazgeçilmez ilkelerinden olan "hak arama özgürlüğü", "adil yargılanma hakkı" ve "mahkemeye başvuru hakkı" ilkeleri ile doğrudan ilgili olup , sözkonusu temel haklara anayasal bir değer yüklediği açıktır. Buna göre, tarafsızlığı ve bağımsızlığından kuşku duyulmayacak şekilde oluşturulmuş bir mahkemeye başvuru olanağının tanınmadığı bir idari rejimde "adil yargılanma ilkesi"nin varlığından sözedilemez. Diğer yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde, idari işlemlere karşı yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. İdari işlem, idari makamların kamu gücü ve kudreti ile hareket ederek, kamu hukuku alanında yaptığı tek yanlı, kesin ve doğrudan uygulanabilir nitelikteki işlemidir. İdari işlemin en belirgin özelliği, ilgilinin isteğine bağlı olmaksızın, idarenin tek yanlı iradesi ile ilgilinin hukuksal durumuna etki yapabilmesidir. İdarenin kişilerle olan ilişkilerinde kamu gücü ve kudretini kullanarak hareket etme üstünlük ve ayrıcalığına sahip bulunmasına karşılık, kişiler için tek güvence "etkin bir yargısal denetim"in varlığıdır. Olayda, davacının Niğde Cumhuriyet Savcısı A.T. hakkında şikayette bulunması üzerine "işlem yapılmasına gerek görülmediği" yolunda tesis edilen işlemin, davalı idarece kamu gücü kullanılarak takdir yetkisi içinde tesis edilmesi ve hukuksal sonuç doğurması nedeniyle tüm unsurları ile bir idari işlem olduğu, başka bir idari birim veya yargı merci tarafından incelenmesinin mümkün olmadığı ve bu nitelikte bir işleme karşı yargı yolunu kapatan bir yasa hükmü bulunmadığı dikkate alındığında, Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti"ni düzenleyen 36. maddesi ile 125. maddesinin "idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu" kuralı uyarınca, bu işlemin idari yargıda dava konusu edilebileceği doğaldır. Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince bozma kararına uyulmayarak davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığından anılan ısrar kararının bozulmasına karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, davacının bir Cumhuriyet Savcısı hakkında vermiş olduğu şikayet dilekçesinin işleme konulmamasına ilişkin Adalet Bakanlığınca tesis edilen 26.5.2006 günlü, 022279 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Ankara 6. İdare Mahkemesi'nin 5.10.2006 günlü, E:2006/2358, K:2006/1804 sayılı kararıyla; dava konusu işlemin, soruşturma açılmamasına ilişkin bir karar olması nedeniyle ceza yargılamasına yönelik hazırlık işlemlerinden olduğu, bu işlemlerin idari işlem niteliğini taşımadığı ve iptal davasına konu edilemeyeceği gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Anılan kararın davacı tarafından temyiz edilmesi sonucu Danıştay Beşinci Dairesinin 1.6.2007 günlü, E:2007/63, K:2007/2777 sayılı kararıyla; davacının bir yargı mensubu hakkındaki şikayet dilekçesinin dava konusu işlemle 2802 sayılı Yasa'nın 97/d. maddesi uyarınca işleme konulmaması üzerine davanın açıldığının anlaşıldığı; takdir yetkisi kullanılarak tesis edilen Bakanlık işleminin, yargı yolu kapatılmamış tüm idari işlemler gibi açılan bir dava sonunda amaç yönü ile hukuka uygunluğunun denetlenebilmesinin Anayasa ve 2577 sayılı Yasa gereği olduğu ve sözü edilen denetimin ancak idari yargı yerlerince yapılacağının açık olduğu; bu durumda, davacının şikayet dilekçesinin işleme konulmamasına ilişkin idari işleme karşı açılan davada işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken sözü edilen işlemin şikayet üzerine ilgili yargı mensubu hakkında soruşturma açılmamasına yönelik bir işlem olduğu nitelemesi yapılarak bu işlemin idari davaya konu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş ise de; İdare Mahkemesi bozma kararına uyduğunu belirtmek suretiyle şikayet dilekçesinin işleme konulmamasına yönelik işlemin de idari davaya konu olabilecek nitelikte kesin ve îcrai mahiyetinin bulunmadığı gerekçesiyle yeniden davanın incelenmeksizin reddi yolunda karar vermiştir. Davacı, Ankara 6. İdare Mahkemesinin 20.6.2008 günlü, E:2008/857, K:2008/1118 sayılı kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. İdare Mahkemesince verilen ilk kararda dava konusu işlemin nitelemesi yapılırken, davacının şikayeti üzerine ilgili yargı mensubu hakkında soruşturma açılmamasına yönelik bir işlem olduğu belirtilerek, bu işlemin ceza yargılamasının hazırlık işlemi niteliğinde bulunduğu ve idari davaya konu edilemeyeceği gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddi yönünde hüküm kurulmuş, Danıştay Beşinci Dairesince ise dava konusu işlemin, davacının şikayeti üzerine soruşturma izni vermemeye ilişkin bir işlem olmayıp şikayet dilekçesinin işleme konulmamasına yönelik bir işlem olduğu ve idari davaya konu edilebileceği gerekçesiyle bu karar bozulmuştur. Bu kez İdare Mahkemesi, Danıştay Beşinci Daire kararına uyduğunu belirterek dava konusu işlemin, dilekçenin işleme konulmamasına yönelik bir işlem olduğu yönündeki Beşinci Daire kararındaki gerekçeye uymakla birlikte bu işlemin de idari davaya konu olmayacağı gerekçesiyle davanın yine incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Danıştay Beşinci Dairesinin kararı, işlemin nitelemesinin değiştirilmesinin yanı sıra dilekçenin işleme konulmamasına yönelik işlemlerin idari davaya konu olabileceği ve işin esasının incelenmesi gerektiğine yönelik olmasına karşın, İdare Mahkemesince Daire kararının bu yöndeki bozma gerekçesine uyulmadığı anlaşıldığından, İdare Mahkemesi kararının bir ısrar kararı niteliğinde olduğu sonucuna varılarak, işin esasının incelenmesine geçildi: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 144. maddesinde, "Hâkim ve Savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırabilir."; 159. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin veya bir hâkimin veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar. Ayrıca Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükümlerine yer verilmek suretiyle hakim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturmanın Adalet Bakanlığı'nın izni ile yapılacağı öngörülmüş, ancak yapılacak soruşturmanın sonucunun değerlendirilmesinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılacağı belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa'nın 74. maddesinde vatandaşların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahip oldukları, kendileriyle ilgili başvurmaların sonucunun gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirileceği öngörülmüş; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 82. maddesinin birinci fıkrasında, hakim ve savcıların görevden doğan ve görev sırasında işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığı'nın iznine bağlı olduğu, 87. maddesinde; hakim ve savalar hakkında tamamlanan soruşturma evrakının Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderileceği, bu Genel Müdürlük tarafından yapılacak inceleme sonucunda düzenlenecek yazı üzerine kovuşturma yapılmasına veya disiplin cezası uygulanmasına gerek olup olmadığının Bakanlıkça takdir edilerek evrakın ilgili mercilere gönderileceği veya işlemden kaldırılacağı hükme bağlanmış, aynı Yasa'nm 89. maddesinde de, "Hakim ve Savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine, en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez kuruluşunda görevli hakim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir " hükme bağlanmış, 97. maddesinde ise; "Hakim ve savcılar hakkında; a) Belli bir konuyu içermeyen veya somut delile dayanmayan, b) c) Başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ile iş veya yerleşim yeri adresi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası bulunmayan, d) c) Daha önceden şikayet konusu yapılıp sonuçlanan hususlarda yeni delil içermeyen, d) Kanun yollarına başvuru sebebi olarak ileri sürülebilecek veya hakimlerin yargı yetkisi ve takdiri kapsamında kalan hususlara ilişkin bulunan, e) f) Akıl hastalığı sebebiyle vesayet altına alınanlar ile henüz vesayet altına alınmamış olmakla birlikte bu hastalığa duçar oldukları sağlık kurulu raporu ile belirlenenlerce verilmiş olan, g) İhbar ve şikayetler işleme konulmaz. Ancak (b) bendinde yazılı şartları taşımayan ihbar ve şikayetlerin somut delillere dayanması durumunda, konu hakkında gerekli araştırma ve inceleme yapılır." hükmü yer almıştır. Değinilen hükümlerin birlikte incelenmesinden; hakim ve savcılar hakkında yapılan ihbar ve şikayetlerden 97. maddede belirtilen nitelikte olanlarının Bakanlıkça işleme konulmayarak reddedileceği, bunun dışındaki ihbar ve şikayetler üzerine ise öncelikle adalet müfettişi vasıtasıyla veya incelenecek hakim ve savcıdan daha kıdemli bir hakim ve savcı tarafından inceleme yapılacağı, bu incelemenin sonucuna göre gerekirse soruşturma aşamasına geçileceği, gerek görülmezse inceleme yapılmakla yetinileceği anlaşılmaktadır. Olayda, davacının bir Cumhuriyet Savcısı hakkındaki şikayet dilekçesinin dava konusu işlemle 2802 sayılı Yasa'nın 97. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca işleme konulmaması üzerine bakılan dava açılmıştır. İdari bir makam tarafından idare işlevine (idare hukuk alanına) ilişkin olarak tesis edilen tek yanlı, icrai nitelikteki işlemler idari işlem olarak tanımlanmakta olup idari işlemlerin iptali istemiyle açılan iptal davalarının görüm ve çözümü idari yargı mercilerinin görev alanı içinde bulunmaktadır. Hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki ihbar ve şikayetlerin 2802 sayılı Yasa'nın 97. maddesi kapsamına girdiğinden bahisle işleme konulmamasına ilişkin işlemlerin, yargı alanına ilişkin olmayıp Adalet Bakanlığının idare hukuku alanında tesis ettiği tek yanlı, icrai nitelikteki idari işlemler olduğunda duraksama bulunmamaktadır. İdari bir faaliyet olan inceleme ve soruşturmanın yolunu kapatan bu işlemlerin idari yargı merciilerince hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmasının, Anayasa'nın Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk Devleti olduğunu öngören 2., idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu hükme bağlayan 125., ve "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddelerinin bir gereği olduğu açıktır. Öte yandan, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 22.10.2009 günlü E:2006/4597, K:2009/1790 sayılı kararı ile, Adalet Bakanlığının soruşturma ve kovuşturma izni vermeyen kararlarının da idari yargı mercilerinin yargısal denetimine tabi olduğuna karar verilmiş bulunmaktadır. Bu durumda, davacının şikayetinin işleme konulmamasına ilişkin idari işleme karşı açılan davada, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, sözü edilen işlemin idari davaya konu olamayacağı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Ankara 6. İdare Mahkemesince verilen 20.6.2008 günlü, E:2008/857, K:2008/1118 sayılı kararın bozulmasina, işin esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 22.10.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.