İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 1945/20 E. 2005/42 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 1945/20
- Karar No
- 2005/42
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO:2022/41 Esas KARAR NO:2025/93 DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:13/12/2021 KARAR TARİHİ:12/02/2025 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 31/01/2020 tarihinde ... İnş. Yatırım Ltd.Şti' nin paylarının devri hususunda imzalanan protokol gereği şirketin % 70 oranındaki payının davalıya devrenin kararlaştırıldığını ve devir bedeli olarak sözleşmenin 4. Maddesi ile toplam 2.270.000 TL bedel öngörüldüğünü, .... Noterliğinin 19.02.2020 tarih ve ... yevmiye sayılı "Limited Şirket Pay Devri" sözleşmesi ile şirket hisselerinin % 70'e denk gelen kısmın davalıya devredilerek tastik ettirilerek ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, müvekkilinin sözleşme uyarınca pay devir yükümlülüğünü yerine getirmiş olmasına rağmen davalı sözleşme uyarınca kararlaştırılan pay devir bedelini ödemediğini, anlaşma sağlanamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulü ile şimdilik 120.000 TL alacağın hisse devir tarihi olan 19.02.2020 ve sözleşmeye göre müteakip vadelerden itibaren TCMB avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekilinin sunduğu cevap dilekçesinden özetle; huzurdaki davanın görevsizlik sebebiyle reddinin gerektiğini, davanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde ikame edilmesi gerektiğini, davacı tarafından sunulan sözde pay devir sözleşmesi üzerinde tüm taraflarca mutabakat sağlanmadığını sözleşmeye noter nezdinde onanarak geçerlilik kazanmadığını, bu nedenle davacının, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak hak iddia etmesinin mümkün olmadığını davacı ve müvekkil arasında, davacının dayanak gösterdiği 31.01.2020 tarihli sözleşmeden sonra, 19.02.2020 tarihinde imzalanan noter onaylı limited şirket pay devri sözleşmesi, tarafların gerçek ve müşterek iradesini yansıtmakta olup bu sözleşmeye konu olan devir bedeli müvekkili tarafından ödenerek pay devri gerçekleştiğini, Bu noktada davacının bizzat kendisi de bu değişikliğe noter huzurunda onay verdiği halde, tarafların gerçek iradesini yansıtmayan geçmiş tarihli sözleşmeye dayanarak hak talebinde bulunması bu yönden de haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkili tarafından şirket pay devir bedeli olan 350.000- tl'den fazla ödenen, bu anlamda borçlanılmamış edimin ifası niteliğini haiz olan 450.000- tl'nin iadesinin gerektiğini, 31.01.2020 tarihli sözleşme ile Müvekkil'in ödemesi kararlaştırılan bedel, davacı tarafın iddia ettiği gibi 2.720.000 TL değil, bu bedelin %70'i olan 1.920.000 TL olduğunu, Davanın görevsizlik nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddini, Aksi durumda haksız ve hukuka aykırı davanın yetkisizlik sebebiyle usulden reddini ve İstanbul Çağlayan Mahkemeleri'ne gönderilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise dava dilekçesi ekinde arabuluculuk son tutanak aslı sunulmadığından davanın usulden reddini, Aksi takdirde haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddini, Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yüklenilmesini, talep etmişlerdir. DELİLLER: .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...sayılı, 20/12/021 tarihli yetkisizlik kararı ile mahkememize tevzi edilen işbu dava dosyasının mahkememizin yukarıda belirtilen sırasına kaydı yapılmıştır. İstanbul CBS'na yazılan müzekkere cevapları mahkememiz dosyası arasına alınmıştır. Davaya konu adi yazılı pay devri sözleşmesi, resmi şekilde yapılmış pay devri sözleşmesi, ihtarnameler ve ödeme dekontları dosyamız arasına alınmıştır. İlgili bilirkişi raporları ve tanık beyanları mahkememiz dosyası arasına alınmıştır. Mahkememiz 4. Celsesindeki Davacı Tanığı ... beyanında; "...Ben 2006 yılından beri davacının yanında SGK'lı olarak şoförlüğünü yaparım, tanıklık yapacağım hususa ilişkin konuyu biliyorum, sözleşmenin imzalandığı sırada ... beyin yanında bulunuyordum, ancak sözleşmedeki bedellerin davacıya ödenmediğini biliyorum, bedelin kaç TL olduğunu bilmiyorum, sözleşmeyi imzalayan kişinin ... bey ve ... Hanım olduğunu biliyorum.." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkememiz 7.Celsesinde Davacı Tanığı ... beyanında :"....Ben, davalı ... beylerin aile şoförüyüm, benim bu olaya ilişkin bilgim şu şekildedir; ... ... Ltd. Şti.'nin devrine ilişkin taraflar arasında sanırım bir anlaşma olmuş, anlaşma yapılırken orada değildim, benim görgüm ve bilgim duyuma dayalıdır, ... beyden noterden sözleşme yapıldığını duydum, ne kadar bedel karşılığında anlaşıldığını da bilmiyorum, hatırladığım kadarıyla ... ... şubesinde ... bey davacı ... ile buluştu, çünkü bu görüşmeye onu ben götürdüm, ben şube önünde bekledim, ... beyin oraya davacıya ödeme yapmak için gittiğini biliyorum, davacı çıkışta elinde siyah bir çanta taşıyordu, ancak içinde ne olduğunu bilmiyorum..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bilirkişiler Mali Müşavir ... ve Huhukçu Bilirkişi ... tarafından hazırlanan 02/07/2024 tarihli bilirkişi heyet raporundan özetle;”….Heyetimizce yukarıda açıklanan nedenlerle, TBK. 12./2 ve TTK m. 595/1 uyarınca 31.01.2020 tarihli adi yazılı sözleşmeye dayanarak davacının alacağı bulunmadığının kabulü Sayın Mahkeme'nin takdirindedir….” Şeklinde görüş bildirmişlerdir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizde görülmekte olan dava; taraflar arasındaki limited şirket hisselerinin devri nedeniyle düzenlenen protokol gereği hisse bedellerinin davalıdan tahsili isteminden ibarettir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/011-2905 Esas 2021/1214 Karar no'lu kararında " 14. Dava ve şirket hisse devir sözleşmesinin yapıldığı tarih itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın limited şirketlerde hisse devrine ilişkin düzenleme içeren 520. maddesi; “Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartiyle hüküm ifade eder. Devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az dörtte üçüne sahip olması şarttır. Ortağın koymayı taahhüt ettiği sermaye ayın ise, payını şirketin kuruluşunu takip eden üç yıl içinde başkasına devredemez. Şirket mukavelesi payların devrini yasak edebileceği gibi yukarıki fıkralarda derpiş edilenlerden daha ağır şartlara da bağlı tutabilir. Payın devri veya devir vadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez.” hükmünü içermektedir. Bu amir hükme göre limited şirket hisse devir sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onaylanmış olması, niteliği itibariyle bir geçerlilik şartı olup anılan şekilde gerçekleştirilmeyen hisse devir sözleşmesi taraflar arasında hüküm ifade etmez. Bu kapsamda akdedilecek limited şirket hisse devir sözleşmesi 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) ilkelerine göre devredilen sermaye hisse miktarı, devreden ve devralan taraf ile kararlaştırılmışsa devir bedelinin belirtilmesi gerekir. 15. Limited şirket hisse devir sözleşmesinde taraflar arasında bir bedel kararlaştırılması hâlinde bu bedel resmî şekilde akdedilecek sözleşmede doğru olarak gösterilmelidir. Bir hisse devir sözleşmesindeki gerçek satış bedelinin resmi senette daha düşük veya daha yüksek gösterilmiş olması; böylece satış bedelinin doğru gösterilmemesi hâlinde hangi bedelin dikkate alınacağı önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada gerçek bedel resmî evraka yansıtılmamış olmakla, bu özelliği itibariyle, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde de muvazaa hükümlerinden faydalanılması gereklidir. 16. Bilindiği üzere, bir sözleşmenin taraflarının, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek durumu gizleyerek, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına muvazaa; bu şekilde yapılan işlemlere de, muvazaalı işlemler adı verilir (HGK’nın 09.02.2005 tarihli ve 2005/1-19 E., 2005/42 K. ile 16.6.2010 tarihli ve 2010/1-281 E., 2010/323 K. sayılı kararları). Muvazaada, daima görünüşte var olan, ancak taraflarca gerçekte asla istenmeyen, salt üçüncü kişilere yanlış kanaat verip onları aldatmak amacıyla yapılmış bir hukukî işlem ile bu işlemin aralarında geçerli olmadığına ilişkin bir muvazaa anlaşması mevcuttur. Bazı durumlarda, bu ikisine ek olarak, tarafların gerçek iradelerine uygun olan, ancak, çeşitli nedenlerle görünen işlemin arkasına sakladıkları bir gizli işlem daha bulunur. Taraflar arasında bir gizli işlemin bulunup bulunmadığına göre bakılarak, muvazaanın iki türünden söz edilir. 17. Tarafların, kendi aralarında geçerli herhangi bir hukukî işlem yapmak istemedikleri hâlde, salt üçüncü kişilere, aralarında bir hukukî işlem varmış gibi görünmek için işlem yapmaları hâlinde mutlak (basit) muvazaa söz konusu olur. Buna karşılık nispi (mevsuf) muvazaada, taraflar arasında gerçek iradelerine uygun bir hukukî işlem bulunmakla birlikte bu işlem, kendi iradelerine uymayan, dışa karşı yapılmış bir başka hukukî işlemle gizlenir. Bu muvazaa türü; bir sözleşmenin niteliğinde, taraflarının şahsında, konusunda ve koşullarında söz konusu olabilir. 18. Bir sözleşmenin konusunda ve koşullarında muvazaa hâlinde, görünüşteki hukukî işlem tarafların gerçek iradelerine uygundur. Ancak, görünüşteki işlemin bazı şartları ve konusunun belli bir bölümü, aralarındaki gizli işlemden farklı düzenlenmiştir. Bu muvazaa da taraflar görünüşteki sözleşmenin bazı koşullarını değiştirirken sözleşmenin tamamı, yani niteliği değil, bazı koşulları gizli sözleşmeye uymaz. Açıklandığı üzere taraflar görünüşteki sözleşmeyi yapmayı ciddi olarak istemekte ve niteliğinde de anlaşmaktadırlar. Ancak burada bedel, gerçek bedelden az veya fazla gösterilmektedir. Yani görünüşteki sözleşmenin sadece bedeli değiştirilmektedir. Muvazaa, sözleşmesinin tamamında değil bir unsurundadır (Özkaya, Eraslan: İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2011, s. 173). 19. Muvazaa sözleşmesinde şekil koşulu aranmaz. Yazılı veya sözlü yapılabilir. Görünüşteki sözleşme şekle bağlı olsa dahi muvazaa sözleşmesinin yazılı veya resmî şekilde yapılması gerekmez. Görünüşteki sözleşmenin şekle bağlı olması hâlinde muvazaanın yazılı delil ile ispat edilmesi kuralı muvazaa sözleşmesinin yazılı olmasının geçerliliği için değil ispat edilebilmesi için aranan bir kuraldır. Bu bağlamda görünüşteki yazılı bir sözleşmenin aksini iddia eden tarafın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 200 ve BK’nın 13. maddeleri uyarınca iddiasını yazılı delil ile ispat etmesi zorunludur. Muvazaa sözleşmesi görünüşteki sözleşmeyi değiştirdiğine veya hükümsüz kıldığına göre ispat gücü kazanabilmesi için yazılı olması değinilen kanunların açık hükümleri gereğidir (YİBK’nın 05.02.1947 tarihli ve 1945/20 E.,1947/6 K. sayılı kararı). 20. Bununla birlikte HMK’nın 202. maddesi uyarınca yazılı belgeyle (senetle) ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilecek olup delil başlangıcı; iddia konusu hukukî işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukukî işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda resmî şekilde akdedilmesi yasal zorunluluk olarak belirlenen bir sözleşmeye ilişkin bedelde muvazaa iddiası, kural olarak yazılı delille ispatlanabilir ise de; bedelde muvazaaya ilişkin iddianın tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgenin bulunması durumunda tanıkla ispat mümkündür. 21. Uyuşmazlık ile ilgili olarak değinilmesi gereken hususlardan biri olan borç ikrarına ilişkin olarak hüküm içeren BK’nın 17. maddesine göre, borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı geçerlidir. Her alacak hakkının varlığı, bunu sağlayan bir hukuk ilişkisine ve bunun sebebine dayanır. Bu sebep, alacak hakkının doğumunu, hukukça ödenmesi gerekli bir hakkın var olduğunu sağlayan bir olay veya tek taraflı ya da karşılıklı bir irade açıklamasını veya bu yol ile iki iradenin uygun olarak birleşmesiyle meydana gelir. Oysa bu sebebi göstermeden, yalnız borçlu olduğunu açıklayan kişinin, iki taraf arasındaki ilişkinin nedenini göstermeden, bir hakkın veya borcun varlığını, ödeneceği iradesini açıklamasını kanun yeterli görmüştür. 23. Davacı tarafça hisse devir bedelinin noter onaylı sözleşmede belirtilen bedelden farklı olarak dava konusu senet bedeli kadar olduğuna dair iddiası, niteliği itibariyle bedelde muvazaaya ilişkin olup bu yöndeki iddianın ispatı ancak yazılı delil ile mümkündür. Dolayısıyla limited şirket hisse devir sözleşmesinin resmî şekilde yapılmış ve sözleşmede belirli bedelin gösterilmiş olması, bedelde muvazaaya dair iddianın ileri sürülmesine engel oluşturmayacağı gibi taraflarca muvazaalı şekilde gizlendiği iddia olunan bedele ilişkin anlaşmaya dair ileri sürülen hak iddiası, iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil etmez. Ancak önemle belirtilmelidir ki; resmî şekilde yapılması kanunen zorunlu olan limited şirket hisse devir sözleşmesinde bedelde muvazaa iddiasının yazılı delille ispatına ilişkin koşul, geçerlilik koşulu olmayıp ispata ilişkin bir koşuldur. Bu bağlamda taraflar arasında imzalanan görünürdeki sözleşmenin yapılmasında tarafların iradelerinin, hisse devir sözleşmesi yapma yönünde birbirine uygun olması nedeniyle salt bedele ilişkin gizli anlaşmanın geçerliliği, görünürdeki sözleşmenin geçerlilik şartlarına tabi değildir. 24. Bu kapsamda davacı tarafça limited şirket hisse devir sözleşmesinin bedelindeki muvazaa iddiasına ilişkin dava konusu senedin arka yüzündeki “Şirketin %20 hissesine karşılık verilmiştir.” ibaresine dayanılarak anılan ibarenin davalının eli ürünü olduğu, bu sebeple hisse devir bedelinin 1000TL olmayıp senet bedeli olan 30.000 Euro olduğu iddia edilmiştir. Ancak dava konusu senedin arka yüzündeki ibare altında herhangi bir imza bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan ibarenin davalının eli ürünü olduğunun tespiti durumunda bu ibare; limited şirket hisse devir bedelinin resmî şekilde yapılan sözleşmede gösterilen bedelden ziyade dava konusu senet bedeli kadar olduğuna dair iddiayı tamamen ispata yeterli olmamakla birlikte, söz konusu iddiayı muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse tarafından verilmiş bir belge olarak kabul edilebilir. Başka bir anlatımla dava konusu senet arkasındaki “Şirketin %20 hissesine karşılık verilmiştir.” ibaresinin davalı eli ürünü olduğunun tespiti hâlinde bu belge, şirket hisse devir sözleşmesinin senet bedeli kadar olduğuna dair iddia bakımından bir yazılı delil başlangıcı niteliğindedir. Bu doğrultuda senet arkasındaki ibarenin davalıdan sadır olduğunun belirlenmesi durumunda yazılı delil başlangıcı niteliği kazanacak olan bu belgeye dayanılarak limited şirket hisse devir sözleşmesindeki bedelde muvazaa iddiasının tanıkla ispatı mümkün hâle gelecektir. 25. Bu itibarla mahkemece ilk aşamada, dava konusu senet arkasındaki “Şirketin %20 hissesine karşılık verilmiştir.” şeklindeki ibarenin davalının eli ürünü olup olmadığı belirlenerek, anılan ibarenin davalı eli ürünü olduğunun tespiti hâlinde bu ibarenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge olarak kabulüyle limited şirket hisse devir sözleşmesindeki bedelde muvazaa iddiasının tanıkla ispatının mümkün hâle geleceği göz önüne alınarak senet arkasındaki ibare ve tanıkla yapılacak ispat faaliyeti sonrasında yapılacak değerlendirme sonucu hâsıl olan sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir." şeklinde belirtilmiştir. Huzurdaki dava incelendiğinde uyuşmazlığın; taraflarca imzalanan noter onaylı, 19.02.2020 tarihli ve 500.000 TL bedelli limited şirket hisse devir sözleşmesinin mevcudiyeti karşısında, gerçek devir bedelinin taraflar arasında imzalanan adi yazılı sözleşme bedeli olan 2.720.000 TL kadar olduğuna dair iddianın ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davalının görev itirazı incelendiğinde; uyuşmazlığın limited şirket pay devri bedeline ilişkin olduğu, Türk Ticaret Kanununda düzenlendiği görülmekle mahkememizin görevli olması karşısında itirazın reddine karar vermek gerekmiştir. Taraflar arasında imzalanan 31/01/2020 tarihli sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin konusunun ... İnş. Yatırım Ltd.Şti' nin paylarının devrine ilişkin olduğu, davacının imzalanan protokol gereği şirketin % 70 oranındaki payının davalıya devrinin kararlaştırıldığını ve devir bedeli olarak sözleşmenin 4. Maddesi ile toplam 2.270.000 TL bedel öngörüldüğünü, sözleşmede davacı ve davalı ...'in imzası bulunduğu dava dışı devralan sıfatıyla bulunan ...'nın imzasının bulunmadığı görülmüştür. .... Noterliğinin 19.02.2020 tarih ve ... yevmiye sayılı "Limited Şirket Pay Devri" sözleşmesi incelendiğinde; ... İnş. Yatırım Ltd.Şti şirketinin 5000 paya ayrılmış 500.000 Tl'lik hissesinden 1500 paya karşılık gelen 150.000 TL bedel karşılığında davacının davalıya hisse devri yaptığı ve devrin ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği görülmektedir. Dosyada mevcut ödeme dekontları incelendiğinden davalının 03/02/2020 tarihinde 25.000 TL , 19/02/2020 tarihinde 475.000 TL, 26/03/2020 tarihinde ise 300.000 TL olmak üzere toplam 800.000 TL' yi davacıya gönderdiği görülmektedir. Yukarıda anılan Hukuk Genel Kurul kararı ve dosyada toplanan delillerin bütün olarak değerlendirilmesinde; taraflar arasında ... İnş. Yatırım Ltd.Şti isimli şirketin devri hususunda 31/01/2020 tarihli adi yazılı sözleşme imzalandığı, davalının bu sözleşmedeki imzasını inkar etmediği, savunmasının TBK 595. Maddesi uyarınca resmi şekilde yapılan sözleşmenin esas alınması gerektiğine ilişkin olduğu görülmektedir. Davalı hisse devrine ilişkin adi yazılı sözleşmeyi inkar etmemiş olup akabinde davacıya noter hisse devrinde belirlenen 150.000 TL 'nin çok üzerinde olan 800.000 TL bedeli davacıya göndermiş ve resmi olarak da devir işlemleri tamamlanmış, ticaret sicil gazetesinde hisse devri yayınlanmıştır. Davalı noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesinin esas alınması gerektiğini ileri sürse de artık açıklanan sebeplerle mahkememizce taraflar arasında hisse devir bedelinde muvazaa yapıldığının kabulü gerekmiş ve adi yazılı sözleşme yazılı delil başlangıcı kabul edilerek davacı tanıkları dinlenmiştir. Davalı tanık bildirmediğinden tanıkları dinlenmemiştir. Dinlenen davacı tanıklarının bedele ilişkin bilgilerinin olmadığı ancak davacının bir kısım ödeme almasına rağmen kalan bedeli alamadığını bildiklerini beyan etmişlerdir. Tüm bu hususlar karşısında adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşme ile devir bedeli ve vadeleri gösterildiğinden davalının borç ikrarı karşısında artık tarafların noterde düzenlenen belgede bedelde muvazaa yaptıkları kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkememizce bedel belirleyen 31/01/2020 tarihli sözleşmeye itibar edilerek, davacı alacağının hüküm altına alınmasına karar verilmiş olup davacı yanca davanın ıslahı yoluna gidilmediğinden taleple bağlılık ilkesi gereği 120.000 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Temerrüt tarihi yönünden yapılan incelemede; davacı tarafından keşide edilen .... Noterliğinin 14/05/2020 tarihli ve ... yevmiye no'lu ihtarnamesi davalı egemene 14/05/2020' de tebliğ edilmiş olup 3 günlük muacceliyet süresi verildiğinden temerrüt 18/05/2020'de tarihinde oluşmuştur. Mahkememizce alacağa bu tarih itibariyle avans faizi uygulanması suretiyle hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi açıklandığı üzere; 1-Davacı tarafından açılan davanın KABULÜ İLE, 120.000 TL'nin 18/05/2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili sureti ile davacıya ödenmesine, 2-Kabul edilen dava değeri üzerinden hesaplanan 8.197,20 TL karar-ilam harcından, davacı tarafça peşin yatırılan 2.049,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.147,90 TL karar ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 3-Dava tam kabul ile sonuçlandığından davacı tarafça yapılan 4.946,60 TL yargılama giderinin, davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine 4-Davalı taraf yargılama gideri yapmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya ödenmesine, 6-Dava tam kabul ile sonuçlandığından davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7- Taraflarca yatırılan avansların kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa iadesine, 8- Davacı tarafça peşin yatırılan 2.049,30 TL , başvurma harcı 59,30 TL ve olmak üzere toplam 2.108,60 TL harcın davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, 9-Devletçe karşılanan 1.320 TL arabuluculuk ücretinin, davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, verilen karara ilişkin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere istinaf dilekçesi sunulmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/02/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır