Danıştay · 4. Daire

Danıştay 4. Daire 2024/871 E. 2024/2191 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
4. Daire
Esas No
2024/871
Karar No
2024/2191

T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/871 Karar No : 2024/2191 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Otomotiv Sanayi Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Birinci Komisyonu'nun 16/07/2020 tarihli ve Başvuru Numarası: 2020/6284 sayılı kararı ile "...mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna" karar verildiğinden bahisle 2577 sayılı Kanunun 10. ve 28. maddelerine istinaden Danıştay Onuncu Dairesinin 13/06/2013 tarih ve E:2009/16015, K:2013/5130 sayılı kararının gereğinin yerine getirilmesi ve uğradığı zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle davalı idareye yapılan 01/09/2020 günlü başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile başvuruya konu miktarın (2.537.804,02-TL) yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen...tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı şirket tarafından, "üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağı"nı düzenleyen anılı Bakanlar Kurulu kararı kısmının iptali istemiyle açılan davada; Danıştay Onuncu Dairesinin 13/06/2013 tarih ve E:2009/16015, K:2013/5130 sayılı kararıyla verilen iptal kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararıyla onandığı, karar düzeltme istemi reddedilerek, davacı şirket vekiline 31/05/2018 tarihinde tebliğ edilmesi sonrasında iptal edilen düzenleme uyarınca fazla ödendiği ileri sürülen 2.538.119,03-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iade edilmesi istemiyle 27/07/2018 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 05/11/2018 tarihinde Danıştay Onuncu Dairesinin 2018/4945 esasına kayden açılan davada, 13/02/2019 tarih ve K:2019/1217 sayılı karar ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği, söz konusu kararın temyiz istemi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 30/10/2019 tarihli ve E:2019/1907, K:2019/4863 sayılı kararı ile kesin olarak onanmasına karar verilmesi sonrasında Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi Birinci Komisyonu'nun 16/07/2020 tarihli 2020/6284 Başvuru Numaralı kararında; "Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmesinin zorunlu olduğu mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ise "başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez" olduğuna karar verilmesi üzerine, davacı vekili tarafından, "İYUK m.10 ve m.28'e istinaden Danıştay Onuncu Dairesinin 13/06/2013 tarih ve E:2009/16015, K:2013/5130 sayılı kararının gereğinin yerine getirilmesi ve davacı şirketin uğradığı zararın ödenmesi istemiyle 01/09/2020 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmeyerek zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile başvuruya konu tutarın kanuni faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı olayda, 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, Anayasal ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerektiğinden, başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiş olmasına istinaden, davacının, öncelikle zarara neden olduğunu ileri sürdüğü Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle iş bu davanın açıldığı, dava konusu olayda, anılan Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davayla birlikte tam yargı davası açılmadığı gibi iptal davasının konusunun belli bir miktar paranın ödenmesini de gerektirmediği, Danıştay tarafından söz konusu Bakanlar Kurulu kararının iptal edilmesi ve kararın kanun yolu aşamalarından geçerek kesinleşmesi üzerine bakılan davanın açıldığı, bu haliyle davanın, 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca iptal davası üzerine açılan tam yargı davası mahiyetinde olduğunun tartışmasız olduğu, dolayısıyla dava açma süresi ve yöntemine ilişkin olarak 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinin emredici hükmü göz ardı edilerek 2577 sayılı Kanun 10. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından, Danıştay Onuncu Dairesinin 13/02/2019 tarihli ve E:2018/4945, K:2019/1217 sayılı davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin kesinleşmiş kararında da belirtildiği üzere en geç 28/09/2018 tarihinde dava açılması gerekirken bu tarihten çok sonra 17/12/2020 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın, 2577 sayılı Kanun'un 15/1-b bendi uyarınca süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı vekili tarafından, dava konusu uyuşmazlığın Mahkemece hatalı değerlendirilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 12. maddesine göre yorumlanıp karar verildiği, oysa başvurularının Danıştay tarafından iptal edilen Bakanlar Kurulu kararı kısmına dayanılarak davacıdan alınan bandrol ücretinin mülkiyet hakkına müdahale olması nedeniyle devam eden hak ihlalinin giderilmesi için idareye her zaman başvurulabileceğinden anılan Kanunun 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği çünkü davacının uğradığı zararın doğrudan Danıştayca iptal edilen düzenleyici işlemden değil, buna dayanılarak tesis edilen bireysel işlem olan bandrol ücretinin tahsil edilmesinden kaynaklandığı, verilen kararın adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurduğu ileri sürülerek kaldırılması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı İdare tarafından dava konusu başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru olmadığı, davacınn uğradığını iddia ettiği zararın 2009 ve 2010 yıllarında tesis edilen her bir bandrol ücreti kesintisi işlemlerinden kaynaklandığı ancak bu bireysel işlemlere ayrı ayrı dava açmadığı, ödemeleri dolayısıyla düzenleyici işlem niteliğindeki Bakanlar Kurulu Kararından kaynaklandığını iddia ettiği zararının toplamını söz konusu düzenleyici işlemin iptaline dayandırdığı, öte yandan Anayasa Mahkemesince mülkiyet hakkı yönünden başvurusunun da mevcut idari ve yargısal yolların tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verildiği, İdari Yargılama Usulü Kanunun 10. maddesi, idari davaya konu edilebilecek bir işlem bulunmaması halinde uygulanabilecek idareyi ilk defa işlem tesis etmesi için yapılan bir başvuru olduğu, söz konusu maddenin idarece yapılan bir işlem bulunup da bu işleme karşı dava açma süresi geçtikten sonra söz konusu süreyi canlandırmanın aracı olarak kullanılmasının mümkün olmadığı, aksi yorumla süreye ilişkin kanun maddesi ihdasının anlamı kalmayacağı, ayrıca aynı Kanunun 28. maddesi uyarınca iptal edilen Bakanlar Kurulu Kararı kısmının kendiliğinden ortadan kalktığı ve kararın uygulanmasına yönelik yapılacak başka bir hususun bulunmadığı belirtilerek, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin reddine, 2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de İdare Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 27/03/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X) KARŞI OY : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir." hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun uyuşmazlık tarihinde yürürlükte olan hâliyle 10. maddesinde, ''İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirket tarafından, "üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını" düzenleyen Bakanlar Kurulu kararı kısmının iptali istemiyle açılan davada; Danıştay Onuncu Dairesince verilen iptal kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararıyla onandığı, karar düzeltme istemi de reddedilerek, davacı şirket vekiline 31/05/2018 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine fazladan ödendiği ileri sürülen 2.538.119,03-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iade edilmesi istemiyle 27/07/2018 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 05/11/2018 tarihinde Danıştay Onuncu Dairesinin 2018/4945 Esasında açılan davada verilen davanın süre aşımı nedeniyle reddine dair kararın temyiz istemi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nca kesin olarak onanmasına karar verilmesi sonrasında Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi Birinci Komisyonu'nun 16/07/2020 tarihli 2020/6284 Başvuru Numaralı kararı ile, başvurusunun başvuru yolları tüketilmediğinden kabul edilemez olduğuna karar verilmesi üzerine, davacı vekili tarafından, "İYUK m.10 ve m. 28'e istinaden Danıştay Onuncu Dairesinin söz konusu Bakanlar Kuru Kararı kısmının iptaline yönelik 13/06/2013 tarih ve E:2009/16015, K:2013/5130 sayılı kararının gereğinin yerine getirilmesi ve davacı şirketin uğradığı zararın ödenmesi istemiyle 01/09/2020 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmeyerek zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile başvuruya konu tutarın kanuni faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bandrol ücretinin %0,8 olarak belirlenmesine ilişkin düzenleyici işleme karşı açılan davada verilen iptal kararı ile, daha önce bu ücreti %0,8 olarak ödeyen ilgililer yönünden fazladan ödenen ücretin iadesi talebi için idareye başvuru hakkı doğduğu, genel düzenleyici işlemin iptal edilmesi nedeniyle oluşan hukuki duruma göre diğer ilgililer gibi davacının da 10. madde kapsamında idareye her zaman başvuru hakkının bulunduğu, bir başka ifade ile, davacının da söz konusu iptal kararının sonucu olarak, daha önce ödemek zorunda kaldığı bandrol ücretlerinden dolayı hak kaybına uğradığından bahisle davalı İdareye 2577 sayılı İYUK 10. maddesi kapsamında her zaman başvurma imkanının bulunduğu, olayda, düzenleyici işlemin iptali üzerine oluşan hukuki duruma göre 10. madde kapsamında yapılan iade talebinin reddine ilişkin yeni bir işlem tesis edildiğinden, bu yeni işleme karşı süresi içerisinde dava açıldığı kaldı ki, Borçlar Kanunu'nun anılan maddesinde düzenlenen 10 yıllık genel alacak zamanaşımı süresinin de dolmadığı göz önünde bulundurulduğunda, belirtilen gerekçe ile verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz ONAMA kararına katılmıyorum.

Atıf: Danıştay 4. Daire, E. 2024/871, K. 2024/2191, www.arakarar.com/karar/danistay-4-daire-2024-871-e-2024-2191-k-a1f4001dddcf