Danıştay · İdari Dava Daireleri Kurulu
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 1999/163 E. 1999/152 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- İdari Dava Daireleri Kurulu
- Esas No
- 1999/163
- Karar No
- 1999/152
- Karar Tarihi
KARAR : ... İli, ... İlçesi ... Belediyesi ile ... Belediyesi arasında ... Belediyesinin mal varlığı, hak alacak, borç ve personelinin paylaşımı konusunda düşülen duraksamayla ilgili istişari düşünce istemine ilişkin Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü'nün 13.10.1999 günlü ve 5021 sayılı yazısı eki İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü'nün 7.10.1999 günlü ve 54308 sayılı yazısı üzerine Birinci Dairece verilen 8.11.1999 günlü ve E:1999/143 K:1999/165 sayılı karar, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 46'ncı maddesinin 1'inci fıkrasının ( e ) bendi uyarınca Danıştay Başkanı tarafından Kurul'a havale edilmekle incelendi. Gereği Görüşülüp Düşünüldü: Danıştay Başkanı Erol Çırakman ile Üye Turgut Candan'ın ""Hukuk kurallarının yönetsel sorunların çözümünde her zaman yeterli olduğu söylenemez, Bu yönetim hukukunun doğal yapısı gereğidir. Bunda, bir yandan yönetsel yapıdaki gelişmeler ve değişikliklerin, diğer yandan da yönetsel yargının yeni ve gelişmekte olan bir hukuk dalı olmasının etkisi bulunduğu da kuşkusuzdur. Bu gibi hallerde benzer bir durum için konmuş olan hukuk kuralından yararlanılarak ""kıyas"" yolu ile boşluk doldurulmaya çalışılır. Mevcut yasal boşlukları, önüne gelen somut uyuşmazlığa ilişkin olarak doldurmak, idare hakiminin de asli görevlerindendir. Yürütme faaliyetinin gerçekleştirilmesi aşamasında da uygulayıcıların, yönetsel bir sorunun çözümünde, yazılı hukuk kurallarının yetersiz kalması durumuyla karşılaşmaları olasıdır. Uygulayıcı olarak, idari faaliyetin yürütülmesinden sorumlu bulunan yöneticiler, söz konusu boşluğu doldurmak suretiyle hizmetin devamlılığını sağlamakla görevlidirler. İdarecilerin önlerine gelen bir konuda, ilgili hukuk kaynaklarının kural içermediğinden bahisle işlem yapmaktan kaçınmaları, yürütme faaliyetinin yerine getirilmemesi ve idari faaliyetin aksaması sonucunu doğurabilir. Böyle bir durumda ise yöneticinin sorumluluğunun gündeme gelmesi mümkündür. ""Başta hakim olmak üzere her hukuk uygulayıcısı önüne gelen bir konuda ilgili hukuk kaynaklan bir hüküm ihtiva etmiyorlar diyerek işlem yapmaktan kaçınamaz. Aksi halde görevini ihmal etmiş, hakkı yerine getirmekten kaçınmış olur."" ( Prof.Dr.Tahsin Bekir Balta - İdare Hukuku Genel Konular-I. Ankara Üniversitesi Basımevi - 1970/72- Sayfa:192 ) Yöneticiler, bu gibi durumlarda yapacakları işlemin isabetli olması açısından, Danıştay'dan istişari düşünce isteminde bulunabilirler. Yürürlükteki yazılı hukuk kuralları çözüm göstermese de, devam eden bir hizmetin varlığı ve bu hizmetin hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesi zorunluluğu karşısında, yönetsel bir soruna çözüm getirmek, yönetimi aydınlatarak yol göstermek, Danıştay'a Anayasa ile verilen ""Danışma görevi""nin bir gereğidir. Bir belediyenin bazı kısımlarının ayrılarak ayrı bir belediye kurulması halinde, önceki belediyenin mal varlığı, hak, alacak, borç ve personelinin yeni kurulan belediye ile paylaşımı konusunda mevzuatta herhangi bir kural bulunmamaktadır. Bu konunun düzenlenmesi gerektiği hususunda da tartışma yoktur. Esasen, Başbakanlık aracılığı ile istişari görüş isteminde bulunan İçişleri Bakanlığı da bu durumu bilmekte, devam eden bir hizmetin hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesi zorunluluğu karşısında istişari düşünce talebinde bulunmaktadır. 3030 sayılı Kanun'un geçici 2'nci maddesinde, büyükşehir belediyesi statüsüne dönüştürülmüş bulunan belediyelerin, ana hizmet bina ve tesisleri ile... her türlü tesis, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz mallar ve bunlara ait hak ve borçların belediye sınırları esas alınmak suretiyle ilçe belediyelerine devredileceği, devir işlemlerinin İçişleri Bakanlığınca tespit edilecek esaslar dahilinde valiliklerce teşekkül ettirilecek komisyonlarca yürütüleceği, bu komisyonlara ilgili belediye başkanları veya temsilcilerinin de görüşleri alınmak suretiyle davet edilebileceği, devir komisyonlarınca yapılacak envanterlerin il idare kurulu kararı ile kesinleşeceği belirtilmiştir. Söz konusu kuralın kıyasen uygulanması sonucu ""bir belediyenin bazı kısımlarının ayrılarak yeni bir belediye kurulması halinde, önceki belediyeye ait mal varlığı, hak, alacak, borç ve personelin yeni kurulan belediye ile paylaşımı"" konusuna çözüm getirilmesi mümkün olduğu gibi, 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun birlik müddetinin bitmesi, birliğin ilgası halinde yapılacak muameleleri düzenleyen 137 nci maddesinin de kıyasen uygulanarak sorunun çözüme kavuşturulması olanaklıdır. ""Belediye Kanununa Bazı Maddeler Eklenmesi, Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi, Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Çeşitli Kanunlarda Mahalli İdarelerle İlgili Değişiklikler Yapılmasına Dair Kanun Teklifi""nin 1 inci maddesinde de 3030 sayılı Yasanın yukarıda değinilen geçici 2 nci maddesi kuralına yer verilmiş bulunması, söz konusu sorunun çözümünde, aynı yöntemin uygulanmasında bir sakınca bulunmadığını göstermeye yeterli sayılmalıdır. Öte yandan, mahkeme kararlarını yerine getirmeyen idarelere karşı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28'inci maddesi uyarınca açılacak tazminat davalarında, zararın tazmini istemiyle idareye yapılan başvurunun tabi olacağı süre konusunda 2577 sayılı Kanunda özel bir düzenleme bulunmaması nedeniyle Danıştay Beşinci Dairesince verilen 15.5.1992 günlü ve E:1988/2911, K:1992/1449 sayılı kararda; 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu'nun 93'üncü maddesinde öngörülen 5 yıllık süre içinde idareye başvurulabileceğinin belirtilmiş olması, Danıştay Dördüncü Dairesince verilen 18.10.1990 günlü ve E:1988/5395. K:1990/2809 sayılı kararda; yargı kararlarının uygulanmasından doğan zararın 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idareden istenebileceğinin vurgulanması, keza Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 18.6.1993 günlü ve E:1992/301, K:1993/74 sayılı kararında; Kanunda açık bir düzenleme bulunmadığına değinildikten sonra Borçlar Kanunu'nun 135 inci maddesinin ikinci fıkrası kuralına ""koşut"" olarak ilama bağlanmış alacaklarda 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinin, ilgililerin idari yargı kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle uğradıkları zararın tazminen ödenmesini 10 yıllık süre içinde idareden istenebileceğinin kabul edilmiş olması, yasal düzenlemenin mevcut olmadığı hallerde Danıştay dairelerince uyuşmazlıkların çözümünde ""kıyas"" yönteminin uygulandığını göstermektedir. Sözü edilen kararlar arasındaki aykırılığın giderilmesi amacıyla alınan 25.12.1997 günlü ve E:1996/2. K:1997/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında, bu konuda içtihat birliğine gidilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmış bulunması, idari uyuşmazlıkların çözümünde ""kıyas"" yönteminin uygulanmasının anılan Kurulca'da kabulü anlamına gelmektedir. Tüm bunlardan ayrı olarak, bir beldenin bazı kısımlarının ayrılarak ayrı bir belde haline gelmesi aşamasında, önceki belediyeye ait mal varlığı, hak, alacak, borç ve personelin yeni kurulan belediye ile paylaşımı esaslarının, yeni belde kurulmasına ilişkin kurul kararlarında yer alması, ileride çıkması olası anlaşmazlıkların önlenmesi açısından da yararlı olabilir"" yolundaki ayrışık görüşlerine karşılık, Daire kararının dayandığı gerekçelerle onanmasına 9.12.1999 gününde oyçokluğuyla karar verildi.