İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2005/8774 E. 2015/6994 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2005/8774
Karar No
2015/6994
Karar Tarihi

T.C. GAZİANTEP 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO :.... KARAR NO : .... HAKİM : .... KATİP :.... DAVACI : .... VEKİLİ : .... DAVALI : .... VEKİLİ : .... DAVA : Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/02/2022 KARAR TARİHİ : 14/06/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/07/2023 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ; İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından müvekkil aleyhine Gaziantep İcra Dairesi'nin 2021/ esas sayılı dosyası ile faturalara dayalı olarak icra takibi başlatıldığını, müvekkilin itiraz süresini kaçırması nedeni ile takibin kesinleştiğini, ve müvekkilin tüm banka hesaplarına bloke konulduğunu, icra takip dosyasına dayanak yapılan faturaların dava dışı .... .... Medikal Tıbbi Ürünler San. Ve Tic. Ltd. Şti. Adına düzenlenmiş olduğunu, müvekkil şirketin davalıya herhangi bir borcu olmadığı gibi davalının dayandığı faturaların, faturaların kesildiği dava dışı şirketin de müvekkille ilgisinin bulunmadığını, müvekkil şirket ile alacaklı olduğunu iddia eden yan arasında hiç bir ticari veya hukuki ilişki olmadığını, tüm bu nedenlerle müvekkilinin anılan icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespit edilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Takibe dayanak faturalardaki borçlu şirket muvazaalı olarak faaliyetlerinde davalı şirket üzerinden devam etmekte olduğunu ve taraflar arasında organik bağ olduğunu, müvekkil tarafından 07/08/2015 tarih ve 2.916,00 TL miktarlı, 17.10.2015 tarih ve 3.883,46 TL miktarlı ve 13.11.2015 tari 12.559,21 TL miktarlı faturalara dayalı olarak Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2020/6238 e sayılı dosyası ile Dava Dışı .... .... Tıbbi Ürünler Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'ne takibe geçildiğini, geçilen takip ile birlikte yapılan sorgulamalarda ve bankalara gönderilmiş olan haciz müzekkeresi neticesinde söz konusu dosya borçlusunun herhangi bir mal varlığının olmadığını ve şirketin içinin tamamen boşaltıldığını, yapılan araştırmalarda borçlu şirketin fazlaca icra dosyasından borçlu olduğunu ve bu dosyalardan hiçbir şekilde tahsilat yapılamadığını ve dosyaların sonuçsuz kaldığının görüldüğünü, borçlu dava dışı .... .... Tıbbi Ürünler Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'ne ilişkin yapılan Mernis sisteminden ve Ticaret Sicil Gazetesi araştırmalarından borçlu şirketin halen 900.000 TL sermayeli ve aktif bir şirket olduğu ve süresiz yetkili olarak .... .... Müdür olduğunun tespit edildiğini, bu doğrultuda yapılan sorgulamalar ve araştırmalarda davacı .... Sağlık İş Güvenliği Eğitim ve Dış Tic.ltd. Şti.'nin de süresiz yetkilisinin de .... .... olduğu ve aralarında hukuki ve fiili ilişki olduğunun tespit edildiğini, tüzel kişilik perdesi üzerinden bir şirketten borçlanılırken ve icra takipleri bu şirket yönünden sonuçsuz ve semeresiz kalırken diğer süresiz yetkilisi aynı olan davacı şirket üzerinde mal varlığı bulunmakta ve takiplerden sonuç alınmakta olduğunu, .... .... adlı şirket faaliyetlerine davacı şirket üzerinden devam etmekte olduğunu, tüm hususlarla birlikte şirketler arasındaki hukuki fiili ilişkinin varlığı, ortaklarının ve süresiz temsile yetkili müdürlerinin aynı olması, davacı yanın borztan sorumlu olmadığını iddia etmesi açıkça usul, yasa ve hakkaniyete aykırı olduğunu ve açılmış olan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: 1-Tarafların iddia ve savunmaları, 2-Celp edilen kurum cevabi yazıları, 3-Tanık beyanları, 4-İlgili yasal mevzuat ve yargısal kararlar, HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE : Dava Nevi İtibari İle Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) İstemine İlişkindir. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuki normların tespiti; Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323). Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hukuk niteliği bakımından değerlendirme; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105). Tüzel kişiliğin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir (Antalya, Gökhan: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, C. I, Ankara, 2011, s. 468.). Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir (Akıncı, Şahin: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 27, S. 3, 2019, s. 653.). Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir (Öztek/Memiş, s. 199.). Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır (Tekinalp, Gülören/Tekinalp, Ünal: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan, 1995, s. 399.). Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210.). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde; şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı hâlinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hâlinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep hâlinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır (Öztek/Memiş, s. 210.). Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması ve organik bağa ilişkin Yargıtay kararları bakımından yapılan değerlendirme; Bir hâkim şirkete bağlı olmayan şirketler arasındaki perdenin kaldırılmasına örnek teşkil edebilecek bazı Yargıtay kararları şöyledir: Yargıtay 19. HD. 15.05.2006 T., 2005/8774 E., 2006/5232 K sayılı ilamında; "Ege AŞ ve Ege Ltd. Şti.’nin ortaklarının ve yöneticilerinin aynı olması ayrıca aynı iş kolunda faaliyet göstermeleri sebebiyle ayrı tüzel kişilik savunmasına itibar etmemiş ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına şu ifadelerde hükmetmiştir: “her iki davalı farklı tüzel kişilik gibi görünse de bunun biçimsel olarak ele alınamayacağı, uyuşmazlığın iktisadi ve ticarî boyutları ile değerlendirilmesi gerektiği, her iki şirket arasındaki iktisadi özdeşlikten hareketle, sadece anılan şirketlerin hukukî anlamda farklı tüzel kişiler olmalarına dayanan Ege A.Ş.’nin savunmalarının geçerli olmayabileceği, söz konusu şirketlerin aynı ve tek kişi olarak kabul edilmelerinin gerekli olduğu” denilmiştir. Yargıtay 11. HD. 15.5.2015 T., 2015/1370 E., 2015/6994 K. Sayılı bir başka kararda off-shore bankacılığının yapıldığı hallerde de tüzel kişilik perdesini çapraz olarak kaldırmak suretiyle bir bankanın borcundan dolayı başka bir bankanın sorumlu olduğuna ilişkin şu ifadelere yer vermiştir: “Mahkemece yatırılan mevduatın aslında off-shore bankasına fiilen gönderilmediği, banka ile organik bağı bulunan çeşitli şirketlere kredi vermek suretiyle tüketildiği, bu hali ile güven kurumu olan bankanın bu durumu bilerek yönlendirdiği, her iki bankanın sahip, kurucuları ve yöneticilerinin aynı kişilerden oluşması nedeniyle tüzel kişilik perdesinin aralanarak, üzerine düşen bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen mudiyi yönlendiren . A.Ş'nin sorumlu olduğu, yatırılan mevduatın davacıya faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulü ile 11.565,00 ABD Dolarının ban- kaya yatırıldığı 26.11.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın4/a maddesi gereğince işleyecek faizi ile birlikte davalı ING Bank A.Ş'den alınarak davacıya ödenmesine dair verilen karar davalı Banka vekili ile fer'i müdahil vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 02/10/2014 tarihli kararı ile düzeltilerek onanmıştır.” denilmiştir. Perdenin çapraz kaldırıldığı bir başka Yargıtay 7. HD. 11.6.2013 T., 2012/3251 E., 2013/8880 K. Sayılı kararında “Dosya içeriğindeki belgelerden davacı şirket temsilcisi ve borçlu şirket temsilcisinin baba-oğul oldukları aralarında organik bağ bulunduğu, davacı üçüncü kişi şirketin borçlu adresinde kurulduğu ve şirket temsilcisi E. B.'un bu sırada 16 yaşında olduğu, borçluya ait Silivri'de bulunan işyerinde 18.9.2009 tarihinde yapılan hacizde de üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunduğu davacı tarafından sunulan faturaların borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıdıkları” gerekçesiyle üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davasında, davacı ile borçlunun farklı tüzel kişilikler olmalarına rağmen, aralarındaki organik bağdan da hareketle, tüzel kişilik perdesini kaldırarak, sanki borçlu ile istihkak iddiasını ileri süren davacı aynı tüzel kişilikmiş gibi karar vermiştir . Yargıtay 11. HD., E. 2016/12464 K. 2016/8801 T. 14.11.2016 ilamında “Gerçekten de, dosya kapsamından, asıl borçlu şirket ile ihtiyati hacze itiraz eden şirket ortaklarının farklı olduğu, şirket merkezlerinin ve adreslerinin aynı olmadığı, asıl borçlu şirketin taşınmazı ile aracının ihale ve icra yoluyla ihtiyati hacze itiraz eden şirket tarafından satın alındığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları karşısında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması noktasında yaklaşık ispatın gerçekleşmediği göz önüne alınarak, sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bütün bu hususlar değerlendirilmeden yazılı şekilde ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.” denilmiştir. Anılan kararlarda da görüldüğü üzere Yargıtay da perdenin kaldırılması için ya bir iktisadi bütünlük yahut da bir organik bağ aramaktadır. Yargıtay tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin uyuşmazlıklarda sıklıkla organik bağ kavramına yer vermektedir. Organik bağın varlığından söz edildiğinde iki tüzel kişilik arasında iktisadi veya ticari bir bağımlılık, birlikte hareket etme ve aynı kaderi paylaşma söz konusudur. Organik bağın mevcut olduğuna delalet eden kıstaslar şunlardır : 1. Borçlu şirkete ait bir kısım belgelerin davalı şirketin işyerinde bulunması, 2. Borçlu şirket ile davalı şirket arasında devir ilişkisinin olması, 3. İki şirketin aynı merkezden idare edilmesi, 4. Farklı şirketler kurularak, farklı tüzel kişiliklerin çatısı altında dolandırıcılık yapılması (borçlu şirket adına işlemler yapılması ve fakat bu şirketin içi boşaltılarak başka bir şirket adına malvarlığı edinilmesi), 5. İki şirketin faaliyet alanlarının ve müşteri çevrelerinin aynı olması, 6. İki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olması, 7. Şirket yöneticilerinin aynı olması, 8. Ortaklar arasındaki akrabalık ilişkisi, 9. Borçlu şirket temsilcisi ile davalı şirket temsilcisinin baba oğul olması, 10. Şirketler arasındaki iktisadi bütünlük, 11. Haciz mahalline gidildiğine borçlu şirket temsilcisinin kasada otururken görülmesi, 12. Borçlu şirketin levhasının haciz adresinin girişinde bulunması, 13. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıkların birbirine karışması, 14. Yetersiz sermaye ve özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli olarak üçüncü kişileri zarara uğratması, 15. Şirketler arasında muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması. Bu şartlardan yalnızca birinin tespit edilmesi organik bağın varlığından söz edilmesi için yeterli olmayacaktır. Her somut olayda şartlara özgü değerlendirmeyi gerektiren bu husus açısından önemli olan organik bağın tanışıklık, birlikte iş yapma, vekalet verme, bir şirketin ortaklarından birinin babasının diğer şirkete ortak olması, dış dünyada tek bir şirket gibi görünme, davalıların tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hale getirme gibi hallerin organik bağın tespiti için yeterli olmadığıdır. Somut olayda ispat yükü bakımından yapılan değerlendirme; Davanın bir menfi tespit davası olduğu ve menfi tespit davasında ispat yüküne dair açıklamalardan da anlaşılacağı üzere kural olarak menfi tespit davasında ispat yükü davalı alacaklıdadır. Davalı alacaklı, davacı ile dava dışı .... .... Medikal Tıbbi Ürünler San. ve Tic. Ltd. Şti.'nden alacaklı olduklarını ve davacı borçlu ile dava dışı firma arasında organik bağ bulunduğunu tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak dava dışı firmanın borcundan kaynaklı olarak davalının sorumlu tutulması talep etmektedir. Davalı alacaklının iddiasının dinlenebilmesi için öncelikle dava dışı firmadan alacaklı olduğunu ispat etmek zorunda olduğunda kanaat edinilmiştir. Davacının dava dışı firmadan alacaklı olup olmadığını tespit edebilmek için mahkememizin 07/11/2022 tarihli duruşmasında davalı alacaklıya ticari defterlerini ibraz etmek üzere kesin süre verilmiştir. Davacı vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu 21/11/2022 tarihli beyan dilekçesi ile ticari defterlerin saklama süresi olan 5 yıl sonunda imha edildiğini mahkememize bildirmiştir. Bu noktada ticari defterlerin saklama süresi ve delil niteliği bakımından değerlendirme yapılması gerekecektir. Ticari defterleri saklama süresi ve delil niteliği bakımından yapılan değerlendirme; TTK'nun 82'nci maddesi 5'inci fıkrası; "Birinci fıkranın (a) ilâ (d) bentlerinde öngörülen belgeler on yıl saklanır." şeklinde düzenlenmiştir. TTK'nun mezkur düzenlemesine göre bir tacirin ticari defterlerini saklama süresi 10 yıl olarak düzenlenmiştir. Davacı vekilinin bahsetmiş olduğu 5 yıllık saklama süresi ise VUK'tan kaynaklı olmakla birlikte davacının tacir olması tacir olmasının hüküm ve sonuçlarının TTK'ndan kaynaklanması nedeniyle saklama süresinin 10 yıl olduğu kanaati ile süresinde ticari defterlerin ibraz edilmemiş olduğu kanaati oluşmuştur. 6100 sayılı HMK madde 222'nci maddesi; "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." şeklinde düzenlenmiştir. Yukarıda yer alan maddeden de anlaşılacağı üzere davacı tarafın davaya konu edilen alacağın ticari defter deliline dayanarak ispat edebilmesi için 2 ve 3 nolu fıkralardan da anlaşılacağı üzere öncelikle davacı tarafın kendine ait ticari defterleri usulüne uygun olarak tutmuş olması ve mahkemece ibrazı için belirlenen kesin sürede mahkemeye ibraz edilmiş olması bu durumda da davalı tarafın usulüne uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtlar ile davacı taraf ticari defterlerinde kayıtların birbiri ile uyuşması veya davalı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemiş olması gerektiğinin anlaşıldığı, eldeki dava dosyasında davacı tarafın ticari defterlerini süresinde mahkemeye ibraz etmediği için artık davalı tarafın ticari defterlerini mahkemeye ibraz edip etmemesinin herhangi bir önem arz etmediği, bunun istisnasının ise ilgili maddenin 5. Fırkasında düzenlendiği fakat 5. Fıkradaki istisnanın uygulanabilmesi için ise davacı tarafın delillerini davalı tarafın ticari defterlerine hasretmesi gerektiği, eldeki dava dosyasında davacı tarafın delillerini alacaklı olduğunu iddia ettiği tarafın davalı değil dava dışı taraf olduğu dikkate alındığında da HMK 222/5 hükmünün uygulama olanağının bulunmadığı ispat yükü kendisinde olan davacının davaya konu edilen faturadan kaynaklı dava dışı taraftan alacaklı olduğunun ispat edemediği anlaşılmıştır. Bunun yanında davacı açıkça yemin deliline dayanmışsa yemin delili ancak davanın tarafları arasında uygulanabilecek ispat vasıtaları olduğu dikkate alınarak dava dışı tarafa yemin teklif edip edemeyeceği hususu hatırlatılmamıştır. Neticeten; Tüzel kişilik perdesinin aralanmasını talep eden davalı alacaklının, dava dışı firmadan alacaklı olup olmadığını ispata elverişli delillerle ispat edememiş olmaması, davanın tarafı olmayan dava dışı firma bakımından yemin, isticvap ve HMK 222/5 hükümlerinin uygulanamayacak olması nazara alınarak davalı alacaklının öncelikli olarak dava dışı firmadan alacağının varlığını ispat edememiş olması nedeni ile davacı borçlunun dava konusu icra takibinden dolayı borçlu olmadığı kanaati hasıl olmuştur. Tüm dosya kapsamı alınan denetime elverişli bilirkişi raporu, taraf beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın KABULÜ ile; Davacının Gaziantep İcra Dairesi'nin 2021/127608 Esas sayılı dosyasında takibe konu alacaktan dolayı BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, 2-Şartlar oluşmadığından kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 30.209,16 TL üzerinden alınması gereken ‭2.063,58 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 515,90 TL peşi harcın mahsubu ile bakiye ‭‭1.547,68‬ TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 4-Davacı tarafından yatırılan 515,90 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen ‭‭336,5‬0 TL posta, tebligat ve bilirkişi ücretinden oranlama yapılmaksızın oluşan yargılama gideri, 80,70 TL başvurma harcı olmak üzere toplam ‭‭417,2‬0 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 8-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi.14/06/2023

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2005/8774, K. 2015/6994, T. 14.11.2016, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2005-8774-e-2015-6994-k-4db767fa4969