Danıştay · Danıştay
Danıştay 2022/3816 E. 2023/1325 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2022/3816
- Karar No
- 2023/1325
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3816 Karar No : 2023/1325 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- … (mülga …) 2- … Teşkilatı-… VEKİLİ: Huk. Müş. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacıya ait telefonların, Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Başkanlığınca düzenlenen ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı adına onaylanan yazılar ile, başka şahıslara aitmiş gibi (kod ad kullanılarak) gösterilmek suretiyle İstanbul'da bulunan Ağır Ceza Mahkemelerinden alınan kararlar ile dinlenmesi, tespiti, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması kararları nedeniyle "haberleşme ve özel yaşamın gizliliğinin ihlal" edildiği, davalı idarenin ağır hizmet kusuru işlediğinden bahisle, uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00-TL manevi zararın, mahkemece dinleme kararının verildiği 30/10/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Anayasa’nın 20. ve 125. maddeleri ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 4. ve 6. maddelerine atıfta bulunularak, Dosyaya davalı idare tarafından sunulan belgelerin incelenmesinden, davacıya ait … ve … numaralı telefonların 30/10/2008 tarihinden itibaren dinlenilmeye başlanıldığının anlaşıldığı, … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve … sayılı kararının, davacıya ait iki telefon numarasının üç ay süre ile iletişiminin tespiti, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına ilişkin olduğu, söz konusu kararın alınmasında davalı idarece Mahkemeye verilen talep yazısında; “Ülkemiz aleyhinde yürütülen casusluk faaliyetlerinin, devlet sırlarının ifşasının ve bu faaliyetleri yürüten şahısların ileriye dönük stratejilerinin önceden tespiti ve önlenmesi, Devletin bölünmez bütünlüğünün ve kamu düzeninin korunması, halkın can ve mal güvenliğine, terörist faaliyetlere yönelik eylemlerin hazırlık aşamasında deşifre edilebilmesi ve bu tür eylemlerin önlenebilmesi amacıyla, üzerine yönelik başkaca bir kontrol unsuru bulunmayan, casusluk ve uluslar arası terör faaliyeti yürüttüğü şüphesi ile faaliyetleri izlenen yabancı unsurlar ile irtibatlı olduğu istihbar olunan “....” kod adlı kullanıcının” iki adet telefonunun sinyal ve iletişiminin denetlenmesi için talepte bulunulduğunun görüldüğü, Daha sonraki üç taleple de, üç aylık süre uzatımı talebinde bulunulduğu ve … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve … sayılı kararı ile birinci defa üç ay süre ile uzatılmasına, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve … sayılı kararı ile ikinci defa üç ay süre ile uzatılmasına, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve … sayılı kararı ile de üçüncü kez üç ay süre ile uzatılmasına karar verildiği, Davacı hakkında “....” kod adı ile yapılan taleplerden sonra, bu defa yine davacının, 30/10/2008 tarihli dinlenmesi için yapılan talep ile aynı içerikte ancak bu defa davacının ismi “…” olacak şekilde … numaralı telefon için dinleme talebinde bulunulduğu ve … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve … sayılı kararı ile üç ay süreli sinyal ve iletişiminin denetlenmesi için karar verildiği, Davalı idarece, dava konu olaylar ve davacı iddialarına karşılık olarak; davacının saygın bir akademisyen ve yazar olduğu, bu saygınlığı göz önüne alınarak isminin zarar görmemesi ve çalışma yürüten istihbarat elemanları dışında, kimsenin davacı ismini bilmemesi adına, kod adı ile dinleme yapıldığı, ismin gizliliği üzerinde önemle durulduğu ve kod ismin asıl kimliği hakkında, İstanbul MİT birimlerinin dahi bilgilendirilmediği ve araştırmalarının “çok gizli” ibaresi ile yürütüldüğü, istihbari araştırmalarında asli unsurun davacı olmadığı, davacı telefonlarının, bu telefonları davacı kullandığı için değil, davacının bu telefonlarına gelmesi muhtemel casusluk ve istihbari faaliyet içindeki kişilerin izlenmesinin amaçlandığı, burada izlenen kişi davacı olsa bile asli hedefin davacı olmadığı, idarelerinin istihbari dinleme yapmak konusunda yetkili ve sorumlu olduğu, bu sorumluluk kapsamında yapılan dinleme taleplerinde hukuka aykırılık bulunmadığının savunulduğu, Olayda, davacının gerçek ismi yerine gerçekte var olmayan ve ithaf edilen kod isimleri ile dinlenilmesi olgusu açısından değerlendirme yapıldığında; davalı idarece davacının isminin gizlenmesine gerekçe olarak, davacının isminin zarar görmemesi ve çalışma yürüten istihbarat elemanları dışında kimsenin davacı ismini bilmemesi adına gerçek kimliğinin gizlendiğinin belirtildiği, belirtilen gerekçenin, yürütülen faaliyetin istihbari nitelikte olması ve davacının adının zarar görmesinin önüne geçilmesi için çalışmayı yürüten kişi veya kişiler dışında kimsenin davacının dinlenildiğini bilmemesi amaçlarına hizmet ettiği göz önüne alındığında, makul olduğunun anlaşıldığı, Öte yandan, tedbir taleplerinin mahkemelerce özenle incelendiğinin, mevzuata uygun bulunanlara izin verildiği, diğerlerinin ise reddedildiğinin (aksi ispat edilinceye kadar) bir "karine" olarak kabulü gerektiği, daha açık bir anlatımla, eğer mahkeme kendisine gelen dinleme taleplerini kabul etmiş ise idarenin başvuru yönteminin ve gerekçesinin hukuka uygun olduğu, taleplerin reddedilmesi durumunda ise talebinin hukuka aykırı olduğunun söylenebileceği, somut olayda da mahkemelere gelen dinleme taleplerinin kabul edilmiş olmasının, idarenin başvuru yöntemi ve gerekçesinin hukuka uygun olduğunu gösterdiği, 2937 sayılı Kanun'un 4. maddesinde MİT'in görevlerinin sayıldığı, bu görevlerin gerektirdiği hallerde (kural olarak) hakim kararıyla telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinleme yapılabileceği ve sinyal bilgilerinin değerlendirilerek kayda alabileceği, keza bu hükme göre tedbir uygulanacak kişinin kimliğinin, iletişim aracının türünün, kullanılan telefon numaralarının veya iletişim bağlantısına imkan veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türünün, kapsamının ve nedenlerinin belirtilmesinin de zorunlu olduğu, bu zorunluluğun haberleşmenin gizliliğine dair Anayasanın 22. maddesine ve bu konudaki evrensel hukuk ilkelerine dayandırıldığı, nitekim bu tedbirin, ancak bir yargı kararıyla yapılabileceği ya da idari bir kararla başlatılsa bile, yargı merciince icazet verilmedikçe tamamlanmayacağının yasal teminat altına alındığı, dolayısıyla anılan tedbir taleplerinin karşılanıp karşılanmayacağı hususundaki asli yetkinin tedbiri talep eden kuruma (idareye) değil, bu konudaki kararı veren/verecek olan yargı merciinin takdirine bırakıldığı, daha açık bir ifadeyle, kuruluş amacı, yürüttüğü faaliyet ve bu faaliyette kullanacağı yol, yöntem, araç ve gereçleri seçmek, kullanmak ve istihbari faaliyetleri yürütmek bakımından, MİT'in belli imtiyazı olduğu söylenebilirse de, telekomünikasyon araçlarıyla yapılan haberleşmeyi takip etmek ve bu noktada uygulanacak tedbir taleplerine ilişkin son kararın yargı merciine ait olduğu, somut olayda ise, 2937 sayılı Kanun'da tanımlı istihbarata karşı koyma görevi kapsamında yürütülen çalışmalar sırasında, usulüne göre yapılmış bir iletişimin dinlenilmesi talebinin, yine Mahkemelerce herhangi bir hukuki sakınca görülmeyerek karşılanmış olduğu görüldüğünden, bu hususta davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, davacının tazminat talebinin karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 20/03/2019 tarih ve E:2014/5728, K:2019/2292 sayılı kararıyla; 2937 sayılı Kanun'da, 5397 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle, kararda ve yazılı emirde "hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği"nin yer alması gerektiği hükmünün yer aldığı, MİT görevlileri tarafından düzenlenen, mahkemeden dinleme kararı verilmesine ilişkin talep yazılarında, davacının "açık kimliği" yerine "kod adı" kullanılmasının, 2937 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 4. fıkrasına aykırı olduğu, Diğer taraftan, 2937 sayılı Kanun'un 6. maddesine, 5397 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle; kararların, en fazla üç ay için verilebileceği, bu sürenin aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabileceği, ancak, casusluk faaliyetlerinin tespiti ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimin üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebileceği, hükmünün eklendiği, Yasa Koyucunun üzerinde durduğu hususun, normal koşullarda üç defa uzatılıp, ancak casusluk faaliyeti ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde ise müteaddit defa uzatılmaya izin verilmesi hususu olduğu, farklı isimlerle casusluk ve terör faaliyetinin bulunduğuna dair bir tespit olmadan, hükmün her seferinde yeniden ve ilk defa baştan uygulandığı ve her defasında başka bir isimle dinleme talebinde bulunularak maddenin amacından sapıldığı, Konuyla ilgili olarak, davacı tarafından bireysel başvuruda bulunularak, hakkında uygulanan telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi ve kayıt altına alınması tedbiri sonucunda haberleşme özgürlüğü ile özel yaşamın gizliliği ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülerek, manevi tazminat talebinde bulunulması üzerine, Anayasa Mahkemesinin ... tarih ve Başvuru Numarası:... sayılı kararıyla, başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle, "başvurunun kabul edilemez olduğuna" karar verildiği, Aynı şekilde, haberleşme özgürlüğü ile özel yaşamın gizliliği ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği belirtilerek …, ..., ... ve …. tarafından yapılan başvuruda, Anayasa Mahkemesinin … tarih ve Başvuru Numarası: … sayılı kararıyla; 2937 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 4. fıkrasında, kararda veya yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliğinin, iletişim aracının türünün, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını tespite imkan veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türünün, kapsam ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenlerin belirtilmesinin gerekli olduğu, 2937 sayılı Kanun'un 6. maddesi gereğince verilen telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenilmesine dair kararlarda, tedbir uygulanacak kişinin kimliğinin belirtilmesinin kanunen zorunlu olduğu; somut olayda ise, başvurucular hakkında uygulanan dinleme tedbirlerine dayanak teşkil eden talep yazıları ve mahkeme kararlarında, başvurucuların kimlik bilgileri yerine birtakım kod isimlere yer verildiği görüldüğünden, bu hususun 2937 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 4. fıkrasına aykırı olduğu, başvurucuların haberleşmelerinin gizliliğine yönelik müdahalenin kanuni olmadığı ve haberleşme özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verildiği ve mezkur kararda, Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüklerinin ihlal edildiğine, başvurucuların her birine net 3.500,00-TL manevi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin ise reddine karar verildiği, Bu itibarla, Anayasa Mahkemesinin yukarıda sözü edilen kararı ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına ilişkin Dairelerinin 20/03/2019 tarih ve E:2014/5323, K:2019/2291 sayılı kararı da dikkate alınarak, yukarıda özetlenen gerekçeyle, davacının manevi tazminat istemi değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinde, hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin, davalı idarenin kod adı ile dinleme yapmasına izin vermediği, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay tarafından benzer konuda verilen kararlara aykırı olduğu ileri sürülen temyize konu ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idarelerden … Teşkilatı tarafından, temyize konu ısrar kararının usul ve hukuka uygun olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş olup, …tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile temyize konu ısrar kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının ONANMASINA, 3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.