Diğer ·
2026/31 E. 2026/102 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2026/31
- Karar No
- 2026/102
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/31 Esas KARAR NO : 2026/102
DAVA : Haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat DAVA TARİHİ : 07/02/2017 KARAR TARİHİ : 16/09/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin davanın yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkiline ait ve müvekkil tarafından dünya genelinde meşhur hale getirilmiş ... markalı "..." modeli olarak bilinen ayakkabının aynısı denebilecek kadar benzerini ürettiğini, piyasaya sürdüğünü, kendisine ait lüks mağazalarda ve internette satışa başladığını, dava konusu ayakkabının ilk yaratacısının ve meşhur edicisinin müvekkili olması nedeniyle TTK'ya göre de haksız rekabet hükümleri gereğince davalının bu eyleminin haksız rekabet olarak değerlendirilmesini, davalının dürüstlük kuralına aykırı davrandığını ve kötüniyetli olduğunu belirterek, davalı eyleminin haksız rekabet ve dürüstlük kuralına aykırılığının tespitine, önlenmesine, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın davayı ve taleplerini TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde yer alan haksız rekabet hükümlerine dayandırdığını, davada davacının tescilli bir tasarımdan kaynaklanan taleplerinin yer almadığını ve Sınai Mülkiyet Kanunu'ndan kaynaklanan başkaca taleplerinin de bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından satışı yapılan ürünün davacı şirketin ürünü ile benzer olmayıp iltibas yaratmadığını belirterek, davanın Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanında bulunmakta olduğunu ve görevsizlik kararı verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce verilen 08/03/2022 tarih ve ...Esas ...karar sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 18/03/2025 tarih ... esas ...karar sayılı kararı ile itirazın esastan reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08/12/2025 tarih ... esas ...karar sayılı ilamıyla BAM kararı bozulmakla, dosyanın mahkememize gönderilmiş olduğu anlaşıldı. Mahkememizin 08/03/2022 tarih ...Esas...karar sayılı kararı ile ; "...1-Davanın KABULÜ İLE, davalı kullanımlarının, davacıya ait TPMK nezdinde ... numara ile tescilli tasarım hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile, bu tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesine, bu bağlamda tecavüz konusu ürünlerin piyasadan toplatılmasına, internet sitelerinden kaldırılmasına, gümrük alanlarından toplatılmasına, 2-Maddi tazminat talebinin kabulü ile, 46.661,76 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Manevi tazminat talebinin kabulü ile, 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ..." şeklinde karar verilmiş olup, bu karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 18/03/2025 tarih ... Esas ve...karar sayılı kararı ile ; "...Somut uyuşmazlıkta; mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının tescilli tasarım belgesi ile davalının ürünlerinin usulüne uygun karşılaştırmasının yapıldığı, davalı ürünleri ile davacı tasarımının bilgilenmiş tüketici nezdinde benzer olarak algılandıklarının tespit edildiği, tazminat hesabı yönünden alınan raporda ise davacı şirketin defterlerini sunmadığı, SMK 151/2-a maddesine göre hesaplama yapılabilmesi için davacı defterlerini ibrazının gerekli olduğu, mahkemece bu hususa değinilerek BK 50. Maddesine göre maddi tazminata hükmedilmesinin somut dosya durumuna uygun olduğu, tasarıma tecavüz sabit olmakla manevi tazminata hükmedilmesinde de hukuka aykırılık bulunmadığı dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddi gerekmiştir..." şeklinde esastan red kararı verilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.12.2025 tarih ... esas ... karar sayılı kararı ile ; "... Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere dilekçeler teatisinden sonra davalının muvafakatı olmadan iddianın genişletilebilmesi ve değiştirilebilmesi mümkün değildir. Eldeki dosyada iddianın genişletilmesine ve değiştirilmesine davalı tarafın muvafakatı olmadığı gibi davalı vekili davacının bu dilekçesi üzerine verdiği dilekçede ve ön inceleme duruşmasında davacının iddiasını genişletmesine ve değiştirmesine karşı da çıkmıştır. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü 6102 sayılı TTK'nın 54. ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabet ve buna bağlı maddi manevi tazminat talebi açısından bir değerlendirme yapılması gerekirken davacı vekilinin 16.05.2017 tarihli dilekçesi kapsamında da değerlendirme yapılarak bu taleplerin de kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2.Davacının haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, haksız rekabet nedeniyle maddi, manevi tazminat talepleri açısından davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Mahkemece davalının eyleminin haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli tasarımın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'da, 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile davacının tescilli tasarımı var iken ve bu tasarım SMK ile korunmakta iken davacının özel koruma sağlayan bu hükümlere dayanmayarak TTK' da düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayanması mümkün olmayacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı vekili dava dilekçesinde haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve haksız rekabet nedeniyle maddi manevi tazminat taleplerinde bulunmuş olup davacının ihlal edildiğini iddia ettiği tasarım TÜRKPATENT nezdinde tescilli olduğundan ve SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli tasarımın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından ve haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve haksız rekabetten kaynaklı maddi, manevi tazminat istemli davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bu nedenle de kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. " şeklinde bozma kararı verilmiştir. Mahkemece, 16.09.2026 tarihli celsede ilgili bozma ilamına uyularak hüküm kurulmuştur. KANAAT VE GEREKÇE Davacı vekili talebinde, 6102 sayılı TTK'nın 54. ve devamı maddelerine göre haksız rekabetin tespitine, önlenmesine, bu haksız rekabet nedeniyle de davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiş, cevap, cevaba cevap ve 2. cevap dilekçeleri verildikten sonra yani dilekçeler teatisinden sonra 16.05.2017 tarihli dilekçe ile davaya konu ürünün davacı adına tasarım olarak tescilli olduğunu, davalının eyleminin SMK'nın 81. maddesinde düzenlenen tasarım haklarına tecavüz de teşkil ettiğini ileri sürerek dava dilekçesindeki taleplerinin yanında tasarıma tecavüzün tespitine, önlenmesine ve bundan kaynaklı maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Eldeki dosyada iddianın genişletilmesine ve değiştirilmesine davalı tarafın muvafakatı olmadığı gibi davalı vekili davacının bu dilekçesi üzerine verdiği dilekçede ve ön inceleme duruşmasında davacının iddiasını genişletmesine ve değiştirmesine karşı da çıkmıştır. Davacı vekilinin dilekçeler teatisinden sonra davalının muvafakatı olmadan iddiasını genişletilebilmesi ve değiştirilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bozma ilamı doğrultusunda, davacı vekilinin 16.05.2017 tarihli dilekçesi kapsamında değerlendirme yapılmayarak, davacının, tasarıma tecavüzün tespiti, önlenmesine ve bundan kaynaklı maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemlerine gelince, bozma ilamında da değinildiği üzere, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'da, 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile davacının tescilli tasarımı var iken ve bu tasarım SMK ile korunmakta iken davacının özel koruma sağlayan bu hükümlere dayanmayarak TTK' da düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayanması mümkün olmayacaktır. Davacı vekili dava dilekçesinde haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve haksız rekabet nedeniyle maddi manevi tazminat taleplerinde bulunmuş olup davacının ihlal edildiğini iddia ettiği tasarım TÜRKPATENT nezdinde tescilli olduğundan ve SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli tasarımın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından ve haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve haksız rekabetten kaynaklı maddi, manevi tazminat istemli davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere, 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 732,00 TL karar harcından peşin ve tamamlama harcı olarak yatırılan 666,40 TL nin mahsubu ile kalan 65,60 TL bakiye karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen tasarım hakkına tecavüz talepleri yönünden davalı yararına hesap olunan 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen haksız rekabet talepleri yönünden davalı yararına hesap olunan 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat talepleri yönünden davalı yararına hesap olunan 46.661,76-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen manevi tazminat talepleri yönünden davalı yararına hesap olunan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı tarafından yapılan 839,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.16/09/2026
Katip ¸
Hakim ¸