Danıştay · Danıştay

Danıştay 2022/1182 E. 2024/747 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2022/1182
Karar No
2024/747

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1182 Karar No : 2024/747 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Kurulu VEKİLİ : Av.... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2017/5874, K:2021/3767 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ...tarih ve... sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2017/5874, K:2021/3767 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; ... Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinin görüldüğü, Bununla birlikte, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı, Davacının kendi beyanları ve davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversitede örgüte ait yurtta kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı, FETÖ'nün örgütsel amaçlarına ulaşmak için evlilik müessesesi ve aile yaşamı ile ilgili olarak kullandığı yöntemlere ilişkin tespit ve değerlendirmeler yapılarak davacının eşi ile ilgili maddi ve hukuki süreç belirtildikten sonra davacının durumu değerlendirilerek; FETÖ'nün yapısı ve işleyiş kuralları uyarınca evlilik ve aile yaşamına kadar yansıyan faaliyetlerde bulunduğu ve davacının aile birlikteliği içerisinde birlikte yaşadığı eşinin FETÖ silahlı terör örgütü içerisindeki konumu dikkate alındığında, davacının söz konusu örgütün faaliyetlerinden ve eşinin örgüt içerisindeki konumundan haberdar olmamasının, bir yargı mensubu olarak yürüttüğü meslek itibarıyla sahip olduğu nitelikler ve donanım ile hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu durumun, bir yargı mensubu olarak üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan ve bağımsız ve tarafsız "olması" kadar bağımsız ve tarafsız "görünmesi" de gereken davacı açısından bağımsızlık ve tarafsızlığından şüphe edilmesine ve dolayısıyla FETÖ ile irtibat ve iltisakı bulunduğu kanaati oluşmasına yeterli bir delil niteliğinde olduğu belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği, Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, hangi hareketlerinin ve davranışlarının örgüt amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik olduğu, örgüt talimatları kapsamında ne şekilde yarar sağladığı, hangi davranışlarıyla yetki ve nüfuzunu kötüye kullandığı ve hangi davranışının anayasal düzeni ihlal ettiğinin Daire kararında açıklanmadığı; hakkında yürütülen adli soruşturmada beyanları olan tanıkları kendisinin dinlemediği, bu tanıklardan E.K. isimli şahsın beyanına gerekçeli kararda yer verilmediği, tanıkların beyanlarında örgütle iltisakı ve irtibatı olduğuna yönelik bir ibare olmamasına rağmen irtibat ve iltisakı olduğu ve bu örgüt ile süregelen ilişkisi olduğunun kararda belirtildiği, mahkeme huzurunda doğrulanmayan beyanlara itibar edilmesi ve bu beyanların hükme esas alınarak eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği; 2004 yılında FETÖ'ye müzahir dershaneye ve yine 2005-2006 yılında FETÖ'ye müzahir yurtta bir yıl kalmasını ve bu tarihten sonra söz konusu örgüt ile herhangi bir bağlantısı bulunmazken, beyanlarıyla ilgili araştırma yapılmadan, yıllarca süren bir ilişki gibi lanse edilerek, hakkında bu örgüt ile irtibat ve iltisakı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasının hukuka aykırı olduğu; Daire kararı gerekçesinde hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın bu dava için bağlayıcı olmadığı belirtilerek masumiyet karinesinin ihlal edildiği; irtibat ve iltisak adı altında muğlak ifadeler ve soyut genel geçer kavramlarla, sınırı net olarak belirli olmayan kavramlarla, keyfi olarak yorumlanmaya açık ifadelerle hüküm tesis edilmesinin hukuk devleti ilkesi ile idare eylem ve işlemlerinin belirliliği ve öngörülebilirliği ilkesine ve Anayasa'ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu; S.I.'nın kendisinden oy istediği hususunun gerçek dışı olduğu, kaldı ki örgütün ancak kendilerinden olmayan kişilerden oy alarak seçimleri kazanacağı düşünüldüğünde, kendisinden oy istenilmesinin ancak lehine kullanılabilecek bir husus olduğu; M.A.'nın beyanının örgütle bağlantısının olmadığını ortaya koyduğu, bu kişinin kötü niyetle asılsız ihbarda bulunduğu, iddiasını kanıtlar nitelikte bir delil ortaya koyamadığı; OHAL dönemi bitmesine rağmen OHAL döneminde alınan olağanüstü tedbirlerin uygulanmaya devam edildiği, OHAL döneminde işlemin ikame edilmesinin dahi hukuka uyulmadan meslekten çıkarıldığını gösterdiği; savunma hakkının kullandırılmadığı; tesis edilen idari işlemin ve mahkemece verilen kararın hukuk devleti ilkesi, eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, idari işlemde belirlilik, suç ve cezaların geriye yürümezliği, masumiyet karinesi, özel hayata saygı ilkesi gibi gerek Anayasa'da gerekse AİHS'de teminat altına alınan temel hukuk ilkelerine aykırı olduğu; eşinin kovuşturmaya yer olmadığına dair karar almasına rağmen soruşturma geçirmesi nedeniyle hakkında irtibat veya iltisaklı değerlendirmesinin hukuka aykırı olduğu; eşi ile dosyasının aynı tarihte karara bağlanmasına rağmen eşinin dosyasının bu dosyada gerekçe gösterildiği, eşinin de FETÖ'nün terör örgütü olarak tanımlanmasından önce, 1 yıl ikamet amaçlı örgüte müzahir evde kaldığı, Dairece eşinin sanki süregelen bir bağ varmış gibi varsayım üzerinden değerlendirilme yapıldığı ve bu duruma karşı çıkmamasını ve eşinin örgütteki konumunu bilmemesinin mümkün olmadığından bahisle irtibat veya iltisaklı olduğunun varsayıldığı, eşinin örgütle olmayan bağına karşı çıkmasının kendisinden beklenemeyeceği, suçların ve cezaların şahsiliği ilkesinin ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği; idari işlemin tesis edilmesine dayanak gösterilen olayların OHAL KHK'larının yayınlanmasından öncesine dayandığı, dolayısıyla 2004 yılında dershaneye gitme ve yurtta kalma olayının o tarihlerde meslekten çıkarmayı gerektireceğine dair bir kanuni düzenleme bulunmadığı, bu nedenle öngörülebilirlik ve kanunilik ilkesine aykırılık bulunduğu; adil ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilerek karar verildiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının duruşma istemi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yerinde görülmeyerek işin esası incelendi, gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Daire kararında da belirtildiği üzere, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla açılan ceza soruşturması neticesinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği görülmüştür. 667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir. Bu itibarla, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise de, ceza soruşturmasında terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir. Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 16/11/2021 tarih ve E:2017/5874, K:2021/3767 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 01/04/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2022/1182, K. 2024/747, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2022-1182-e-2024-747-k-7e9bdb2fbe18